Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / İbrahim suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

İbrahim suresi – Karşılaştırmalı meal

İbrahim suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

İBRAHİM SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Elif, Lam, Ra. (Bu bir) Kitap’tır (ki,) Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.
Diyanet Vakfı 1. Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Elif, Lam, Ra. Bir kitap sana indirdik ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan nura çıkarasın; doğruca o yüce ve övülmeye layık olanın yoluna ki, bütün izzet ve hamd O’nundur.
Süleyman Ateş 1. Elif lam ra. (Bu,) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp o güçlü ve övgüye layık olan(Allah)ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz Kitaptır.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Elif, Lâm, Râ. Bir kitaptır bu. Ki indirdik sana, çıkarasın diye insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan nura; Hamîd, Azîz olanın yoluna…
Ali Bulaç 2- O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Şiddetli azab dolayısıyla vay inkâr edenlere.
Diyanet Vakfı 2. O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır 2-O Allah’ in (yoluna) ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur; şiddetli bir azaptan dolayı vay kafirlerin haline!
Süleyman Ateş 2. O Allah ki, göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Çetin azabdan dolayı vay şu kafirlerin haline!
Yaşar Nuri Öztürk 2 O Allah’a ki yalnız O’nundur göklerdekiler ve yerdekiler. Hüsran haberi şiddetli bir azaptan, o küfre batmışlara…
Ali Bulaç 3- Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler.
Diyanet Vakfı 3. Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Onlar ki dünya hayatını sevip ahirete tercih ederler; Allah’ ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar çok uzak bir sapıklık içindedirler.
Süleyman Ateş 3. Ki onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah’ın yoluna engel olur ve onun eğrilmesini isterler. İşte onlar,derin bir sapıklık içindedirler.
Yaşar Nuri Öztürk 3 Onlar ki sefil ve iğreti hayatı âhirete tercih ederler ve Allah yolundan alıkoyup o yolu eğri-büğrü yapmayı isterler. İşte bunlar, dönüşü olmayan bir sapıklık içindedirler.
Ali Bulaç 4- Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diyanet Vakfı 4. (Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Ve biz her gönderdiğimiz peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın; sonra da Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. Ve O, öyle herşeye galip, tam hüküm sahibidir.
Süleyman Ateş 4. Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki olara açıklasın. Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık-seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz’dir, Hakîm’dir O!
Ali Bulaç 5- Andolsun Musa’yı: ‘Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat’ diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.
Diyanet Vakfı 5. Andolsun ki Musa’yı da: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (geçmiş kavimlerin başına getirdiği felâket) günlerini hatırlat, diye mucizelerimizle gönderdik. Şüphesiz ki bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Andolsun ki, Musa’yı mucizelerimizle: “Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah günleri ile öğüt ver!” diye gönderdik. Şüphesiz ki, bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için birçok ibretler vardır
Süleyman Ateş 5. Andolsun biz, Musa’yı da “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah’ın günlerini (geçmiş milletlerin başlarına gelen olayları) hatırlat!” diye ayetlerimizle birlikte göndermiştik. Şüphesiz bunda sabreden, şükreden herkes için ayetler (ibret verici işaretler) vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 5 Yemin olsun ki, biz Mûsa’yı, “Toplumunu karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlatıp bellet!” diye ayetlerimizle gönderdik. Şu bir gerçek ki, bunda iyice sabreden, çokça şükreden herkes için sayısız ayetlerler vardır.
Ali Bulaç 6- Hani Musa kavmine şöyle demişti: ‘Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır.’
Diyanet Vakfı 6. Hani Musa kavmine demişti ki: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, sizi işkencenin en kötüsüne sürmekte ve oğullarınızı kesip, kadınlarınızı (kızlarınızı) bırakmakta olan Firavun ailesinden kurtardı. İşte bu size anlatılanlarda, Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.”
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Ve o vakit Musa kavmine demişti ki: “AIIah’ın üzerinizdeki nimetini anın! Bir vakit sizi Firavun’nun adamlarından kurtardı ki, sizi işkencenin kötüsüne peyliyorlar ve oğullarınız! boğazlayıp kadınlarınızı diri tutmak istiyorlardı. Ve bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı.
Süleyman Ateş 6. Musa, kavmine demişti ki: “Allah’ın üzerinizdeki ni’metini hatırlayın, O sizi Fir’avn soyundan kurtardı. Onlar sizi işkencenin en kötüsüne koşuyorlar, oğullarınızı kesiyorlar, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden size büyük bir imtihanvardı.
Yaşar Nuri Öztürk 6 Mûsa’nın, kendi toplumuna şöyle dediği zamanı da hatırla: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın! Hatırlayın ki, sizi Firavun’un hanedanından kurtarmıştı. Onlar size azabın en kötüsüyle acı çektiriyorlar, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınıza hayasızca davranıyorlar/kadınlarınızın rahimlerini yokluyorlar/kadınlarınızı hayata salıyorlardı. İşte bunda sizin için Rabbinizden gelen çok büyük bir deneme ve ıstırap vardır.”
Ali Bulaç 7- ‘Rabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz benim azabım pek şiddetlidir.’
Diyanet Vakfı 7. “Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti.”
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Ve düşünün ki Rabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun ki, şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım ve eğer nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki, azabım çok şiddetlidir!”
Süleyman Ateş 7. Ve Rabbiniz size şöyle bildirmişti: “Andolsun şükrederseniz elbette size daha fazla veririm ve eğer nankörlük ederseniz azabım pek çetindir.”
Yaşar Nuri Öztürk 7 Rabbinizin şunu duyurduğunu da hatırda tutun: Eğer şükrederseniz, ben de sizin için mutlaka artıracağım. Ve eğer nankörlük ederseniz hiç kuşkusuz benim azabım çok çok şiddetlidir.
Ali Bulaç 8- Musa demişti ki: ‘Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkâr edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiç bir şeye muhtaç değildir, övülmüştür.’
Diyanet Vakfı 8. Musa dedi ki: “Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye lâyıktır.”
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Musa dedi ki : “Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, şu bir gerçek ki, Allah hepinizden müstağni ve zatında övgüye layıktır.”
Süleyman Ateş 8. Ve Musa dedi ki: “Siz ve yeryüzünde bulunanlar hep nankörlük etseniz, iyi bilin ki Allah zengindir, övülmüştür (sizin şükrünüze muhtaç değildir)”.
Yaşar Nuri Öztürk 8 Şöyle demişti Mûsa: “Siz de yeryüzünde bulananların tümü de küfre saplansanız, hiç kuşkusuz Allah mutlak Ganî, mutlak Hamîd’dir.
Ali Bulaç 9- Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah’tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: ‘Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.’
Diyanet Vakfı 9. Sizden öncekilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onları Allah’tan başkası bilmez. Peygamberleri kendilerine mucizeler getirdi de onlar, ellerini peygamberlerinin ağızlarına bastılar ve dediler ki: Biz, size gönderileni inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Size, sizden önce gelip geçenlerin haberleri gelmedi mi? Nuh, Ad ve Semüd kavminin ve onlardan sonrakilerin ki, ayrıntılarını ancak Allah bilir! Onlara peygamberleri açık delillerle geldiler de onlar, ellerini ağızlarına ittiler ve: “Biz, sizinle gönderilen şeyi tanımıyoruz ve biz, bizi davet ettiğiniz şeyden kuşkulu bir şüphe içindeyiz.” dediler.
Süleyman Ateş 9. Sizden öncekilerin: Nuh, ‘Ad ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin -ki onları(n sayısını) Allah’tan başka kimse bilmez- haberi size gelmedi mi? Elçileri onlara kanıtlar getirdi de onlar, ellerini ağızlarına koydu (öfkelerinden parmaklarını ısırdı)lar (yahut: peygamberlerin ağızlarını tuttular): “Biz sizinle gönderilen mesajı tanımadık ve biz sizin bizi çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 9 Sizden öncekilerin, Nûh kavminin, Âd’ın, Semûd’un ve onlardan sonrakilerin haberleri ulaşmadı mı size? Allah’tan başkası bilmez onları. Peygamberleri onlara açık deliller getirmişti de onlar ellerini ağızlarına itip şöyle demişlerdi: “Biz size gönderileni kesinlikle tanımıyoruz ve biz sizin çağırdığınız şey konusunda karmaşa ve çıkmaza iten bir kuşku içindeyiz.”
Ali Bulaç 10- Resulleri dedi ki: ‘Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet ediyor ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor.’ Dediler ki: ‘Siz, benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin.’
Diyanet Vakfı 10. Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil getirin!
Elmalılı Hamdi Yazır 10-Peygamberleri dedi ki: “Hiç gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe edilir mi? O sizi, günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirti bir süreye kadar size Musaade ediyor.” Onlar da: “Siz de bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızın taptıklarından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getiriniz!” dediler.
Süleyman Ateş 10. Elçileri: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe (edilir) mi? (O), sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirtilmiş bir süreye kadar ertelemek için sizi davet ediyor” dediler. Onlar : “Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi, atalarımızın taptığından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 10 Resulleri dedler ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı kuşku? O sizi, günahlarınızı afftetsin, belirli bir süreye kadar size zaman tanısın diye çağırıyor.” Şöyle cevap verdiler: “Siz de bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi yüz geri çevirmek istiyorsunuz. Hadi açık bir kanıt getirin bize!”
Ali Bulaç 11- Resulleri onlara dediler ki: ‘Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah’ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değildir. Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etmelidirler.’
Diyanet Vakfı 1l. Peygamberleri onlara dediler ki: “(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah’ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak Allah’a dayansınlar.”
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Peygamberleri onlara: “Evet biz de ancak sizin gibi bir beşeriz, fakat Allah kullarından dilediğinine nimetini lütfeder ve Allah’ın izni olmadıkça size bir mucize ve delil getirmek bizim haddimiz değildir. Ve müminler artık Allah’a dayanıp güvenmelidir.
Süleyman Ateş 11. Elçileri onlara dediler ki: “Evet biz de sizin gibi insandan başka bir şey değiliz. Fakat Allah, kullarından dilediğine lutfeder. Allah’ın izni olmadan biz size delil getiremeyiz. İnananlar, Allah’a dayansınlar.”
Yaşar Nuri Öztürk 11 Resulleri onlara dediler ki: “Biz de sadece sizin gibi birer insanız, fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah’ın izni olmadan bizim size bir kanıt getirmemiz haddimize değil. İnananlar yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.”
Ali Bulaç 12- ‘Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru yolları O göstermiştir. Ve elbette bize verdiğiniz eziyetelere sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etmelidirler.’
Diyanet Vakfı 12. “Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz, Allah’a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkülde sebat etsinler.”
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Ve biz ne diye. Allah’a güvenip dayanmayalım ki, O, bizlere yollarımızı dosdoğru gösterdi. Ve kesinlikle bize yaptığınız eziyetlere karşı da sabredeciğiz; tevekkül edenler hep Allah’a güvenip dayanmalıdır”
Süleyman Ateş 12. Bize yollarımızı göstermişken neden biz Allah’a dayanmayalım? Sizin bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler, Allah’a dayansınlar.
Yaşar Nuri Öztürk 12 “O, bize yollarımızı göstermişken neden Allah’a tevekkül etmeyecekmişiz? Bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”
Ali Bulaç 13- İnkâr edenler, resullerine dediler ki: ‘Muhakkak (ya) sizi toprağımızdan süreceğiz veya dinimize geri döneceksiniz.’ Böylelikle Rableri kendilerine vahyetti ki: ‘Şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz.
Diyanet Vakfı 13. Kâfir olanlar peygamberlerine dediler ki: “Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!” Rableri de onlara: “Zalimleri mutlaka helâk edeceğiz!” diye vahyetti.
Elmalılı Hamdi Yazır 13-İnkar edenler de peygamberlerine dediler ki: “Ya mutlaka sizi toprağımızdan çıkaracağız yahut milletimize dönersiniz!” Rableri de onlara şöyle vahyetti: “Kesinlikle zalimleri helak edeceğiz;
Süleyman Ateş 13. İnkar edenler, elçilerine dediler ki: “Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkarırız, ya da bizim dinimize dönersiniz!” Rableri de onlara şöyle vahyetti, “zalimleri mutlaka helak edeceğiz!”
Yaşar Nuri Öztürk 13 Küfre sapanlar kendi resullerine şöyle dediler: “Ya tam bir biçimde bizim milletimize dönersiniz yahut da sizi yurdumuzdan mutlaka çıkarırız.” Rableri de onlara şunu vahyetti: “Zalimleri muhakkak helâk edeceğiz.”
Ali Bulaç 14- ‘Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır).’
Diyanet Vakfı 14. Ve (ey inananlar!) Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimselere mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-Ve arkalarından sizi o yere yerleştireceğiz, işte bu, makamımdan ve tehdidimden korkan için va’dimdir!”
Süleyman Ateş 14. Ve onların ardından sizi o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden korkan için(verdiğim söz)dür.
Yaşar Nuri Öztürk 14 “Ve onların ardından o toprağa mutlaka sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan, tehdidimden korkan için böyledir.”
Ali Bulaç 15- (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.
Diyanet Vakfı 15. (Peygamberler) fetih istediler (Allah da verdi). Her inatçı zorba da hüsrana uğradı.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-O zaman peygamberler hem fütuhat istediler. hem de hüsrana uğradı her zorba inatçı.
Süleyman Ateş 15. (Elçiler, düşmanlarına karşı Allah’tan) fetih istediler ve her inatçı zorba perişan oldu.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Ve Allah’tan fetih istediler. Ve her inatçı zorba perişan oldu.
Ali Bulaç 16- (Böylesinin) Önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir.
Diyanet Vakfı 16. Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır; kendisine irinli su içirilecektir!
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Arkasından da cehennem! Ve irin suyundan sulanacak,
Süleyman Ateş 16. Ardından da kendisine irin (gibi) bir suyun içirileceği cehennem vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Ardından da cehennem. İrinli bir sudan içirilecekler.
Ali Bulaç 17- Yutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azab olacak.
Diyanet Vakfı 17. Onu yudumlamaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve ona her yandan ölüm gelecek, oysa o ölecek değildir (ki azaptan kurtulsun). Bundan ötede şiddetli bir azap da vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Yutmaya çalışacak, boğazından geçiremeyecek, her taraftan ona ölüm gelecek, oysa ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap!
Süleyman Ateş 17. O suyu yutmağa çalışır, fakat boğazından geçiremez ve her yandan ona ölüm geldiği halde yine ölemez. Bunun ardından da kaba bir azab!
Yaşar Nuri Öztürk 17 Onu yutmaya çalışacak ama boğazından geçiremeyecek. Ölüm her yandan üstüne gelecek de bir türlü ölmeyecek. Arkasından da dehşetli bir azap.
Ali Bulaç 18- Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur.
Diyanet Vakfı 18. Rablerini inkâr edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgârın, şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Rablerine küfredenlerin mİsali şöyledir: Amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kule benzer; kazandıklarından hiçbir şey elleme geçmez! İşte asıl o uzak sapıklık budur.
Süleyman Ateş 18. Rablerine karşı nankörlük edenlerin iyi işleri, tıpkı fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi ele geçiremezler. İşte derin sapıklık budur!
Yaşar Nuri Öztürk 18 Rablerine nankörlük edenlerin amelleri, fırtınalı bir günde rüzgârın tarumar ettiği küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu, dönüşü olmayan sapıklığı ta kendisidir.
Ali Bulaç 19- Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir.
Diyanet Vakfı 19. Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Görmedin mi Allah gökleri ve yeri hikmette yaratmış; dilerse sizi giderir, yepyeni bir hak getirir.
Süleyman Ateş 19. Allah’ın, gökleri ve yeri hak(ve hikmet) ile yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi götürür ve yepyeni bir halk getirir.
Yaşar Nuri Öztürk 19 Allah’ın gökleri ve yeri hak olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi yok eder, yepyeni bir halk getirir.
Ali Bulaç 20- Bu, Allah’a göre güç değildir.
Diyanet Vakfı 20. Bu, Allah’a güç değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Ve Allah’ a göre bu önemli bir şey değildir.
Süleyman Ateş 20. Bu, Allah’a güç değildir.
Yaşar Nuri Öztürk 20 Bu, Allah’a hiç de zor gelmez.
Ali Bulaç 21- Onların tümü-toplanıp (kıyamette) Allah’ın huzuruna çıktılar da zayıflar (müstaz’aflar) büyüklük taslayanlara (müstekbirlere) dedi ki: ‘Şüphesiz, biz size tâbi idik; şimdi siz, bizden Allah’ın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz?’ Dediler ki: ‘Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. Şimdi yakınsak da, sabretsek de farketmez, bizim için kaçacak bir yer yoktur.’
Diyanet Vakfı 21. (Kıyamet gününde) hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve zayıflar o büyüklük taslayanlara diyecekler ki: “Biz sizin tâbilerinizdik. Şimdi siz, Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?” Onlar da diyecekler ki: “(Ne yapalım) Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur.”
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Bir de hepsi toplanarak Allah’ın huzuruna çıkarılacaktır; zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: “Bizler sizlere uymuştuk; şimdi siz, Allah’ın azabından zerrece bir şeyi bizden savabilir misiniz?” ” Allah bize hidayet etseydi, ebette sizi hidayete erdirirdik. şimdi bizler sızlansak da sabretsek de farketmez; bizim için kurtuluş yoktur!” diyeceklerdir.
Süleyman Ateş 21. Hepsi Allah’ın huzurunda göründüler. Zayıflar, büyüklük taslayan(önder)ler(in)e: “Biz size tabi idik. Şimdi siz, bizden Allah’ın azabından (en ufak) bir şey savabilir misiniz?” dediler. (Büyüklük taslayanlar kendilerini ma’zur göstermek için: “Ne yapalım?”) dediler: “Allah bize yol gösterseydi, biz de size yol gösterirdik. Artık biz sızlansak da, sabretsek de birdir; kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur!”
Yaşar Nuri Öztürk 21 Hepsi toplu halde, Allah’ın huzuruna çıkmış olacaklar. Ezilip horlananlar, büyüklük taslayanlara diyecekler ki: “Biz sizin birer uydunuzduk. Şimdi siz Allah’ın azabından bir kısmını bizden uzaklaştırabilir misiniz?” Cevap verecekler: “Allah bize kılavuzluk etseydi elbette biz de size kılavuzluk ederdik. Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok.”
Ali Bulaç 22- İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: ‘Doğrusu, Allah, size gerçek olan va’di va’detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır.’
Diyanet Vakfı 22. (Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah’a) ortak koşmanızı reddettim.” Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 22- iş bitince şeytan da der ki:” Allah size gerçek olanı va’detti; ben de bir va’d yaptım, size karşı yalancı çıktım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu; ancak sizi çağırdım, siz de bana uydunuz; o hakte beni kınamayınız, kendinizi kınayınız! Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Bundan önce de ben, sizin beni Allah’a ortak koşmanızı tanımamıştım; muhakkak ki, zalimlerin hakkı acı bir azaptır!”
Süleyman Ateş 22. İş bitirildikten sonra şeytan (onlara) şöyle dedi: “Allah size gerçek va’detti, ben de size va’dettim ama ben sözümden caydım! Benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Sadece sizi (küfür ve isyana) davet ettim. Siz de benim da’vetime koştunuz. O haldebeni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni (Allah’a) ortak koşmanızı da tanımamıştım zaten. Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!”
Yaşar Nuri Öztürk 22 İş bitirilince şeytan onlara şöyle dedi: “Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni şirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım. Zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür.”
Ali Bulaç 23- İman edip salih amellerde bulunanlar, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: ‘Selam’dır.
Diyanet Vakfı 23. İman edip de iyi işler yapanlar, Rablerinin izniyle içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Orada (birbirleriyle) karşılaştıkça söyledikleri “selam” dır.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-İman edip iyi ve yaralı işler işleyenler ise, altından ırmaklar akan cennetlere konulmuşlardır. Rablerinin izniyle orada ebedi olarak kalacaklardır; orada sağlık temennileri “Selam!” dır.
Süleyman Ateş 23. İnanıp iyi işyer yapanlar da Rablerinin izniyle sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokuldular. Onların orada dirlik temennileri “selam”dır.
Yaşar Nuri Öztürk 23 İman edip barışa/hayra yönelik işler yapanlar ise rablerinin izniyle altlarından ırmaklar akan cennetlere sokulmuşlardır. Sürekli kalıcıdırlar orada. Birbirlerine esenlik dilemeleri, “Selam!” şeklindedir.
Ali Bulaç 24- Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.
Diyanet Vakfı 24. Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Gördün ya Allah hoş bir sözü, kökü sabit, dalı gökte güzel bir ağaca benzeterek nasıl temsil yaptı?
Süleyman Ateş 24. Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı: Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
Yaşar Nuri Öztürk 24 Görmedin mi Allah nasıl bir örnekleme yaptı: Güzel söz; kökü yerde, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer.
Ali Bulaç 25- Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler.
Diyanet Vakfı 25. (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Yemişlerini Rabbinin izniyle her zaman verir! Ve Allah, insanlara böyle misaller sunar ki, kavrayıp düşünsünler.
Süleyman Ateş 25. (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah, öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.
Yaşar Nuri Öztürk 25 O ağaç, Rabbinin izniyle yemişlerini her zaman verir. Allah, insanlara böyle örnekler verir ki, düşünüp ibret alabilsinler.
Ali Bulaç 26- Kötü (habis) söz ise, kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır.
Diyanet Vakfı 26. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Çirkef bir sözün temsili de gövdesi yerden koparılmış habis bir ağaç gibidir ki, toprağın üstünden cüsselenmiş, varlığım sürdürme imkanı yoktur.
Süleyman Ateş 26. Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünden koparılmış, sabit olmayan kötü bir ağaca benzer.
Yaşar Nuri Öztürk 26 Pis bir söz de gövdesi toprağın üstünde destek bulmuş bir ağaca benzer, dayanağı yoktur onun.
Ali Bulaç 27- Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar.
Diyanet Vakfı 27. Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Allah iman edenleri hem dünyada, hem de ahirette değişmeyen sözle sağlamlaştırır. Haksızlık edenleri ise şaşırtır ve Allah, ne isterse onu yapar.
Süleyman Ateş 27. Allah, inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah, zalimleri de şaşırtır ve Allah, dilediğini yapar.
Yaşar Nuri Öztürk 27 Allah, inananları dünya hayatında da âhirette de tutarlı sözle sağlamlaştırır. Allah, zalimleri şaşırtır. Allah, dilediğini yapar.
Ali Bulaç 28- Allah’ın nimetini inkâra değiştirenleri ve kavimlerini ‘yıkım ve azab’ yurduna konduranları görmedin mi?
Diyanet Vakfı 28. Allah’ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Görmüyor musun o kimseleri ki Allah’ın nimetini nankörlükle değiştirdiler ve kavimlerini helak yurduna kondurdular;
Süleyman Ateş 28. Baksana şunlara, Allah’ın ni’metini nankörlüğe çevirdiler (O’nun verdiği ni’mete şükredecekleri yerde nankörlük edip inkara saptılar), kavimlerini de helak yurduna kondurdular.
Yaşar Nuri Öztürk 28 Bakmadın mı şunlara ki, Allah’ın nimetini inkârla/nankörlükle değiştirdiler ve toplumlarını helâk yurduna kondurdular.
Ali Bulaç 29- (Ki bu) Cehennemdir. Ona yaslanırlar. Ne kötü bir karar (yeridir) o!..
Diyanet Vakfı 29. Onlar cehenneme girecekler. O ne kötü karargâhtır!
Elmalılı Hamdi Yazır 29-Cehenneme, ona yaslanırlar, o ise ne kötü bir yerleşme yeridir.
Süleyman Ateş 29. Yaslanacakları cehenneme (götürdüler). Ne kötü bir duraktır o!
Yaşar Nuri Öztürk 29 Yaslanacakları cehenneme kondurdular. Ne kötü bir duruş yeridir o!
Ali Bulaç 30- O’nun yolundan saptırmak için Allah’a eşler koştular. De ki: ‘Yararlanın. Çünkü elbette sizin varışınız ateşedir.’
Diyanet Vakfı 30. (İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O’na ortaklar koştular. De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 30- Allah’ın yolundan saptırmak için Allah’a ortaklar uydurdular. De ki: “Keyfinize bakın. çünkü gidişiniz ateşedir!”
Süleyman Ateş 30. Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koştular. De ki: “(Şimdilik) eğlenin, gideceğiniz yer ateştir!”
Yaşar Nuri Öztürk 30 Yolundan saptırmak için Allah’a eşler uydurdular. De ki: “Hadi, nimetlenin! Sonunda varacağınız yer ateştir.”
Ali Bulaç 31- İman etmiş kullarıma söyle: ‘Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.’
Diyanet Vakfı 31. İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alışveriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli-açık harcasınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Söyle o iman etmiş kullarıma: “Namazı kılsınlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık harcasınlar, kendisinde alım-satım ve dostluğun bulunmayacağı gün gelmeden önce.
Süleyman Ateş 31. İnanan kullarıma söyle: Namazı kılsınlar, ne alışverişin, ne de dostluğun olmadığı bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfetsinler.
Yaşar Nuri Öztürk 31 İnanan kullarıma söyle: Namazı/duayı yerine getirsinler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan, hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, gizli ve açık infak etsinler.
Ali Bulaç 32- Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade kılandır.
Diyanet Vakfı 32. (O öyle lütufkâr) Allah’tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Allah, öyle bir Allah’tır ki, gökleri ve yeri yarattı; yukarıdan su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı; emri gereği denizde seyretmesi için size gemileri hizmetinize sundu; nehirleri de size amade kıldı.
Süleyman Ateş 32. Allah O’dur ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi ve onunla size rızık olarak çeşitli meyvalar çıkardı. Buyruğuyla denizde akıp gitmesi için gemileri emrinize verdi, ırmakları emrinize verdi.
Yaşar Nuri Öztürk 32 Allah odur ki, gökleri ve yeri yarattı. Gökten bir su indirdi de onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkardı. Emriyle denizde akıp gitmeleri için gemileri hizmetinize verdi. Irmakları da emrinize verdi.
Ali Bulaç 33- Güneşi ve ayı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır.
Diyanet Vakfı 33. Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 33-Sizin için birbiri ardınca güneş ve ayı hizmetinize verdi; yine sizin için gece ve gündüzü amade kıldı.
Süleyman Ateş 33. Sürekli olarak (seyir ve aydınlatma) görevlerini yapan güneşi ve ay’ı emrinize verdi, geceyi ve gündüzü de emrinize verdi.
Yaşar Nuri Öztürk 33 Görevlerini şaşmadan yapmak üzere Güneş’i ve Ay’ı da size boyun eğdirdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi.
Ali Bulaç 34- Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.
Diyanet Vakfı 34. O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür!
Elmalılı Hamdi Yazır 34-Hem size istediğiniz şeylerin hepsinden verdi; öyle ki, Allah’ın nimetini saysanız onu bitiremezsiniz. Gerçekten insan çok zalim, çok nankördür.
Süleyman Ateş 34. Ve kendisinden istediğiniz herşeyden size bir parça verdi. Eğer Allah’ın ni’metini saymak isteseniz sayamazsınız! (Doğrusu) insan çok haksızlık edendir, çok nankördür!
Yaşar Nuri Öztürk 34 Kendisinden istediğiniz her şeyden size bir parça verdi. Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, sayıp bitiremezsiniz. Doğrusu şu ki insan, gerçekten çok zalim, çok nankördür.
Ali Bulaç 35- Hani İbrahim şöyle demişti: ‘Rabbim bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.’
Diyanet Vakfı 35. Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: “Rabbim! Bu şehri (Mekke’yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!”
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Bir de İbrahim’in şöyle dediği vakti hatırla: “Rabbim, bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!
Süleyman Ateş 35. Bir zaman İbrahim, şöyle demişti: “Rabbim, bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!”
Yaşar Nuri Öztürk 35 Bir zaman, İbrahim şöyle demişti: “Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara kulluktan uzak tut!”
Ali Bulaç 36- ‘Rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın, esirgeyensin.’
Diyanet Vakfı 36. “Çünkü, onlar (putlar), insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim. Şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin.”
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Rabbim, çünkü onlar, insanlardan bir çoğunu şaşırttılar. Bundan böyle kim benim izimce gelirse, işte o bendendir; kim bana karşı gelirse artık Sen bağışlayan, merhamet edensin!
Süleyman Ateş 36. Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu şaşırttılar. Artık bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir, kim bana karşı gelirse (o da senin merhametine kalmıştır), şüphesiz sen bağışlayan, esirgeyensin.
Yaşar Nuri Öztürk 36 “Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık beni izleyen bendendir. Bana isyan edene gelince, onun hakkında sen Gafûr ve Rahîm’sin.
Ali Bulaç 37- ‘Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.’
Diyanet Vakfı 37. “Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem’inin (Kâbe’nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler.”
Elmalılı Hamdi Yazır 37-Ey Rabbimiz, ben çocuklarımdan bir kısmım senin Beyti Haram’ının yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz, namaz kılsınlar diye; bundan böyle insanlardan bir kısminin gönüllerim onlara doğru akit ve ortan bazı ürünlerden rızıklarıdır; umulur ki şükrederler.
Süleyman Ateş 37. Rabbimiz, ben çocuklarımdan bazısını, senin Haram Evinin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı kılsınlar diye (böyle yaptım). Artık sen de insanlardan birtakım gönüllüleri, onları sever yap ve onları çeşitli meyvalarla besle kişükretsinler.
Yaşar Nuri Öztürk 37 “Ey Rabbimiz! Ben, çocuklarımdan bir kısmını senin kutsal evinin yanındaki, ziraata elverişsiz vadiye yerleştirdim ki, namazı/duayı yerine getirsinler, ey Rabbimiz! Sen de insanlardan bazı gönülleri, onlardan hoşlanır yap. Çeşitli meyvelerle onları rızıklandır ki, şükredebilsinler!”
Ali Bulaç 38- ‘Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz.’
Diyanet Vakfı 38. “Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen bizim gizleyeceğimizi de açıklayacağımızı da bilirsin. Çünkü ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Ey Rabbimiz, sen gizlediğimiz ve açığa vurduğumuz herşeyi muhakkak bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah.a karşı gizli kalmaz.
Süleyman Ateş 38. Rabbimiz, sen bizim gizlediğimizi ve açığa vurduğumuzu hep bilirsin. Ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
Yaşar Nuri Öztürk 38 “Rabbimiz, hiç kuşkusuz sen bizim gizlediğimizi de bilirsin, açığa vurduğumuzu da. Yerde de gökte de hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
Ali Bulaç 39- ‘Hamd, Allah’a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail’i ve İshak’ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir.’
Diyanet Vakfı 39. “İhtiyar halimde bana İsmail’i ve İshak’ı lütfeden Allah’a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”
Elmalılı Hamdi Yazır 39 -Bana ihtiyarlık halimde İsmail ile İshak’ı lütfeden Allah’a hamdolsun; şüphesiz ki Rabbim duayı işitiyor.
Süleyman Ateş 39. İhtiyarlık çağımda bana İsma’il ve İshak’ı lutfeden Allah’a hamdolsun. Şüphesiz Rabbim du’ayı işiten(kabul buyuran)dır.
Yaşar Nuri Öztürk 39 “İhtiyar yaşımda bana, İsmail ve İshak’ı bağışlayan Allah’a hamt olsun! Benim Rabbim, duayı gerçekten çok iyi duyar.”
Ali Bulaç 40- ‘Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur.’
Diyanet Vakfı 40. “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!”
Elmalılı Hamdi Yazır 40-Rabbim, beni namazı devamlı kılanlardan eyle; soyumdan da; ey Rabbimiz duamı da kabul buyur!
Süleyman Ateş 40. Rabbim, beni ve zürriyetimden bir kısmını namazı kılan yap; Rabbimiz, du’amı kabul buyur!
Yaşar Nuri Öztürk 40 “Rabbim! Beni, namazı/duayı yerine getiren bir insan yap. Soyumdan bir kısmını da. Rabbimiz, duamı kabul et!”
Ali Bulaç 41- ‘Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü’minleri bağışla’
Diyanet Vakfı 4l. “Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!”
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Ey Rabbimiz, hesabın başa dikileceği (görüleceği) gün, beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla!”
Süleyman Ateş 41. Rabbimiz, hesabın görüleceği gün, beni, anamı-babamı ve mü’minleri bağışla!
Yaşar Nuri Öztürk 41 “Rabbimiz, hesabın ortaya geleceği gün; beni, anne-babamı ve inananları affet!”
Ali Bulaç 42- (Ey Muhammed,) Allah’ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.
Diyanet Vakfı 42. (Resûlüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-Bunları an ve sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, onları sadece öyle bir güne erteliyor ki, o gün gözler belerir.
Süleyman Ateş 42. Zalimlerin yaptığından Allah’ı gafil sanma, O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne ertelemektedir.
Yaşar Nuri Öztürk 42 Sakın, Allah’ı, zalimlerin yapmakta olduğundan habersiz sanma. O, onları, gözlerin korkudan donup kalacağı bir güne erteliyor, hepsi bu…
Ali Bulaç 43- Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur.
Diyanet Vakfı 43. Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez ve yüreklerinin içi bomboş hava kesilir.
Süleyman Ateş 43. (O gün) başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, (öyle donup kalmıştır sanki). Yüreklerinin içi de bomboş havadır. (Şaşkınlıktan, kafalarında düşünce adına bir şey kalmamıştır).
Yaşar Nuri Öztürk 43 Başlarını dikerek koşuşurlar. Bakışları kendilerine dönmez. Yürekleri tamamen boşalmıştır.
Ali Bulaç 44- Azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gün) zulmedenler, şöyle diyecekler: ‘Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, Senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım.’ Oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler, sizler değil miydiniz?
Diyanet Vakfı 44. Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: “Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım” diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir ki:) “Daha önce, sizin için bir zevâl olmadığına, yemin etmemiş miydiniz? “
Elmalılı Hamdi Yazır 44-O azabın geleceği günü korkutarak haber veri O zulmedenler o zaman diyecekler ki:”Ey Rabbimiz, yakın bir zamana kadar bize mühlet ver de davetine uyalım ve peygamberlerin izince gidelim!” Ama daha önce yemin etmemiş miydiniz, sizin için zeval yok diye?
Süleyman Ateş 44. İnsanları, kendilerine azabın geleceği şu güne karşı uyar ki, zalimler: “Rabbimiz, derler, bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin çağrına gelelim, elçilere uyalım! “Peki, önceden sizin için hiç zeval olmadığına (sürekli yaşayacağınıza) yemin etmemiş miydiniz?”
Yaşar Nuri Öztürk 44 İnsanları, azabın kendilerine ulaşacağı gün konusunda uyar. O gün, zalimler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar geri bırak da çağrına cevap verip resullere uyalım.” Daha önce siz, kendiniz için çöküş ve bitiş yoktur diye yemin etmediniz mi?
Ali Bulaç 45- Siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler vermiştik.
Diyanet Vakfı 45. “(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de verdik.”
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Siz de kendilerine zulmedenlerin yurtlarına yerleştiniz; onlara neler yaptığımız, size apaçık belli oldu ve size örnekler verdik.
Süleyman Ateş 45. (Sizden önce ‘Ad ve Semud gibi) kendilerine yazık eden milletlerin yerlerinde oturmuştunuz, onlara nasıl yaptığımız, size belli olmuştu ve size benzetmeler de yapıp anlatmıştık (değil mi?)”
Yaşar Nuri Öztürk 45 Siz de o kendilerine zulmetmiş olanların barınaklarında oturtmuştunuz. Onlara nasıl davrandığımız size açık-seçik belli olmuştu. Size örnekler de vermiştik.
Ali Bulaç 46- Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.
Diyanet Vakfı 46. Hilelerinin cezası Allah katında (malum) iken, onlar, tuzaklarını kurmuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek değildi!
Elmalılı Hamdi Yazır 46-Gerçekten onlar, tuzaklarım kurdular; Allah katında da onlara tuzak var; isterse onların tuzakları dağları yerinden oynatacak olsun!
Süleyman Ateş 46. Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa tuzakları dağları yerinden kaldıracak (cinsten) olsa bile onların tuzakları, Allah’ın yanındaydı (Allah onların tuzaklarını bozar, cezalarını verirdi).
Yaşar Nuri Öztürk 46 Tuzaklarını kurmuşlardı ama Allah katında da onlar için tuzak var. Zaten onların tuzakları dağları yerinden oynatacak türden olsa neye yarar!
Ali Bulaç 47- Allah’ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir.
Diyanet Vakfı 47. O halde, sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah mutlak üstündür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-O halde sakın Allah’ı, peygamberlerine verdiği sözden cayacağım sanma! Şüphesiz Allah güçlüdür, intikam sahibidir.
Süleyman Ateş 47. Sakın, Allah’ı, elçilerine verdiği sözden cayar, sanma! Çünkü Allah daima üstündür, öc alandır!
Yaşar Nuri Öztürk 47 Sakın Allah’ı, resullerine verdiği söze ters düşer sanma. Allah Azîz’dir, intikam da alır.
Ali Bulaç 48- Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah’ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
Diyanet Vakfı 48. Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah’ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir).
Elmalılı Hamdi Yazır 48-O gün yeryüzü başka bir yere dönüştürülür, gökler de… Ve hepsi o tek ve kahredici Allah için fırlarlar;
Süleyman Ateş 48. O gün yer başka yere, gökler de (başka göklere) değiştirilir. (Bütün) insanlar tek ve kahredici Allah’ın huzurunda görünürler.
Yaşar Nuri Öztürk 48 O gün yerküre başka bir yerküreye dönüştürülür. Gökler de öyle. Hepsi o Vâhid ve Kahhâr olan Allah’ın huzurunda dikilir.
Ali Bulaç 49- O gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün.
Diyanet Vakfı 49. O gün, günahkârların zincire vurulmuş olduğunu görürsün.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-O gün suçluları birbirlerine çatılı çatılı bukağılara vurulmuş görürsün;
Süleyman Ateş 49. Ve o gün suçluları, birbirine (veya elleri ayaklarına) yaklaştırılarak zincirlere vurulmuş görürsün!
Yaşar Nuri Öztürk 49 O gün suçluların, birbirine perçinlenmiş bukağılarla çengellendiklerini görürsün.
Ali Bulaç 50- Giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir.
Diyanet Vakfı 50. Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Gömlekleri katrandandır, yüzlerim de ateş kaplar;
Süleyman Ateş 50. Gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplamaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk 50 Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini ateş bürümüştür.
Ali Bulaç 51- (Bu azab,) Allah’ın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. Şüphesiz Allah hesabı pek çabuk görendir.
Diyanet Vakfı 51. Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için (onları diriltecektir.) Kuşkusuz Allah, hesabı çabuk görendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Çünkü Allah herkesi kazandığı ile cezalandıracak! Bilin ki, Allah’ın hesabı çok çabuktur.
Süleyman Ateş 51. Allah, her canı kazandığiyle cezalandırmak için (böyle yapar). Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Yaşar Nuri Öztürk 51 Çünkü Allah, her benliği kendi kazandığıyla karşı karşıya getirecektir. Allah, hesabı çok çabuk görür.
Ali Bulaç 52- İşte bu (Kur’an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O’nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır.
Diyanet Vakfı 52. İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-İşte bu, insanlara açık bir tebliğdir; hem bununla uyarılsınlar hem O’nun ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler hem de akıl ve vicdanı temiz olanlar öğüt alsınlar!
Süleyman Ateş 52. Bu (Kur’an), insanlara bir tebliğdir. (İnsanlar), bununla uyarılsınlar; O’nun yalnız Tek tanrı olduğunu bilsinler ve sağduyu salipleri öğüt alsınlar diye (gönderilmiştir).
Yaşar Nuri Öztürk 52 İşte bu, onunla uyarılsınlar, Allah’ın tek ilah olduğunu bilsinler, aklı ve gönlü işleyenler de ibret alsınlar diye, insanlara yöneltilmiş bir tebliğdir.

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

İbrahim suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir