Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İman ediyorsanız gereğini yapın
imanilmihali.com
İman ediyorsanız gereğini yapın

İman ediyorsanız gereğini yapın

İman ediyorsanız gereğini yapın

Bedeviler iman ettik dediklerinde Kur’an’ın cevabı “iman etmediklerine sadece İslam’a girdiklerine” dairdi. İslam ile imanın çok farklı şeyler olduğunu daha ilk ayetlerden itibaren izah eden Kur’an bu sayede tüm insanlığa da inanmak denen ve sadece insanlara has bir meziyeti işaret etmişti.

İnanmak sadece insana mahsustur. Ağaçlar, mahlukatlar, tüm varlıklar bilmediğimiz bir şekilde Yüce Allah’ı tesbih eder dururlar. Sallanan dal ve yapraklar, kuşların kanat sesleri ve cıvıltıları, taşların yuvarlanması, denizlerin dalgalanması gibi sayısız hareket bize basit bir fizik olayı görünse de aslında her biri birer teslimiyet ve şükür hareketidir. Ve yine Kur’an’ın ifadesiyle insanın bu tesbihatı anlaması zordur.

İnsan ise tesbihe zorlanan, şartlanan veya öğretilen değildir. Diğer mahlukattan farklı olarak insana tercih ve irade verilmiştir ki bu takdirde yapılacak tesbih daha kıymetli olacaktır. Öte yandan tesbih etmeme lüksü sadece insanda vardır.

İman işte bu isteme, gönülden razı olma, aksini seçme şansı varken tabi olma halinin adıdır ve bu yüzden çok ama çok kıymetlidir. O kadar ki sırf bu inanç ve teslimiyet dahi kulu inşallah cennetlere ulaştırmaya yetecektir.

Çünkü iman amel ve niyetlerin, ibadet, ahlak ve salih işlerin abdestidir, kime ve neden yapıldığının izahıdır. Nasılı ve miktarı önemli olmayan amellerin temelinde iman olduğu sürece haktır, doğrudur, güzeldir.

İman edenler isteklerine ve iradelerine bağlı olarak Allah’a yönelir ve O’na tabi olurlar. Bu inançla da kötülükten sakınır, hayır ve hasenata yönelir, tuzak kurmaz, aldanmazlar.

Toplum tamamına yakınıyla müslümandır ve tamamı iman ettiği iddiasındadır.

Ama durum gerçekten öyle midir?

Nüfus cüzdanlarına bakarak anlaşılamayacak bu mesele, kalplerin içini de göremediğimiz için hep muallak kalmaya mecburdur. İmanı, niyeti, gerçeği bilen ise sadece Allah’tır fakat buna rağmen biz birisinin imanına kefil olamayacağımız gibi onda iman olmadığını da asla inkar edemeyiz.

İman eden insan müjdelere layık olabilmek için gereğini yapmak zorundadır. İmtihan edilmemiş iman, imtihanı geçememiş iman kıymeti de düşük olandır. Bu şu demektir ki yalan ve riyadan uzak, has ve samimi kalple Allah’a yönelmek için kalp ve akıl aynı istikamette buluşmalı, amel ve niyetler paralel olmalı, “Allah rızasına mazhariyet” tek gaye olmalıdır.

İman eden kimse, bedensel, ruhani veya toplumsal tüm meselelerde imanın izinden yürümeli, fani ve geçici işlerle ömrünü telef etmemelidir. Haddi aşmamalı, kanmamalı, aldatmamalı, münafıklık etmemelidir.

Merhamet ve vicdanla, sevgi ve hoşgörüyle imanın gereklerini yerine getirebilenler inşallah her iki cihanda da bahtiyar olacaktır. Bu nedenle ve Yüce Allah’ın kalpleri ve niyetleri bildiği hatırlanırsa Allah’ı kandırmak mümkün değildir. O halde imanın ilk gereği samimi ve güçlü olmasıdır.

İman ile amel birbirinden farklıdır ve amel imandan değildir. Bunun tek istisnası zulme karşı mücadeledir ki Allah iman sahiplerini zulme karşı savaşanlar olarak tanımlar. Ve Kur’an’ın savaşı sadece zulümledir.

İnatla anlatıyoruz ki Bedevi örneğinde olduğu gibi namaz kılmak dahi imanın göstergesi olamaz, değildir. Çünkü insanlara hitap eden, insana ait, görünen, dışsal her şey manipule edilmeye, değişik gösterilmeye, maskelenmeye müsaittir. Yani kalpte beslenen yavru kuş iman dışında din adına olan her şey riya ve gösterişe, aldatmaya müsaittir.

İman ise kalpte doğan büyüyen bir fazilet olduğu için ve sadece Allah bildiği için O’nu kandırmak mümkün olmayacağından vardır veya yoktur. Kula düşen insanlar değil, Yüce Allah’a bu imanı ispatlamak ve amellere yansıtmaktır.

İmanın varlığı yansıtmaya da gerek duymaz lakin amellere mesnet olamayan iman zamanla zayıflar, erir ve azalır. Amel ve ahlaka mesnet teşkil eden iman ise tıpkı ibadet hususunda olduğu gibi sürekli canlı kalır ve zayıflamaz.

İbadet, ahlak ve salih amel varsa kul imanlı demek değildir. Ama iman varsa, kul ibadetli, ahlaklı ve salih amellidir. Bu tanımlama farkı çok mühimdir ve münafıklarla müşriklere aldanmamanın da tek anahtarıdır.

İman eden veya ettiğini iddia eden birisi öncelikle bilmelidir ki imanı veren ve miktarını bilen sadece Allah’tır ve nefisleri terbiyeye çalışsak da nefsi temizleyen sadece Allah’tır. İman nimeti ve temiz nefis müjdesi ise Allah’ın lutfudur ve insana düşen bir damla bile olsa kalpteki imanı muhafazaya çalışmaktır.

İman ispat istemese de zayıflamamak, kuvvetlenmek için ispata muhtaçtır. Mü’min bu manada hem kendi imanını artırmak hem başkalarına örnek olmak, hem güzel işler üretmek borçları altındadır ve imanın lezzeti bunlar yapılınca daha da artar.

Etrafta müslüman olmakla yetinen, imanı tanımayan sayısız insan varken iman sahiplerinin, din ve imanı birbirinden ayırarak, imanı tanıtarak, imanın kıymet ve gereğini akıllara sokarak, kalpleri imana hazır hale getirerek, imanın emrettiği işleri yaparak örnek olması mecburiyettir, adeta farzdır. Sokaklar malesef tesettür ve ibadet putuna tapanlarla doludur ve bunların imandan haberi dahi yoktur.

Keza gelecek nesillere, evlatlara, akraba ve yakınlara imanı tanıtmak ve iman etmeden cennetlere gidilemeyeceğini nasihat veya davet şeklinde tebliğ etmek her iman sahibinin boynunun borcudur.

Her dini meselede olduğu gibi iman konusunda da tek söz sahibi elbette Kur’an’dır ve Kur’an iman sahiplerinin neler yapması gerektiğini, nasıl kamil iman sahibi olunacağını anlatır.

İman ediyorum diyerek imana ters hareketlere imza atmanın adı ise münafıklıktır ve münafıkların cehennemde yeri kafirlerden de aşağıdadır. Münafıkla kafirin farkı ise kafirin küfreden, inkar eden, münafıkın ise inanmadığı, iman etmediği halde inanmış, iman etmiş görünmesidir. Müşriklik ise Bir Allah’a değil, birden çok ilaha inanmak, teslim olmaktır ki afsızlığa mahkum en büyük beladır.

İman sahibi imanın gereğini yapmalı, bu sayede hem sevap kazanmalı ve hem de iman kardeşliği güçlenmelidir. Çünkü ahir zamanda milliyet, cins, lisan ne olursa olsun en kıymetli kardeşlik iman kardeşliğidir ve Hac ibadetinin en mühim mesajlarından biri olan bu iman kardeşliği dile geçiştirilemeyecek kadar önemlidir.

Burada önemli husus imanla dini birbirine karıştırmamak, gerçekten iman etmeyenlerle ve dahi imanı inkar edenlerle aynı safta toplanmamaktır. Bunun engellenmesi içinse ameller ışık ve delil olacaktır ki Kur’an sınırlarına uygun yaşamak hevesindekilerle, Kur’an’ı önemsemeyen hallere imza atanlar asla bir araya gelmemeli, saflar karışmamalıdır. Çünkü imansızlarla bir araya gelen iman sahiplerinin uzun süre imanı elde tutabilmesi mümkün değildir.

O halde çözüm imanlıların kendi içlerinde birlik olmasıdır ki Yüce Allah bu konuda din ayrımı da yapmaz. Cennetlik olarak tarif edilen bu kesim hangi dine mensup olursa olsun Allah’a eş ve ortak atamayanlar, iyiliğe çalışıp, kötülüğe düşman olanlardır.

Yüce Allah’ın verdiği müjdelere, nimetlere karşılık insandan dua, şükür, ibadet beklemesi elbet şart olandır lakin beşeri meşguliyetlerle bunlara zaman ayırmakta zorlanılsa dahi imana vakit ayırmak ve hiç olmazsa günde bir süre derin derin Yüce Allah’ı düşünmek şart olandır.

Allah ibadeti ve salih ameli de emreder fakat tüm peygamberlerin ilk emri imandır. Zekat ve namaz sonraki emirlerdir. Bu da demektir ki iman yoksa zekat ve namaz da beyhudedir. Nitekim maun suresi bu tür namaz sahiplerni yerden yere vurmaktadır.

İman sahibi eksik ibadetle, noksan salih amelle ve mükemmel olmayan ahlakla dahi inşallah cennete gidecektir. Çünkü kalpleri bilen Allah, o kulun noksanlıklarının insani zaaflardan kaynaklandığını bilecek, hainlik ve düşmanlık olmadığını görecek ve inşallah şefaatine mazhar edecektir.

Öte yandan ibadeti kusursuz, ameli tepelerde, ahlakı (!) örnek olarak kabul edilen insanların çoğunun meskeni cehennem çukurları olacaksa ki Kur’an öyle buyurmaktadır bunun sebebi iman noksanlığı ve riyadır.

Burada bir husus daha vardır ki mühimdir. Ayet bizlere insanların çoğunun iman etmediğini, çoğunluğa uyarsak kaybedeceğimizi, cehennemin dolacağını bildirmektedir. Yani gerçekten iman eden ve bu sayede cennetlere gidebilen insan sayısız azdır, az kalacaktır. Allah’ın bu nedenle cennetleri doldurma vaadi yoktur.

O halde etrafta gezinen kafirlerin servet ve malları yine ayetin ifadesiyle mü’minleri üzmemelidir ki Allah onların azgınlıklarının artmasını ve azaplarının hak olmasını dilemektedir. Tevbe kapısı hep açık olmakla birlikte Yüce Allah onların asla iman etmeyeceğini de bilen ve bu yüzden onların kulaklarını sağır, gözlerini kör edendir.

İman edenler ise zayıftır, çoğusu mağdur ve mazlumdur, muhtaçtır, kötülük ve haramdan, günah ve pisliklerden kaçındığı için çoğu zaman fakir ve yardıma muhtaçtır. Kafirlerin ezici servetlerine ve makamlarına rağmen iman sahipleri haram korkusuyla yönetimlerden, ticaretten dahi uzak duranlardır.

Kamunun malını, patronun malını çalmakta sakınca görmeyenler imana elbette sahip olamazlar. Yalan ve iftira ile, haksız ve adaletsizliklerle, şiddet ve tacizlerle beşeri nüfus ve makamlara hem de ehil ve liyakatli olmadıkları halde gelenlerin meskeni cehennemdir, inşallah öyle de olacaktır. Bu grup ezenler grubudur ve Yüce Allah ezilen iman sahiplerini işte bu ezenlerin üzerine çıkarmayı murad etmektedir.

Ezilenler, sabırla ve doğrulukta sebatla dik durdukları sürece inşallah kazanmaya da devam edecek olanlardır. Çünkü sınav zorluk ve acıda, yokluk ve çilede sabır, zenginlik ve rahatlıkta şükür sınavıdır.

Sınavın ilk ve en önemli sorusu iman, bu nedenle olması gereken, kuvvetle elde tutulması gereken, ecele dek muhafaza edilmesi gerekendir.

İmanın gereğini yapmamak ise korkmak, pısmak ve imanın gerçek sahibi Allah yerine başka kulları ilahlaştırmaktır. Oysa zulüm ve haksızlıkla mücadele etmek imanın tek ameli delilidir ve korkmak bu mücadeleyi yerle bir eden bir dünya düşkünlüğüdür.

Mü’min çoğunluğa, çoğunluğun asılsız kabullerine, zamane aldanışlarına değil Kur’an’a tabi olandır. Peygamberimizin sünnet ve hadislerini dahi yerle bir eden bu imansızlar sürüsü, dinle ve Kur’an’la alay ederek, dini değiştirerek, şekli islamı dayatan, ahiret hesabını unutturan, dünya süslerini gayeleştiren cephedir ve iman her geçen gün yara almaktadır.

Bunda şaşıracak ve üzülecek birşeyde yoktur. Mesele herkesin kurtulması veya müslüman olması değil, müslümanların müslüman kalabilmesidir. Yani iman sahibi bir avuç insan bile olsa bu Yüce Allah’ın insana duyduğu sevgi ve güveni ispata yeter de artar. İblisler ise insanların tümünü aldatacağına, Allah yolundan çevireceğine yemin etmiştir. kanan ve aldanan müslümanlar bu yüzden şeytanların esiridir.

Cennetler de işte bu bir avuç iman sahibi içindir.

İmanına su katmayan, has ve duru imanla yaşayan, imanın sesini dinleyen kulların yirmi dört saati Allah içindir. Onların yaşamı da ölümü de Allah içindir. Peygamberimizin duasındaki gibi şirk ve şeytanlar insana dört yandan ve beklenmedik tuzaklarla yanaşırlar. Sığınılacak liman, güvenilecek tek makam ise Yüce Allah’tır ve bu yüzden Kur’an Fatiha ile başlar ve Nas ile biter.

Bunda ki mucize ise şudur ki Fatiha kula fıtri misaktaki ahdini tekrar ettirir ve Allah’tan başka ilah tanımamayı emreder. Nas ise herşeye rağmen şeytanların durmayacağına ve şeytanlardan imanla korunulabileceğine ve Allah’a sığınılması gerektiğine işaret eder.

Son söz

İman ediliyorsa gereği yapılmalıdır ki iman zayıflayıp kaybolmasın, diğer iman sahipleri ile birlik olunsun, kuvetlenilsin, mü’min olamayan müslümanlara örnek olunsun ve kafirler iman sahiplerine sataşamasın.

İman cephesi bir olamazsa tek bir millet olan küfür cephesi kılıçlarını daha sık çekecek ve daha cesur olarak iman edenlere saldıracak ve zulemdecektir.

İman cephesi tek yumruk olabilirse de fil vakasında olduğu gibi kafirlerin haşmet ve orduları ne kadar güçlü olsa da yenilecekler ve helak olacaklardır.

Mesele doğru tarafta, doğru yerde olmak, bu cephenin ortak iman hedefleri için ter dökmektir. Allah dostları ile olan saflar bu nedenle sık tutulmalı, şer cephesinin rüşvet ve yalanlarına kanmadan, Allah adına mücadele aralıksız sürmelidir.

Yoksa vebal büyük, azap fenadır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

2 Yorum

  1. Namazın en mübarek ibadetlerden ve Allah’ın ilk sıralardaki emirlerinden olduğuna dair elbette hiçbir tereddüt yoktur. Lakin tüm Peygamberle verilen ilk emir namazdan önce imandır. Namaz imanın gereği ve sonucudur, pek çok ibadetten sadece birisidir. İman etmek, içerisinde ameli barındırmayan bir yöneliştir ve namazın neden ve kime kılınması gerektiğini de anlatandır. İmanın korunması ise sadece namazla değil başta Kur’an’ı anlayarak okumak olmak üzere, pek çok salih amel, ahlak ve tüm ibadetler iledir. Kısaca iman etmek kime ve neden namaz kılınacağının adı, namaz o Yüce Allah’a secde ile yöneliş ve yakarışın şeklidir.

    Lakin sitemizin adından da anlaşılacağı üzere gayemiz imanı tanıtmak, iman bahsinin ve İslam’a girmenin ‘ayetin Bedeviler örneğinde olduğu gibi’ farklı şeyler olduğunu izah etmek ve amellerden de önce asıl niyetlerin güzel olması gerektiğini vurgulamaktır. İbadetlerin tamamında niyet bu nedenle farzdır. Niyetlere şahit olan ise sadece Allah’tır. Ameller imanın bir parçası değil sadece uzantısı, ispatı ve hayata yansımasıdır.

    İbadette kusuru olan imanı noksan demek değildir. (Mücbir sebebi veya belki bir müşkülatı vardır. Kazası her daim mümkündür.) Çünkü imanı veren ve bilen sadece Allah’tır.

    Ama imanı noksan olanın ibadet ve ahlakı, başını secdeden kaldırmasa da noksandır.

  2. iman amelle korunur.birinci sıradaki amelde namazdır.namaz vaktinde HANGİ DÜNYA MEŞGALESİ NAMAZDAN DAHA DEĞERLİDİR?……………………………..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir