Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / İblis neden ve nasıl şeytan oldu
imanilmihali.com
İblis neden ve nasıl şeytan oldu

İblis neden ve nasıl şeytan oldu

İblis neden ve nasıl şeytan oldu

İblis, insandan önce yaratılan varlık grubu olan cinlerdendir, dişidir, dumansız ateşten yaratılmıştır. Ayetlerde o ana kadar ki hizmet ve görevleri anılmasa da Araş’ta bizzat ilahi nizama şahit olanlar arasındadır ve Yüce Rabbimizin “insana secde edin” emrine tek karşı gelen odur.

Bu emir, anladığımız kadarıyla, tüm varlık gruplarına yani meleklerin ve cinlerin tamamına verilmiştir ki tamamının Yüce Meclis’te olması mümkün değildir ve İblisin o esnada meleklerin hocası olduğu da çok doğru görünmemektedir, israiliyat kaynaklı gibi durmaktadır. Doğrusunu Allah bilir.

İblisin değişik dinlerde farklı adları vardır ve şeytan, tagut bunlardan bazılarıdır. Kur’an’da bu üç kelimeyi kullanır ve İblis özel isim yani bir varlığı işaret ederken, tagut ve şeytan kelimeleri cins isim kapsamında cinler ve insanlar için de kullanılmaktadır.

İblisin, karanlığın gücü, yaratanı olduğu tezi islam’a aykırıdır. Yani o yaratıcı asla değil, yaratılan zıtlıkların dünya sınavında sıradan bir faktör ve vesiledir, kendisi yaratılmıştır. Bu şu açıdan önemlidir ki İblis asla bir ilah değildir, tek ilah Allah’tır.

İblis, kendisini insandan büyük görerek, kibir ve cehaletle, insandaki hikmeti anlamayacak akılsızlıkla, Allah’ın emrine uymayacak densizlikle gaflete düşen biçaredir ve cezası önce huzurdan kovulmak ve sonra cennetdeki insan ev eşini kandırarak cehennemlik olmaktır.

Bu ceza akabinde Yüce Allah’tan insanları Allah aleyhine azdırmak için istediği güç ve süre ise onun ahdidir ve iblisin ahdi denen bu yemin, dünyada halen yaşanan kötülüklerin de çıkış noktasıdır.

İblis, insanı ve eşini kandırdıktan sonra başlayan dünya sınavı, şeytanın imansız kullara musallat olması ve kandırmasıyla, imanlı kulların tevekkül ve tevhid ile Allah’a yönelmesiyle devam etti ve ahir zamanda maalesef iblis ayetin tarifiyle insanlar hakkındaki zannında haklı çıktı ve Yüce Allah’ın “Andolsun cehennemi insan ve cinlerden dolduracağım” ahdi gerçekleşti.

Yani insan, kendisine şeytanlardan korunması için verilen imana sahip çıkamazken, iblis ahdinin gereğini yaptı ve aldattı. Aldatan kadar aldananın da suçlu olduğuysa aşikardır ve ahiret yurtları her ikisi içinde aynıdır, cehennemdir.

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, şeytanın bu davası ve davasına delil getirmesindeki başlıca hata ve yanlışlara şöyle temas eder:

– Her şeyden önce şeytan soruya karşı durum ve görevini takdir edememiş, cevabı tariz ve çekişme tavrına dökerek bahis ve sözde makam gasbı sevdasına düşmüştür. İtiraf ve bağışlanma dileme yerine itiraza ve yanlış çıkarmaya kalkışmıştır.

– Verilmiş kesin bir emir varken, buna mukabil kıyas ve içtihada kalkışmıştır. Hâlbuki nass olan yerde içtihad yapılmaz.

– “Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” demesi, aslında doğrudur. Fakat şeytan bu iki yaratılış olayını mukayese ile bundan “ben ondan üstünüm” sonucunu çıkarma görüşünde hata etmiştir.

– Şeytan, yalnız madde ve unsura itibar etmek istemiş, Âdem’de topraktan, kendisinde ateşten başka bir özellik görmemiş ve diriden ölü, ölüden diri yaratan ve eşyanın özellikleri ve üstünlüklerini kereminden bahşeden Yüce Yaratıcı’yı maddeye mahkûm gibi varsaymıştır. Hiç düşünmemiştir ki, çamur ile ateşin özündeki fark da sadece Yaratacı’nın tahsisine borçlu olan bir yaradılış farkından başka bir şey değildir.

– Bundan anlaşılır ki, birçok insanda görülegelen sadece maddeye yöneliş (maddecilik) şeytanın mesleklerinden bir meslektir.

– Yaratılış bakımından ateş ve toprak, yaratılmış olmak ve yaratıcının hükmüne mahkum bulunmak bakımından eşittirler. Özellik bakımından ise toprağa mahsus özellikler, ateşe mahsus özelliklerden daha kapsamlı ve üstündür. Hele ahlâkî bir temsil ile düşünüldüğü zaman, ateşin hafifliğine, hiddet ve şiddetine, telaş ve ızdırabına, kibre eğilimli ve yayılmacı olmasına karşılık, toprağın vakar ve sakinliği, sabır ve dayanıklılığı, sebatı, yumuşaklığı, hayâ ve cömertliği, seçkinlik ve olgunlaşma yeteneği ne kadar yüksektir.

İnsanların bir kısmı şeytanın dediklerini yapar, bir kısmı da Allah’ın emirlerine uyar. Şeytanın yörüngesine girenler ve devamlı onun talimatları doğrultusunda hareket edenler “hizbuşşeytan” grubunu meydana getirir. Allah yolunda gidenler ise, “Hizbullah” adını alır. “Hizbuşşeytan” ifadesi Mücadele Suresi 19. ayette; “Hizbullah” ifadesi de, aynı Surenin 22. ayetiyle, Maide Suresi 56. ayette geçer.

Hizbuşşeytan, devamlı şeytandan gelen telkinlere göre hareket eder.

“Şeytanlar, kendi dostlarına sizinle mücadele etmelerini vahyederler” ayeti bunu bildirir. (En’am Suresi, 121)

Şeytan fikirli insanlara, şeytanî ilhamlar gelir. Şeytan onları rahat bırakmaz, devamlı olarak ehl-i imanla mücadeleye teşvîk eder. Hamdi Yazır, meseleyi şöyle değerlendirir:

“İmansızlıkla şeytanet arasında bir câzibe vardır. Korusuz bahçeye haşerat musallat olduğu gibi, ‘Görmedin mi, biz kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice azgınlığa sevk eden şeytanları gönderdik’ (Meryem Suresi, 83) ayetinin işaretine göre, imansız kalblere de şeytanlar musallat olur. İmansızlar şeytaneti sever. Şeytanî hasletlere, hareketlere meftun olurlar. Hayırsız, hayırsızla düşer kalkar. Eşkıyanın reisi, en büyük şaki olur. Bunun gibi, imansızların bütün temayülleri şeytanette olduğundan, önlerine şeytanlar düşer, başlarına şeytanlar geçer.”

İblis, asla Allah’ı inkar etmedi ve edemez. Çünkü bizzat gördü, muhatap kılındı ve lanetlenirken dahi kendisine hitap edildi. Oradaki nizam ve teşkili, gaybı bizzat gözleriyle gördü. Buna rağmen azdı, şaştı, kıskandı, insanın yere ve cennete varis olmasını hazmedemedi ve büyüklendi.

İblis, ilk insan ve Peygamber Hz. Adem(as)’in evlatları arasına nifak sokarak başlattığı mücadelesinde kibri, parayı, kadını, nefsi, malı, makamları, büyüklenmeyi, yalanı silah olarak kullandı ve maalesef muvaffak oldu.

Allah ile aldatan şeytan soyuyla, kendisiyle bir olan şeytani cinlerle, insan ve cinlerden askerleriyle zaman içinde güçlendi, sayıca arttı ve bugün sokaklar, ekranlar onlardan doldu. İman cephesi ise fıtri misaka, Allah’ın iman lutfuna ve Kur’an’a rağmen aldandı, nefsine ve şeytana yenik düştü.

Savaşlar çıkartan, zulümler üreten, kan ve gözyaşına sebep olan asla şeytan değil ama insandır. Şeytanın kılıcı tahtadandır ve şeytan asla zorlamaz, sadece süslü gösterip aldatır, körükler, kışkırtır. Zulüm üreten, kan döken cahil ve nankör insandır ki insanın Kur’an’daki tanım ve vasıfları maalesef hep kötüdür.

Yaratılışta varlıkların çoğundan (tümünden değil) üstün sayılan, emaneti yüklenen, bedenine ruh üflenen, akıl, şuur ile desteklenen insan sonraları yazık ki zalim, cahil, nankör ve aceleci olarak anıldı. Bu da demektir ki iblis şeytanlıklarıyla insanı kandırdı ve kötü yönde değişmesini sağladı.

Şeytan, aldatmaları ile insan ve cinlerden taraftarlar topladı, onları yapılandırıp, gruplayıp, görevlendirdi ama kendisi hep iş başında ve en kritik yerlerde oldu. Yavru köpeğe taş atmayı süslü gösteren şeytancıklar ayak işlerine bakarken, İblisin kendisi Hitler gibi zalimlerle uğraşıp dünya savaşları çıkarttı.

“Yemin ederim ki, İblis onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İçlerinde müminlerden bir grup dışında hepsi ona uydular. Hâlbuki İblis’in onlar üzerinde hiçbir yaptırım gücü yoktu. Fakat biz ahirete imanı olanı belli etmek, ondan şüphe içinde bulunandan ayırmak için böyle yaptık. Öyle ya, Rabb’in her şeyi gözetleyendir.” (Sebe, 34/20-21)

Ayetten anlıyoruz ki, şeytanın yaratılış hikmeti insanların imtihan edilmesidir.

İnsanın en büyük düşmanı şeytandır. Yüce Allah şeytanla insan arasındaki düşmanlığı şöyle bildirir:

“Şeytan size gerçekten bir düşmandır. Siz de onu düşman edinin.” (Fatır, 35/6)

İnsan gözü ruhani varlıkları görecek özellikte olmadığından şeytanı da göremez. Ama üstteki ayetten anlıyoruz ki, o ve kabilesi, bizim onları göremeyeceğimiz yerden bizi görmektedir. Bu da onların ne derece tehlikeli bir düşman olduklarını gösterir. Doğrudan gördüğümüz bir düşmana karşı tedbirimizi alırız, ama görülmeyen düşmana karşı pek çok insan tedbir almadığından gafil avlanabilmektedir.

“Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı (Hz. Âdem ve Havva’yı), mahrem yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de şaşırtıp fitneye düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostları yaptık.” (Araf Suresi, 27)

İblisin, secde emrine karşı çıkmasını, tevhide bağlamaya çalışarak, sadece Allah’a secde ederim demesini yanlış anlamamak lazımdır ki bu da bir kandırmacadır. Çünkü emri veren Allah’tır ve emre uymamak, emri verene uymamaktır. Kaldı ki bu güzel bir reaksiyon olsaydı zaten Allah öyle bir emir vermez, en başta büyük melekler secde etmezdi. Oysa bu isyanına yalan kılıf bulmak, kibri saklamaya teşebbüstür.

Yüce Allah’ın iblisin isyan edeceğinden habersiz olması da mümkün değildir. Çünkü ezeli ve ebedi bilen Allah, daha iblisi yaratırken onun hakkındaki makus talihi çoktan yazmıştır ve ondan haberdardır. O halde olayı bir anlık veya sürpriz olarak değerlendirmek te şirke imza atmak yani şerrin yaratıcısı makamına şeytanı oturtmak, haşa Allah’ı ilimsizlikle suçlamaktır ki bu olası değildir.

Kur’an, üç ayrı surede iblisin ahdine detaylı olarak yer verirken, insanlara mesaj vermekte, Allah ile aldatılmamayı ve şeytanlara uymamayı emretmektedir.

“Tuğyan” (azgınlık) kökünden abartma kipiyle bir cins ismidir ki, aslı “ceberût = zorbalık” olup, (azgınlığın) kendisi haline gelmiş, isyankâr, azgın, azman, azıtgan demektir. Tagut ise, “şeytan, sihirbaz, kahin, batıl mabud, insanların ve cinlerin büyüklük taslayıp inad edenleri” gibi menfi anlamlardadır.

“Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” (Bakara 2/257)

Özetle; İblis cinlerdendi ve Allah’ın emrine isyan ederek lanetlendi, insanı cennetlerde kandırarak cehenneme mahkum oldu ve aldığı süre zarfında dünya imtihanının eksi kutbunda yer almak suretiyle insanı Allah aleyhine kandırmaya ve isyan ettirmeye yemin etti.

Allah ise kullarına imanı bahşederek, şeytanların imanlı kullar üzerinde sultası olmayacağını müjdeledi. Ve insan daha elest günü Allah’a, kitap ve peygamberlerine biat ve iman edeceğine dair söz verdi.

Dünya sınavı bu üç ahde dayalı başladı ve sürüyor.

Şeytan aldatmaya, mü’minler kanmamaya gayret ediyor ve niyet, teşebbüs ve ameller not ediliyor.

Hesap ve mizan Allah’ın hakkıdır, o zerrece haksızlık yapmadan herşeyin karşılığını verecek olandır.

Şeytan ve şeytanın dini şirk, bu nedenle afsızlığa mahkumdur ve müşriklerin yeri cehennemin dibi ve cezaları sonsuza değindir.

İnsan şeytanları ise şeytana uyan müşrikler için kullanılan tabirdir ve sadece zarar gören değil aksine şeytanla bir olup zarar verenlerin adıdır.

İblisi şeytanlaştıran, isyan ettiren her şey insana yasak olan bahtsızlıklardır, cehalet ve gafletlerdir ki hakikati görememe, haksızlık, adaletsizlik, hikmeti idraksizlik, kibir, büyüklenme, aşağılama halleri insanları şeytanlaştıran davranış ve sözlerdir.

Şeytanın taktiği kandırmak, aldatmak ve süslü göstermek üzere olduğu için kafirlerin akıllıları yine bahtsızlıkla münafık olur yani isyanlarına bir de riya ve aldatma katarak cezalarını katmerleştirir ve şeytanlara köle olurlar. Müşrikler ise şeytanın dini şirke tabi ve asker olanlardır.

Mü’min, şeytanlara düşman olan, şeytancıklardan sakınan, şeytanlaştıran söz ve hareketlerden uzak duran, şeytanlarla mücadele eden Allah’ın imanlı kullarıdır.

Şeytanlara teslim ve asker olanlar ise cehennemin dibine layıktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Feministlerin batıl ikonu Lilith

Feministlerin batıl ikonu Lilith

Feministlerin batıl ikonu Lilith Siyonizmin ne kadar egemen ve etkin olduğunu göstermek, feminizmin nasıl tevhide ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir