Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Hüccet ve Kudret
imanilmihali.com
Hüccet ve kudret

Hüccet ve Kudret

Hüccet ve Kudret kişi, kuruluş ve toplumların bekasını, refah ve barışını temin etmekte müracat edilen iki husustur ki ikisi bir arada bulunursa beka kalıcı olurken, kudret yokluğa, hüccet ise ilerlemeye sebeptir. Asr-ı Saadet’in tüm cihad ve tohumları hüccet üzeredir ve Kur’an hücceti emreder.

Hüccet ve Kudret

Hüccet akla ve dine dayanan sağlam delil ve ilim, kudret ise kas ve silah gücüne dayalı sayısal çoğunluk ve kuvvettir. Her ikisini bünyesinde barındırabilen kişi veya toplumlar beka sorunu yaşamaz ama bunlardan biri noksan olursa toplum veya kişi ne kadar heybetli olsa da yok olmaya ve unutulmaya mahkumdur.

Osmanlı İmparatorluğu gibi tüm İslam alemi de hücceti terk edeli asırlar olduğu için yok olmuş, silinmiş ve şimdilerdeki Ortadoğu İslam’ı gibi rezil ve acınacak hale gelmiştir.

Hüccetli toplumlar ise askeri güçleri zayıf dahi olsa hayatta kalmayı başarmış ve tarihte var olmaya devam etmiştir ki buna sayısız küçük avrupa devleti, İsrail ve modern çok uluslu şirketler örnek verilebilir.

Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlık mücadelesini kazandıktan hemen sonra Ulu Önder Atatürk’ün izinde büyük bir hüccet atılımı gerçekleştirmiş lakin sonraki yöneticilerin noksan vizyonu bu kalkışmayı sürdürmekten uzak kalmıştır. Modern zamanda ise toplum hücceti terk etmeye ve kudrete aşık olmaya gayet meyillidir.

Kişisel çırpınışlar hariç gerek dinde ve gerekse ilimde aklı ve bilimi rehber edinmemenin cezası olarak ortaya çıkan bu acınası durum tedbir alınmadığı sürece de yokluk ve göz yaşından başka bir şey getirmeyecektir.

Kudret sayısal veya silah itibarıyla geçici bir üstünlük kazandırsa da kalıcı bir hükümdarlığı getirmekten uzaktır. Çünkü her an bir başkası daha kudretli olabilir veya kudret elden kayıp yosunlanır ve işlemez hale gelir. Akla ve ilme dayalı olmayan kudret bu sayede geniş topraklara, yer altı kaynaklarına rağmen servet ve refah getirmez, getirse de sürüdürülebilir olmaz.

Sadece hüccete dayalı toplumların bekası zor gibi görünse de kudret ve sayısal çoğunluktan mahrum bu topluluklar ilim ve akıl sayesinde geniş bir öngörüye, diplomasiye ve teknolojiye sahip olmakla hen refaha kavuşmakta hem de barışı tesis ve muhafaza etmekte hünerlidir. Dahası bu toplumların aklı kullanması ile sürpriz yaşamaması, tehlikeleri öngören yaklaşımları ile tedbir getirmesi ve sürekli keşfeden bir yapıda olması teknolojik ve maddi üstünlük de sağlar.

Kudret ve hüccet bir arada olursa da o toplumun sırtı yere gelmez ve beka sorunu yaşanmaz. Çünkü hem ilim hem de bilimde hamle yapan, geleceği doğru tasavvur eden, hak ve adil olandan uzaklaşmayan, keşiflerde sınır tanımaz bir çalışkanlığa imza atan bu toplum modern, refah ve barış toplumu olur.

Kur’an ne diyor?

Kur’an’ın istediği toplumun kudret toplumu olmadığı açıktır ve sayısal veya silah olarak üstünlüğe değer vermeyen Kur’an, az sayıdaki imanlı neferin çok sayıdaki kafire galip geleceğini ve dahası meleklerin bir zaman sonra yardıma geleceğini bildirmekle bunu ortaya net olarak koymuştur. Yani Kur’an kudreti değil ama hücceti över ve ister.

Kur’an’ın hücceti tercihi tüm peygamberler için de geçerlidir ki dev gibi kudrete sahip Nemrut’lar, Firavunlar, Musa ve İbrahim peygamber karşısında yok olup gitmiş, kafirler güruhuna karşı bir avuç müslüman İslam’ın tohumlarını arap yarımadasına atabilmiştir.

İncelendiğinde Asr-ı Saadet’in cihadlarının hiçbiri sayısal üstünlükle yapılmamıştır. Dahası iman ordusu gereç ve maddi kaynaklar bakımından da çok gerilerdedir. Lakin iman gücü denilen manevi hüccet ile sayısız zaferler kazanılmış, fetihler peşi sıra gelmiştir.

Kişi bazında da durum aynıdır ki başarılı şirket, aile veya fertler kudreti hüccetle birlikte muhafaza edebilenlerdir. Mesela bir aile reisi hem evlat ve eşlerine karşı kudretli olmak ve gerekli emniyeti tesis etmekten, hem de ilim ve görüşü ile aileye istikamet vermekten sorumludur. Aile reisi durumundaki baba şayet hüccetten mahrum ise sadece kudrete başvuracak ve aile bir korku çemberinde yaşayacaktır.

Zamanımızın çocuk ve kadına şiddet mefhumu tamamen bununla alakalıdır. Lakin aile reisi Kur’an’a, toplumsal beklenti ve anlayışlara, ilim ve teknolojiye yeterince vakıf ise ailesini doğru yönlendirecek, hem maddi hem manevi anlamda sorun yaşanmayacaktır.

Şirketler de aynı durumdadır ki piyasa analizlerinden, üretim planlamasına ve reklamlardan kalite yönetimine kadar tüm alanlarda ilim ve bilim birlikte yürümek zorundadır. Bunun aksi bir yönetim geçici ve karlı olamaz, rekabetten yoksun kalır.

Şeytan hüccetten nefret eder ve kudreti fısıldar. Çünkü hüccet kendisini yasaklar, bertaraf eder ve şeytan kudret sahibine kibir ve hırs aşılayarak ezmeyi ve küçümsemeyi emreder. Büyüklenme ve şımarma ile kendisini gösteren kudret ile kişi veya yönetimler bir süre başarılı olur ve başarılar geldikçe kibir katsayısı da artar.

Bir süre sonra kudret zehirlenmesi yaşanır ve noksan hüccet nedeniyle sistemler çökmeye, kişiler mutsuzlanmaya, beka sallanmaya başlar. Akla yatırım yapan diğer rakip ve düşmanlar ileriye, kudrete güvenenler geriye doğru yol almaya başlar ve akibet hüccete dayalı yönetimlerin olur.

O halde hüccet nedir?

Hüccet bu kadar değerli bir vasıf olmasını önce akla ve sonra Kur’an’a borçludur ki akıl olmadan Kur’an’ı anlamakta bu nedenle mümkün değildir. İlim ve bilim aklın ve vahyin eseridir ve asıl hüccet aklı ve vahyi birlikte hazmedebilen akıl ve kalp sahiplerinin değeridir. Hüccet bahsinde bu konu mühimdir çünkü sadece akıl çoğu zaman ruhsuz evlatlar doğurur, sadece kalp çoğu zaman merhametle akla ters işlere imza atar. Makbul olanı akıl ve kalbi aynı noktaya bakar hale getirmektir ki bu çok zor değildir.

İşin felsefesi Kur’an’a kulak vermekle kolaylaşır. Çünkü Kur’an hem hüccetin kıymetini anlatır hem örnekler hem de akla yön gösterir ve kalbi akılla aynı hizaya taşır. Kıssalarla ayetler kula sayısız örnek verir ve ahir zamana ışık tutar. Kur’an içerisinde ilmi keşif ve icatlara da yer verdiğinden ve sürekli aklı kullanmayı emrettiğinden bu anlamda kudret ve hüccet işbirliğinin önemine de vurgu yapar ama aynı Kur’an kudretten ziyade hücceti emretmekle imanın değer ve çarpma katsayısını da gösterir.

Sonuç olarak hüccet delildir, tartışılmaz gerçektir, akla ve ilme dayanan çözüm ve gelişimin adıdır. Kudret ise kaba kuvvet versiyonu olup geçicidir, sahtedir, sürdürülebilir değildir. Hüccet aklı ve ayeti esas alır ve doğruluk, itidal ve nizamı savunurken aynı zamanda barışı da garantiye alır. Affetmeye, barışçı çözümlere öncelik vermeye özendiren Kur’an zorunlu olmadıkça savaşı cinayet sayar ve bu anlamda da kudreti ikinci plana atar.

Aynı Kur’an aklı kullanmayanların üzerine pislik atan tokatlarıyla aklını kullanmayanları kutsal kitap taşıyan eşeklere benzetir ki bu kudrete dayalı kişi, kuruluş veya toplumların bekasının uzun süre devam etmeyeceğine de ihbardır.

Kur’an’ın bir hüccet kaynağı haline getirilmesi ise elbete okunması, anlaşılması ve hayata rehber edinilmesi ile mümkündür. Okunmayan, anlaşılmadan okunan Kur’an okuyucusuna dirhem katkı sağlamayacak, kendisi de dua veya ölüler kitabı olmaktan öte gidemeyecektir.

Kur’an herkese farklı manalar aksettirir ki herkesin dinden ve Kur’an’dan anladığı farklıdır. Asıl olan Kur’an’ı okuyucunun kendisine ilk defa vahyediliyor gibi titiz okumaktır ki ancak bu sayede ayetlerin özü anlaşılır. Anlaşılmayan ayetlerin, bilinmeyen bilim dalları gibi hükmü ve kalıcılığı yoktur.

Akla ve kudrete dayalı tüm meselelerde kalbi bir dayanak ve müracat noktası yapan Kur’an, müftülerin verdiği fetvaları bile kalbe danışmayı gerekli kılar. Peygamberimizin buyurduğu gibi ‘Utanmıyorsan yap’ veya ‘Müftüler fetva da verseler kalbine danış’ hadisi bunu işaret eder.

Hüccet zaman içinde kudrete elbet ihtiyaç duyabilir lakin bu geçicidir ve tam olgunlaşmamış bir idrakten kaynaklanır. Lakin kudret hüccete her zaman ve en önce ihtiyaç duyar ki hüccet olmadan o devasa kudretin sistemleşmesi, yayılması, organize ve başarılı hale gelmesi mümkün değildir.

Eski devletlerin emsalsiz kütüphanelerini yerle bir eden askeri seferler ve zalim devletler tarihten silinip gitmiş lakin o kütüphaneleri inşa edip kullanan devletler ölümsüzleşmiştir.

Kul bazında da durum aynıdır ve aklı kullanan, ilim ve bilimi birbirinden ayırmayan, teknolojiyi takip ve desteklerken iman gücünü yok saymayan kul muvaffak olur ve kalıcıdır, saygındır.Kudrete, servete güvenenler ise heybetlerini elbet birgün kaybeder ve silinir giderler.

Son söz;

Bu nedenle son söz denilebilir ki; kudret ve hüccet bir arada olursa ne ala lakin illaki biri olacaksa bu hüccettir. Akıl ve kalp bize bildirir ki kudret her zaman lazım değil ama hüccet her zaman lazımdır. Hüccete dayalı kişi ve toplumlar uzun nefeslidir, kudrete dayananlar yok olur gider.

Asıl olan beyyine üzere yaşamak ve beyyine üzere ölmektir ki beyyine iman, İslam ve akıl-kalp birlikteliği yani hücceti, şeytan ve soyunun zulüm ve gayretleri ise ezmeyi, aşağılamayı yani kudreti ifade eder.

Rabbim bizleri hüccetten, Kur’an’dan akıl ve kalp işbirliğinden mahrum etmesin.

Rabbim bizleri kudret zehirlenmesinden, ilahlaşmaktan muhafaza eylesin.

Rabbim kudretle ve servetle şımarmışları ıslah eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir