Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Hüzündeki huzur
imanilmihali.com
Hüzündeki huzur

Hüzündeki huzur

Hüzündeki huzur

Hüzün ruhun sakinlediği, bedenin yorgun hissettiği, endişe ve keder rüzgarlarının estiği, havayı kara bulutların kapladığı, umutların azaldığı, güzel anların hatırlanmadığı, acının derinlerde hissedildiği, hafif karamsarlık ve korku kokulu bir duygudur. Kısaca yorgun, beklentisiz, kederli olma halidir.

Hüznü insanlarda en çok yaşatan mevsim doğal olarak sonbahardır. Çünkü yaprakların sarardığı ve hatta döküldüğü, hareketli yaz günlerinin sonlandığı, tatillerin bittiği, havaların soğumaya başladığı, havada kara bulutlarla sert rüzgarların kol gezdiği mevsimdir sonbahar.

Yine sonbahar, tabiatın yeniden dirilmek üzere öldüğü mevsimdir. İnsana hüznü veren de bu ölüm olayının hatırlattıklarıdır.

Bazıları bu mevsimi çokça sever çünkü yalnızlığı sevenler, duygusal olanlar ve inançları gereği bundan ders ve haz alanlar için ibretlerle, işaretlerle, alamet ve ayetlerle dolu bu ölüm olayı bu insanlara çok şey hissettirir.

Bazıları ise bu mevsimden, yağmur ve rüzgardan, sarı yapraklardan nefret eder. Onlar bu mevsimdeki ayetleri görmek yerine dünya hayatının soğuk bir evresi kabul ederler ve bir an önce geömesini dilerler. Hatta onlara göre kış bile kar eğlenceleri nedeniyle çok daha sevimlidir.

Sonbaharda hüzün ve düşünceleri içiçe yaşayanlar için ılık yağmurlar, sararan ot ve yapraklar çok şey anlatır. Yitirilenlere özlem veya vefat edenleri anmak gibi bir his te yaratan bu mevsimde her yıl tekrarlanan ölüm ve doğum olayı sahne almaktadır.

Tabiatın ve tabiattaki varlıkların belki aç kalmak korkusundan ve barınma ihtiyacından başka endişe edecek fazla şeyi yoktur Ama insan gözünün önünde cereyan eden bu toplu ölümle ve baharda yaşanacak yeniden dirilmenin heyecanıyla kendisini ve akibetini düşünür. Endişesi de zaten yapraklar veya çiçekler için değil kendisi içindir.

Varlıkların yaklaşan kış ayları için tedbir alması gibi insan da tedbirler düşünür. Düzelme, güvenme, gelişme, korunma, sağ kalabilme, yanlış yapmama, gibi beşeri hazırlıkların yanısıra bazıları da maneviyatını bu mevsimde yeşertir ve dersler çıkartır.

Bu hüzün hissi kula aşina olduğu bir huzur verir ki hayat sonrası gidilecek yer çok daha güzel ve emindir. Orada kötülük ve haksızlıklar, hırsızlık ve şiddet, terör ve savaşlar, çirkin ve batıl olanlar yoktur. Orada mutlak iyilik ve güzellik ile, sınırsız bir ilim ve kudret vardır ki bu gücün sahibi her şeyin Yaratan’ı Yüce Allah’tır.

Hüzün bu anlamda, sebepsiz kahkahalardan, haksız tebessümlerden, layık olmayanlar için mükafat ve servetlerden çok daha kıymetlidir. Mağdur olma hali, haksızlık etmeme durumu kulun çekinmesine meydan bırakmaz aksine mağduriyetinin karşılığını elbet alacağını bilir. Yaz aylarının sınırsız ve sorumsuz eğlencelerindense sonbaharın hüzünü bu nedenle çok daha huzur doludur.

Birini kaybetmek gibi tabiatın vefatına seyirci olmak ta kulu özleme mahkum eder ki bu his te sevgiyi kabartır ve kavuşma isteğini kamçılar.

Hüzünlü huzurları yaşayabilenler baharda yeşerecek otlar ile kuzu yavrularının besleneceğini, annelerin yavrularını şefkat ve svegiyle kucaklayacağını, Yüce Allah’ın rahmet izlerinin her yerde görülebilmesi için bu ölümün şart olduğunu anlar. Yine anlar ki hayatı veren ve ölümü veren biri vardır ve O, Allah’tır.

Bu kusursuz düzenin devamı için hayat bulması elzem olan sonbaharda güneş ve ay, dünya ve tüm tabiat olayları buna uygun seyreder. Havalar soğumasa da serinler, güneş yakmaz olur, yağmurlar ve rüzgarlar artar. Hüzündeki huzura erebilenler tüm bu varlıklara bir emir veren olduğunu da idrak eder ve teslim olurlar. Tüm o varlıklara iş ve görevlerini emreden de, onları sorumlu tutan da Yüce Allah’tır.

Yere düşen yaprakların, sallanan dalların, rüzgarda şarkı söyleyen çalıların sesi, tabiatın sarının elli tonuna donanmış hali hüzündeki huzuru yaşayabilenler için Yüce Allah’ın cemalini ve kokusunu hatırlatır.

Aşkına, sevdasına uzak olmanın veriği hüzün damarlarında daha sıcak dolaşmaya başlar.

İlk yaratmanın şahaserliğine ilave olarak yeniden yaşatmanın da ayetine şahit olan gözler ilahi kudrete daha bir sevdalanır, daha bir sığınır. Kalpler yumuşar, merhamet hissi bedeni kaplar, ruh özlemle sahibini arar, akıl dünya denen oyunun geçici bir sahneden başka bir şey olmadığını idrak eder.

Hayata ve dünyaya gereğinden fazla değer verenler için sonbahar bu hisleri oluşturamaz lakin kul ahiret için de yaşıyorsa tüm bu görüp şahit oldukları yaratılışın ve inancının boş olmadığını ona ispat eder. “Bu dünya geçicidir ve ötesi muhakkak yaşanacaktır” hissi salih kula güven ve umut verir. Yaptığı iyiliklerin karşılığını alacağına duyduğu sevinç, kendisine haksızlık edenlerin kendisiyle mutlaka helalleşmek zorunda kalacağına dair inanç onu huzurlu bir güne hazırlar.

Toprağın yağmur taneleriyle kavuşup hasret gidermesi o kalpte sevinç yaratır. Yağmurun hikmetli damlaları altında ıslanmak, sırılsıklam olmak ister ki o yağmuru rahmetinin eseri olarak gönderen Yüce Allah sevgisi ile yüreği dolar taşar. Toprağın o yağmurla ıslandıktan sonra adeta tesbih eder gibi ve mis gibi bir koku yayması tüm varlıklara bir rahmet armağanı, bir hatırlatıcıdır. Toprak ne kadar tozlu ve pis olsa da o mis gibi koku her zaman vardır ve o koku Rahman’ın güzel kokusudur.

Erken biten günler, kısalan gündüz vakitleri kulu geceye, gecenin sahibi Yüce Allah’ı tefekküre davet eder. Tüm oluş ve varlıkları örten gece kalplere derya kapılarını açar ve inanan kalpler o gecelerde huzur bulur. Çünkü okumak ta, secde etmek de, tefekkür ve zikir de gece daha hisli ve derindir. Kur’an gecelerde daha çok şey anlatır, ayetler okuyucusuna çok daha kolaylaşır ve sadeleşir. Hafıza gecelerde kuvvetlenir, dikkatler toplanır ve kul Yaratan’ını daha hisli düşünür ve özler hale gelir. Bu düşünce de sevgiyi, özlemi ve hüznü yeşertir.

Hüzünlü kalp, huzurla Rabbine yönelirken ertesi sabaha, yarınlara, bahara dair sözler verir, tevbe eder, istiğfar eder, mağfiretler diler. Gözleriyle şahit olduğu ölümleri, bahardaki yeniden dirilmeyi imanıyla besler ve şuuruna kaydeder. Bu sakinlik ve teslimiyet duygusuyla ruhu ferahlar, nefsi şerre hizmet edemez hale gelir. Kararan kalpler bu mevsimde aklanmaya başlar, ferahlar.

Tabiat için toprağın altında olup bitenler vefat eden ve edecek kullar için de aynıdır. berzahın ötesi demek olan toprağın altı, bazılarını şefkat ve merhametle, bazılarını öfke ve nefretle kucaklar. Bazısı her sonbahar şahit olduğu ölüm ayetlerine hazırdır bazıları sonbaharı sadece bir mevsim görüp kendi hazırlığını ihmal eder.

Hüzündeki huzura eren kalpler ise ölüme hazırdır ve ölümün bir son olmadığını bilir. Dünyanın ve tüm kainatın boş yere yaratılmadığını bilir, kendisine bu canı verenin de boşuna vermediğini anlar. Kul, hatalarını idrake, günahlarını bellemeye, kötü huylarının farkına varmaya başlar ki bu düzelmenin de ilk adımıdır.

Tabiatta hiçbir bitki veya hayvan unutulmadan, zamanı gelince nasıl hepsi akibetiyle yüzleşiyorsa kul kendisinin de değerli bir varlık ve unutulmayacak bir borç olduğunu anlar. Değerlidir çünkü tüm (pek çok) bu varlıklardan üstün, akıllı, ruhlu yaratılmıştır ve diğer varlıklar kendisine hizmet için boyun eğdirilmiştir. Unutulmayacak bir borçtur çünkü emanet aldığı ruh, can ve beden elbet geri verilecek bir borçtur.

Mülkün, kudretin sahibi sadece Yüce Allah’tır.

Nihayet, hüzünde huzur bulanlar sonbaharda tüm yaşam boyutlarına şahit olarak dini ve imanı idrak eder, imanlarını kuvvetlendirir. Hüzünle gelen bu iman kalıcı, gerçek ve samimidir. Huzur da buradan kaynaklanır.

Tarif edilemez bu hisler bu denli açık ve herkes için aynı yaşanmaz elbet lakin bu istikamette olayı yakalayabilenler ve ders alabilenler için sonbahar sadece bir mevsim değil kocaman ve sarı bir ayettir.

Rabbim tüm kullarını sonbahardan ibret alabilenlerden eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir