Anasayfa / İMAN ESASLARI / Peygamberlere iman / Hz. Peygamberin sünneti
imanilmihali.com
Hz. Peygamberin sünneti

Hz. Peygamberin sünneti

Hz. Peygamberin sünneti

Hz. Peygamber (sav) son nebi, İslam son din ve Kur’an son kutsal kitaptır. Kıyamete dek ve ahiret de dahil yaşam ve hesap buna göre olacaktır. Bu haktır, Allah’ın vaadidir.

Kur’an, Yüce Allah’ın kutsal kelamı, emir ve yasaklarını içeren, sınırlarını çizen değişmez ve Allah tarafından korunan temel dini mesnettir. Vahye muhatap Resul ise kendisine tebliğ edilen emirleri tüm insanlığa iletmekle, bu emirlere göre doğru ve güzel yaşamakla mükellef, örnek ahlak sahibi bir beşerdir. Vaktin Risaletten önce dahi en ahlaklı ve putlara en kanmayanı olarak Hz. Muhammed hele ki Risaletten sonra kendisine verilen vazifeyi layıkıyla yapmış ve ruhunu, ayetlerin tamamlanmasını müteakip teslim etmiştir.

İslam, işte bu kutsal vahyin, melekler aracılığı ile Hz. Muhammed’e vahyedilmesi ve ezberletilerek kaydedilmesi neticesi şekillenmiş son ve mükemmel dinin adıdır.

Dolayısıyla kutsal olan arapça değil Kur’an’dır, din adına hüküm koyma yetkisi sadece Allah’a aittir.

Hz. Peygamber’in hüküm koymada yetkisi olmasa da çok büyük bir görevi vardır ki bu sünnetidir. Yani, dinden bizlerden çok daha fazla şey bildiği tartışmasız olan Hz. Peygamber’in olaylara, gelişme ve sözlere getirdiği yorumlar, sorulara verdiği cevaplar, aldığı biatlar hep Kur’an’idir. O’nun ömrünün son 23 yılı hep Kur’an iledir. Çünkü Yüce Allah, O’na verdiği vazifenin yanısıra daha pek çok kabiliyette vermiştir ki nefsi temizlenen Peygamber, yalan, yanlış bilmez haldedir. Hatası varsa da affedilmiş ve düzeltilmiştir ki bunlara günah demek dahi mümkün değildir.

İşte Peygamberin bu yorumları, söz ve izahatları, cevap ve terslemeleri hep İslam çerçevesindedir ve ayetlerle doğrudan bildirilmeyen pek çok hususta kendisi bir orta yol bulmuş, ilgili ayetin nüzulüne kadar o yol takip edilmiş, cevapsız kalan soruların cevapları sonraki zamanlarda inmiş, ispatı mümkün olmayan meselelerin hakkaniyetli ve adil cevapları ayetlerle bildirilmiştir.

İşte kesin ayet gelene dek veya ayetlerle bildirilmeyen konularda Peygamber beşeri yorumunu yapmış, tepki vermiş, kabul veya red etmiştir ki tüm bunların adı sünnettir.

Başlangıçta hadis diye bir şey yoktur, sünnete dahildir. Çünkü Sünnet söz ve izahatları da içeren genel bir kavramdır lakin sonraları kasıtlı olarak sünnet ile hadis birbirinden ayırt edilmiş ve sünnete dokunamayan kirli eller maalesef hadislere dokunur olmuştur.

Hadis konusuna dalmaksızın sünnet konumuz ile devam edersek, Peygamberin sünnetinin de tıpkı davet ve tebliği gibi kutsal vahiy istikametinde olduğu açıktır. Bu nedenle sahih olmak kaydıyla O’nun tüm söz ve davranışları Müslüman camia için doğru kabul edilmek mecburiyetindedir.

Lakin insan zalim, cahil ve nankördür. Peygamberin vefatından çok uzun zaman sonra dahi dine tahrifat yapmaya hevesli kirli eller durmamış ve kendisine savunma hakkı dahi verilmeyen Hz. Peygamber bu kirli eller elinde yalana mahkum edilmiştir. Oyun hem yalanlama ve inkar, hem yeni ve dine aykırı icad, hem de mevcut sünneti belirli kişi ve olaylarla kısıtlama şeklinde acımasızca devam ettirilmiş, bu yapılırken de en büyük hile olarak Peygamber’in kavminden, milliyetinden ve alışkanlıklarından kaynaklanan bazı haller de din diye tezgahlanmıştır.

Oysa O’nun beşeri ve dini olmak üzere iki kişiliği vardır ki Kur’an defaten O’nu “arkadaşınız” diye tarif eder. O’nun yediğinden, içtiğinden, kavim içerisinde gezdiğinden bahseder ki bunda O’nun –aşırı yüceltilerek- melek gibi günahsız veya ruhani bir vaziyete getirilmesine engel olmak maksadı hakimdir.

Velhasıl O’nun örflere bağlı olarak yaptığı şeyler daha ziyade şekille alakalı örtünmek, su içmek, yemek yemek, temizlenmek, diş fırçalamak, saç-sakal uzatmak türü şeylerdir. Dini yönü ise tamamen vahye dayalıdır ve asıl sünnet de zaten budur.

Asıl sünnetin içerisinin Kur’an dışı olması asla mümkün değildir ve aradan geçen asırlar sonra hala O’nun sünneti sorgulanmak isteniyorsa tek müracat kaynağı tartışmasız bir şekilde Kur’an’dır. Çünkü Hz. Peygamber de dini Kur’an’dan öğrenmiştir ve hüküm sahibi Yüce Allah’ın diğer insanlara din adına bir şeyleri tebliğ etmemiş olması hakkaniyete aykırı olacağından dinin tamamı ayet satırları arasındadır.

Demek ki sünnet Kur’an’dan dini öğrenen Hz. Peygamber’in, dine uygun yaşam şeklidir.

O halde kıyafet ve hane içi davranışları da kapsasa bu durum aslında daha ziyade manevi, ahlaksal yahut içseldir, imanla alakalıdır. Bu yüzden Kur’an (ve doğal olarak Yüce Allah) O’nu örnek ahlak üzere olmakla övmektedir. Demek ki O’nun yaşantısından din adına yansıyanlar, veya diğer adıyla sünneti, yani kutsal olan ve örnek alınması gereken O’nun kıyafeti, eş sayısı, konuştuğu dil, uzattığı sakal değil … Kur’an’a ve Allah sevgisi-korkusuna dayalı örnek ahlakıdır.

Yüce Allah kendisini de mutlak ahlak (Kur’an ahlakı) üzere olmakla tarif eder ki Sırat-ı Mustakim denen bu ahlak Hz. Peygamberin bedeninde yer bulmuş ve yaşayan bir mü’min örneği olarak tam 23 yıl kavim içerisinde gezinmiş, cihad etmiş, ibadet ve infak etmiştir.

Namuslu halleri, yumuşak tavırları, ahlaklı ve dik duruşu, hak yemeyişi Risaletten de önce var idiyse de bu meziyetleri vahiyler ile zirve yapmış ve ahlakı hele ki vahyin son zamanlarında tartışılmaz ve örnek hale gelmiştir.

Şekil olarak kendisini örnek almaya gayretli olanların hatası ve unuttuğu şudur ki Hz. Peygamber’e karşı ve düşman olanlar da sakal bırakmakta, pelerin veya örtü giymekte, çok eşli olmaktadır. Bu örnekler sayısız çoğaltılabilir. Bu da demektir ki küfür cephesinin dahi sergilediği bu tablo içindeki hiçbir şey sünnetten değildir, kutsal değildir, örfle ve coğrafyayla alakalıdır.

Peygamberin sünnetinde aranması gereken husus, kavminin o ana kadar bilmediği, yapmadığı ve vahiyden sonra başlayan güzelliklerdir. Peygamber Risaletten önce dahi putlara asla tapmamış, kız çocuklarını asla öldürerek gömmemiş, helal olmayana uzanmamış, fala inanmamış, şaraptan sakınmış birisidir. O hep bir cevap arayışında olmuş nitekim vahiyle gerçek cevapları buldukça hem kendisi hem kavmine ışık olmuştur.

Bu da gösterir ki örfler bir kenara konularak vahyin başlamasından sonra O’nun ahlakının aldığı şekil esas olandır. Örnek ahlak, Kur’an ahlakı ile kast edilen de budur. Dolayısıyla sünnet işte bu örnek ahlakın temelini oluşturduğu yaşam şeklidir, dini yaşama biçimidir.

Peygamberin sünneti diye ahlak alınınca da karşımıza sadece ve sadece ayetlerle emredilen şeyle çıkar. Yani sünnet ayettir, ayet ise sünnet. Tezat, karmaşa, itiraz, nüans yoktur. Ayette günlük yaşama dair bildirilmeyen şeyler vardır, o ayetin hükmünün zaman, coğrafya, duruma göre yaşanma şekli vardır, benzer olaylar arasındaki ilişki veya farklılık vardır. Ama tüm sünnet ve ayet Kur’an kaynaklıdır.

Zamanın Müslümanlarının kaçırdığı nokta buradadır.

Peygamber’in sünneti elbette takip edilmesi gerekendir. Lakin uydurma, örfe dayalı, arabizim veya israiliyattan kaynaklanan uydurmaları O’na atfetmek ve adına sünnet demek, sonra bu sünneti (haşa) Allah’ın farzlarının üzerine çıkarmaya çalışmak, Hz. Peygamber’i din adına hüküm koyar mevkiye getirmek, O’nun şefaatini garanti ve kurtarıcı kabul etmek gayet yanlıştır. Bunun dindeki adı çok daha kötüdür, ilahlaştırmaktır, şirke alet etmektir.

Peygamber’e atfen yalan uyduranlar dine ve Peygambere yalan söyleterek değişmez Kur’an’ı değiştirmeye heves ededursun, iman sahipleri zaten böyle bir oyuna gelmezler. Lakin asırlar boyu İslam’a düşman olanlar o denli işbirliği içindedir ki bugün sokaklardaki İslam tanınmaz hale gelmiştir.

Bu karamsar tabloda en çok da Hz. Peygamber’e atfedilen yalanlar rol oynamaktadır.

Konunun hadis boyutu ise son derece korkunçtur ve Peygamber’in yazılmasına dahi müsaade etmediği hadisleri (sözleri) yakın zaman sonraları kaleme alındığında dahi sayısı otuzu, en fazla beş yüzü geçmemişken, bugün hadislerin sayısı altı milyonları geçmiş vaziyettedir.

Hadislerdeki oyun bu denli çirkin ve acımasızdır. Dahası bu hadis üreticilerin bir kısmı münafık yahut doğrudan yahudidir, bu üretilen hadisler daha ziyade siyasal otoriteye hizmet etmektedir, arap milliyetçiliğini dinin önüne geçirmeye, vahiy yerine Arapçayı kutsal yapmaya yöneliktir.

Dini ve imanı oyundan ibaret sananlar ise maalesef bu kandırmaca ile ecele koşmakta ve arapça öğrenmekle bir ömür harcayıp Kur’an’ın tek harfini anlayarak okumadan berzah ötesine geçmektedir.

Kur’an’ı bilmeyenin sünneti bilmesi ve anlaması da mümkün değildir. Çünkü sünnetin neye dayanarak öyle şekil aldığının izahı ayette gizlidir ve o sünnet ayet gereğidir.

Kaldı ki sünnetin dindeki tanımı yapılırsa sevap kazandıran, yapılmazsa günah yazdırmayan şeklindedir. Farz ise ayetlerdir ve farzın dindeki karşılığı yapılması zorunlu olan, yapılmadığında günah kazandıran, inkârı durumunda dinden çıkaran şeklindedir.

Sünnet bu nedenle de farzın takipçisidir, izahatı ve yaşanan örneği durumundadır ki insanlar doğru anlasın ve yanlışa kapılmasın.

Ama bugünün sokaklardaki İslam’ında şekilcilik esas, cehalet ve Kur’an yabancılığı hat safhadadır.

Şeytana kahkahalar attıran bu durum ise dincilerin en mükemmel tezgâhıdır ki sünneti ayetin üzerine çıkarmak, sonra sünnete şekil vermekle, tesir edilen Müslüman kitlenin düştüğü durum ancak inkar veya isyanla tarif edilebilir.

İşin doğrusu şudur; kul evvela ayetten işin doğrusunu öğrenecektir. Çünkü hesap sünnet ile değil ayet iledir. Sonra sünneti merak edip araştıracak, karşılaştığı şeyleri Kur’an süzgecine vuracak ve ancak Kur’an’a uygun olanları alarak dinden sayacaktır.

Bu sorgulama yapılmadan, akıl ve kalp devre dışı bırakılarak tüm sünnet denilenler alınır ve kopyalanırsa o kalpler ve bedenler şekilcilikten öte gidemez, iman ve tevhid yerini gaflet ve şirke bırakır ki bu faciadır.

Müslüman camia bu gaflete düşmemek için muhakkak tevhid ve şirk bahsini okumalı ve idrak etmelidir ki şirk afsızlığa tabi tek günahtır.

Yok, şirkten habersiz, şeytanların oyuncağı olarak ölmek arzu ediliyor ve şeytanlarca sunulan hizmet, makam ve servetler yeterli görülüyorsa da yapacak bir şey yoktur. Ama bilinmelidir ki bu dünya süslü bir eğlenceden ibarettir ve asıl hayat ahirettedir. Dahası orada hesap çok çetin, azap fena, müjdeler sevindiricidir.

O halde Peygamberin sünneti bizler için örnek yaşam biçimidir. Ama bunun kabulünden önce o sünneti Kur’an eleğinden geçirmek lazımdır. Çünkü O’nun bölgesel, zamansal veya kavimsel olarak sergilediği hallerin aynısını küfür cephesindeki insanlar da amcaları da sergilemektedir. O halleri dinden sayarsak o halde kafir amcalara nasıl kafir denilebilir?

Son söz dinde oynana oyunun en yaygını sünneti yeniden yazmak, bilhassa sayısız hadis üreterek işe geleni dinleştirmek şeklindedir. Oyun bu sünneti farzların üzerine çıkarmakla devam eder ki tarikat ve mezheplerin maksadı hemen hemen budur. Nihayet oyun sünneti ve Hz. Peygamberi ilah zirvesine taşıtır ki bu noktadan sonrası zaten şirkin koyu karanlığıdır.

Doğru ve güzel olan iman ile, Kur’an ile sadece gerçeğe ve Allah’a yönelmek, farzları eda ederken sünnetten istifade etmek ama hükmü sadece Allah’a bırakmaktır.

Bu sadece Allah demek üzerine kurulu yaşamın adı tevhid, bunun dışındaki tüm yaşamların adı küfürdür. Çünkü hak birdir, batıl çoktur.

Peygamberin sünnetini savunanları asla mesela iman konusuna bastırırken, yahut Kur’an hükümlerini savunurken göremezsiniz. Ama mesela teravih namazının neden 33 rekat şeklinde sayısının artırıldığını sorarsanız dinden aforoz edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız. Oysa namaz Allah içindir, farz rekatlar Allah’adır, adı sünnet olan rekatların sayısı ispata muhtaç hususlardır. Yaşadığımız bağnaz sünnetçilik ortamında ise bu sayısı tartışmak bile tenkit ve tehdit edilmeye kafidir. O halde iblis ahdinde gayet başarılı demektir ve ahir zamanın sonlarına doğru İslam tanınmaz ve riskli hal almış demektir.

İman ve Kur’an ise ortadadır ve kulların kendisine müracat etmesini beklemektedir.

Akıl, ruh ve kalp bunun içindir, nefisler temizlenmeye muhtaçtır, din Kur’an’dadır, din sadece Allah’ndır. Nihayet dinde zorlama yoktur ve niyetler amellerden üstündür.

Rabbim Kur’an İslam’ına gönül veren, Peygamberin sünnetine bu pencereden bakan mü’minleri korusun, esenliğe erdirsin. Amin!

SORU ŞUDUR; Hep şeriat isteriz diye yürüyenler görürsünüz de hiç Kur’an isteriz diye yürüyen gördünüz mü?  Bu sorunun cevabı yukarıdaki yazının tamamının özeti durumundadır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Peygamberimizin imana dair hadisleri

Peygamberimizin imana dair hadisleri

Peygamberimizin imana dair hadisleri ‘Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir