Anasayfa / PEYGAMBERİMİZ / Hz. Peygamber dinin yaşayan örneği, tebliğcisi ve davetçisidir
imanilmihali.com
Hz. Peygamber dinin yaşayan örneği, tebliğcisi ve davetçisidir

Hz. Peygamber dinin yaşayan örneği, tebliğcisi ve davetçisidir

Hz. Peygamber dinin yaşayan örneği, tebliğcisi ve davetçisidir

Din ve hüküm sadece Allah’ındır. Peygamberler O’nun muazzez elçileri, dini öğrenen ve öğretenleri, tebliğci ve davetçileridir. Peygamberler aynı zamanda o dini örnek olarak yaşayan ve anlatandır.

Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav), kıyamete kadar baki kalacak İslam dininin peygamberi ve örnek yaşayanıdır. (Ama o dinin sahibi değildir.) O’nun görevi, insanları zorlamak, zorla dine sokmak veya hesap sormak değil, tatlı dille öğüt vermek, özendirmek, davet etmek ve anlatmaktır.

“Biz, seni ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Furkan 25/56)

“Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe 34/28)

“Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.” (Fatır 35/24)

“Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab 33/45,46)

“Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir…” (Şura 42/48)

“(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih 48/8)

“Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” (Hud 11/1,2)

Hz. MUhammed (sav) örneğinde olduğu gibi diğer tüm peygamberlerin de görevi tebliğ ve davetten ibarettir. Hiçbirinin tahrim yani haram ve helal belirleme yetkisi yoktur, din adına kural koyamazlar, kendilerine vahyedilen dini tam ve doğru olarak aktarır ve yaşayarak gösterirler.

Böyle olması onların din adına postacı olmaları demek değildir aksine onlar din adına en yetkili kimslerdir ama görevleri hüküm koymak değil o hükmü anlatmak ve toplumsal olarak hayata nasıl uygulanacağını göstermektir. Bu anlamda her bir peygamber dinini tartışma üstü kişisidir, doğrudur, güvenilirdir ve mübarektir.

“Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa 4/165)

“Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.” (Kehf 18/56)

“Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.” (En’am 6/48)

Ayetten anlaşıldığı üzere kutsal kitaplarda olduğu gibi risalet görevlerinde de vahiylerin peygamberin dili ile gönderilmesi, o vahyin peygamberlerce anlaşılabilmesi ve topluma aktarıldığında anlaşılmasını temin içindir. Bu yüzden Tevrat ve İncil mesela İbranice indirilirken, Kur’an Arapça indirilmiştir ve bu da aslında o kitapların vahyi yani kutsal olduklarının bir diğer ispatıdır.

Meseleye İslam açısından bakar isek karşımız aşu çıkar ki peygamber ve toplumu nankörlük ve inkar etmesin, biz bu vahyedilen dili bilmiyoruz diyemesinler diye kendi dillerinde indirilen vahiylerin kutsallığı esastır. Ama vahyin dili kutsal değildir. Bu sonuçta şunu gösterir ki kutsal olan vahyin kendisidir dili değil.

O halde, yobaz cuntalarınca Türk insanına diretilen arapça Kur’an uydurmasının da yalan ve düzmece olduğu açıktır. Çünkü o ilahi mesajı veren peygamberlerin görevi tebliğ yani halka anlatmak ve sonra davet yani o dine girmelerini istemektir. Halkın anlaması ve öğrenmesi için o toplumun diliyle vahyedilen bir dinin o kavme has olduğu iddiası ise Kur’an’ın evrenselliğine aykırıdır ki İslam’ın diğer dinlerden en büyük farkı kavimsel değil tüm insanlık için olmasındadır. Bu evrenselliği bir dile mahkum etmek ise arap oyunundan başka bir şey değildir.

“Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.” (Meryem 19/97)

Peygamberler, kendilerine vahyedilen ayetler dışında hüküm vermez ve veremezler. Bunları tebliğde de şeriatleri yani usulleri farklıdır. Hz. Musa (as) mucizeler ve kerametler ile, sonrasında bir savaş ile görev icra ederken, Hz. İsa (as) yumuşak mizaçla ve tatlı dille tebliğde bulunmuştur. Hz. Peygamber ise hem tatlı dille tebliğde bulunmuş hem gerektiğinde kafir ve müşriklere karşı cihat etmiştir.

Peygamberlerin bu tebliğleri zorlama olmaksızın kimi halk tarafından kabul görmüş ve onlar refaha ermiş, kimilerince reddedilmiş ve onlar hüsrana uğramıştır. Ama peygamberler için yazılan “Tebliğ ve davet var, hesap sormak yok” ilkesi gereği hiçbir peygamber hesap sorma yoluna gitmemiş, birkaç tekrar ve ısraradan sonra o kul veya topluma tebliğden vazgeçmişler, durumlarını Yüce Allah’a havale ederek çözüm ve yardım dilemişlerdir.

Yüce Allah, peygamberlerinin bu yakarışını duymuş onları ve az sayıdaki diğer iman edenleri kurtararak kalan kafirleri helak etmiş ve yerlerine başkaca ümmetler getirmiştir.

O inanmayanlara ait peygamberlere bir sorumluluk yüklenmediği gibi, inanmayanlar için azap öngörülmüştür.

Peygamberlere uyanlar ise Allah’ın emirlerine uymuş olmakla öğütlenebilmiş ve müjdelenmişlerdir. Nitekim, Kur’an ve Peygamber ile öğüt alanlar bahtiyar olmuşlar, diğerleri cehennemlik olarak isimlendirilmiştir.

“Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.” (Bakara 2/119)

“Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.” (En’am 6/107)

“Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisa 4/80)

Özetle; peygamberlerin görevi vahyi anlamak, öğrenmek, tebliğ ve davet etmek, örnek şekilde yaşayarak uygulamaktır ki tümü bu şekilde görevini tam ve doğru olarak yapmıştır. Hiçbiri zorlamamış, davetten öte aşırı ısrarcı olmamış, öğüt alanlara rehberlik ederlerken, öğüt almayı reddeden kafirlerden sorumlu olmamışlar ve Allah’ı bu anlamda gücendirmemişlerdir.

Ama zalim ve cahil insanın bu inkarının cezasını verecek olan Yüce Allah, azapların en kudretlisini müjdeleyerek öğütleri kulak arkası edenlerin akibetini yazmıştır.

Peygamberler, kendilerinin ve halklarının dilleri ile iş görmüşler, civar ülkelere davet ve tebliğleri o ülkelerin dilleri ile yapmışlardır. Bu da kutsal olanın arapça değil vahiy olduğunun ispatıdır. Nitekim kullar namazda arapça okurken, dualarda bu yüzden ana dilde dua ederler ve bu dinen gayet normaldir.

Öğütü reddedenler için cehennem, öğüt alanlar için cennetler müjdelenirken öne çıkan nokta öğüt kelimesidir ve peygamberlerin tamamı mü’minler için müjdeci ve kafirler için uyarıcıdır.

Rabbim tümünden razı olsun.

Rabbim bizleri öğüt alabilenlerden eylesin.

Rabbim bizi Kur’ansız ve Peygambersiz bırakmasın.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Peygamber

Sünneti sorgulamak

Sünneti sorgulamak İman; Yüce Allah’a, Kur’an’a ve elçisi Hz. Peygamber (sav)’e itimat ve itaattir. Yüce ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir