Anasayfa / Global siyonizm / İblisin Ahdi ve mahiyeti
imanilmihali.com
İblisin ahdi ve mahiyeti

İblisin Ahdi ve mahiyeti

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Türk ve aydın olmanın ebedi hazzıyla.

Din inancı, insanlık tarihi boyunca sosyal yaşamın temelini oluşturmuştur. Semavi kitapları anlayamamış ve yaşam ilkelerini doğru’da sabitleyememiş insanlardan oluşan toplumlar mazlum ve mahzun olmuşlardır. Çağdaş Türkiye, Atatürk’ün devrimleri ile yapılan çok önemli doğru değişimleri, Atatürk’ün ölümünden sonra bilinçli olarak önü kesilen aydınlanma aşamasına giremediği için kavrayamamış ve bugünkü durumuna düşmüştür. Kâinat ve varlıklar niçin ve nasıl var edilmiştir?, yaşam ve ölüm nedir? sorularına cevap veremeden, adına modern denen kültürler içerisinde kaybolup gitmiş olan insanlardan oluşan toplumumuzda güvensizlik, mutsuzluk ve ahlâki çöküntü hayat bulmuştur.

Tabiat nasıl binlerce tür ve milyarlarca varlıktan teşkil ise insanlar da değişik özelliklerde yaratılmıştır. Herkes bir değildir, olmayacaktır da. Yazık ki çoğu bu yaşamı siyaha boyamakla ömür tüketecek, çok azı güneş gibi aydınlatmaya çalışacaktır. Geçmişte böyle olmuştur, gelecekte de böyle olacaktır. Bu yüzyıldan geriye bakıldığında mazinin tüm renkleri kara görünüyorsa buna sebep her çağda içimizden çoğunluğun diğerlerinden zeki olduğunu sanması, insanlığa dost olmayışı, elindekiyle yetinmeyişi sebebiyledir. Zalim ve nankör insan bahane bulmaya, büyüklenmeye ve aldanmaya müsaittir ve bu olumsuzluk hem maddi hem de manevi hayatına dairdir. Nefis ve açlıkları emrinde iş gören kitleler, kalbini yedeğe aldığı, aklını şerre yorduğu içindir ki iyilik mütevazi sınırlarda kalırken, kötülük doktorasını tamamlamıştır.

Kara ressamların bir zamanlar adı tapınakçılar veya haçlılar yahut teröristler iken bugün olağan üstü bir organize ile tamamı aynı çatıda birleşebilmiştir. Bu çatının adı; küresel Siyonizm’dir. Çünkü bu fırça tutucular hem tüm dünyaya etki etmekte, hem maddi ve manevi yaşamı, habitatla birlikte tarumar etmektedir.

Yaşam boyu dinmeyen kan ve gözyaşı insanlığa hiç bir şey öğretmemiştir. Ders alınmadığı için de tarih sürekli tekrar etmiş, feryatlar bitmemiştir. Tarihin tüm acıları beşeri değil dini kaynaklıdır ve zalim insan ürünü olsa da geri planda daima fısıldayan şeytanlar vardır. Şeytanın bu karanlık tablodaki rolü, zorlayan ilahlık değil, kendisine köle kıldığı zalimleri aldatarak, ahdi istikametinde çalışmaya, hayatı siyaha boyamaya ikna etmektir. Bu ikna gayretinin temeli, İblisin yaratılış esnasında ettiği ‘insandan nefret’ yeminidir. İblis o yeminde tüm niyet ve hıncını ortaya koymuş, yapmaya çalışacaklarını bir bir anlatmıştır. Lakin insanlık bunları bugüne kadar merak etmemiş, hasbelkader öğrenenler gerçekleşeceğine ihtimal vermemiş, kulak verenlerse korkarak yok saymayı tercih etmiştir. Şeytan ve yemini gizli kalınca, dini olan Şirk de gizli kalmış ve maalesef tüm insanlığı yutarak dünya dinlerinin anası durumuna gelmiştir. Şeytanın dininden güç alan insan şeytanları da bu sayede güçlenebilmiştir.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

Bu yemin hayata egemen olunca da tesirleri atomdan uzaya, fertten çok uluslu kuruluşlara, sağlıktan maneviyata kadar her alanda zorluk, kötülük ve yokluğa sebep olmuştur. Mazinin hatırlananları da bu can yakan talihsizlikler olmuştur. Umutlar hala aydınlıktır ama umutlara yolculuklar şeytan prangaları nedeniyle çok da mümkün değildir. Çünkü bedenlerden ziyade tutsak olan fikirlerdir, mankurtlaşan kölelerin kurtulmak hevesi yoktur. Şeytanların asıl gücü de kendi kabiliyetinden değil toplumların işte bu ataletinden kaynaklanmaktadır. Potansiyel enerjisinin farkında olmayan, evrene hakim olmak için yaratıldığını unutan insan, iradesini dahi kımıldatamadığı için de enerjisini güce çevirememekte, ilerleyememektedir.

Diğer yandan kötülük sektörü tüm hızıyla sanayileşmeye, makineleşmeye, otomasyona doğru yol almakta, pasifize edilen insanlığın yerine yapay zekalı robotları ikame etme gayretindedir. Bu sanayinin bacalarından çıkan zehirli dumanlar ise gözleri kör etmekte, boğazları yakmaktadır. Dünyayı kapkara eden bu dumanlar yüzünden çiçekler solmakta, kuşlar sessiz çığlıklar atmaktadır. Yani insanın gafletinin ceremesini tüm varlık alemi ödemektedir.

Sona yaklaşılan yaşamda geleceğin nispeten aydınlık olmasını temin için her zamankinden daha fazla çaba sarf etmeye gerek vardır çünkü düşman azimli, kuvvetli ve morallidir. Geleceğe dair planları da çok daha zalimce ve sinsidir. Bu pisliklerle mücadele etmenin yoluysa evvela geçmişten bir şeyler öğrenmek, sonra emareleri takip etmek ve tedbir almak, oyunu bozmaya çalışmaktır.

Şeytanın kara ressamları sadece bu yaşamı değil, daha da çok yaşam sonrasını hedef aldığı için insana düşen bu dünya kadar ahireti de kurtarmaktır. Geldiğimiz cennetlere dönmenin tek yolu, o cennetlere layık olduğumuzu bizi Yaratan’a ispat etmektir. Şeytanlar da işte bu ispatı engellemek derdindedir. Sınav ve yaşam bu bahsedilen çekişmenin zorluklarla dolu mücadelesidir.

Okuyacağınız eserde bahsedilecek tüm şeytani pislikler, İblisin ahdi istikametinde insanları nesiller boyu tevhidin aksine aldatmaya yönelik niyetlerinden ibarettir. Şeytan tüm bu sinsi emellerini dinleştirmiş ve Kur’an hilafına kendi dinine ayet yapmıştır ki, bu dinin adı şirk’tir. Afsızlığa mahkum Şirk, Allah’ı ve dinini inkar değil kanlı bir münafıklıkla Allah’a tabi olur ve bilirken, yanına başka ortak, eş ve ilahlar koymak, başta iblis olmak üzere yaratılmışları yaratan mevkine çıkarmaktır.

İblis’in tüm yaptığı dini olan şirki hayata egemen kılmaya çalışmaktır, din adına; tahrifat, isyan, küresellik, siyonizm, gizli örgüt, üst akıl, ideoloji ve fırka, kan ve gözyaşı içeren neyi varsa … ŞİRK’e hizmet içindir. Çünkü onun kıblesi daima şerri, kötüyü, batılı gösterir, evliyası ve soyuyla daima Allah ile aldatır! Kanmak, aldanmak, bilmemek ise mazeret değildir.

Yaşanmışlar yaşanacakların habercisidir. İblisin amansız saldırılarını anlamakta geç kalan halklar ve inançlar, bugüne değin ya yok olmuş yahut tanınmaz hale gelmiştir. Şu an aynı oyun çok daha büyük ölçekte, küresel mahiyette devam etmektedir. Bu nedenle gereken şey önce komployu anlamak ve sonra direnmektir. Bu direnci gösteremeyen kişi, kurum ve devletler yok olacak, en azından topraksız, inançsız ve hüviyetsiz kalacaklardır. Şayet insanlık tümden teslim olursa da robotlaşan, özgürlüksüz bir dünyada, cinlere ve efendilere hizmet ediyor olacaktır.

Kur’an’ın bildirdiği ‘gerçek şeytan anlayışı’ maalesef bugüne değin gerektiği gibi ortaya konamamış, konu reçelden putlarla, karanlık dehlizlerle, cin çıkarma veya ruh çağırma seanslarıyla geçiştirilmiş, insanlık iblisi Hollywood filmlerinden öğrenmek zorunda bırakılmıştır. En kıymetli tefsirler dahi ‘şeytan’ noktasına gelince hep fren yapmışlardır. Çağlar boyu strateji ve silah değiştiren şeytancılığın hamle, gelenek, lügat, kurum ve kavramlarını Kur’an olmaksızın anlamak zordur. Çünkü iblisi ve niyetini açıkça ortaya koyan en doğru kaynak sadece Kur’an’dır. Kur’an’ı devreye sokmak içinse kalplerdeki şeytani prangaları çıkarıp atarak, Allah’a sığınmak gerekir.

İblis’in gayesi imandan vazgeçireceği insanın güvenilmezliğini ispat ederek kendisiyle aynı kadere yani ‘cehenneme’ mahkum etmektir. Bunun için ilk hedefi yaratılanı değiştirerek, ilahi nizamı ve tevhid kutsalını çalışmaz kılmak yahut tersine çevirmektir. Emaneti verip, cennetlere varis kıldığı kullarını, İblis’in saldırılarına karşı savunmasız bırakmayan Allah, İblise ruhsat, süre ve imkan verirken, sınav edilecek insana da akıl ve ruhun yanı sıra “iman” kalkanını bahşetmiştir. Cennetten kovulmayı hak eden insan tevbe ile kurtulur ve fakat sınava mecbur olurken, ‘bu imana sadık kalacağına’ dair Yaratan’ına bir de ‘söz’ yani misak vermiştir. Lakin insan zalimdir, imanı yok sayarak hiçliklere razı olmuştur.

Yaşam cennetlerde başlamış ve cennetlerde bitecektir. Yeryüzü sınavı anlıktır, sonucu bellidir, sınavı becerebilen insan o cennetlere geri dönecek, İblis, isyan ve büyüklenmesi ile kaybettiği o yeşil dünyalara asla ulaşamayacaktır çünkü lanetlenmiş ve kovulmuştur. İblis’e gönül veren cin ve insan soyunu bekleyen de aynı mahrumiyettir.

İblis isyanı nedeniyle kovulmuştur, bu yaşam onun tevbe sınavı ve cezasıdır, görevi insanın sınavına karanlık kutup olarak vesile olmaktır. Ama bu yaşam insan için cennetlere tekrar geri dönebilme ve Allah rızasına yeniden mazhar olabilme sınavıdır. Şeytan insana düşmandır, insan cennetten kovulmasına sebep şeytana düşman olmak zorundadır.

Davasında yalnız olmayan şeytan işe cennetlerde başlamış, yeryüzüne iner inmez şakası olmadığını göstermiş, kendisine uyan insan ve cinlerden devasa bir ordu teşkil etmiştir. Dört yandan yanaşan, atlıları ve yayalarıyla sürekli saldıran bu şeytanların stratejisi gizlenmek ve aldatmak üzerine kuruludur. Küreselci ve siyonist şeytanların başarısının sırrı da buradadır.

Tabiatı hainlik ve sinsilik olan İblis, ahir zamanda daralan süresine bağlı olarak tempo artırmıştır. Altın Çağ’ın, Kur’an Çağı olacağını bile bile, para, kibir ve teknoloji silahlarıyla, ütopya devlet ve küresel-dijital dünya hayalleriyle süslediği yalanlarıyla, en ufak inanç kırıntılarını ve değerleri dahi yok etmeye çalışmaktadır. Yazık ki ahir zamanda dünya adeta şeytanın egemenliğine geçmiştir. Bir yanda küresellik peşinde koşan ve bu uğurda her şeyi yapmaya hazır servet babaları, bir yanda sinsi tarikat ve yapılanmalar, diğer yanda zulüm üreten güç kutupları ve milletlerin içine sızmış işbirlikçi şeytanlar dünyayı ve yaşamı kirletirken, akıbetleri de karartmaktadır.

Dünya nüfusunu değişmeyecek makul seviyeye indirmeye, ahireti unutturup dünya cenneti yaratmaya, özgürlükçü tevhid erlerinin kökünü kurutmaya niyetli İblis, kuracağı yeni dünyada yaşamın efendisi olmayı hayal etmektedir. Bunu da kendisine sadakat yemini içmiş küreselci servet babalarıyla, müşrik zalimlerle, imandan nasibi olmayan kandırılmışlarla yapacaktır. En büyük gücü para, kibir ve yalan olan iblis, tevhidin tam tersini dinleştirerek, sihir ve küfür dolu şeytancılığının tohumlarını dört yana serpiştirmiş haldedir. Ahir zamanda nihai gayesi mabedinden yöneteceği krallığını dünyaya egemen kılmak, kendisine uyanları köle, uymayanları yok etmektir. Sahip olduğu para, güç ve teknoloji ile bu uğurda durmaksızın çalışmaktadır.

İblisin yaşamsal gayesi önünde birbiriyle bağıntılı iki engel kalmıştır; ilki artmakta olan gereksiz (!) nüfus ve ulusçuluğu savunmakta direnen topluluklar, diğeri devletler kainatında sönmeyen iki yıldız kahraman ‘Türk Milleti’ ve Yüce Allah’ın son dini ‘İslam’. Her türden teknoloji ile hayatları sonlandıran, salgınlar çıkartan, öte yandan finans ve siyasetlerle milliyetçi duyguları körleştiren şeytanlar nüfus azaltma ve küreselleşme yolunda bir hayli mesafe kat etmiştir. Türklük ve İslam’a ise sıra henüz gelmiştir ve şeytanlar son asırda artan bir ivme ile bu iki burca saldırmaktadır. Küresel nizam ve nüfusa dair alınacak önlemler evrensel boyuttadır, tüm halkların ortaklaşa başarabileceği mukavemetlerdir. Ulusal platformda ise bize düşen tarih, kültür ve manevi değerlerden güç alarak Türklük ve İslam’ı muhafaza etmek, insani değerleri yaşatmaktır. Çünkü Millet olarak dik durabilmek, küresel seviyede de emin olma sonucunu doğuracaktır.

Türklük ve İslam’ın direnç ve galibiyeti, sadece bizlerin değil, tüm dünyanın kurtuluşu, mağlubiyeti felaketi olacaktır. Bu gurur verici vazife beraberinde vebal getirir ki Türk ve Müslüman olmak imanla yetinmeyip, aynı zamanda varlığımıza kast eden şeytanlarla cihat etmek demektir. Bu güç ve ilme ulaşmak ise tarihi ve Kur’an’ı anlamakla mümkündür. Yüce Allah bu millete bu kutsal görevde iki rehber nasip etmiştir; Muhammed Mustafa (sav) ve Mustafa Kemal Atatürk. Türk milleti, kendisini asil yapan değerlerini ve bu iki rehberin kılavuzluğunu terk etmediği müddetçe elbet ve inşallah galip gelecektir. Dünya uluslarının yapması gereken de bu yüksek fazileti yakalamaya çalışmaktır. Bugün refah, teknoloji veya idrak anlamında yetersiz görünüyor olsa da bu toprakların insanları, zulme başkaldırı da dünya lideridir, tevhidin sancağını gururla asırlardır taşımaktadır, yarınların mimar ve önderi de bu Ulus’un evlatları olacaktır.

Corona virüs salgını ve 5G şüpheleri bir kez daha göstermiştir ki yakın gelecek kabala ön fikirli, küresel şeytan orduları ile akla sadık, özgürlükçü inançlı kullar arasında mücadele ile geçecektir. Lakin son bellidir, Yüce Allah ve dini galip gelecek, yeryüzü huzura kavuşacak, Allah nurunu kafirler istemese de tamamlayacaktır. O’nun ahdi kesindir, İblis veya insandan hangisinin cennetlere yerleşeceği noktasında bu yüzden tereddüt yoktur. Cennetlere varis olan insandır. Seçenek olan kısım, insanların doğru veya yanlış taraftan hangisinde yer alacağıdır. Dünya mutsuzluğunun kaynaklarını, yanlış tarafın şeytanlığını, direnebilme dirayetini ve doğru tarafın kazanacağını görmek ve gösterebilmek umudu var oldukça şeytanlar kazanamayacaktır.

Çağlar süren zulüm ve acıların İblis’in ahdinden kaynaklandığı ön fikriyle kaleme alınan bu satırlarla, vahametin boyutu iblisin ahdindeki gizli yeminlere yoğunlaşılarak izaha çalışılmıştır. Esir dimağlarda farkındalık yaratmak ve küresel felaketlerin ayak seslerinin duyulduğu bir ortamda özgürlüklere uzanan bir çıkış kapısı göstermekten ibaret bu umut geleceğimizdir, olmalıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Onurlu yaşam, insan olabilmek

İnsan olmak, kurtulmayı düşünmek için kafidir. Hürriyetler, haklar, temel ihtiyaçlar noktasında her insan bir evrendir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 + 8 =