Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / Huşu imanın özüdür
imanilmihali.com
Huşu imanın özüdür

Huşu imanın özüdür

Huşu imanın özüdür

Huşu nedir? İman nedir? Huşu ile iman arasında nasıl bir ilişki vardır? Huşu ile Allah’a yönelmek, huşu ile namaz kılmak nedir?

Huşu; acizliğini ve kulluğunu bilerek, Yüce Allah’a boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile doldurma, samimiyet ve muhabbetle Allah’a yönelme duygusudur. Huşu imanın özüdür.

Dinimizde kulun bütün eylemlerini Allah’ın hoşnutluğunu gözetleyerek Allah rızası için yapması ve acizliğini ve günahlarını bilerek kendisini tamamen Allah’a vermesi gerektiğine inanırız. Kur’an’da Mü’minun suresinde kurtuluşa eren müminlerin özellikleri sayılırken en başta huşu anılmaktadır.

“Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı öderler. Onlar ki, ırzlarını korurlar.” (Müminun 23/1-5)

Huşu, sadece saygı veya korku diye tanımlanamayacak kadar derin ve ulvi bir manadır ve mü’minlerin ortak özelliği olması gereken bu hal sadece namazla da sınırlı değildir. Dinin özü samimiyet ve muhabbet olduğuna göre, huşu kelimesinin içinde sevgiye de, içtenliğe de, korku ve saygı kadar yer vardır. Dahası huşu kula acizliğini hatırlatacak ve öncesi ve sonrasıyla işlediği günahların ağırlığını yaşatacak kadar önemlidir. O kadar ki huşu ile Allah’a yönelebilen kalp günahlarından göz yaşlarına boğulur, ümitlerinden yerinde duramaz.

Huşu’yu hafife almak ise ibadet ve amellerin beyhudeliğine yol açacak kadar mühimdir. Sıradan bir amel gibi namaz kılmak, orucu sırf emredilmiş olduğu için tutmak veya haccı bir turistik geziye çevirmek hep huşudan yoksun olmanın belirtileridir ve o ibadetin, huşudan yoksun haliyle Allah katında alacağı değerde muhakkak huşu ile yönelen kalp kadar olmayacaktır.

Mevlana’nın namazın huşu ile kılınması tarifi hatırlanacak olursa konu daha iyi anlaşılacaktır. Mevlana namaza niyeti şiddetli bir yemin, huzurda bulunmayı acizliğin kabulü, rükuyu boynun inceliği, oturuşu teslimiyet, ayakların tabanlarını birini cennette birini cehennemde tasvir ederek, yalvarıp yakarmayı öne çıkarıp, göz yaşları içinde akın gerçek sahibine yönelmeyi anlatmaya çalışmıştır ki bizce de durum budur.

Huşu imanın tezahürü ve ispatıdır denilince de anlaşılması gereken tam olarak budur. İman kalpte beslenen, sadece Allah rızası hedefli, sevgi ve saygıyı ifade eden bir umut, bir teslimiyettir. Samimidir, içtendir, acizliği kabul ederek teslim olma halidir. Umuttur, Allah rızasını arar, yemindir sadece Allah’a teslimiyeti arz eder, korkudur günahlardan dolayı bağışlanmamayı hatırlatır, utanmaktır günahları fütursuzca işleten nefsin terbiyesini yapamadığımız için cezalara mahkum olmayı hatırlatır.

İmanın tezahürü olan huşu bu nedenle gerçek Kur’an mü’mininde bulunması gereken ilk huydur ki ayette bunu bildirmektedir.

Huşu ile Rabbine yönelen kalbin inşallah sadakası makbul, duası makbul, tevbeleri makbul olur. Çünkü mülkün ve kudretin tek sahibi yüce Allah’ın affediciliği, rızkı, nimeti boldur. O, dualara cevap veren, tevbeleri kabul edendir. O, tek bir şey ister kulundan .. iman. Huşu ise kalbi bilen Allah’ın mü’minde aradığıdır. O, acizliğini kabul edip kendisine yöneleni, kibir ve hırslardan sıyrılıp tevbe edebileni, dünyevi zevk ve nefsani oyunlardan sıyrılıp hakka yönelebilenleri ve başkaca ilah tanımayanları ödüllendirendir.

Mü’min o huşu ile cennetleri istemez veya cehennem ateşinden kurtulmayı dilemez aksine huşu ile atan kalp sadece Allah rızasına mazhar olabilmeyi gözetir. Çünkü gerçek mükafat odur. Huşu ise bu mükafata gidişin, kurtuluş ve esenliğin anahtarıdır.

Gerçekten Allah için atan kalpte ne karanlıklar barınabilir ne şeytani hevesler. Bu nedenle müslüman için ilk gaye, aradan çıksın veya yapalım bitsin diye değil, tüm ibadetleri Rabbin huzuruna çıkan bir aciz kul hissiyatıyla, temiz ve düzgün niyetle, dünyevi iş ve endişelerden sıyrılarak eda eder. Huşu da tam olarak budur.

Huşu ile Allah’a yönelebilen kalp olmak kolay değildir. Lakin bu terbiye ve idrake varılınca kulun tesbihatı, ameli, ahlakı törpülenir, ibadeti mana kazanır, ahiret ve hesap bilinci kalbine kazınır. O kadar ki kul o andan itibaren yanlışa, çirkine, şerre meyletmekten kaçınır ve sadece iyi ve güzele hizmet için ter döker.

Samimiyetin etiketi durumundaki huşu bu haliyle kula İslami ahlak ve Kur’ani iman da kazandırır ve o kul inşallah kurtuluşa erenlerden olur.

Huşu ile atan kalp tüm varlıkları, Yaratan’dan dolayı sevebilen, başa gelenlere sabredebilen, riya ve gösterişten kaçınan, hırs ve kibirleri silip atabilendir. Mü’min, bu hissiyatla, Yüce Rabbin çiçekte güzellik ve kokusunu, deryada kudretini, yağmurda rahmetini, şimşekte gazabını, uçan kuşlarda ilmini, yüzen gemilerde ayetlerini, bedenlerde fıtratı görebilendir.

Huşu bu yüzden müminin vazgeçilmezi ve imanın ispatıdır. Bu ispat kullara veya topluma değil sadece Yüce Allah’adır ve O kalplerin özünü bilendir.

Münafık, kafir ve müşrikler ile sıradan müslümanlara nasip olmayan bu nimete erebilmek için öncelikle; nefsi temizlemesi ve iman vermesi için Yüce Allah’a niyaz etmek, Kur’an nimetlerinden yararlanabilmek için ayetlerdeki manayı anlayabilmek ve bunun için de Kur’an’ı baştan sona, yavaş yavaş ve anlayarak okumak lazım gelir.

İman, mü’minin şeytanlara karşı koruma kalkanı, huşu imanı besleyen en büyük meziyet ve nimettir.

Rabbim kullarına huşu ile O’na yönelmeyi nasip etsin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri (YAZIMIZI Sadece ve daima Allah diyebilen, Kur’an dışı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 + 1 =