Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / İblis imparatorluğu (+ 13)
imanilmihali.com
İblis imparatorluğu (+ 13)

İblis imparatorluğu (+ 13)

İblis imparatorluğu (+ 13)

Bu yazıyı lütfen çocuklarınızdan önce okuyun ve onlara uygun olup olmadığına siz karar verin.

—-

İblisin ahdi yazımızda A’raf suresinde ve daha birkaç surede geçen İblis ve ahid meselesine değinmiştik. Yazımızın hedefi imanlı kulları, yaşanmakta olan şeytani şerler hakkında uyandırmak ve kötülükleri iblis ve askerlerinin nasıl kışkırttığını gözler önüne sermekti. Merak eden okuyucularımız ilgili sayfamıza göz atabilir.

Burada ise gayemiz yaşanan güncel olaylara değinmek ve bugüne nasıl gelindiği, geleceğin şekillendirilmesinde şeytani ve rahmani iradenin hangi hedefleri gözettiğini yazıya dökmektir.

Yüce Allah şeytana kötülük için kışkırtma, zalime zulmetme, rüzgara esme, kuşa uçma, insana akıl etme melekesini veren, tek Yaratan, tek maliktir. O, bir şeyi dilerse Ol! der ve o şey oluverir. O’nun rızası ve bilgisi dışında ne bir yaprak düşer, ne bir ana doğurabilir. Ve Allah dünya denen mekanı çok sevdiği kulu insan için bir imtihan alanı olarak yaratandır. Allah diler ki kulu kendisine bahşedilen üstünlükleri hak yolunda kullansın ve dünya cennetvari bir ahlaka sahip imanlı kullarla dolup taşsın.

Şeytan, insanın yaratılmasıyla ilahi iradeye isyan etmiş, lanetlenmiş, huzurdan ve cennetten kovulmuş varlıktır. Asıl adı iblis olan şeytan, o andan itibaren insanı ‘Allah aleyhine kışkırtmaya, kendisi ile birlikte cehennemlere mahkum etmeye, imanlı birkaç kul hariç insanlığın tamamını şirk tuzağına çekmeye’ ahdetmiştir. Yüce Allah onun bu isteğine dünya imtihanı gereği müsaade etmiş, iman edecek ve etmeyecek kullarını görmek istemiştir ki cennetlerine sadece bu sınavı geçenleri alsın.

Bu ahid çoğu insanca malum olmakla beraber yazık ki akıllarda pek fazla yer etmez ve günlük hayatta ahdin gereği olabilecek tuzaklardan fazlaca sakınmak ihtiyacı hissedilmez. Bu yüzden insanlık çoğunluğu ile şike batmış ve şeytana yem olmuş haldedir.

Şeytan, insanlara dört yandan yaklaşıp, önce onları kendisine asker yapmak ve sonra da yine onlar eliyle başkalarını örümcek ağına çekmek niyetindedir. İblisin bu gayreti hem cinleri hem insanları kapsar ve aslen iblis dumansız ateşten yaratılmış cin taifesindendir.

İblis ahdi gereği insanı zorlamaz ama süslü gösterir ve kışkırtır. Kimi zaman cazip bir fikir, kimi zaman yakın bir arkadaş kılığına giren bu sinsi düşman biz insanlardan daha farklı meziyetlere sahip, hızlı ve ötelere hareket edebilen, anlaşıldığı kadarıyla şekil değiştirebilen, kalbe sızabilen vs.. yapıdadır.

Cin taifesinin de anlaşıldığı üzere rahmani ve şeytani türleri vardır ve onlara da peygamberler gelmiştir. Hatta Peygamberimizi Kur’an okurken dinlemeye gelmiş, Hz. Süleyman’ın emrinde çalışmışlardır.

Fakat asıl hata şuradadır ki insanlar buna rağmen cinleri sadece görünmez ve farklı boyutta yaşar kabullenerek, şeytanı adeta yok saymışlardır. Düşmanı tanımamak ve temkinli olmamak denen bu gaflet ise insanları umursamadıkları ama aslında çok güçlü olan şeytana mahkûm ve mağlup etmiştir.

Cennetten kovulduktan sonra yere inen cinler şimdi nerededir dediğimiz zaman ise genel kabul onların görünmez olduğu ve buralarda olsalar da gözün onları göremeyeceği şeklindedir.

Peki o zaman Hz. Süleyman’ın ordusu içinde yer alanlar, inşaatlarda çalıştırılanlar kimlerdir?

Kur’an’ın muammaları çoktur lakin başlıca iki mesele öne çıkar. İlki sure başlarındaki harflerin hidayeti ve diğeri İsrael, şeytan, iblis, İsrailoğulları, beniisrael olarak tanımlananlardır.

İsrael dişi cin şeytanın adıdır ve huzurdan kovulmadan önce arş’taki mecliste sandalye sahibidir. Bir rivayete göre abisi Bal, halen isyan etmediği için oradadır. Ama kendisi huzurdan kovulmuş, ama yılan kılığında ama cennetin sınır kapısından seslenmeyle insanı yasak meyve konusunda tahrik ederek kandırmış ve insanın da cennetten kovulmasına sebep olmuştur.

O andan itibaren;

“Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.” (Ta’ha 29/123) ayeti ile bildirildiği şekilde insan ve şeytan birbirine düşman olarak yeryüzüne gönderilmiştir.

Bu husus iyi anlaşılmalıdır.

Yere inen ve birbirine düşman olanlar kadın ve erkek eşler değil, insan ve şeytanlardır. Bunlar yere indirilmiş ve muhtemel farklı coğrafyalara yerleşmiş, üremiş ve nesiller boyu yaşamaya devam etmişlerdir.

İnsanın yaratılmadan önceki zamanlara ait Yahudi ve Hristiyan rivayetleri hatırlanacak olursa onlarda yeryüzünde yaşayan insan öncesi varlıklar (cinler) bahsedilir ve bunların bir süre sonra azması ile helakları hak olur. İnsan işte bunun üzerine ve azmamak dileğiyle yaratılmıştır.

Konuyu dağıtmamak adına devam edelim. Adem (as)’ın oğlunu kardeşini katledecek kadar etkileyen şeytanların mücadelesi Nuh Peygamber zamanına kadar şiddetle devam etmiş ve tufan sonrası bir değişim ve ıslah yaşanmıştır.

Lakin şeytan yapacağını yine yapmış ve belirli süreye kadar Rabbimizden aldığı yaşam süresi ile zulmetmeye, kandırmaya devam etmiştir.

Kur’an’da geçen İsrailoğulları ifadesine kadar cinlerin, mağaralardaki resimlerden çıkardığımız tarifi; akledemeyen, güdüleriyle hareket eden, sakallı, at tırnaklı, göbek delikleri büyük, dört parmaklı, kuyruklu şeklindedir. Bu akledememe meselesi önemlidir çünkü insandan üstün olduğunu iddia eden iblis yandaşları ile birlikte akıl nimetinden noksan oldukları için mazeret sahibidir ve sözde haksızlıklarına bahane olarak bunu kullanırlar.

Hz. Süleyman emrinde çalışan cinler ise savaştığına, inşaat yaptıklarına göre artık en azından kısmen akıllı haldedirler ve mağaralarda yine kuyruklu, çember sakallı, bu kez beş parmaklı ve dik p.nisli, olarak resmedilmektedirler.

Daha sonraları geçen Beniisrael kelimesi ise cıvık çamurdan yaratılmış, insandan küçük, genleri farklı, cismen insanla birebir benzeş ve aklen aynı yeteneklere sahip olanları için kullanılmıştır. Yani artık bedenen ve aklen insan ile aynı kabiliyetlere denk getirilmiş ve böylece ahiretteki mazeretleri yok edilmiş haldedir.

Bu yazılı üç paragrafın ispatı zordur elbet lakin bu iddiaların uzantısı bizi ikna olmaya götürür. Şöyle ki Ethopya civarındaki üretilmiş devletler, hatta mitolojideki Mu kıtası yanı başındaki Atlantis kıtası, şimdilerde Eritre denilen yer, Somali açıkları bunların anavatanı vaziyetindedir. Daha sonraları insanlara arsına karışan ve topluca helak olmak istemeyen Beniisrael halkı, İsrailoğulları ile birlikte Rabbimize sayısız kere isyan eden, sözünden dönen bir halktır ve akıl melekeleri verilene kadar hep bir mazeretleri vardır. Ancak şimdilerde bu mazeret kalmamış ve iman etme gerekleri hasıl olmuştur.

Lakin mizaçları ve baş öğreticileri o denli güçlüdür ki bunlar isyanı elzem ve gerekli görürler. Çünkü kandırılmışlardır. İçlerinden çok azı hakikati görmek ve rahmöani kalmak durumundayken çoğusu şeytana uymuş vaziyettedir ve bunun bir sebebi de insan denen nankör varlıktır. Çünkü insan onlardan medet ve gaybden bilgi almak adına onlara tapmış, onlara itaat etmiş ve güç ve sihir uğruna onlara asker olmuştur.

Tarihteki hiçbir put reçel veya tahtadan ibaret değildir. Hepsinin arkasında bir cin ve şeytani güç vardır. Issız dağlarda bunlardan destur isteyen, onlara adaklar adayan zalim insanlar hem bu taifenin ıslahına engel olmuş, hem onları daha çok büyüklendirmiş ve hem de kendi helaklerini haklı kılmıştır.

Konunun çok zor ve karışık olduğu bilinciyle sadede geleceğiz.

Kanaatimizce bunlar halen yaşamakta ve dünya üzerinde sadece insanları kandırarak değil bizzat şerre alet olarak ta kötülük üretmekteler.

Teknolojinin seviye ve gidişatı, ufo diye yutturulanlar, Siyonizm denen yılanın bu denli güçlenmesi hep bu konuyla alakalıdır.

Şöyle diyelim; mason işareti ortasındaki “G” harfi nedir? Geometri, gönye filan değildir. O kelime Golan’dır. Halen İsrail’de bir tepenin adı olan Golan ruhsuz ve şuursuz çocuk demektir. Yine rivayete göre bu çocuk yasak meyveyi yiyen Adem (as)’ın (!!!) eylemiyle ve şeytanın akla ve ruha sahip bir evlada sahip olmak umuduyla doğmuş ama Rabbimizin müdahalesi ile akılsız ve şuursuz olarak doğmuş, hüsran getirmiş bir çocuktur. Nitekim muhtemelen yaşamamıştır da. Yasak meyve bahsinin ölümsüzlük ağacı değil de ruhsatsız ve yanlış bir ilişki olduğu rivayetinin kaynağı budur.

Yine İsrael’in abisi Bal, rivayete göre bir Rab (Terbiye eden)’dir ve halen meclistedir. Kendisi cinlerin Rabbi olup, iblis ile aynı fikirde olması için isyana cesaret edememiştir. Buna rağmen kardeşinin isyanına sessiz kalmakla adeta desteklemiş ve onu durdurmayarak kendisi de suça iştirak etmiştir. Lakin Bal, insanı kışkırtmak suçunu işlemediğinden cennetten sadece iblis kovulmuş, Bal bulunduğu katta kalabilmiştir. Oysa her ikisi de cehennemliktir ve saygısızlıkları karşılıksız kalmayacaktır.

Peki bu Bal’ın önemi nedir? Bal, siyonizmin Yüce Allah yerine telaffuz ettiği ve yere inip dini yeniden yaratacak olan sözde yeni İlah’tır. Tabi onun yere inmesinin de bir şartı ve mutlak bir gereği vardır. O şart insanlığın toptan imansızlaşarak Allah’a isyan etmesi veya insanlığın toptan imha edilip yerde sadece cinlerin bulunmasıdır. İblis herkesi şaşırtıp yoldan çıkardığında Rabbimize hitaben şöyle hak iddia edecektir;

“Bak, senin çok sevip güvendiğin insanı nasıl yoldan çıkartıp azdırdım, demek ki insan benden üstün değil, üstün olan benim. O halde beni cehennemde ezeli hapse mahkum edemezsin. Beni kovduğun cennetine geri koy. ”

Eğer insanlar tümden imansızlığa geçmez ve şirk yere egemen olmazsa da insanlar tümden yok edilecektir.

Bu iki münavebeli hedef siyonizmin herkesten sır olarak saklanan nihai hedefidir.

Yeni dünya düzeni olarak telaffuz edilen hakikat budur. Bu düzenin tesisi içinse kullanılan sadece kandırma girişimleri değil, sihir ve büyünün bin bir çeşididir. Sihir ve büyü zaten bu yüzden şeytan işi pislik olarak tanımlanmaktadır.

Yukarıda yazılanların detayına ilişkin Mehmet Cüneyd Çapanık’ın “Göktenri” isimli eserine bakılabilir.

Doğruyu ve aslolanı sadece Rabbimiz bilir ama biz aklı kullanmak ve şerrin kaynağını bulmaya, şer üretenleri durdurmaya çalışmak zorundayız.

Anlaşıldığı üzere belirli zaman yani kıyamet vakti sadece Rabbimizin bilgisindedir. Ahir zamanda olduğumuz erkesçe kabul gördüğüne göre şeytanın belirli süreye varılınca ölmesinden önce hayata geçirmek istediği bu şer hayali için çok vakti yoktur.

Başta Mısırlı din adamları, sonra Yahudi rahmanların Kabala tahrifleri ile belirli süre hesaplanmaya çalışılmış ve olaylar kendi seyrine bırakılmayarak hızlandırılmaya ve son bir savaş ile meselenin topyekun halline karar verilmiştir.

Bu son savaş malumları üzere Armageddon denilen kıyamet öncesi büyük savaştır ki sonrasında kısa bir süre huzur olacak ve sonra kıyamet kopacaktır. İyiler ve kötüler arası savaş olarak ta tanımlanan bu savaşın; rahmani insanlar, melekler ve cinler ile şeytani insan ve cinler arasında yaşanacağı muhakkaktır.

Kazanan da elbet melekler safındaki rahmani kullar olacaktır.

Ama bu genel kaide bile teknolojiyi amansız bir silaha döndürme gayretindeki şeytanı durdurmaya yetmemektedir.

O sihir ve silah teknolojisi yardımıyla Allah’ın ordularını yenebilmek sevdasındadır.

Armageddon savaşının ardındaki gerçek te işte budur.

İman, insan ve cin olanlar için sahip olunması gereken ilk şeydir. Rahmani olmanın, kul olmanın, Allah dostları yanında sefer edebilmenin ilk ve tek şartı budur.

Çünkü savaş iman savaşı olacak, savaş başladıktan kısa bir süre sonra Allah’ın yardımı gelecek ve iyiler elbet kazanacaktır. Ama o zamana kadar Yüce Allah diğer tüm cihadlarda olduğu gibi imanlı kullarının kendisinin rızasını kazanmak umuduyla ölmek istemelerini görmek ister. Şehit olma hissiyle savaşan her bir insan Rabbimizin nimetlerine saygı ve şükran demektir.

O halde imanı savaşa kadar muhafaza etmek, savaşırken ölmeyi göze almak, bu dünyadan ahiret yurdu için vazgeçebilmek son iman sınavının gereğidir.

Şeytan ise adamlarını savaşa ikna edecek ama sonra kaçacak ve “Ben Allah’tan korkarım” diyerek geri adım atacaktır.

Nitekim rivayete göre iblisin ölümü de bu savaştan sonra Adem (as)’ın mezarının ayakucunda, melekler ordusunca acı veren bir mahiyette tezahür edecektir. Çünkü bilinenin aksine ona verilen süre kıyamet sonrası dirilişe kadar değil, belirli bir süre yani kıyamete yakın bir zamana kadardır. Çünkü her nefis ölümü tadacaksa ki öyledir, o da ölümü kıyametten önce mutlaka tadacaktır.

Meselenin bir diğer tarafı da insanoğluna genetik olarak zarar vermek, kıyameti geciktirmek, mümkünse hastalık ve mikroplarla insanları öldürerek yok etmektir. Keza savaşlar ve çatışmalar da bunun içindir. Genlerle oynayan, klonlama gayretinde olan, uzay araştırmalarına ağırlık veren zihniyetin gayesi belirli süreyi geciktirmektir çünkü o zihniyet inanır ki belirli sürenin şartlarından birisi insan bedeninin cennet yaşamına hazır hale gelmesi için geçirmesi gereken evrimin tamamlanmasıdır. Bu evrim geciktirilirse veya yanlış şekillendirilirse kıyamette gecikecek, böylece kendisi de ölümsüz olarak yaşayacağı daha uzun zaman diliminde daha fazla insanı kandırma şansı yakalayacaktır.

Dinlerin tahrifi, Allah’a isyan, putperestlik manasında da şeytanın gayretleri üst seviyededir. Dini hem de insan eliyle tahrif eden İblis’in uzanamadığı tek kitap Allah korumasındaki Kur’an’dır. Tıpkı göklere uzanmak isteyen şeytanları takip eden ateşli alevler gibi Kur’an’a da sadece temiz eller uzanabilir ve dokunabilir. Bu temizlik sanıldığı gibi sadece abdestli olma manasına değildir. Kast edilen öncelikle imanlı kullardır ki imansızlar isteseler de ona dokunamazlar.

Konunun detayı bahsedilen eserde mevcuttur. Lakin şu çok iyi bilinmelidir ki ister cismani ister ruhani olsun kötülük ayakta, imanlı kullar uykuda ve gaflet içindedir. Ümmet, Kur’an nurundan nasiplenmeyi adeta kendisine haram etmiş gibi anladığı dille okumama gayretindedir. Oysa Yüce Allah, Kur’an’ı hidayet rehberi olarak bahşetmiş, Peygamberimiz 23 yıllık risaletini bu maksada adamıştır.

Bizlerin Kur’an okumaya karşı gösterdiği bu direnç en başta kelamın sahibi Yüce Allah’a haksızlık değil midir?

Kur’an hidayetinden nasiplenemeyen kulların şeytana karşı koyabilmesi ve imanı yaşatabilmesi mümkün müdür?

Tek ilah Allah, tek muteber kitap Kur’an, tek İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’dir. Bu inançla kalbi çarpan herkes Müslümandır, kardeştir. Zaman şeytani güçlere karşı bir olma, iman kardeşliğini yeniden tesis etme zamanıdır.

Zaman; modern zaman fitnelerine kanmadan, hakikatten bihaber yaşamadan imana yönelme ve Allah dostlarının yanında saf tutmanın zamanıdır.

Siyon piramidinin tepesindekilerin taptıkları bu ilah işte bu iblistir ve gayeleri de açıktır. Yoksa yere huzur ve barış getirmek vaadi sadece aptalları kandırmak içindir. Allah nurunu kafirler istemese de tamamlayacaktır ama belli ki bu esnada çok canlar yanacaktır. Kanan aptallardan olmamak, Hak yoluna dönmek yapılması gerekendir.

Rabbim bizlere aydınlanmayı, şerlerden korunmayı, kanmamayı, hidayeti nasip etsin.
Rabbim bizlere Kur’an ile aydınlanmayı nasip eylesin.
Rabbim bizi imanımızı ispat etmemiz gereken zamanda imanlı ve akıllı kullarından eylesin.
Amin!

 

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir