Anasayfa / Global siyonizm / İblis’in dijital hayali
imanilmihali.com

İblis’in dijital hayali

Vadedilmiş toprakların ele geçirilmesi dahil, türbülans dönemi, son savaş faslı, kaos veya kıyamet inanç ve beklentileri kısmen küreselcilerin de evrak çantalarında mevcuttur. Lakin onlar tüm dünyanın, uzayın ve tüm yönetimlerin taliplisidir, kısmi veya dini meseleler alt projelerinde yer alırken, teknoloji ve sağlık gibi tüm dünyaya kement atabilecekleri sahaları öncelikle ele alırlar. Bu nedenle siyonizmi sonuna kadar (kendilerine ters düşmemesi durumunda) desteklerken, küresel planlarını daha ziyade bilgisayar kontrolleri, veri hırsızlığı, iletişim ve mahremiyet bilgilerine erişme, sağlıkla oynama, ilaç ve biyolojik silah üretme, uzay kolonileri vb. konularla meşgul olurlar.

Küreselcilerin yeni dünya düzeni planları da haklı olarak değişiktir, siyonlarınkinden bir hayli farklıdır. Sonuç aynıdır ama şekil ve gidişat bambaşkadır.

Siyonizm Hz. Süleyman mabedi benzeri, Kudüs merkezli bir manevi krallık hevesindeyken, etki alanı ilk etapta Ortadoğu, ilgi alanı Arabistan’dan Türkiye’ye dek uzanan coğrafya ile sınırlıyken, küreselcilerin hedefinde tüm dünya baştan itibaren ve istisnasız olarak yer almaktadır. (Kudüs merkezli devlet modeli yine söz konusudur.) Aslında bu küresel hamleler o nihai planın erken etaplarıdır. Meseleye böyle bakmak lazımdır. Çünkü şu an razı ederek iş yapmaya çalışan servet babaları (üst akıl) yarın mecbur bırakacaktır. Bu mecbur edilecek düzen ise eşitsizlik, adaletsizlik, zor şartlar, az nüfus, merhametsizlik, karın tokluğuna çalışma demektir. Bu yolun sonu ise kölelik olacaktır. O an geldiğinde işte iblisin manevi krallığı iş başına gelecek, Allah, inanç, dil, millet kavramı unutulacak, herkes gıda ve sağlık derdine düşecek, tüm maneviyat terk edilecektir. Şeytanın istediği düzen de tam olarak budur.

Küreselcilerin yeni dünyasını kısaca şöyle özetlemek mümkündür; halk egemenliğine dayalı çoğulcu cumhuriyetler fesih edilmiş veya yeniden tanımlanmış, yerine aşırı sosyalist hatta faşist yönetimler gelmiş, halklar güvenlik ve sağlık adına özgürlüklerinden vazgeçmiş, otoriter yönetimler kriz anlarındaki baskıcı ve yasaklayıcı tutumlarına devam etmeyi ilkeleştirmiş, mülkiyet, özlük hakları, hane ve kişi dokunulmazlıkları dahil kişisel hürriyetler iptal olmuş, birey toplum nezdinde sıfırlanmış, kamu ve topluluk yararlarına ters düşen en ufak bir şüphede birey tecrit veya infaz edilir hale gelmiş, işsizlik, parasızlık, açlık gibi sorunlar nispeten çözülmüş ama devletler mülkiyetlere el koymuş, basın sansürün alasını yaşar vaziyete gelmiş…

Seçkinler sağlıklı, güvenli, lüks hayat yaşarken, sıradan olanlar sefalete ve çok ağır işlerde çalışmaya mecbur bırakılmış, nüfus düşmüş-düşürülmüş, engelli ve yaşlıların şayet çokça zengin değillerse yaşam hakkı elinden alınmış, yapay zekalı kontroller artmış, insan gücüne ihtiyaç neredeyse sıfıra yaklaşmış, doğal gıdalar yerini suni haplara bırakmış, uzaktan ve kontrollü eğitim esas olmuş, tarih, kültür, milliyet ve dinlerin adını anmak bile yasaklanmış, dünya hükümeti kurulmuş (BM), ordular bu teşkilin emrine verilmiş, kaoslar süratle bastırılır olmuş ama yargı komedileri (!) yerine liderlerin emir ve istekleri kanunlaşmış …

Ticari ve ekonomik sektörler tekelleşmiş, dijital paraya, dünya vatandaşlığına geçilmiş, sınırların, dillerin önemi kalmamış, yer altı kaynakları genelin malı olmuş, uzay dahil dünya hükümetinin mal beyanına dahil edilmiş, evler, işyerleri robotik yardımcı (ama emirle silaha dönüşebilen) araç ve hizmet vasıtaları ile dolmuş, her yer kameralarla donatılmış, tüm hareketler izlenir olmuş, AB prototipinde görüldüğü üzere her bir klan, devlet veya topluluk diğeri olmadan yaşayamaz hale getirilmiş…

Devamını iblisin manevi intikamlarını düşünerek siz getirin. Çocuk yapmanın bile izne ve seçime tabi olacağı o günleri daha iyi hayal edebilmek için küreselcilerce hazırlanan bir bilim kurgu filmini izlemeniz kafi gelecektir. Bu arada dünya kültür ve birikimleri de yerini şeytani koleksiyonlara bırakacak, sanat, moda, müze gibi değerler, arkeoloji gibi araştırma branşları yasak edilecektir. Kısaca insanlık, insanlığını hatırlatan şeylerden mahrum bırakılırken, uzaylı istilasına uğramış gibi isyana kalkmayı bile düşünemez hale getirilecektir. Bu vaziyette mankurtlaşacak, inançsızlaşacak, prangalar altına sokulacaktır.

Denebilir ki teknoloji kaçınılmazdır. Evet! Lakin bu gücü doğru ve yararlı kullanmak, genele yaymak esastır. Teknoloji ürettiği, fayda sağladığı, yaşamı kolaylaştırıp, özgürlüğü artırdıkça güzeldir. Hürriyetleri daraltan, mutsuzluk yaratan, mahkum eden teknoloji dost değil düşmandır, silahtır. Hele ki bu güç tek bir elden komuta edilirse, tüm dünyanın kaderine birkaç kişi talip olursa bu resmen savaş demektir. Kim olursa olsun eline azami güç verirseniz firavunlaşır ve kontrol sağlanamaz. Bu bir de dokunulmazlık zırhıyla desteklenirse o insanın şeytandan farkı kalmaz. Düşünülsün ki sekiz milyar insanın servet ve hayatları on kişiye verilecek olursa ve onlar iş bölümü yapıp mesela her biri bir kıtayı alacak olursa o kıtanın kralı, ilahı olacaklardır. Zaten bu noktadan itibaren siyonlarla örtüşür hale gelmektedirler ki küreselciler on aileyi, siyonistler on artı bir krallığı projelendirirler. Bu artı bir krallık ise İsrail olacak, diğer üçünü kaosa feda ederek dünyayı parselleyecek ve en büyük güç olacaktır. Yani her iki planda aslında ilahlar yaratma ideali beslemektedir.

Dijital dünyanın satır araları ise daha ilginçtir. Çoğu deneme veya hazırlık safhasında olan bu hususlar yakın zamanda hayata geçtiğinde yaşam gerçekten değişecektir. Söz gelimi insanlarla robotlar evlendirilecek, böylece asosyal ama evde kalan, mutlu, çocuk sahibi olmayan, aile yapısı bozulmuş, sosyolojisi değişmiş insanlar yaratılacaktır. Yani teknoloji, sosyolojiyi değiştirecektir. Çünkü dijitalciler çok iyi biliyor ki aile yapılarını bozmadan insanları bireyselleştirip, yalnızlaştırmadan dijital kurguyu devreye sokamazlar.

Evlerde yeni yeni kullanmaya başladığımız üç boyutlu oyun ve müzikler, sesli telefon arama sistemleri, evden gözlük takarak şehri bize sanal olarak gezdiren gözlükler hep o dijital yarınlara hazırlık için düzenlemelerdir.

Konuya ABD özelinde bakarsak önce genel olarak iki tane ABD olduğunu bilmemiz gerekir. İlki ırkçı, nazi, dinci, siyonist, evanjelik kısmı teşkil eden ulusalcı grup, diğeri teknoloji ve paraya sahip küreselciler. Küreselciler, dijital tek devlet isteyenlerdir. ABD dolarında ki şu yazı gözlerden kaçmamalıdır; “başladığımız işi bitireceğiz” İşte dolar üzerindeki, piramitin üzerinde görünen kadim göz; ‘üst akıldır.’ Bu dijital düzenin kurgucularından birisi de teknoloji yatırımlarıyla bilinen Bill Gates’dir.

ABD, 2019 yılında dünya sağlık örgütüne 445 milyon dolar yardım yaparken, 2020 için yardım vermeyeceğini açıkladı. Sebep olarak da DSÖ’nün Çin yanlısı tutum sergilemesini gösterdi. Çünkü biyolojik terör yasasını hazırlayan avukat virüsün (corona) Çin’de laboratuvardan kaçırıldığını DSÖ’ne bildirmiş ama örgüt bildiği halde tedbir almamış, ülkeleri uyarmamıştı. ABD yalnızca DSÖ’nü değil aynı zamanda Dünya Ticaret Örgütü’nü de suçladı. Hatta Paris iklim anlaşmasından çekildi. Ulus ABD, Birleşmiş Milletlerin alt kurullarından teker teker çıkmak üzere, hatta yakında BM’den de ayrılabilir.

Dünyada ulus devletler yanı sıra bir de proje üreten 16 ana uluslararası kurum mevcut. Dünya sağlık örgütü, dünya gıda örgütü gibi. Bunlar kime çalışıyorsa üst akıl odur.

Küreselcilerin beyin ve hafıza kopyalamak suretiyle verileri bilgisayara taşıma, bilgisayardaki suni ve tanzim edilmiş verileri o beyne veya bir yapay zekalı robota geri aktararak tornalanmış insan (veya suret) yaratma hayalleri ise büyük aşama kat etmiş haldedir. İnsan ve robot evliliklerinin de yakında hayata geçmesi muhtemeldir. Keza ultra akıllı ev, araba ve dünyalar… Tabi bunlar sınırlı sayıda ve sadece zenginler için olacaktır.

Görüldüğü üzere en uzun vadeli planlar da bile siyon ve global şeytanların beklentileri aslında çok da farklı değildir. Bu nedenle satırları okurken özneden ziyade yükleme ve tümceye bakmak daha doğru olacaktır. Meseleye şöyle bakmak doğru olacaktır. Teknoloji adına insanlığın üst üste koyduğu her bir tuğla, yapay zekayı, robotlaşmayı, makineleşmeyi, otomasyon ve sanal iletişimi beraberinde getiriyor ve bu aslında dijitalleşme demek. Arama motorlarından, sosyal medya sağlayıcılara kadar, bakanlıkların hızlı internet altyapısına değin hayatımızın her alanına girdi ve girmeye de devam ediyor. Tüm cep telefon ve bilgisayarları kapatsak bile bundan kaçmak veya kurtulmak da mümkün değil. Çünkü tüm verilerimiz, arşiv ve alışverişlerimiz, uzaktan eğitimlerimiz bu altyapı ile teşkil edilmiş vaziyette. Lakin küresel ve ulusal zihniyet arasında tam bu noktada dev ayrımlar var. Sorun da zaten buradan çıkıyor.

Küreselliğe direnenler bu teknoloji ve dijitalliği insanlık yararına, milliyet ve mülkiyetler muhafazaya devam edilirken, faydalı bir araç olarak kullanmak isterken, küreselciler bunu çoğu zaman habersiz bilgi çalma, etkileme, esir etme, kendi yaratacakları sistemlere alt yapı yapma derdindeler. Küreselcilerin hayali; yapay zekayı insanlığın üzerine çıkarmaktır. Yani aynı teknoloji ulusalcılar elinde nimet, küreselciler elinde silahtır.

Kısaca Huawei ve iphone arasında yaşanan rekabet diye de özetleyebiliriz. Çin’in dijitalleşme alanında diğer ülkelerden çokça ileri olduğunu ve kalabalık nüfusu kontrol etmek adına çoktandır yüz yanıma sistemleri, çipli sistemler, konum belirleme gibi pek çok alanda hatta insanlardan habersiz ve izinsiz işe başladığı sır değil. Bunun ileriki aşamalarının alt yapılarını da hazırlamış vaziyetteler. Hatta 5G teknolojisi ile Çin’den tüm orta Asya ve Avrupa’ya uzanan hatta tüm verileri bu yeni teknoloji ile ele geçirecek, depolayabilecekler. Bu da etki, denetim ve güç demek. Huawei devlet destekli bir firma olarak Çin’in dünya teknoloji silahı. Ülkemize de dev bir indirimle giren ve iphone’u yerle bir eden bu marka aslında fiber ve uydu destekli dev bir yatırım. Yani olay sadece cep telefonundan ibaret değil.

Hollywood film sektörünü yakından takip edenler, bilhassa uzay ve tıp ağırlıklı bilim kurgu filmlerinde yaratılmak istenen algılara aşinadırlar. Hollywood siyonizmi bahsinde değinilen bu mesajlar aslında şeytanın/insan şeytanlarının geleceğe dönük hayallerini yansıtmaktadır, her bir film beyin fırtınası şeklinde yarınlara yönelik tatbikatlardan ibarettir. Dijital dünya, çipli yaşam, sanal para, uçan arabalar, ultra bilgisayarlar, uzay kolonileri, klanlara ayrılmış toplumlar, lazer silahları, uzaylı cisim ve insanlar, zaman ötelerine yolculuklar, mavi devler (!), biyolojik varlıklar, küresel salgınlar vs.. hep bu tema dahilinde işlenen ve gişe rekorları kıran filmlerdir. Hapla beslenen insanlar, maaş olarak para değil yaşam süresi satın alanlar, uzaktan komuta edilebilen araç, ev ve aletler, robot polisler, suretler (!), yapay zekalı çocuklar hep bu filmlere konu olmuş gelecek zaman hayalleridir. Lakin bu filmlerde çokça dikkat çekmesi gereken başka hususlar vardır.

Tüm filmlerde polis devlet teması hakimdir, yönetimler insanları hapishane müdürü gibi yönetmektedir. (Özgürlükler kısıtlanmaktadır.) Dünya liderleri çoğunluğun kararıyla değil, kişisel tercihleriyle kararlar almaktadır. (Yani Başkanlık sistemlerinden başka bir yönetime müsaade yoktur.) Yeşil alanlar yerini devasa beton bloklara bırakmakta, parklar o binalar arasına serpiştirilmektedir. (Tabiat ve toprakla temas kesilmektedir.) Uzaylılar dahi tek bir hükümdar vasıtasıyla yönetilmektedir ki galaksi adına kararı o kişi tek başına almaktadır. (Kainat tek devlet olmuş, kaderleri de o bir kişiye teslim olmuştur.) Savaş ve çarpışmalarda insan hayatı önemsizdir. (Makine veya uçak kaybı çok daha mühimdir.) Yaşlı nüfus çok az sayıdadır, nüfus genel itibarıyla kaynakların beslediği oranda yani azdır! (Nüfus kontrolü yapılmaktadır.) Yapay-suni organlar fahiş fiyatla ve belirlenen kriterlere uygun kimselere takılmaktadır, diğerlerinin ise yaşama şansı elinden alınmaktadır. (Zengin ve fakir ayrımı aslında goyim ayrımı her senaryoya serpiştirilmiş vaziyettedir.)

Cinler teması uzaylılar, yeşil veya mavi adamlar şeklinde sürekli işlenmekte, kaderin yanlışlığı neredeyse tüm filmlerde ortaya konmaktadır. (Matrix bu alanda şampiyon filmdir.) Evlilik ve aile kavramı yoktur, doğum neredeyse yasaktır. (Ahlaki değerlerle kanunlar yer değiştirmiştir.) Dinden, imandan ve Allah’tan bahseden tek bir kimse yoktur. (Din sıfırlanmış, yerini insan beyni ve ruhu (hümanizm) almıştır.) İblisvari semboller ise her yerdedir. (Masonik etki her yerde ve her çağdadır.)

Örnekleri çokça sıralamak mümkündür. Denmek istenen şudur; geleceğin dünyası yeni dünya düzeni olarak tasvir edilen bu şekildir! İsteseniz de istemeseniz de düzen bu olacak ve herkes uyacaktır. Bizlerce tasavvur edilen yaşam ise ekranlarda gördüğünüz şekildir!

Bu arada ilk çağları esas alan filmlere de bakmak lazım gelir ki çoğunda insana benzeyen ama insan olmayan varlıklar vardır, evrim teorisi ısrarla işlenir, şeytan dost ve süslü gösterilir, vahyin muhatapları karalanırken, kötülük ve sihir yüceltilir, krallar ve tanrılar sıkça işlenirken Tek tanrılı dinler anılmaz, insanlar ve tanrılar savaştırılır… velhasıl Kur’ani fıtrat anlayışının tam tersi bir yaşam ve gelişim formu ekranlara taşınarak, uzay çağına uzanacak zincirin ilk halkasından itibaren dinsizlik ve tek dünya düzeni nakış nakış işlenir. İnsanlık tarihi taş devrinden bilhassa başlatılır.

Sonuç olarak üst akıl vaziyetindekilerce dünyanın nasıl düşünüldüğünü anlamak için bilim kurgu filmlerine ve Hollywood’a bakmak kafidir. Siyonist çevrelerin onlarca yıl önceden proje veya doktrin olarak ele aldığı senaryoların tek tek hayata geçmesi de gösterir ki yeni dünya temennisindeki yeryüzü efendilerinin fazla tahammülleri yoktur. İki ayda bir kan değiştiren, altı ayda bir organ nakli yaptıran bu efendilerin ölümsüzlük arayışlarına da hak vermek lazımdır ki ecelle birlikte gidecekleri yer cehennem olacaktır.

Akıl ise şunu emreder ki bu senaryoları gören herkes, her toplum ve devlet tedbir almalıdır. Robotlaşan, insanlığını unutan, yaşamı değil de emniyeti ön plana çıkartan ahlaksız bu düzenlerin hayata geçmesi demek… tüm insanlığın evcil hayvanlar pozisyonuna gelmesi, robotlaştırılması, özgürlüklerin elinden alınması demektir.

Çipli yaşamlara, dijital paralara, hap gıdalara, korkunç silahlara, baskı ve zulme, polis devlet anlayışına, evlere hapsolmaya itiraz etmez isek varacağımız nokta onlarca tezgahlanan düzendir. Bu yüzden halen yaşamakta olduğumuz Corona sendromunu bu gözle görmek lazımdır ki mühim olan dünya genelinde elli bin insanın ölmesi değil (zaten her sene gripten on beş bin kişi ölmektedir) elden gidecek hürriyet ve üniter devlet yapılarının müstakil kalabilmesidir. Yani corona sağlıklardan ziyade özgürlükleri tehdit eden küresel işbirlikçi bir oyundan ibarettir, bir şeytan hamlesidir. Lakin tasarlayanı şeytan değil bizatihi insandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 1 = 1