Anasayfa / İMAN ESASLARI / Huzurda keşke demeden önce…
imanilmihali.com
keşke

Huzurda keşke demeden önce…

Bu fani dünya hayatında sergilediğimiz pervasızlıklar elbet karşılığını bulacak ve zerre kadar bile olsa her amelimiz önümüze konacaktır. Bu bize Allah’a, Kur’an’a, Peygambere ve ahirete imanın bir emridir. Göremediğimiz âleme ve bilemediğimiz gayba ilişkin çeşitli avuntular bizi hesapsız ve kontrolsüz yaşama sevk ederken bizler uçuruma yuvarlanan taşlar gibi yokluklara sürükleniyoruz.

Oysa Allah bizleri uyardı, tembihledi, sayısız Peygamber ve Kitabıyla bizlere her şeyi açıkça bildirdi ve İslam ile sözlerini tamamladı.

“Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, “Keşke toprak olaydım!” diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.” (Nebe 78/40)

Bu pervasızlığın iki nedeni nefsimiz ve şeytanken şehvet ve hırsımız bize adil olmasa da kolay olanı emrediyor ve çekinmeden kötülükten hatta inkâr ve küfürden kurtulamıyoruz.

“Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek. Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetaklak oraya atılırlar. Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.” “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.” “Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.” “İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.” “Candan bir dostumuz da yok.” “Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.” Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.” (Şu’ara 26/91-103)

Oysa azap gerçektir ve kafirlerle münafıkları elbet yakalıyacaktır. Ve o zaman herkes keşke diyecek ama vakit geçmiş olacaktır. Melekler göründükten, ecel veya kıyamet geldikten sonra iman fayda etmeyecek, kulun sevap işleme şansı kalmayacaktır.

İşte bu keşkelerden ilki ve en büyüğü Allah’a ortak koşmamaktır.

“İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi! Kendilerine uyulanlar o gün azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki bütün bağlar kopacaktır. Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir.” (Bakara 2/165-167)

İnsan Allah’a ortak koşmayı fıtratı gereği tek başına yapamaz. Arkadaşları, ortakları, hatta ana-babası bile onu sevkedebilir ve sonuçta “kötü arkadaş” yani “şeytanlar” ahirette insana “keşke” dedirtir.

“İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler. Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar. Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen!” (En’am 6/25-27)

Kur’an ayetlerini yalanlamak azap getiren günahlardandır. Çünkü Kur’an Allah kelamı, İslam direği, Peygamber hikmetidir. Dinin temeli Kur’an’a iman etmemek kula “keşke” dedirtir.

“Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı.” (Tevbe 9/81)

Yaşarken dinin emrettiği şeyler karşısında gevşek davranmak, can ve mal kaybına neden olabilecek şeylerden sakınmak, mazeret üretmek, zorluklar karşısında yılmak ve mutlak itaatte kusur etmek kula “keşke” dedirtir.

“İnkâr edenler, “Keşke Müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir. Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.” (Hicr 15/2,3)

Sadece Allah’a değil, iman maddelerinin herhangi birine iman etmemek, imanda zayıflık ve isteksizlik göstermek, Allah’a teslim olmamak, Müslüman olmamak kula “keşke” dedirtir.

Allah, (inkârcılara) “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye sorar. Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor” derler. Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.” “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminun 23/112-115)
“Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut 29/64)

Keşke dedirten illetlerden bir tanesi de fani dünya hayatına dalıp ahireti unutmaktır. Bu iman zafiyeti kadar, bencillik ve fıtrata aykırı davranmanın da delilidir ve cezaya müstehaktır.

“O gün gerçek hükümranlık Rahmân’ındır ve kâfirlere zorlu bir gün olacaktır. O gün zalim kimse, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım!” “Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!” “Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.” (Furkan 25/ 26-29)

Kur’an ve Peygamber yerine başkalarına yelken açmak, İslam’ı yani doğru yolu terk edip başkaca maceralar aramak kulu aydınlıklardan koparıp karanlıklara daldırır ve “keşke” dedirtir.

“Şüphesiz Allah, kâfirlere lânet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır. Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat edeydik” diyecekler. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.” “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” (Ahzab 33/ 64-68)

Keşkelerden birisi de kötü liderlere uymak, onları Rab edinmektir. Rab edinmek için illaki dil ile ifade etmeye de gerek yoktur. Onların doğruları sizin doğrularınız olduysa ve siz bu karşılaştırma da Kur’an’ı devre dışı bıraktıysanız sizin rehberiniz Kur’an değil o kişidir ki siz onu ilah yaptınız demektir ve bu apaçık ve en büyük şirklerden biridir. Keşke dedirtmekle kalmaz, kulun ellerini, dudaklarını ısırtır.

“Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der. Onlara, “(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.” (Zuhruf 43/36-39)

Zalim liderler kadar onlara uyanlarda aynı akibete tabidir. Çünkü firavun hlkın gücü olmasa bu kadar zulmedebilir miydi? Halka “ben sizin ilahınız değil miyim?” dediğinde “evet, ilahımızsın” cevabını alabilir miydi? Ahirette huzurda kişi o zalimlerle arasında uçurumlar olsun isteyecek fakat aynı akibeti paylaşacaktır.

“Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin. Yahut, “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin. Yahut azabı gördüğünde, “Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin. (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” (Zümer 39/ 54-59)

Bir diğer keşke Kur’an’a iman edip, dini ona göre yaşamamaktır. Kur’an’la alay etmek, İslam’ı hafife almak, dini maneviyat rehberi değil de sosyal bir hobi olarak görmek, hatta diğer dinlere göre zayıf, batıl ve barbar bulmak insana defalarca keşke dedirtir.

“Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: “Keşke kitabım bana verilmeseydi.” “Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim.” “Keşke ölüm her şeyi bitirseydi.” “Malım bana hiçbir yarar sağlamadı.” “Saltanatım da yok olup gitti.” (Hakka 69/25-29)

Ölüm son değil bir başlangıçtır. Sonsuz hayatın eşiğinde kafir kul dirilmemeyi dileyecek ama dirilecek ve cezdan kurtulamayacaktır. Çünkü o muazzam azap onun için hazırlanmıştır ve o mutlaka ateşe girecektir. Keşkelerden biri işte bu gerçektir yani ölümün son olmadığının, hesap ve mizanın mutlaka yaşanacak olmasıdır.
Oysa Allah kitapları ve Peygmberleri ile bütün insanları, bütün zaman ve coğrafyalarda uyarmış ve keşke demememiz için tehlikeye dikkat çekmiştir.

“Nûh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” “Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.” (Nuh 71/2-4)

Ahiret yurdu için azık hazırlamak insanı azaptan kurtaran, selamete ulaştıran tek yoldur. Çünkü ahiret yurdunun hasadı bu dünyada ektiklerimize aittir.

“Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz. Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman, Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!? “Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der. Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez. Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.” (Fecr 89/ 17-26)

İyilik ve hayırlarda yeterince gayretli ve etkili olamasak ta şerlerden uzak durmak bile bize cennet kapılarını açacaktır. Çünkü Allah bu kadar rahmet ve merhametli ve din bu kadar kolaydır.

“Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!” (Bakara 2/103)

İnsanlar tüm açıklığına rağmen helake sürüklenmiş ve hatta Peygamberleri öldürecek kadar vahşileşmiştir. Şu ahir zamanda yaşadıklarımızın her bir illeti için pekçok kavim helak edilirken bugün medeniyet olarak helak olmamamız doğru yaptığımızın değil, Yüce Allah’ın rahmetinin delili, kıyametin yaklaştığının ispatı ve sevgili Peygamberimizin ümmetinin hürmetinedir.

Yazık ki toplumlar azabı, mucizeleri görmeden iman etmezler. Etmemiş ve etmeyecektir. Tek bir kavim hariç tüm kavimler azmış, haddi aşmış ve helak kaçınılmaz olmuştur.

“Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.” (Yunus 10/98)

Çünkü insan zalim, nankör, acelecidir. İyiliği kendisinden kötülüğü Allah’tan bilecek kadar kibirli ve adidir.

“Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.” “Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile.” Derken bütün serveti helâk edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş hâldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini oğuşturuyor ve şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım..” Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.” (Kehf 18/40-43)

Yüce Allah İslam alemi zatında tüm insanlığa Kur’an’ı lütfetmiştir. Artık kimsenin bu açık ayet, ikaz ve tavsiyelerden sonra bimiyordum deme hakkı yoktur. Bilmemek mazeret değildir. Öğrenmek, yerine getirmek ve sonuçta bahtiyar olmak her kulun ödevi, görevi ve inşallah mükafatıdır. Kulak asmayanlar ise hem bu dünyada hem ahirette azaba müstehaktır.

İnanmayanlar, “Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!” dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur’an) onlara gelmedi mi? Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi. Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!” (Taha 20/133-135)

Çünkü azap hem dünyada hem ahirette peşpeşe gelecek ve iman etmeyenler her iki cihanda da bedbaht olacaktır.

“Kıyamet günü kötü azaba karşı yüzüyle korunan kimse , (o gün) azaptan emin olan kimse gibi midir? Zalimlere, “Kazandıklarınızı tadın” denir. Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi. Böylece Allah dünya hayatında onlara zilleti tattırdı. Elbette ki ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilselerdi!” (Zümer 39/ 24-26)

Keşke dememek aslında zor değildir.

Yüce Allah’a , Kur’an’a ve Peygamber’e sadakatle bağlanmak ve hayata çekidüzen vermek yeterlidir.

Vakit varken, nefes alabiliyorken, tevbe kapısı henüz kapanmamışken kulun yapması gereken keşkelerin eleminden kurtulup şükürlerle sevinçlere dalmaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva) Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Değerli Müslümanlar, Allah Bir’dir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir