Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İBADET / Huşuyu bozan haller
imanilmihali.com
Huşuyu bozan haller

Huşuyu bozan haller

Huşuyu bozan haller

Huşu, kulluk ve ibadette samimi olmak, içten yönelmek, sadece huzurda bulunulana tabi olmak, dünya meselelerinden uzaklaşarak ahireti düşünüp muhabbet ve sevgiyle sadece Allah’a tabi olmaktır.

İbadette huşu, niyetten başlamak üzere amelin (ibadette bir ameldir) sonuna dek sadece Allah rızasını aramak, acizliği itiraf edip bağışlanma dilemek, dünya imtihanında yapılagelen hata ve noksanlar için af dilemek, göz yaşı dökmek, kalpten doğan aşkla tek Malik’e teslim olmaktır.

Kullukta huşu ise, Allah’tan başka ilah tanımayarak, Kur’an’ı hayata rehber ederek, dinin ve ahlakın gereklerini yapmaya çalışarak, haram ve günahlardan, şer ve şirretlerden kaçınmaya gayret ederek, acizliği ve faniliği unutmayarak, Allah’ın sınırlarına tabi olarak imanla yaşamak ve ölmektir.

Huşuyu yakalamak kolay değildir. Samimiyet ve muhabbetle yöneliş isteyen din, ancak sevgi ve korku karışık hissiyat ile erdiricidir. Yani kul hem ateşlerin azabından korkmalı hem cennetlerin ferahlık veren gölgelerini dilemelidir ki huşu yakalanabilsin. Dahası huşu sadece korkmak ve sevmek de değil fakat Allah rızasına ermeyi ummak, hayatı bunun için yaşamaktır.

Huşu yakalanabilirse ibadetler makbul, dualar kabul olur. Yakalanamazsa da ibadetler baştan savma bir spor veya hobiden ibaret kalır.

Huşu, kalpte doğan asli sevgi ve vicdan sesidir ki daima hakkı haykırır, Hakk’a çağırır.

Lakin huşu, dünyevi telaşlar, beşeri açlıklar, insani zaaflar, hırslar, meşguliyetler arasında çoğu zaman kaybolur gider.

Günde bir saat alan ibadet, günde en fazla yarım saat alan dua, tevbe, zikir, tefekkür, tesbihat için dahi vakti olmayan insan boş uğraşlar ve vesveseler ile ömrü tüketirken iki ezan arası ömrünü boşuna tüketir. Huşuyu bir kez kaçırdımı da rızkı başkalarından bekler, nimeti birilerinden bilir olur.

Huşu kaybedilmemesi gereken özdür ki dinin aslı niyet, niyetin aslı samimiyettir.

O halde huşuyu bozmamak için nelerden uzak durulmalıdır?

Huşuyu bozan haller şunlardır

Kalpten ve gerektiği gibi iman etmemek; ilahlık makamını sadece Allah’a teslim etmemek ilk büyük hatadır ki nefis, para, dünya süsleri, kişiler, makamlar gibi sayısız put kalplerde ilah gibi saltanat kurdukça da bu iman tamam olmaz.

Müşriklik; şirk koşma halidir ve Allah’tan başka ilahları da muktedir sayanların gafletidir ki bu Allah’a imanı sarsan ve afsızlığa mahkum eden bir haldir.

Kafirlik; din içinde olmamak, dinin kendisini ve gereklerini inkar etmek, Kur’an’da yazılanı ve Peygamberin getirdiklerini doğrulamamak halidir ki zaten bu durumda kulun kulluğu baki olsa da ibadeti zaten yoktur.

Dincilik, mürailik ve münafıklık; dinin ne dediğini anlamamak, Allah’ın sınırlarının zor gelmesinden dolayı niyet ve amellerden kaçınarak ama yalana müracat ederek rol yapmak, inanıyormuş gibi görünmek, menfaatler istikametinde beşeri hayata razı olmak, maneviyata hak ettiği değeri vermemektir.

Gösteriş ve riya; münafıklığın bir eseri olarak menfaat veya makamlar uğruna yalandan iman etmek, ibadet ve yaşama ikiyüzlülük bulaştırmak, insanları iman ettiğine kandırmak, inandırmak halidir ki gösteriş, niyeti ‘Allah rızasına mazhar’ olmaktan çıkarıp diğer kullara hava atma haline sokar. Komşular görsün diye kesilen büyük kurban, mü’min sansınlar diye camide ön sırada yer kapmalar, zekatı verirken reklam etmeler hep bu cümledendir.

Şekli ibadet; dinin özüne inmeden şekil ile yetinmek, sakal ve takkeye bürünüp, elde tesbih dolaşırken, sayısız kötülükten kaçınmamak, büyüklenmek ve ezmekte sakınca görmemektir.

Kibir ve büyüklenme; şeytanın en büyük silahı olmak yanında günaha ve cehenneme götüren en büyük illettir ki eşit ve hür yaratılan insanları aşağılamak kibri, kibir büyüklenmeyi ve büyüklenme şımararak ezmeyi gerekli kılar. Hırsa bulanan bu kibir ise intikamı, affetmemeyi emrederek sevgi ve muhabbeti temelden yok eder.

Servetlerle şımarmak; parayı kendi bileğinin hakkı sanan, o paradaki yoksul haklarını sahiplerine vermekten imtina edenlerin gafletlik halidir ve büyüklenen bu şımarıklar mevcut statünün devamından, servetlerini muhafazadan başka bir şey düşünmez ve yoksullarla aynı hizada olmayı dahi kabul edemezler.

Mal ve evlatlarla övünmek; keza diğer insanları makam, servet ve eğitim gibi nedenlerle küçümsemek, atalardan gelen miraslarla, diğerlerini aşağılamak halidir ki insandan nefret edenlerin Allah’a sevgiyle yönelmesi de mmkün değildir.

Niyeti has olmamak; niyeti “sadece Allah rızasına mazhariyetten” uzaklaştırmak, birilerine yaranmayı, birileri dediği veya istediği veya hoşnut olacağı için ibadet etmek, kulluk bilincini o kiye endeksli yaşamak gafletidir ki bu durumda o has niyete sahip olamayan kişi neyi dilerse onu ve kimden dilerse ondan mükafat görür ki asıl Malik’in ona bahşedeceği sevap olmayacaktır. Niyetlere şahit olan sadece Allah’tır ve O’nu kandırmak asla mümkün değildir.

Temiz olmamak; sadece bedenen değil ahlaken de içi ve dışı temiz olmama halidir ki kir denen şey hem bedeni hem kalbi kaplayandır. Bedenen temizlik çoğu zaman sağlansa da selim kalbe ve selim akla sahip olmak her daim mümkün değildir. Kalbi fesat ve fitneyle kabaranların Kur’an’a yönelmeyeceği gibi, niyet ve amelleri yeterince temiz olmayanların ve tevbeye yeltenmeyenlerin de ibadet ve kullukta arzu edilen temizliğe ermesi zordur. temizlik olmazsa da kişi ilahi huzura çıkamaz, çıksa da hak ettiği mükafat ve karşılığı göremez. Çünkü huşu ile varılacak makam temizdir ve temiz olmayanlar oraya eremez.

Kalplerdeki kin ve nefret; birilerini veya birini alaya almak, hırs ve düşmanlıkla, fesat, hile, tuzak ve fesatla, hasetle kıskanmak, zarar vermek istemek halidir ve kalpteki bu intikam hissi, o kalpte sevgi ve muhabbete asla yer açmaz, çünkü nefret hissi kaba ve hoyrat, sevgi ise yumuşak ve itidallidir.

Beşeri meşguliyet ve telaşlar; ibadeti aradan çıksın diye yapılan veya hızlıca eda edilen hale sokar ki ibadet asla aradan çksın diye yapılacak bir şey değildir. Aksine ibadet ve kulluk yaşamın asıl gayesi olduğuna göre, sınavında asıl sorusudur. O halde bir ömür zamandan o ibadete azıcık zamanı ayırmak ve o esnada başkaca tüm şeylerle irtibatı kesmek lazım olandır.

Dini hafife almak; ahiret sorgusunu ciddiye almamak demektir ki dünya sınavında nasılsa birileri affeder veya şefaat eder diye düşünmek gafletin başıdır, Allah ile aldatılmanın adıdır. Çünkü Allah rahmeti sonsuz olan ama aynı zamanda azabı çetin olandır.

Dini araç değil amaç etmek; dini menfaatler için bir basamak ve şart görmek, sevgiyle yönelmeyi de, huşuyu da, dinden beklenen erdiriciliği de kökünden kazıyan hatadır. Makamlara gelmek adına, birilerinin hoşnutluğu adına dindar görünürken dincilik yapmayı yaşam ilkesi edinenelrin hali münafıklık halidir ve cehennemde münafıkların yeri kafirlerden de aşağıdadır.

Uygun olmayan ortamlar; özellikle ibadeti, konsantrasyonu engelleyen, gürültülü ve pis olan, kalabalık, havasız, ilkel ve dine yakışmayacak evsaftaki yerlerde yapmak, hem ibadet edilene saygısılık hem de huşuyu kaçırmaya sebeptir. Sokak ve kaldırımlarda namaz kılmak yerine mesela evde kılmak bu anlamda çok daha yeğdir ki toplu ibadetin 27 kat fazla sevaba aday olduğunu bildiren Peygamberimiz ve cuma namazını cemaatele kılmayı emreden Yüce Allah’tır. Lakin vakit namazları için cami farz değildir ve huşuyu yakalamak adına belki evde tehna bir odada kılmak çok daha faydalı olabilir.

Gündüz ve gece ibadetleri arasındaki fark; gündüzün telaşı, gürültüsü ibadetin huşusuna engel olabilirken, gece sessiz ve karanlık ortamda huşuyu yakalamak daha kolaydır. Kur’an okumak veya namaz kılmak veya zikir suretiyle ibadet gece bu anlamda çok daha makbuldür. Lakin bu farz değildir ve ertesi günkü enerjiyi kötü etkilememelidir. Bunun çaresi de ikindi vakti gibi gündüz uykusu uyumak ve yatsı ile yatıp gece belli bir saatte kalkıp ibadet etmektir.

Hurafe ve rivayetler; huşuya düşman, dine ters, imana aykırı şeylerdir ve batıldır ve hakka karşıdır. Zihinleri yalan ve yanlışla dolduran bu haller gereksiz ve yanlış güvencelere, sapık inanışlara, boş beklentilere mahkum ederek, kulu beyhude yakarışlara yönlendirir.

Aracı ve şefaatçiler; sevap ve günah, iyi ve kötü muhasebesini, sınavın adaletini, Allah’ın Tek ve Muktedir’liğini sarsan, aldatıcılar ve aldanışlardır ki Allah kuluna şah damarı kadar yakındır ve şefaat tümden ve sadece Allah’a aittir. Bunun ilk ve tek şartı ise o kuldan Allah’ın razı olmasıdır. Oysa aracı ve şefaatçilere güvenen, kişi ve varlıkları aracı yapanlar sadece Allah diyemeyeceği için huşuyu asla yakalayamazlar.

Nefislerin kirliliği; huşuyu engelleyen en büyük belalardandır ki haset ve kinle yoğrulmuş, fitne ve fesatla dolmuş, merhamet ve vicdandan uzak kalplerin huşuyu yakalaması imkansızdır. Nefis terbiye edilmeli, temizlenmesi için Allah’a yalvarılmalıdır.

Netice olarak

Anlaşıldığı üzere huşu yakalanması gereken ama yakalanması zor olan bir samimi yöneliştir ve buna erebilmek için niyetten amele dek ruh, akıl ve bedenle, kalple selim olmak, temiz ve dürüst olmak lazım gelir. Gece huşu için çok daha elverişli, tek başına tehnada kılınan namazlar çok daha samimidir en azından riya ve gösterişten uzaktır ki bunlar malum gizli şirktir.

Huşuyu bozmamak için şirk ve küfürden uzak durmak, Kur’an’ı anlayarak okumak, iman etmek, kime ve neden iman edileceğini öğrenmek lazım gelir ki beşeri zaaf ve telaşlardan sıyrılmak ancak bu sayede mümkündür.

Tevbe etmek, temiz adım ve başlangıçlar için şart olandır.

Dua, kalp titremesi ve gözyaşı huşunun dostlarıdır.

Tevekkül, müjdelenmeyi verecek tek makam olan Allah’a güvenmektir.

Huşu, sadece Allah diyebilmek, sadece Allah rızasını aramak, ben günahkarım diyebilmek, af dilemeyi kalpten istemektir.

Huşu, cennetlere gitmeyi veya cehennemden korunmayı değil, Allah’ın razı olduğu kullardan olabilmeyi dilemektir.

Huşu, Allah’tan razı olmaktır.

Huşu, nefsi terbiye etmek, temiz nefis ve iman vermesi için Allah’a yalvarırken gözyaşı dökebilmektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hadesten ve necasetten taharet

Hadesten ve necasetten taharet

Hadesten ve necasetten taharet Dinen namazın dışındaki farzlarından olan bu iki konu namazın makbul ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir