Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Hutbe ve vaazlar / Hz. Peygamberin hutbeleri
imanilmihali.com
Hz. Peygamberin hutbeleri

Hz. Peygamberin hutbeleri

Hz. Peygamberin hutbeleri

Hz. Peygamber (sav) 63 senelik yaşamının 23 senesini risalet ile geçirmiş, sünneti ile İslam’ın nasıl yaşanılması gerektiğini, 500 civarı hutbesi ile de imanın ve dinin ne demek olduğunu anlatmaya çalışmıştır.

Günümüzde maalesef bilinen hutbeleri Medine yolundaki Kuba mescidinde verdiği ilk hutbesi, Tebük hutbesi ve vefatına yakın verdiği veda hutbesidir. Diğer hutbeleri kitaplaştırıldıysa da pek bilinmez.

Bu bilinmezliğin birkaç sebebi vardır ki ilki Peygamberin sıklıkla ayetler okuması ve izahıdır. Yani zaten hutbenin kendisi Kur’an ayetidir.

İkincisi bu hutbeler kısadır ve çoğusunun yazılmasına bizzat kendisi farzlaşmasın diye müsaade etmemiştir.

Üçüncü ve asıl sebep ise bizce en düşündürücü sebeptir ki bu da Peygamberin sünneti diye tutturanların, o hutbelerdeki Kur’ani mesajları dikkate almak ve öne çıkarmak yerine, rivayetler yoluyla gelen uydurma hadislerin peşine düşmesidir.

Risaleti döneminde cuma namazlarını kıldırmış, hutbeleri nadiren başkalarına vazife vermiş Peygamberin beşyüz hutbesinden akıllarda kalanların sadece üç beş taneyle sınırlı olması bu sebepledir. Kaldı ki veda hutbesi ve diğer meşhur iki hutbenin de içeriği hakkında nedense cımbızlama yapılarak alıntı sergilenir ve tüm hutbelerin iman ve Kur’an kaynaklı olduğu gözlerden kaçırılır.

Oysa Hz. Peygamber ayetlerin nuzulüne bağlı olarak her bir hutbeyi hem öğretmek, hem tanıtmak hem de manasını açıklamak için vesile saymıştır ve kimi kısa kimi uzun hutbeleriyle, halkın anlayacağı dilde, gerekli örneklemeler yaparak izahta bulunmuş, Allah’ın emirlerini, o ayetin tefsirini bizzat yapmıştır.

Buyurdukları tamamen Kur’an ayetlerinden doğan şeylerdir ve hutbelerde Kur’an dışı hiçbir şey yoktur. Hutbe sonunda nadiren beşeri işlere ait duyurular yapılmışsa da bu nadirdir ve kısadır. Çünkü Hz. Peygamber mescitte Allah adından başkasının anılmasına asla müsaade etmemiştir, dünyevi meselleri namaza ve hutbeye asla sokmamıştır.

O yaklaşık beş yüz hutbenin şekil ve içeriğini gizlemeye çalışanlar şunu çok iyi bilmektedir ki o hutbelerde anlatılanlar küfür ve şirke, hırsızlık ve kamu malı talanına, cihaddan kaçmaya, kafirlik etmeye, şirk koşmaya, cehalet kültüründen kurtulamamaya yöneliktir ve Allah’ın ayetlerle emrettiği yola döndürme konuşmalarıdır.

Sadece Kur’an ile konuşan, kendi söz ve yorumlarının yazılmasına müsaade etmeyen Peygamberin bu tutumuna karşın, ahir zamanda sokaklarda dolaşan milyonlarca hadisin kaynağı çok iyi araştırılmalıdır.

Sünnet, aslen Hz. Peygamberin vefatıyla sona ermiştir. Çünkü Yüce Allah, Peygambere itikadı şart koşarken O’nun din adına yalan söylemeyeceğini ve yorum yapmayacağını bilendir. Halkın sorularını inancı dahilinde ve mevcut ayetler kapsamında yorumlayan Peygamber kendi sözlerinin ayetlerle bir tutulmasına kesinlikle karşıdır ve yazılmasına da bu sebeple müsaade etmemiştir. Buna hutbelerinin yazılmaması da dahildir.

Şimdiki uygulamalar ise bunun tam tersidir ve sünnet adeta ikinci bir din veya dinin ikinci ayağı durumuna getirilmek istenmektedir.

Sünnet, yani Muazzez Peygamberin söz ve davranışları, o yaşarken O’na sorulabilecek, danışılabilecek şeylere aittir. O’nun vefatı ile sorma şansı kalmadığı için ve yerine geçen yöneticiler vahye elçi olmadıkları için hilafetten de sünnetten de söz etmek, doğruluğunu ispat mümkün olmadığı için din adına gayet tehlikelidir.

Oysa ayetler sabittir, değilmez ve himayelidir. Dahası sünnetlerin tamamı Kur’an’a uygun olmak zorunda olduğundan ve Hz. Peygamber dini Kur’an’dan öğrendiği için de İslam alemi için esas olan dini kaynağından yani Kur’an’dan öğrenmektir.

İşte Peygamberimizin hutbelerinin öğrenilmemesine gayret eden ve Peygamberimizin neden hadislerinin yazılmasına müsaade etmediğini saklamaya çalışanların amacı bu riskli durumdur, Kur’an’a teslim olmamak direncidir. Kur’an yerine sünnet diyenlerin emevilerden itibaren gayretleri bazı sahabeleri günahsız ilan etmek ve sonra onlara Peygambere atfen yalan söyletmektir. Hatta Peygamberimizin vefatından yüz elli yıl sonra dahi kaleme alınan hadisler vardır ki bunların doğrulukları oldukça düşük ihtimaldir.

O halde Peygamberimize değil ama O’na atfen uydurulan hadislere temkinli yaklaşmak lazım gelendir. Hutbelerin göz ardı edilmesinde ve bilinmiyor olmasındaki saklı neden işte budur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam “Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir