Anasayfa / PEYGAMBERİMİZ / Hz. Peygamber bugün yaşasaydı…
imanilmihali.com
İslam büyükleri

Hz. Peygamber bugün yaşasaydı…

Hz. Peygamber bugün yaşasaydı…

HZ. PEYGAMBER BUGÜN YAŞASAYDI BİZİMLE İFTİHAR ETMEZDİ…

Rahmet Peygamberi Hz. Peygamber nebilik görevini layıkıyla tamamlayıp ahirete intikal etmiş, kendisine vahyedilen Allah kelamını ve kendi sünnetlerini bizlere emanet bırakmış ve tüm insanlığı kıyamete kadar sürecek doğru, adaletli ve güzel “Hak” yoluna kılavuzlamıştır.

Salat ve selam kendisine olsun, Allah kendisinden razı olsun.

O rahmet Peygamberi, içerisinde yetiştiği cahil ve batıl toplum düzeninde, nebilikten önceleri de bataklıktaki çiçekler gibi temiz ve dürüst kalmayı başarmış, karanlıklara ışık olmayı becermiş, birşeylerin yanlış ve noksan olduğunu Kur’an’dan önceleri de farketmiş nadide bir “emin” şahsiyetti.

Nebilik görevini aldıktan sonraları daha da güzelleşen insani vasıfları, imani değerleri, güzel ahlakı ve maneviyatıyla tüm cihana örnek olmuş ve insanlığı uçurumların kenarından Allah’ın izniyle aydınlığa yönlendirmişti.

Mala, alkışlanmaya, mevki ve makama ihtiyaç duymadan sadece Allah’a layık kul olmaya, inananları güzele çağırmaya, inanmayanları korkutup ikna etmeye harcadı beşeri ömrünü. Bu yolda uyumadı, aç kaldı, susuz kaldı, çöl sıcağında günlerce yaya yol gitti, savaştı, en yakınlarından ihaneti gördü, en yakınlarını kaybetti.

Geceler boyu ayakları şişinceye kadar ibadetle meşgulken, gündüzleri de şükretmeye, insanları “Hak’ka” çağırmaya devam etti.

Hakkın rahmetine kavuştuğunda geride ne malı, ne parası ne sarayları kaldı.

Geride; şanlı, fedakâr, mükemmel, dürüst, ahlak ve iman dolu yaşamı, insanlığa kazandırdığı güzellikler, İslam’ın Yüce ve bir o kadar da mütevazi şahsiyetinde hayata yansıması olan sünnetleri ve kendisine vahyedilen Yüce Allah kelamı “Kur’an” kaldı.

O, fani dünyanın zorlu bir sınav olduğunu görüp buna göre yaşayan, kendisinin gelmiş ve geçmiş tüm günahları affedileceği bildirilmişken “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diye gözyaşı döken insanlık sevdalısı bir Yüce insandı.

O zor ve zahmetli zamanlarda ve o zor coğrafyada nebilik görevini hakkıyla yerine getiren rahmet elçisiydi.

Bizler bugün Allah kelamı Kur’an’ı ve Peygamberimizin sünnetlerini hayata tatbik etmeye çalışan aciz kullarız. Lakin bu yolun neresindeyiz? Yüce Allah ve Peygamberimizin emir ve yasaklarının, teşvik ve tembihlerinin neresindeyiz? İslam’a ve imana uygun yaşayabiliyor, ahlak ve ibadeti etrafımıza ve bedenimize yansıtabiliyor ve kılavuzlandığımız güzel, doğru yolda sapmadan yürüyebiliyor muyuz?

Fani dünyanın bir geçici eğlence ve sınav olduğu idrakiyle ahiret sınavına hazırlanıyor muyuz?

Ebedi yurda, kıyamete, hesap ve mizana ne kadar hazırız?

Cahiliye dönemi insanlarının İslam gelmeden önceki hata ve gafletlerinden ne kadar uzağız?

Putları Allah ile arasında yardımcı, aracı, şefaatçi yerine koyan müşriklerle aramızda dağlar kadar imani fark yaratabildik mi? Yoksa onların o zamanki reçelden yapılmış putlarına benzer şekilde bizler bugün para, kadın, makam, şöhret simalı modern putlar yaratıp… hala batıla tapıyor muyuz? Hala bu putları aracı yapıp onlardan medet umuyor muyuz?

Peygamberimiz zamanında bu şahsiyetimizle yaşasaydık rahmet Peygamberi gözünde yerimiz neresi olurdu?

Yüce Peygamberimiz bugün bu coğrafyada yaşasa, mesela evimize konuk olsa bize ne derdi?

Peygamberimiz hayatını zulüm ve inançsızlıkla, haksızlık ve cahillikle, bencillik ve adaletsizlikle mücadeleye adamışken bizler O’nun yüzüne nasıl bakardık?

Sevgili Peygamberimiz bugün karşımıza çıkıverse kılığımızdan başlayarak, huy ve davranışlarımızdan, lüks merak ve israf tutkularımızdan, azgınlık ve para hırsımızdan ötürü bize selam verir miydi? Bizlerle oturup sahabeler gibi söyleşir ve nasihat eder miydi?

Yoksa Müslüman dünyasının bugün geldiği noktadan dolayı kahrolur ve bir köşede gözyaşı mı döker ve istiğfar mı ederdi?

Ayakları şişinceye kadar geceleri namaz kılan toplumdan, uykudan gözleri şişen bir topluma dönüştüğümüz için,

Kendisi ve Sahabeler, yokluk ve fakirlikten dolayı aç uyudukları, kalan üç beş lokmayı komşular, yolcular ve muhtaçlarla paylaştıkları halde bizler bugün israfın doruklarında dolaştığımız için,

Onlar, Adalet ve Hak uğruna canlarını ortaya koyup İslam’ı Cihana yaymaya çalıştıkları halde bizler hızla İslam’dan başkaca dinlere kaydığımız için,

Kâfirler, münafıklar ve müşriklerle bir olup, onlarla ortak iş yaptığımız için, mü’mini ikinci sınıf insana dönüştürdüğümüz için,

Dini bölüp, ayetleri değiştirip, Allah kelamıyla alay edenleri hala baş tacı ettiğimiz için,

Allah’ın farzlarını yok sayıp Resulallah’ın sünnetlerini takibe koyulduğumuz için,

Müşrik Mekke kafirleri gibi putları, zatları (kişileri), metaları (mal, eşya ve gelir getiren herşeyi) Rab edindiğimiz için,

İslamiyet’te Ruhbaniyet yokken yarattığımız için, Allah ile kul arasına birilerini soktuğumuz için,

Kur’an’ı en az bir kere anadil Türkçe ile okuyup, anlayıp, rehber edinmediğimiz, Arapça Kur’an’ı dinlediğimiz ama anlamadığımız ve Allah’ın emir ve yasaklarını anlamadığımız için,

Yüce Rabbin Kur’an’ı “oku!” emrine rağmen okumayıp hep birilerinden dinlediğimiz için,

Kur’an’ı bir kenara itip dinimizi hep birilerinin söyledikleri ile sınırlı yaşadığımız için,

İbadeti ön plana çıkartıp, iman ve ahlakı yok saydığımız için,

Hacca gitmeyi resetlenmek (günahların sıfırlanması) kabul ettiğimiz için,

İslam tek ve son dinken, O’nu tarikatlara, mezheplere, cemaatlere böldüğümüz için,

Haksızlıkla, zulümle, vergi ve zekât vermeden, uyuşturucu-kumar-içki-silah paraları ile zenginleşenleri beyefendi diye adlandırıp saygı gösterdiğimiz için,

Bir yeleği düşman sırtından gizlice alıp ganimet kaydettirmeyen sahabeye cehennemlik gözüyle bakılırken, bugün devlet malını hortumlayanları baş tacı ettiğimiz için,

Zalimden medet umarak zalime destek olduğumuz için,

Kadına, paraya, mala, dünya eğlencesine, iblise, kadına, şöhrete taptığımız için,

Haram – helal demeden yediğimiz için,

İmandan küfre, ibadetten riyaya, ahlaktan münafıklığa kaydığımız için,

Adetlere, geleneklere, milli ve manevi değerlere, toplumsal yaşam pınarlarına, Atalarımıza saygıda kusur ettiğimiz için,

Adaletsizlik ve haksızlık karşısında suskun kaldığımız için,

Allah’ın helal ve haramlarını, farzlarını ciddiye almayıp esnettiğimiz için,

Yüce Peygamberimize gerçek olmayan sahte hadis ve rivayetler yakıştırdığımız için,

Dini, Kur’an’ı işimize geldiği gibi yorumlayıp meal ettirdiğimiz için,

Kur’an’ı sadece Arapçaya mahkûm edip asıl aklımızı kullanmamızı sağlayacak olan Türkçe (anadil) mealen okumayı yasak saydığımız için,

Kutsal olanın Kur’an olduğunu unutup, kutsal olanı Arapça yaptığımız için,

Faiz, zina, hırsızlık, fuhuş, hırsızlık gibi en büyük günahları hem de alenen işleyenleri alkışladığımız için,

İslam’ın güzel ahlakından fersah fersah uzaklaştığımız için,

Kız çocuklarını toprağa gömer gibi kadın ve kızlara ikinci sınıf muamelesi yaptığımız için,

Mu’ta nikâhını zevkli saatler yaşamak için dinen caiz saydığımız için,

Dini bilen ve ulemalık görevi yürütenler haksızlık ve yanlışlıklara sessiz kaldığı için,

Hızla Hristiyanlaştığımız, Yahudileştiğimiz için, hatta ateistleştiğimiz için,

Dini dünya işlerine aracı yaptığımız ve dini kirlettiğimiz için,

Ahirette boynuzlu hayvanın boynuzsuz olanla bile helalleşeceğini unuttuğumuz için, hak yememeye özen göstermediğimiz için,

Dindar ile dinciyi ayıramadığımız için,

Münafık, mürai ve kâfirleri parası ve şöhreti var diye adam yerine koyup itibar ettiğimiz için,

Allah adaletsiz ve batıl iseler, Hak’tan uzaklaştı iseler ana ve babayı bile terki emrederken, adaletsiz zalimlere boyun eğdiğimiz için,

Kin güttüğümüz, haset, gıybet, iftira ettiğimiz, yalan şahitlik edip doğruları haykıramadığımız için,

Parayı çok sevdiğimiz için, dünya malına taptığımız için,

Kendisinin saçını sakalını taklid edip ahlakını ve sünnetini terk ettiğimiz için,

Yerde ve gökte yaşayan her şey Allah’ı tespih ederken milyonlarca ağacı yok yere katlettiğimiz için,

Aklımızı kullanmadığımız, bilgiyi ve ilmi reddettiğimiz için,

Şükretmediğimiz, tevbe etmediğimiz, kendimizi düzeltemediğimiz için,

İblis bizimle ilgili kanısında haklı çıktığı için,

Salih amel işlemekte tereddüt ettiğimiz için, sevdiğimiz şeylerden infak edemediğimiz için, komşumuz açken tok yattığımız için, kendimiz için istediğimizi mü’min kardeşimiz için istemediğimiz için,

Kur’an’ın yanına binlerce külliyat eklediğimiz hatta kimi zaman bu külliyatı öne çıkardığımız için,

Cahiliye dönemi müşriklerinden çok daha bağnaz, nankör ve vurdumduymaz olduğumuz için,

Takvayı Allah ile kul arasında bir iman ölçüsü değil de, insanlık arası üstünlük ölçüsü kabul ettiğimiz için,

İmanın kimde olduğunu bir tek Allah bildiği halde kişilerin kılığına, makamına, sözüne, maddi durumuna bakıpta iman etiketi yapıştırdığımız için,

Münafıkları ayırt edemediğimiz, mürailerin oyununa geldiğimiz, kafirlerle bir olduğumuz, gavurlarla işbirliği yapıp mü’minleri bir kenara bıraktığımız için,

Yoksula, yetime, yolcuya, muhtaca, komşu ve akrabaya, ana ve babaya yardım etmediğimiz için…

Kur’an dini, Hak dini İslam’ı değiştirdiğimiz ve yozlaştırdığımız için,

Müslümanlar mezhep, tarikat, cemaat diye karşısındaki Müslümanı düşman bilip savaştığı için,

Yüce peygamberimiz bize ne derdi?

Kahrolur, gözyaşı dökerdi.

O zaman kendimize sormak gerek; İslam’ın, Allah’a kul olmanın, Muhammed ümmeti olmanın, ahlaklı insan ve toplum olmanın neresindeyiz?

Çok ama çok gerisindeyiz.

Bu halimizle Allah’tan bağışlanma ve rahmet bekliyorsak, çok sevgili Peygamberimizin şefaatini umuyorsak daha yiyeceğimiz çok ekmek var demektir.

İslam’a, Allah’a ve Peygamberimize yaptığımız haksızlıklar, kusurlar, günahlar ve hatalar nedeniyle bizleri büyük müsibetlerin beklediği de muhakkaktır. Allah bizi affeder inşallah.

İnsanlığın ve fani hayatın ne kadar zamanı kaldığını da sadece Allah bilir.

Vakit varken, mucizeler henüz yaşanmamışken iman etmekte, imanı güçlendirmede, imanla yaşamakta fayda ve zaruret vardır.

Bahanelerin, mazeretlerin ardına saklanan, aklını kullanamayan ve hikmeti anlamayanlara ise zaten diyecek yoktur.

Onların gözü kör, kalpleri mühürlü, kulakları sağırdır. İnanmazlar ve inanacak ta değillerdir.

“Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele.” (Yasin 36 / 5-11)

İnananlardan, sadece ve sadece Allah’a iman edenlerden, şükür ve tevbe edenlerden, ibadetli ve salih amelli yaşayanlardan, Peygamber ahlakı ile ahlaklananlardan olmamız dileğiyle…

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Peygamber

Sünneti sorgulamak

Sünneti sorgulamak İman; Yüce Allah’a, Kur’an’a ve elçisi Hz. Peygamber (sav)’e itimat ve itaattir. Yüce ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir