Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İBADET / İbadet neden, kime, nasıl yapılır?
imanilmihali.com
İbadet neden, kime, nasıl yapılır?

İbadet neden, kime, nasıl yapılır?

İbadet neden, kime, nasıl yapılır?

İbadetin mahiyet ve maksadına bakmadan önce insanın yaratılış gayesine bakmak gerekir ki bu ayette apaçık bellidir.

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 51/56)

Kulluk; Rabbe iman ve ibadet etmek, sınır, öğüt ve yasaklarına uymaktır. Kulluk mü’minler için ibadetin tüm türleri gibi sadece Rabbimize yapılmak zorundadır.

“(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha 1/5)

“Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin).” (Bakara 2/138)

İbadet has olarak Allah’a yönelmek ve sadece O’na kulluk etmektir.

“De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na) doğrultun. Dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” (A’raf 7/29)

“De ki: “Ben dinimi Allah’a has kılarak sadece O’na ibadet ediyorum. Siz de Allah’tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!” De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.” (Zümer 39/14,15)

“(Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?” (Meryem 19/65)
İbadet sadece insana değil, cinlere ve meleklere de görevdir.

“Şüphesiz Rabbin katındaki (melek)ler O’na ibadet etmekten büyüklenmezler. O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.” (A’raf 7/206)

“Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler, ne O’na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.” (Enbiya 21/19)
İbadetin genel esasları Kur’an’da verilmiş olsa da şekli, süresi, mahiyeti Peygamberimize öğretilmiş ve insanlara da öğretmesi emredilmiştir. Dolayısıyla mü’min nasıl kulluk ve ibadet edeceğini bilmek ve uygulamak için Peygamberimizin öğretilerine uymak zorundadır.

“Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.” (Nuh 71/3,4)

“Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.” (Hac 22/67)

İbadet; Allah’a karşı gelmekten sakınmak, şükretmek, Allah rızasını kazanmak maksadıyla bedenen (namaz, oruç, Kur’an okumak, zikretmek), malen (zekât, sadaka) veya her ikisiyle (hac, hicret vs.) yapılır.

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.” (Bakara 2/21)

“Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.” (Nahl 16/114)

“(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebut 29/45)

“Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.” (Secde 32/16)
İbadet emredilen zaman ve şekillerde yapılırsa da nafile ibadetlerin zamanı daha ziyade gece olmalıdır. Çünkü gece insanın daha içten, samimi olduğunun göstergesidir ve insan gece daha iyi anlar ve düşünür.

“Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur’an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır.” (Müzzemmil 73/6)

Allah insana kaldıramayacağı yükleri yüklemez. Ayrıca Rabbimiz yaşamsal beşeri işlerden uzaklaşıp tamamen ibadete yönelmemizi de emretmez. O rahmeti ile bizlere acımış, kolayımıza geldiği şekilde abartmadan ama has olarak ibadet etmemizi emretmiştir.

“…Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Müzzemmil 73/20)

imanilmihali.com
İbadet konusunun en hassas noktası ibadetin sadece Allah’a yapılması gereğidir. İbadette Allah’ın yanına, berisine, ötesine eş, ortak, şefaatçi, aracı ve benzerler koymak Rabbimizin ilahi kudret ve mülkünü paylaştırmak olduğundan ŞİRK’tir.

 

“De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.” (En’am 6/56)

“Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koşanlara, “Siz de, ortaklarınız da yerinizde bekleyin” diyeceğimiz günü düşün. Artık onların (ortak koştuklarıyla) aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki: “Siz bize ibadet etmiyordunuz. Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda şâhit olarak Allah yeter.” (Yunus 10/28,29)

“Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.” (Hud 11/26)

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti…” (İsra 17/23)

“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 18/110)

“Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.” (Meryem 19/82)

“Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” (Ta’ha 20/14)

“Sen Allah ile beraber başka bir ilâha ibadet etme. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas 28/88)

“Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla! (Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.” İşte bugün birbirinize ne fayda ne de zarar verebilirsiniz. Zulmedenlere, “Yalanlamakta olduğunuz cehennem azabını tadın” deriz.” (Sebe 34/40-42)

“İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

İbadetin sadece Rabbimize yapılması ibadetin özü ve manasıdır ki O’ndan başka ilah yoktur, O’ndan başka ibadet edilecek ilah ta yoktur. Oysa gerek cahiliye dönemlerinde ve gerekse zamanımızda insanların Allah’ı inkâr etmeden ve Allah’ın yanı sıra bir cin olan iblise ve ordusuna ibadet ediyor olması maalesef bir gerçektir. Cahiliye döneminde tapılan putlar reçelden yapılmış basit heykeller değil arkasında taşıdığı derin mana ve kişiliklerin birer sembolüydü. Ve o semboller neredeyse tamamı dişi olan varlıklardı ki çoğu zaten cinlerdi.

Yoksa Arap toplumu ve doğal olarak onların ataları reçelden, samandan yapılmış cisimlere tapacak kadar budala değildi. Aksine onlar bu varlıklara taparak, ibadet edip kurbanlar keserek kendilerinin Allah’a yaklaştırılacağını umuyorlardı. Dolayısıyla şirkin tanımı da -haşa- Allah’sızlık değil, Allah ile beraber birilerine tapma şeklinde tecelli etmişti.

Kur’an’ın ısrarla ve defaten insanların tapmakta oldukları varlıkları dişi ve cin olarak tanımlaması bu nedenledir. Bu putların arasında insanların kendisine danışmadan iş yapmadığı sayısız putlar vardı. Peygamberimizin babasının bile yaşama hakkı ilgili putun fal oklarına ödenen deve kefareti ile temin edilmişti.

Bugün cismani putların şekli ve mecazi anlamı değişmiş, reçelden ve samandan yapılan putların yerini daha başka putlar (!) almıştır. Ancak o putun arkasındaki varlıklar hiç değişmemiş ve insanlar o varlığa tapmaya devam etmişlerdir.

Büyü ve kehanet insanları kendisine maymun etmek isteyen cinlerin eğlencesidir ve gayba ait olduğu için de çoğu zaman asılsız olan haberler ile insanları kendisine bağlama metodudur. Ruh çağırma seanslarında olduğu gibi cinler insanlarla alay etmekte ve cinler, insanların kendilerine tabi olmasıyla daha da güçlenmektedirler. Fal ve büyünün yasak olmasının başlıca nedenlerinden birisi budur.

Kulluk ve ibadetin sadece Allah’a kılavuzlanmasının ilk şartı muhakkak ‘iman’ konusudur. Allah’ın tek, muktedir ve hâkim olduğunu bilen bir insanın başkaca ilahlar aramaya zaten imkânı yoktur. Samimi olarak iman etmiş bir insan, Kur’an ve Peygamberimizin öğretileri doğrultusunda ibadet ve kulluk etmekten başkaca yol ve yöntemler aramayandır.

Çünkü bize yakın olan, bizi duyan, bize cevap veren, yaratan, öldüren, dirilten sadece Allah’tır. Diğerleri alaycı, yalancı, kandırıcı varlıklardır ve farklı boyutta oldukları için zaten bizlerin ibadet ettiğimizden de habersizdirler.

Nitekim ahirette bizi yalanlayacak ve kendisini aklamaya çalışacak olanlar da onlardır.

Meleklerin, Peygamberlerin ve nice güzel İslam büyüğünün hatta çoğu zaman aşırı sevgiden dolayı ibadet edilecek hale getirilmesi de şirk kapsamına girecek tehlikeli davranışlardır. Çünkü melekler Allah’ın yarattığı kullar, Peygamberimiz risâlet görevine rağmen bir beşerdir. İslam büyükleri ve alimleri ise yaşamış ve ebediyete intikal etmiş kullardır. ve bunların hiçbirisi ibadete layık değildir.

Konu şefaat ummak ise şefaatin ilk şartı Rabbimizin dilemesidir ki bu da aslen Allah’ın kulundan razı olmasına bağlıdır. Şefaat Rabbimizin izniyle ve izin verdiği kimselerce yapılacak bir bağışlanma dileğidir ki Peygamberimiz gibi en yüce şefaat makamına (inşallah) erişecek birisi bile kullukta kusur eden birisi için şefaat dileğinde bulunamayacaktır. Peygamberimizin şefaat edeceği insanlar Allah’ın rızasını kazanmış ama bir miktar günahı bulunan mü’min kullardır ki Rabbimiz inşallah bunlara şefaat edilmesine müsaade edecektir.

Bu noktadan hareketle birilerine şefaat umuduyla ibadet ve kulluk ediyor olmak şirk’tir, ilahi hükmü parçalara ayırmaktır.

İbadet, din gibi temel insani ihtiyaçlardandır ve insan bir şekilde ve mutlaka bir şeylere ibadet etme ihtiyacındadır.

İbadete değer tek varlık Allah olsa da , özellikle İslamiyet öncesi zamanlarda insanların varlıklara, cisimlere ibadet ediyor olması bu ihtiyaçtan kaynaklanır.

O zaman şöyle diyebiliriz; niçin Rabbimize ibadet etmeliyiz? Başkalarına ibadet etmemek için!

İbadet etmeli miyiz diye bir soru sorulamaz. Çünkü insan koskoca evrende minicik bir nokta iken, bir damla sudan yaratılmış iken bir Yaratıcının varlığına her zaman şahitlik eder. Bu Yaratıcıya şükran ve sevgi gösterisi demek olan ibadet bu nedenle kaçınılmazdır.

İbadet korku veya umut maksatlı mı yapılmalıdır? Yoksa ibadet ve kulluktan maksat Allah rızasını kazanmak mı olmalıdır? dersek cevabımız muhakkak ki Allah rızasını kazanmak olacaktır. İnsan cennete gidebilmek veya cehennemden kurtulmak için değil Yaratan’ına layık has kul olabilmek ve O’nun rızasını kazanabilmek için ibadet etmelidir. Bu manada cennet ve cehennem ikincil maksatlardır.

İbadetin ne şekilde yapılacağı konusunda insanların sınırlanması doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü temel ibadet şekillerinin yanı sıra mesela; Kur’an okumak, Rabbimizi düşünmek, sadaka vermek, yetimin başını okşamak, yasaklardan kaçınmak, hayırlarda yarışmak, çalışmak, şükretmek, selam vermek…birer ibadettir. Yani en geniş manasıyla ibadet salih kul olarak iş ve değer üretmek, barış ve huzurdan yana olmak, Allah’ın sınırlarına sadakatle bağlı yaşamaktır.

Mekân ve zaman olarak ibadetin temel olanlarının hükümleri Peygamberimizce ve ayetlerle belirlenmiş haldeyken, diğerleri için böyle bir kayıt yok ama öğütler vardır.

Söz gelimi cuma namazının camide cemaatle kılınması farz, diğer namazlar için değildir. Zikrin, tefekkürün yeri ve zamanı yok ama daha ziyade gece yapılmasına yönelik öğütler vardır. İnsanların otururken, yatarken, yaslanırken zikretmesi ibadet veçhiyken ibadetin sınırlarını camilere hapsetmek, Kur’an okumayı katı biçimde sınırlamak doğru olmayandır.

Temiz olmayan ellerin dokunamayacağı Kur’an için küçük abdesti gerekli kılan bir ayet yoktur. Nitekim içtihadda küçük abdesti olmayan dokunmadan veya ezberden Kur’an okuyabilir ama Kur’an’a el süremez hükmü vardır. Oysa kanaatimizce abdest namaz öncesi emredilen bir temizlenme vesilesidir. Kur’an okumayı ibadet kabul edip abdesti gerekli kılma düşüncesi de bizce doğru değildir çünkü o zaman Kurban kesecek birisinin de küçük abdestli olması farz olmuş olur.

Doğrusunu Allah bilir diyerek devam edelim. İbadet konusunda en önemli husus niyettir. Kime, neden, ne şekilde ibadet ettiğinizin göstergesi niyet aynı zamanda sizin cüzi iradenizin simgesi, teşebbüsünüzün ilk adımıdır ki o ibadet elinizde olmayan nedenlerden ötürü gerçekleşmese bile Rabbimiz inşallah tam sevap verecektir.

Niyetin kalpten ve sözle ifade edilmesi gereği bu yüzdendir.

İbadetin Rabbimizin huzurunda yapılıyor olması ve namazın adeta mü’minin miracı olduğu hatırlanacak olursa, ibadet edecek kimsenin çevresinin ve kendisinin temiz, bakımlı, uygun kıyafetli olması şarttır.

İbadetin süresi kulun dilemesine kalmıştır ancak bir ibadetten sonra Peygamberimizin tavsiyesi hemen bir başka ibadete koşulmasıdır ki bunlar zaten salih ameller veya hayırlardır.

Sonuçta insan ibadetten, hayır işlemekten uzak kaldığı her dakika ziyandadır. Bahşedilmiş ömür kısadır ve ne zaman sonlanacağını sadece Rabbimiz bilir. Geç olmadan kulluk bilincine sahip olmak doğru olandır.

imanilmihali.com
Fatiha ile Rabbimize verdiğimiz söz asla unutulmamalıdır; fıtrat yemini olarak her rekatta tekrar ettiğimiz bu yemin başkaca ilahlar aramadan, sadece Allah’a kulluk ve ibadet edeceğimizin yeminidir ki Rabbimizin suredeki sıfatları; din (hesap ve ceza) gününün sahibi, Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olandır.

 

Dini Allah’a has kılarak, samimi ve ihlasla yapılan her şey ibadet ve kulluktur.

İman ile beslenen, ahlak ile sonuçlanabilen ibadet; olması gereken, amentü gemisinin üç yükünden birisidir. İman ve ahlak ile ortak noktada buluşamamış, riya ve gösteriş maksatlı ibadetin ise zerre kadar değeri yoktur.

Başkalarına kulluk ve ibadet eden gafillerin ise alacağı karşılık sadece o taptıklarının verebileceği kadardır ki zaten onlar bir şey veremez, sadece vadederler.

Sadece Rabbimiz, dua, ibadet, tevbe, takva ve şükürlere karşılık verendir.

Sadece Rabbimiz, ibadet ve kulluk edilmeye layık olandır.

Din sadece Allah için vardır, Allah’ın dini İslam’dır, İslam Allah’a teslimiyet demektir.

Başkaca dinler, başkaca ilahlar arayanlar gafil ve zalimdir.

Rabbimizi ve yaratılışı düşünmek bile bir ibadettir.

Ve ibadet, imanın göstergesi, güzel ahlakın tomurcuğudur.

Rabbim bizleri sadece kendisine kulluk ve ibadet edenlerden eylesin.

Amin!

 

 

İbadet neden, kime, nasıl yapılır?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi

Gurur veya gözyaşı getiren ibadet mukayesesi İbadet ve kulluk, fıtrati gayedir ve insan sadece Allah’a ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

33 − 23 =