Anasayfa / Global siyonizm / Hollywood siyonizmi
imanilmihali.com

Hollywood siyonizmi

Siyonizmin nasıl bir dünya hayal ettiğini, yeni dünya düzeni ile kast edileni ve yeni dünyada bizleri nelerin beklediğini anlayabilmek için bilim kurgu filmi izlemek yeterlidir. Trilyonlarca dolar harcayıp, Hollywood’u kuran siyonist lobileri, yaptıkları filmlerle zihinlere algılar yerleştirmekte ustadır ve bugün tüm dünya o filmlerle yönlendirilmektedir.

Bilhassa bilim kurgu filmleri siyonizmin küresel dünya talimidir. Yapmak istediklerinin fikri hazırlığıdır, yaşayan muhakemedir, sistemli tepki ölçme anketidir, kitleyi hazırlama ve taraftar yapma gayretidir. Logolardan simgelere, isimlerden renklere kadar her alanda algıya çalışanlar, bu filmlerle muazzam bir ortam yaratmaya da muvaffak olmuşlardır. Tüm filmlerde uzaydan gelecek bir tehdit, dünyayı yok etmeye kararlı kainat krallığına bağlı medeni bir uygarlık ve yüksek teknolojiye sahip bir düşman kitle vardır ki … dünyanın kurtuluşu için bir olmak (Tek devlet olmak) ve bir kurtarıcı etrafında birleşmek (küresel dünya hükümeti) esastır. Dış dünyadan gelenler nedense hep kötüdür. (Melekleri kötü olarak işlemek onların tabiatında vardır.) Dünyalılar ise iyidir ve gelen uzaylılar dünyanın kanını emmek için gelmektedir. Uzayda dünyaya çarpmak için gelen devasa göktaşları da ilginçtir. Evvela yörüngesel ilahi nizamın kusurunu ispat eder (!) sonra bir son savaş denen (Armageddon) gemiye binerek kahramanca dünyayı kurtaran insanlar ile kendisini alkışlatır.

Zamanda yolculuklar normal gösterilir, önseziler, ilhamlar, kahinler oradan oraya uçuşur, avatar çizgi filminde olduğu gibi su ve toprak bükücüler, örümcek adamlar, X-man’ler ekranları sarar. Süperman, örümcek adam türü bu filmlerin hedef kitlesi öncelikle çocuklardır ki sanal aleme ve oluşturulan algılara esir edilen çocuklar bu kabullerden ömür boyu kurtulamazlar. Dahası bu şeytancı para babaları beş dolara mal ettikleri çizgi romanları bir dolara zararına satarak algılarını reklam eder, uzak ülkelere kadar ulaştırır ve kimse ucuz oluşunu sorgulamaz. Wonder woman türü süper kahramanın kadın olduğu filmler ise malum dünyayı kurtaran İblisin egemenliğini ve dişicilik sendromunu algılara yerleştirmek için yapılmış filmlerdir. Hafızalarınızı zorlayın ki o filmde dişi bir hatun, Tanrı’yı (Savaş Tanrısı (Ares)) yenmektedir. Tanrı’yı yenebilen bu kadın sizce kimdir?

Şimdi biraz daha yakın plandan bakalım ve uzaylı istilası, salgınlar ile yeni dünya tesisine giden yolun filmlerle nasıl açıldığına bakalım.

İstila Altında (Captive State) isimli filmi izlediyseniz filmin sadece ilk altı dakikasında verilen mesajların bile bugünleri anlattığını fark etmişsinizdir. “Tüm doğu sahillerinde elektrikler kesilmiş durumda, bir sonraki emre kadar insanlara evlerinde kalmaları söylendi, bütün büyük şehirler kuşatma altında, bunun küresel bir istila olduğunu teyit ettik, yok olmaktan kurtulmak için tek yolumuz TESLİM OLMAK, Beyaz Saray silah bırakma şartlarını kabul etti, elektrik şebekesi yeniden çalışıyor, Amerikan ordusu terhis ediliyor, uzaylı güçler kontrolü ele geçirdi, kanun koyucularımız artık onlar, bütün büyük şehirler kanun koyucuların kontrolünde, Chicago (Paris, Pekin vb.) şehrinin etrafına duvar örüldüğü ve sakinlerinin başka bölgelere yerleştirildiği haberleri geliyor, insanlar uzaylıların yaşam ortamlarını inşa etmek için çalıştırılıyor, insanlar uzaylıların doğal yeraltı kaynaklarımızı sömürmelerine yardım ediyor, zenginle fakir arasındaki uçurum hiç bu kadar büyük olmamıştı, polis baskınları yayılıyor, sınır dışı – gezegen dışı edilenler oluyor, frekans bozucular tüm dijital sistemi engelliyor, kapalı bölgelerde (Chicago gibi) türler arası görüşmeler yapılıyor, polis artık bizzat kanun koyucuların emrinde çalışacak, kapalı bölgeye saldırı başlattık, başarmak zorundayız, hayatlarımız buna bağlı, plan başarısız oldu, kapalı bölge zarar görmedi, saldırıyı yapan hücrenin kaderi hala belirsiz, bu son mesajım olacak ‘hedefimiz değişmedi’, “kapalı bölgeye saldır, bir kibrit yak ve savaşı tutuştur…” Senaryoda uzaylılar küreselcileri temsil ediyor ya da nam-ı diğer tapınakçıları, masonları, iblisleri, şeytanileri. Senaryo da küreselcilerle Amerika’nın şimdilik birleşik devletlerinin çatışmasını gösteriyor.

İngiltere’de Brexit oylamasının sonucunun belli olduğu gün (Trump’ın seçildiği başkanlık seçimlerine beş ay kala) gösterime giren “Kurtuluş Günü – Yeni Tehdit” (Independence Day Resurgence) 20 yıl önce uzaylı istilasını konu ederek izlenme rekorları kıran “Bağımsızlık Günü” (Independence Day) filminin devamıdır. Bu devam filminin ilginç sloganına dikkat çekmek gerek; “Yirmi yıldır bugün için hazırlanıyoruz, tıpkı onlar gibi”

Bu yirmi yıl öncesine (1996’yılına) başka bir filmle bakalım. 2016 yılı başlarında gösterime giren “Beşinci Dalga” (Fifth Wave). Bu filmde yine uzaylı istilasını konu alıyor. Filmin afişinde “Beşinci dalgadan sonra hayatta kalabilecek miyiz?” sorusu yer alıyor ve uzaylı istilasının aşamaları, karanlık, yıkım, salgın, istila olarak sıralanıyor. Bu filmde bahsedilen uzaylı istila dalgalarını “küresel baronların” Avrupa Topluluğu AB’nin genişleme süreci ile bağlantıralım;
1. Dalga : karanlık. AB birinci genişleme süreci (İngiltere, İrlanda, Danimarka – 1973)
2. Dalga : Yıkım. AB ikinci genişleme süreci (Yunanistan – 1981)
3. Dalga: Salgın. AB üçüncü genişleme süreci (İspanya, Portekiz – 1986)
4. Dalga: İstila. AB dördüncü genişleme süreci (Avusturya, Finlandiya, İsveç – 1995)
5. Dalga: Hayatta kalabilecek miyiz? AB beşinci genişleme süreci (Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Letonya, Litvanya, Estonya, Malta, Güney Kobrıs – 2004, Romanya , Bulgaristan – 2007)
Filmin bir diğer afiş sloganı ise şöyle; “Karşı Koyacağız” Anlaşılacağı üzere birinci dalgada içeri giren İngiltere’nin Brexit ile çıkmasıyla AB zinciri kopartılmaya çalışılıyor. Aynı dalgaları corona için de tatbik edebilirsiniz.

11 Kasım 2016 tarihinde “Arrival” (Geliş) filmi Trump’ın seçimi kazandığı günün ertesinde tüm dünyada gösterime girdi. Film afişinde yer alan soru şuydu; Neden buradalar? (Dünyanın farklı bölgelerine istilacı gizemli uzaylılar inince elit bir takım dilbilimci bir araya gelir, insanlık global bir savaşın eşliğindeyken zamana karşı yarışarak duruma çare bulmaya çalışmaktadırlar.) Yani Rothschild ailesinin emrindeki Hillary Clinton seçildiği günün ertesinde hiçbir ulusa ırksal ya da dini bağlılıkları olmayan bir çeşit uzaylı da diyebileceğimiz küreselciler dünyanın tepesine tam manasıyla oturmuş olacaklardı. Ama olmadı.

Filmin konusuna gelirsek uzaylıların derdi, dünyada değişik ülkelere yüksek teknolojinin bir parçasını vererek dünya ülkelerini bir araya getirmekmiş. Ülkeler kendi ellerindeki bilgi parçasını diğerleriyle birleştirecek, yüksek teknolojilere ulaşılacak, bir araya gelinecek ve ileride uzaylılara yardım edecekler. Kime karşı? Uzaylıları tehdit edecek bir düşmana karşı. Yani uzaylılar geleceği görebilme yetisine de sahiptirler. Uzaylıların tıpkı şeytan gibi haşa tanrıyı oynamasını bir tarafa bırakırsak, dünya ülkeleri birleşin mesajı çok ilginç. (Birleşin, farklılıklarınızı unutun, yeni dünya düzenini ve tek merkezli dünyayı kurun) Anlaşılan küreselciler dünyanın tepesine inmeyi planlıyorlardı ama Trump’ın gelişi ile sanki yeryüzüne inemeyip havada asılı kaldılar gibi. Film bir o kadar da masonik ve şeytani figür ve sembol içeriyor.

Bahsi geçen uzaylılar konusunda ikna olduysak şimdi de “İstila altında” filmine bakalım. Film dünyanın uzaylılara teslim olmasından 9 sene sonra Chicago’da geçiyor. Amerikan ordusunun terhis edildiği, hükümetin ortadan kaldırıldığı, polisin doğrudan kanun koyucu uzaylılar tarafından yönetildiği bir zamandayız. İnsanlar, Orwell tipi bir polis devletinin oluşturduğu, komünist bir barış düzeninde yaşamaktadır. Herkes çiplenmiştir ve gözetim altındadır. Bölgenin polis müdürü daha önce bombalı eylemle uzaylıların kapalı bölgesine saldıran ama başarılı olamayan direnişçilerden bazılarının hala faal olduğunu düşünmekte ve görünüşte onları yakalamaya çalışmaktadır. Direnişçiler gazeteye verilen ilanlar yoluyla şifreli olarak haberleşmektedir. İlginçtir ki ilanda adı geçen şirket ‘Phoenix Yangın sistemleri’dir. Yani şu bilinen, her yerde karşımıza çıkan “Zümrüdü Anka” kuşu ve firma yangın koruması sağlamaktadır. Uzaylılar yeraltında büyük şehirlerde kendi kapalı alanlarını oluşturmuştur. “Şehir devletler” koduna burada dikkatinizi çekeriz. Paris ve Pekin ekrana özellikle yansıtılmaktadır. Bir kuşak bir yol projesinin yani yeni ipek yolunun iki ucundaki şehirler.

Bu arada hemen Phoenix ya da bilinen adıyla Zümrüdü Anka kuşu ile de ilgili bir bilgi verelim. Feniks (phoenix) eski Mısır kökenli efsanevi ateş kuşunun Batı mitolojisindeki karşılığıdır. İslam sonrası Türk mitolojisinde Zümrüdü Anka veya Simurg’u Anka, daha önceleri de Tuğrul olarak geçmesi gibi birçok milletin efsanelerinde karşılık bulmaktadır. Yunan mitolojisinde Feniks’in Habeş (Etiyopya) diyarında yaşadığına inanılıp bir kartal büyüklüğünde ve çok uzun ömürlü olduğu söylenmektedir. Gözleri yıldızlar gibi parlak olup başında parlak bir sorguç vardır. Boynunun tüyleri yaldızlı, diğer tarafları ise kırmızıdır. Ömrünün sonlanmakta olduğunu anlayınca, kuru dalları zamkla sıvayarak kendine yuva yapar ve üstüne kurulur. Kızgın güneşin yuvayı tutuşturup kendini yakmasının ardından küllerinden bir yumurta meydana gelir ve ondan da yeni bir Feniks çıkar. Bu sebeple Hıristiyanlar Feniks adını verdikleri bu kuş mitini “öldükten sonra tekrar dirilmenin” simgesi sayarak yorumlamışlardır.

2017 yapımı Belko Deneyi filmi, (Belko Experiment) Kolombiya’da kar amacı gütmeyen ve kendisine ait bir binası olan Amerikan menşeli Belko şirketinde tüm camlar, kapılar birdenbire otomatik olarak çelik perdelerle kapanır ve tüm çalışanlar binada hapis kalır. Tıpkı corona günleri gibi. Ardından merkezi anaons sistemi çalışmaya başlar ve otomatik bir ses şunları söyler; ‘Tüm çalışanlar şu anda 80 kişisiniz. Ve 8 saat içinde çoğunuz ölmüş olacaksınız. Hayatta kalma şansınız vereceğim görevi en iyi şekilde yapmanızla orantılıdır. İlk göreviniz 2 kişiyi öldürmek. Nasıl olduğunun önemi yok. Öldürmezseniz biz öldüreceğiz.’ Kimi şirket çalışanları paniğe kapılırken kimileri olayın şaka olduğu zannıyla dalga geçmektedir. Tıpkı İtalyanların corona’yla geçtikleri gibi.

Tabi verilen sürenin dolmasıyla dört kişinin kafası uçtuğunda durumun ciddiyeti anlaşılır. Virüs sonucu insanlar sokak ortasında ölmeye başladığında olduğu gibi … Meğer riskli bir ülkede çalışıyorlar bahanesiyle sigorta şirketi fidye için kaçırılmaları riskine karşılık kafalarına izleme çipi takmalarını şart koşmuş… Tıpkı bugünkü cep telefonları programlarıyla hastaların izlenmesi gibi. Ama bunlar uzaktan patlatılabilen bombalarmış. Durumun ciddiyetini ilk anlayan en tepe yöneticiler olur ve kilitli silah kasasını ele geçirerek silahlanırlar. Hani binlerce CEO’nun corona başlamadan önce istifa edip ortadan kaybolmaları gibi…

Bu kez ikinci anons yapılır ve 30 kişinin öldürülmesi istenir. Yöneticiler ellerinde silahlarla 60 yaş üzerindekileri öldürmek için bir köşeye ayırırken 18 yaş altında çocuğu olanları sağ bırakmak için diğer köşeye ayırırlar. Sonrası kan gölüdür. Sadece bir kişi hayatta kalır. Kapılar açılır ve hayatta kalan son kişi askerler tarafından dışarı çıkartılarak yeni binaya götürülür. Burası şirketin her köşesini kameralarla kaydeden kontrol odasıdır. Deneyin yöneticisi amaçlarını hayatta kalan son kişiye şöyle açıklar; ‘Uluslararası bir organizasyonun parçasıyız. Dünyanın en iyi düşünürlerinden bazıları insan davranışlarını geleneksel anlayışlardan bağımsız olarak çalışması için sosyal bilimcilere izin verilmesi gerektiğine inanıyorlar. Ve inanın bize bu deneylere başladığımızdan beri insan zihni ve davranışları konusunda inanılmaz şeyler öğrendik. Niye mi yapıyoruz? Belki bir gün dünya daha iyi bir şekilde inşa edilebilsin diye. Bilim metod demektir. Biz sadece veri topluyoruz.’

Son sahnede görüntünün uyduya geçmesinden anlıyoruz ki bunun gibi yüzlerce binada da eşzamanlı deneyler yapılmaktadır. Son olarak bir sesin şöyle dediği duyuluyor; Birinci aşama bitti, ikinci aşamaya geçin. Bu yüzlerce binayı, evlere hapsolunmuş yüzlerce ülke olarak düşünün. İkinci aşamaya ömrünüz yeterse!

Avatar gibi filmlerde ise tabiattan beslenen, iri, cesur ve masum yerliler, insanlara karşı zaferler kazanır. Cahil takımı Amerikalılar nihayet bir filmde yenildi diye sevinir ve alkışlarken aslında insanlığı yenen cinleri alkışladığının farkında dahi değildir. Keza, Matrix filminde dünyayı korumakla görevli meleklere karşı savaşan matrix gerillalarını alkışlarız ki bunlar makineyi (kaderi) ve makineyi yapan mühendisi (Yüce Allah’ı) eleştirmekte, makineyi ele geçirmeye çalışarak kaderi yeniden yazmaya çalışanlardır… şeytanlar ve cinlerdir. Total Recall (Gerçeğe Çağrı) filminde tüm insanlık ağır işlerde ve zor şartlarda çalıştırılmakta, çok az sayıdaki zengin kimse (!) refah içinde hayat sürmektedir.

Hollywood, tüm dünyaya nüfus eden, sahiplerinin mesaj ve temennilerini toplumlara enjekte eden, kurulmak istenen sistemlerin alt yapısını hazırlayan ahlaksız ve şeytani eğlence (!) aracıdır. Romantik, macera, dram filmleri de şeytani maksatlara hizmet etmektedir. Bu yüzden sayısız sinema ödülü vardır ve ödül alanlar hep sistemin reklamını yapanlardır. Tıpkı edebiyat ödüllerinde, ses-müzik yarışmalarında olduğu gibi.

Korku ve Kurt adam filmleri genel anlamda ölüm korkusunu yerleştirme aracıdır. Bu filmler ölümsüzlüğü diletmek, gecenin şerrini yüceltmek, sığınma ihtiyacını abartmak, bilinmeyenle korkutmak, reenkarnasyonu benimsetmek, hayvani duyguları sıradanlaştırmak, kurtarıcı dileğini su üstüne çıkartmak, gizli ve yasak şehvetlere aldanışı yüceltmek, kaidelere isyan ettirmek, başkalık isteğini dillendirmek, aldanmayı ister hale getirmek, mutasyonu dinleştirmek, araçlarıdır.

X Man filmleri seçkin ırk temasının ama anlaşılamamanın işlendiği, kurtuluşun onların elinde olduğu mesajlarının yanı sıra aslında EK-1’de savunulan tezin doğruluğuna delil teşkil eder. Yani beniisrail’in aramızda fark edilmeden dolaştığına …

Aşırı müstehcenliği öven, gençleri sınırsız sekse iten, zamanına bağlı olarak savaşı veya karşıtlığını öven, siyasi mesajlar içeren, tarihi gerçekleri değiştiren, dini kıssaları Tevrat yorumuyla sunan (Nuh Tufanı filmi gibi) sektör hayatın tüm alanlarını bu filmlerle algı bombardımanına tutar. Vermek istediği algıların öncesinde filmleştirdiği senaryolara milyon dolarlar harcayarak (2012 filmi gibi) toplumları beklenti içine sokar. Avrupa ve ABD’de doğum oranı artsın diye çekilen Porno filmlerini, teröre imrendirmek için Vandalizm’i sevdiren şiddet içerikli filmleri saymaya gerek bile yoktur.

Bu rüzgar öylesine kuvvetlidir ki arabizm etkisine henüz girmemiş Türkiye’yi arabesk kültürüyle tanıştıran, seksi yorgan altından çıkartan, kaderciliği kader ettiren Yeşilçam’ı doğuran da Hollywood kurucusu şeytanlardır. Ülkeye giren video ithalatları ve el altı CD’ler de aynı gaye iledir.

Şeytanın avukatı (Devil’s advocate) filmi, şeytanın gücünü göstermek ve sevimli kılmak maksatlı film kuşaklarına güzel bir örnektir. Seyredenler hatırlayacaktır kibirle büyüklenen bir avukatın engellenemez yükselişi ardındaki şeytanın, bir zaman sonra onu esir almasına giden hikayesi anlatılır. Şeytan ona akıl almaz servetler sunar, şeytan her şeye muktedirdir. Filmin sonu Hristiyan inancına uygun olarak bitirilir ama oradaki asıl mesaj şeytanın kötülüğün ilahı olduğu mesajını vermektir. Şunu sakın unutmayın; Hollywood filmlerinde alkışladıklarınız kötü, size itici gelenler iyidir!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir