Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Hırsızlığın dindeki yeri
imanilmihali.com
Hırsızlığın dindeki yeri

Hırsızlığın dindeki yeri

Hırsızlığın dindeki yeri

Hırsızlık; başkasına veya kamuya ait olanı ya da hak olmayanı izinsiz almak, hakkı olmadan faydalanmak, haksız yere sahiplenmek veya mülkiyete geçirmek demektir. Hırsızlık sadece mal veya eşyada değil aynı zamanda emek, hak, hürriyet, çalışma ve üretim alanında da söz konusudur. Örnek verecek olursak ekmek çalmak da, sınavda kopya çekmek de hırsızlıktır.

Hırsızlık hastalığının Arapça’daki karşılığı ‘Sirkat’tir. Hırsızlık yapan kimseye ‘Sarik’ denir.

Konuya dair en temel ayet Maide suresi 38’nci ayettir.

“Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Maide 5/38)

Yine Peygamberimizin meşhur hadisi şu şekildedir ki kızını dahi kayırmayan rahmet Peygamberinin ikazları kulaklara küpe olmalıdır.

Peygamberimiz döneminde, Mahzumoğulları kabilesine mensup soylu bir kadın hırsızlık yapmış ve suçu sabit olmuş, elinin kesilmesine karar verilmişti. Kadının kabilesinden olan bazı kişiler, kadının elinin kesilmemesi için Peygamberimize müracaat etmeye karar verirler. Ancak doğrudan ona bir şey söylemeye cesaret edemedikleri için, Peygamberimizin çok sevdiği, oğlu gibi gördüğü Zeyd b. Sabit’in oğlu Üsame’yi araya koyarlar. Sevgilinin sevgilisi ünvanına sahip olan Hz. Üsame, durumu peygamberimize arz eder. Olay karşısında Peygamberimizin tavrı çok sert ve nettir:

Sen kötülükleri önlemek üzere Allah’ın koymuş olduğu cezalardan bir cezanın affı hakkında mı benimle konuşuyorsun? Sizden önceki insanları helak eden, ancak, onların içlerinden şerefli ve soylu birisi hırsızlık ettiği zaman onu cezasız bırakmaları, içlerinden fakir ve zayıf biri hırsızlık edince de onun hakkında ceza uygulamaları idi. Vallahî, hırsızlığı sabit olan Mahzum kabilesinden Fatıma değil, kızım Fatıma bile olsa, ayrım yapmaz ve cezasını verirdim!

Sonra da emretti, o kadının eli kesildi. Bunun üzerine, kadın güzelce tevbe etti ve evlendi de. (M. Asım Köksal, İslam Tarihi, VI/477-478)

Hırsızlık zulümdür

Hırsızlık, hakların adil olayan biçimde yer değiştirmesine sebep olan büyük zulümlerdendir ve insan onurunu ayaklar altına alan çok kötü bir davranıştır. Bu yüzden hırsızlık tüm dinlerde, büyük günah ve suç sayılmıştır.

İslâmiyet ise, hırsızlığı kesin bir ifade ile yasaklamıştır. Bu yasak hem ceza hukuku hem iman ve ahlak kaideleri bakımındandır. Çünkü hırsızlık en başta hak ihlalidir ki dinin en değerlisi haklardır. Hırsızlık yapan kişi hem Allah’ın emrini çiğnemiş, hem kul hakkı yemiş, hem de nefsine ve şeytanlara yenik düşmüştür. Zaruret hali makul ise de zorunluluk olmadan yapılan en küçük hırsızlıklar bile cezaya tabidir. Hırsızlık hastalığı denen şey ise iblislerin uydurmasıdır.

Peygamberimizin aldığı bi’atlarda hırsızlık konusunu da araması konunun önemine delildir ki burada kadınlar ön plandaysa da erkekler için de istisna yoktur. (Ama kadınlar çok daha dikkatli olmalıdır)

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mümtehine 60/12)

Hırsızlığın mahiyeti ve zararları

Hırsızlık, büyük günahtır, haramdır.

Hırsızlık, çalışıp alın teri ile kazanma şevkini kırar. Kişinin haram kazanç ile yaşamasını sağlar. Toplumda, güven ve dostluğu zedeler. Bu yüzden, İslam hırsızlığın her çeşidini yasaklamıştır. Hatta dinimiz, çalınan bir mal ve eşyayı bilerek satın almayı da hoş görmemiştir. Peygamberimiz bir hadisinde; ” Kim bildiği hâlde hırsızlık eşyasını satın alırsa onun günahına ve bu işin kötülüğüne ortak olmuş olur.” (Beyhaki S.336) buyurmaktadır.

Hırsızlık, ahlaki yozlaştırma ile yetinmeyen, çalınan maldan beklenen hasılayı da yok eden bir illettir, helal kazanca ihanettir.

Üzerinde kul hakkı olan, buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemek, onunla helalleşmek, ona iyilik ve dua etmekle mükelleftir. Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona dua, istiğfar edip vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, vârisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır.

Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azapları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahipleri ile helalleşmedikçe affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir.

Hadis-i şerifde şöyle buyrulur;

(Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) (Buhari)

(Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, defterinde pek çok namaz, oruç ve zekat sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) (Müslim)

(Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) (Nesai)

Kur’an, hakkı müdafa eder ve insana sadece çalışarak elde ettiğini helal kılar.

“İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm 53/39)

“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin..” (Bakara 2/188)

Kur’an’dan çalmak deyimi ise; ayetlerin manasını hak olmayan vaziyette değiştirmek, meal ve tefsir yoluyla ilahı kelamı hedeflemediği manaya zorlamaktır ki bu hırsızlığın zirvesidir. 

Hırsızlığın cezasının el kesilmesi gibi alçaltıcı ve kalıcı bir ibret olması ise haklara tasallut etmenin vebalinin ne denli büyük olduğuna işarettir. Ayrıca uygulanacak ağır cezada, bu çirkin davranışın başka kimseler tarafından işlenmesinin önüne geçmek için caydırıcı büyük hikmet ve adâlet vardır.

Hırsızlığın yaygınlaşması ve toplumda kabul görmesi ise helak sebebidir. Çünkü hırsızlık, insanın ahlâki olarak alçaldığını gösteren bir davranıştır. Bu ahlâkî alçaklığın işlenmesiyle toplum düzeni de bozulmuş olur. Bu kötü davranışın yayılması sonucu insanlar arasında güven duygusu ortadan kalkıp, yerini güvensizlik ve huzursuzluğa bırakır. Bu da toplumsal huzuru bozar, bozgunculuğa yol açar. Halbuki ölçü ve tartıda hileyi bile yasaklayan İslâm, toplum huzurunu sağlayan şu beş temel şeyi korumayı hedeflemiştir; din, akıl, mal, can ve nesil.

Dinimiz hırsızlığın çirkin günah oluşunu tanıtmakla kalmaz, engellemek adına ahlaki olgunluk telkin eder ve toplumda hırsızlık yapmayı gerektirecek nedenleri ortadan kaldırmaya gayret eder ki infakın asıl maksadı budur. Zenginleşmek yasak değildir diyen servet şımarıkları bu satırları bu yüzden dikkatli okumalıdır.

Çocukların hırsızlığa alet edilmesinin vebali ise elbette aileleredir. Çocukları hırsızlığa zorlamakla, eğitimden geri kalan, maneviyatı zedelenen, ahlaksızlığa alışan, harama dalan, rızkı başka yerlerde arayan çocuğun hakkı da yenmektedir.

Kamudan çalmak ise mahiyet ve miktarı ne olursa olsun büyük günahtır ve helalleşilmesi mümkün olmadığı için hesabı doğrudan ahirete havale edilir ve orada para ile takas söz konusu olmadığı için de helalleşme sevp – günah ile yapılır ki bu acınacak hale düşmektir. Hortumculuk, karaborsacılık, dolandırıcılık, düzenbazlık, ihale yolsuzluğu, rüşvet, zimmete para geçirmek gibi tüm haksız maddi el değiştirmeler bu kapsamdadır.

Hırsızlıkta malından olan kul, hakkından olan Yüce Allah diye düşünülmelidir ki insan hırsızlık yaparak fıtrata aykırı olarak hayvanlar seviyesine düşmektedir.

Hırsızlık illetinden kurtuluş mümkündür

Hırsızlık hastalığından kurtuluş için, kamunun, toplumun ve bu hastalığa yakalanan insanların yapması gerekenler vardır.

İslâm dininin istediği saadet toplumunda, hırsızlık olmadığı için huzur ve güven kurulmakta insanlar rahat bir hayat yaşamaktadırlar.

Kamu ve toplum, özellikle öğretmenler ve aileler, hırsızlığa sebep muhtaçlığı önceden sezip tedbir almalı, potansiyel olarak hırsızlığa düşmesi muhtemel kişileri eğitim ve himaye ile kurtarmalı, geçici sadakalar yerine kalıcı çözümler üretmelidir.

Hırsızlık ve hayasızlık illetine tutulan insanın ise, bunun çok yanlış ve tehlikeli bir kazanç yolu olduğunu düşünmesi, bu işin sonunun olmadığını, mutlak surette bir gün yakayı ele vereceğini, dünyada cezasını göreceğini ve ahirette ise daha büyük cezaların kendisini beklediğini düşünmesi ve tevbe ile imana dönmesi gerekir.

Hırsızlar günümüzde gelişen teknikler ile insanların korkulu rüyası haline gelmiştir. Bu illete yakalananlar topluma kazandırılmalı, bu mümkün olmuyorsa huzur ve güven için en ağır cezalar uygulanmalıdır.

Sonuç;

İizinsiz ve haksız olarak, başkasına veya kamuya ait olan bir şeyi (mal veya para) veya kabiliyeti/menfaati ele geçirmek demek olan hırsızlık, aynı zamanda ehliyetsiz ve liyakatsiz olarak makamlara gelmeyi de kapsar. Çünkü tamamında çalışmadan elde etmek ve hak yemek ve sonuçta haksız/haram kazanç elde etmek vardır.

İslam dinen ve beşeri olarak hukuken hırsızlığı haram etmiş, ağır cezaya muhatap kılmıştır ki İslam alemine düşen huzur ve güveni tesis için hırsızı cezalandırmaktan da önce hırsızlığı doğuran sebepleri ortadan kaldırmaktır.

Hırsızların, her türlü yardım ve teşviğe rağmen hala aynı hataya devam etmesi ise ağır cezalara müstehak olması demektir ki ibretlik vaziyette ellerinin (hırsızlık oranında) kesilmesi dinin emridir. Bunda nüans ve kayırma yoktur.

Hırsızların toplumda makbul olması ve kabul görmesi ise o toplumun külliyen helakine sebeptir. Çalıyor ama çalışıyor gibi bir mantığın dinde yeri yoktur ve kişilerden veya kamudan çalınan bir şey varsa hak, haksız olarak yer değiştirmiş demektir ve o hak asli yerine dönene kadar da topluma huzur yoktur. Bu kabul en başta Allah’a haksızlıktır, riayetsizliktir. 

İşçisinden çalan patron ile vergi kaçıran arasında, ehliyetsiz olduğu halde işe konan ile sınavda kopya çeken arasında, komşusunun bahçesinden malzeme çalan ile raftan elma çalan arasında fark yoktur.

İnşatta betondan ve demirden çalan da, çalma ortamı ve yasaları hazırlayan da, çalmaya göz yuman da, çalıntı olduğu bilinen mal ve hizmetleri satın alanlar da hırsızlığa ortaktır. 

Bilgi ve teknoloji hırsızlığı da, sınavda kopya çekmek de, oy çalmak da, şartnameleri önceden ele geçirmek de, rekabet adaletine aykırı davranmak da, müslümandan veya kafirden çalmak da aynı cümledendir.

Gasp ederek, şiddet kullanarak yapılan hırsızlık daha fenadır ve komşunun evine aykırı yerlerden habersiz girmeyi dahi yasak eden İslam, emekli maaşını yeni almış teyzelerin çantasını kapkaç yoluyla çalanları asla affetmeyecektir.

Kamudan çalmak ise; adı ister hortumculuk, dolandırıcılık, karaborsacılık, tefecilik, kalpazanlık, rüşvetçilik, kayırmacılık, iltimas olsun, ister organize veya müstakil olsun,  ister az veya çok olsun beter illettir. Bu spekülasyonlar, ticari hileler, adil olmayan müdahaleler, baskılar, aldatmalar, kayyumlar eliyle yapılırsa daha da beterdir. Çünkü o kamuya ait görünen hak aslında Hakk’ın ve tüyü bitmemiş yetimlerin hakkıdır.

Hırsızlığın engellenmesi için kalıcı tedbir almak evvela ailelerin, öğretmenlerin, toplumun ve devletin asli vazifesidir. Bu güven ve huzur için şarttır.

Mesele çelik kapılar veya balkon demirleri taktırmak değil, toplumun tüm fertlerini hırsızlık yapmayacak ahlaki ve dini olgunluğa erdirebilmek,hırsızlık yapanlara ağır cezaları yasalaştırmak, caydırmak ve uygulamaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir