imanilmihali.com
hidayet

HİDAYET

HİDAYET

Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.(Ahzab 33/35)

HİDAYET

Sözlükte “yol göstermek, doğru yola iletmek ve gerçeğe ulaştırmak” anlamına gelen hidâyet, Allâh’ın kitap ve peygamberleri vasıtasıyla insanlara doğru yolu göstermesi ve onları bu yola ulaştırması demektir. Allâh kendisini bu vasfından dolayı hâdî olarak nitelendirmiştir. Kelâm ilminde hidâyet kavramı, daha çok kulların fiilleri açısından değerlendirilmiştir. Selef âlimleri hidâyet için, Allah’ın peygamber ve kitap göndermesini yeterli görmekle beraber, asıl hidâyeti, kulun gerçeğe ulaşmasını sağlayan ilâhî irade, kulu hidâyete muvaffak kılması ve ilhamı kalbinde yaratıp hayrı kolaylaştırması olarak açıklamışlardır. Eş’arî âlimler hidâyeti, Allâh’ın doğru yolu gösterip ona ulaştırması; îmânı müminlerin kalbinde yaratılması olarak izah etmişlerdir. Mâturidî bilginleri ise, hidâyetin “doğru yolu gösterip açıklama” ve “ona ulaştırma” olmak üzere iki anlama geldiğini benimsemişler ve ilkine hidâyet-i mûsile, ikincisine de hidâyet-i gayr-i mûsile, adını vermişlerdir. Mu’tezilî alimler Ehl-i Sünnet bilginlerinin hidâyeti “îmân” manasına anlayıp Allah tarafından kulda yaratıldığını kabul etmelerini irade hürriyetine, ceza ve mükafat anlayışına aykırı bulmuşlardır. Çünkü onlara göre, kul iradesinde hür olmalıdır.(DİB)

Allah Teâlâ’nın hidayeti, özellikleri itibariyle sayılması ve hesaplanması mümkün olmadığı gibi çeşitleri itibariyle de öyledir. Bununla beraber ilgili cinsleriyle tek başına düşünülebilir:

1- Manevi ve maddî kuvveti bereketlendirmek ki insanın işlerini düzeltmeye sebep olan dış ve iç duygularını, akıl ve irade gücünü ve hatta tabiî ve hayvanî kuvvetlerini ihsan etmek ve devam ettirmek, iradeler ile maksatlarını uygun düşürmek, başarılı olmasını sağlamak gibi.

2- Hak ile batılı, iyilik ile fenalığı birbirinden ayıran delilleri ortaya koymaktır ki “Semûd’a gelince; Biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü hidayete tercih ettiler.” (Fussilet, 41/17), “Biz ona hayır ve şerri, her iki yolu da göstermedik mi?” (Beled, 90/10) âyetlerindeki hidayet bu cinstendir.

3- Peygamberler göndermek ve kitaplar indirmek ki “Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık.” (Enbiyâ Sûresi, 21/73) ilahî sözünde hidayetten maksat bu olduğu gibi, “Şüphesiz ki bu Kur’ân, insanları en doğru yola götürür.” (İsrâ, 17/9) âyetinde de böyledir.

4- Vahiy veya ilham veya doğru çıkan rüyalar gibi olağanüstü yollarla kalblere sırları keşfedivermek ve eşyayı gerçekte oldukları gibi gösterivermektir ki buna özel hidayet denilir. Çünkü bilhassa peygamberler ve velilerde meydana gelir. Bunun için genel olarak bunun yolları, olağanüstü yollardır. Bununla beraber herkesin az da olsa bundan payları yok değildir. Şu kadar ki kesin bilgi derecesine yükselemez. Bunlar subjektif, objektif, tekvinî ve tenzilî olarak da özetlenebilir. Kur’ân’da hidayet kelimesi kullanıldığı zaman, bunlardan hangisinin kasdolunabileceğini yerine göre anlamak gerekir.

Hidayet, ikinci nesnesine bazen (ilâ) ile bazen de burada olduğu gibi bizzat kendisi geçişli olur. Bunu geçişlilik edatının düşürülmesi ile hazf ve isâl (cer edatını düşürme ve fiili nesneye ulaştırma) diye ifade edilen geçişlilik şekli cinsinden sayanlar da vardır ki bu durumda aslı veya demek olur. Bunun geçişsizi ve dönüşlü fiili ihtida (hidayete ermek)dır.

“Hüdâ” da hem hidayet ve hem ihtida (hidayete ermek) mânâlarına gelir. Hidayete ermenin zıddı sapıklık, bütün kısımlarında hidayetin zıddı da hak dinden iman ve İslâmiyetten saptırmaktır. Sapıklıkta bulunanların hidayet istemesi, hidayetin aslının meydana gelmesini istemek, hidayette bulunanların hidayet istemesi de sebat (kararlı olmak, sözde durmak) veya mertebenin yükselmesini istemek olur. Hâlbuki diyenlerde hidayetin aslı vardır. Lâm-ı ahid ile “senin yolun” izafet tamlamasının mânâsını ifade eder ve doğrudan doğruya “Allah’ın yolu” anlamına gelir. Cins mânâsına gelen ” lâm” ile de henüz özellikleri belli olmamakla beraber genel olarak belirli cinsi bulunan cadde mânâsına gelir ve istiare ile hak yola uygun olur ki, sırat lügatta cadde, ana yol yani işlek büyük yol demek olup aslıdır. Ve cumhurun (çoğunluğun) lügatı budur.

İbn Kesir’den Kunbul ve Yakub’dan Rüveys rivayetlerinde de böyle (sin) ile “es-sirat:” ,”sirat: ” okunur. Fakat “râ’nın kalın okunması ve nın itbak (harf okunurken dilin üst damağa kapanma)ından dolayı “sin” harfinin “sad”a çevirilmesi ile sırat daha akıcı ve daha fasihdir ki, Kureyş’in lehçesi de budur. Ve imamda yani “Hazreti Osman Mushafı”nda böyle yazılmıştır ve Aşere (On Kırâet )den diğer kırâetler de böyledir.

Ancak Hamza kırâetinde “sad”a “za” kokusu verilerek bir işmam yapılır ki bu da Kays lehçesidir. Cadde mânâsına sırat kelimesi Türkçe’de kullanılmaz. Ancak cehennem uçurumlarının üzerinden herkesin geçmeğe mecbur olacağı kıldan ince ve kılıçtan keskin, inişli, yokuşlu ve düzlü bir köprü gibi düşünülen ve zamanımızdaki ifadesi ile (elektrik v.s.yi) taşıyan bir havai hatla anlaşılabilen bir ahiret caddesinin dini ismi olarak bilinir. (EHY)

HİDAYET

Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.(Neml 27/81)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Günahlardan korunma ve kurtulma yolları

Günahlardan korunma ve kurtulma yolları

Günahlardan korunma ve kurtulma yolları Günahlar, emredilenleri ihmal edip yapmamak, yasak ve haram edilenleri yapmakla ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir