Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İman ehli veya ehli iman kimdir
imanilmihali.com
İman ehli veya ehli iman kimdir

İman ehli veya ehli iman kimdir

İman ehli veya ehli iman kimdir

İmanı veren Allah, bilen yine sadece Allah’tır. Şu veya bu kimseye örnek iman sahibidir veya imandan nasibi yoktur demek bu anlamda imkansızdır. Şayet yapılırsa da Allah’ın hak ve hukukuna riayetsizliktir.

Buna rağmen iman ehlinin veya günümüz Türkçesiyle iman ehlinin ne tür vasıflar taşıdığına, nasıl yaşadığına bakılabilir ve muhakkak en büyük iman sahibi Hz. Peygamberin (sav) hayatına göz atılabilir ve bu iman ehli konusunda fikir verebilir.

Peygamberimizin sonsuz sadakati ve vahye doğrudan muhatap alınma sebeplerinden ötürü hakikati en net gören olduğu açıktır. Bu nedenle de O’nun hayatı tamamen beyyine üzerinedir, ölümü de öyledir.

Peygamberin hayatına bakılacak olursa da risaletten önceleri dahi el-emin yani en güvenilen kimse sıfatına layık bulunması şahsiyeti hakkında elbet bir fikir verir. Yalan, fitne, haksızlık ve adaletsizlik peşinde koşmayan, düşmanlarına dahi adaletsizlik yapmayan ve adaletsizlik karşısında akrabalarını dahi suçlayabilen muazzez Peygamber, risaleti esnasında da hak ve hakikat peşinde koşmuş, kulları ateşlerden esenliklere davet için 23 sene harcamıştır.

İmanına kendisi dahi kefil olamayan, imanı veren ve bilenin sadece Allah olduğunu defaten tekrar eden aziz peygamber bizlere imanın varlığı veya yokluğuna dair fazlaca söz etmenin tehlikelerini de işaret eder. Buna mukabil kendi örnek yaşantısı baz alınırsa da kullara pek çok misal verir.

Peygamberin hayatındaki amel ve sözlerin istikameti şöyledir;

Yalan ve iftira asla yoktur.
Merhamet ve affetme ön plandadır.
Hoşgörü ve sağduyu egemendir.
Adam kayırma yoktur.
Ehliyet ve liyakat esas alınmıştır.
Örflere ve kamu yararına sadakat ancak Kur’an istikametinde veya ilgili ayet yoksa hayat bulmuştur.
İstişare ve şura anlayışı ortak istek ve irade belirleme de etken olmuştur.
Paylaşma ve yardımlaşma esas alınmıştır.
Barış ve barışçı yollar öncelikle aranmıştır.
Cihad sadece zulümle ve küfürle yapılmış, ganimet veya toprak almak için asla yapılmamıştır.
Zulüm ve haksızlık daima lanetlenmiştir.
Büyüklenme, hırs ve kibir asla destek görmemiştir.
Kur’an en temel ilke ve en büyük rehber olarak görülmüştür.
Peygamber, kendi sözlerinin ayetlerin önüne geçmemesi için yoğun çaba harcamıştır.
Sünnetleri toplum içinde edadan kaçınarak farzlaşmasını engellemiştir.
Kendisine ve ehli beytine dair hususları, ümmete farz olanlardan ayırmıştır.
Ticaret ve toplumsal ahlaka önem vermiş, Kur’an ahlakını benimsemiştir.
Temizlik ve dürüstlüğe azami önem vermiştir.
Kin ve hasetten uzak durmuş, en zalim düşmanlarını dahi affedebilmiştir.
Karıncayı dahi incitmemiş, varlık ve mahlukata da merhametle yaklaşmıştır.
İsraf ve lükse asla yanaşmamıştır.
Servet yığma ve zenginleşme hevesinde olmamış, aksine var olan servetini hayırlara harcamıştır.
Borçlara sadık kalmıştır.
Sadakaları başa kakmamıştır.
Güzel sözleri övmüştür, açık aramamıştır.
Alimlere ve ilme saygı duymuştur.
Lüks ve gösterişli evler yerine sade hasır evleri tercih etmiştir.
Kişilere verdiği değeri iman ve namusla belirlemiş sonra ibadetlerine bakmıştır.
Gıybet ve iftiraya lanet etmiştir.
Komşu hakkına riayette kusur etmemiştir.
Kendi kızını dahi kurtaramayacağına dair beyanda bulunmuş, hakkı Hakk’a teslim etmiştir.
Şefaatçi ve aracılara, putlara ve şeytan soylarına düşman olmuştur.
Kur’an’a insan eliyle bir nokta dahi eklenmesine müsaade etmemiştir.
Kur’an’ın gelecek nesillere noksansız ve el değmemiş olarak emanet edilmesine azami önem vermiştir.
Riba (anormal faiz=tefecilik) ve şaraptan uzak durmuştur.
Çöllerin kervanlar için emniyetli yerler olmasına çalışmıştır.
En küçük nimetlere dahi şükretmiş, şükrettirmiştir.
Tevbe ve istiğfardan bir an uzaklaşmamıştır.
Ümmeti için sürekli mağfiret dilemiştir.
Adak ağacı gibi hurafelerden nefret etmiştir.
Ölülerden medet ummayı yasaklamıştır.
Hac ibadetini sadece bir kez yapmıştır.
Yüce Allah’ın izin verdiği ve emrettiği izdivaçlarda bulunmuştur.
Kıyafet ve şekilsel donanımlarda temiz olması kaydıyla bölgesel ve yöresel şeyleri tercih etmiştir.
Ölülere (mahlukat dahil) hürmet etmiştir.
Akıl ve vahyi ayırmasını bilmiş, beşeri işlerde aklı, dini işlerde vahyi esas almıştır.
Büyük abdestsiz dolaşmamış, küçük abdestli olmaya gayret etmiştir.
Cinlerle de muhatap kılınmıştır. Şeytanlarla da görüşmüştür.
Melekleri esas halleriyle görmüştür.
Diğer din mensuplarına zulmetmedikleri sürece düşmanlık etmemiştir.
Diğer dinlerin tahrifat ve noksanlarını göstermiştir.
İman etsin veya dine girsin diye kimseyi zorlamamıştır.
Kamudan çalanları cehennemlikle adletmiştir.
Yetimin hakkına önem vermiştir.
Tüm ibadetlerinde derin bir huşu içerisinde olmuştur.
Dine tebliğ ve davet etmiş asla zorlamamıştır.
Eşleri arasında adaletten asla sapmamış, hakkaniyeti sağlamış, rızalarını almıştır.
Sahabeden bazılarını yüceltmiş bazılarını tenkit etmiştir.
Sürekli ve daima Allah’a güvenmiştir.
Kader, ruh ve gayb hakkında konuşmaktan kaçınmıştır.
İslamiyet öncesi dahi putlara tapmayı ve putlara kurban kesmeyi reddetmiştir.
Rivayetlere göre kedi beslemiş, köpek istememiştir.
Vaaz ve hutbelerini kısa tutmuş, cemaati çok alıkoymamıştır.
Zekat toplamaya önem vermiştir.
Din eğitimine önem vermiş, sayısız fakiri beslemiş ve din eğitimi verdirmiştir.
Mezarlık ziyaretlerini abartmamıştır.
Müslümanlara Kur’an’ı yavaş yavaş ve anlayarak okumayı emretmiştir.
Kur’an’ın dua kitabı olmadığını anlatmıştır.
Rızık, nimet ve şifayı verenin sadece Allah olduğunu beyan etmiştir.
Fal ve büyüyü, sihir ve kehaneti yasak etmiştir.
Diş temizliğine önem vermiştir.
Vücuda zararlı alışkanlıklardan uzak durmuştur.
Zihni sarhoş eden şeylerden uzak durmayı tavsiye etmiştir.
Ağaç dikmeyi özendirmiştir.
Çevre temizliğine önem vermiştir.

Bu örnekler sayısız çoğaltılabilir ve Kur’an’a tamamen uygun bu sünnetlerin örnek Kur’an ahlakıyla da paralellik gösterdiği pekala anlaşılabilir. Buradan hareketle şu denilebilir ki Peygamber dini Kur’an’dan öğrenmiş, Kur’an’a göre yaşamış ve vefat etmiştir.

Vahyin egemen olduğu iman ve ibadet alanında vahyi, beşeri hayatın egemen olduğu toplumsal işlerde istişare, örf, kamu yararı ve aklı esas almış, her durumda adalet ve haktan yana olmuştur.

Kötü sözü istememiş, gığptayı özendirirken hasedi yasak etmiştir. Yine zulüm ve şirkle savaşmış, herşeye rağmen şirk ve şeytanlardan ayet istikametinde Allah’a sığınmıştır.

Bildiği ve bilmediği şirklerden korunmak için sıkça yaptığı dualar ise bize gösterir ki biz sıradan insanlar için şirke düşmek çok daha olasıdır ve yapılacak şey şeytanlardan uzak dururken muhakkak Allah’a sığınmaktır.

Kur’an bu nedenle Fatiha ile başlar ve Nas ile bitmez mi? Kur’an’ın ilk emri oku, son sözü Tevvab değil midir?

Hz. Peygamber risalet sonrası Kur’an hilafına söz edemeyeceğine göre de O’nun ahlakının, iman ve ibadetinin tamamen Kur’an’a uygun olduğunu söylemek doğru olandır. O halde bugün aramızda olmayan muazzez peygamberin izinden yürümek isteyenler için esas olan Kur’an’dır.

Kur’an kişiler değil ilkeler kitabıdır ve bu yüzden evrenseldir, zaman üstüdür. Geçmişe ait verdiği örneklerle aynı zamanda geleceğe ışık da tutan Kur’an, kendisine tabi olanları akla ve imana davet eder. Peygamberimiz de öyle yapmıştır.

İşte iman ehli ile kast edilen şayet imanda sabit duranlar ise Peygamberimizi ilk başta saymak ve söz ve sünnetini bu doğrultuda incelemek lazım gelir. Yukarıda sayılanlar onun huy ve sünneti ise ve tamamı Kur’an’a uygun ise o halde mü’minlere düşen bu örnek imana riayet etmek ve saygıyla kopya etmeye çalışmaktır.

İman, dille geçiştirilecek bir şey değildir. Kalpte beslenen yavru bir kuştur ki beslenmez aç bırakılırsa ya ölür ya yuvadan uçar gider. O halde mü’min kalbinde damlası dahi olsa imanını beslemeye ve muhafazaya çalışandır.

İman konusunda ehil olmak ise Yüce Allah’ın lutfudur ancak bunu iddia etmek veya ispata çalışmak kulların harcı değildir. Çünkü imanı veren ve bilen sadece Allah’tır.

Kur’an, iman ehline dair sıfatları listelemese de örnek iman sahiplerini bizlere anlatarak, cennet ehlinin hal ve tutumlarından bahsederek nasıl iman edileceğini göstermektedir ki kalplerinden kin ve nefret sökülen cennet ehli, Hz. Peygamberler, helak kıssalarında kurtarılan kavim halkının davranış ve inançları imanın faziletlisine örnektir.

Asıl ve en faziletli iman ise Peygamberimizin beyanıyla Yüce Allah’ı her daim yanımızda bilmek ve her şeyimize şahit olduğunu hatırlamaktır.

Mü’min doğru ve dürüst yaşamakla, Kur’an’a sarılmakla, Allah’ın sınırlarına riayet etmekle ve sıkça dua ve tevbe etmekle imana sarılan ve imanı yaşatmaya gayret edendir.

Şeyhler, şıhlar gibi birilerini iman ehli adletmek doğru değildir. Hele ki muazzez peygamberimizden sonra vahiy denmese de ilham veya rüya gibi üstü örtülü ifadelerle birilerinin vahiy aldığını, almakta olduğunu iddia etmek o kişinin peygamberliğine kefil olmaktır ki kulu doğrudan cehennemlere mahkum eder.

Veliler vardır, mukadedes şahsiyetler elbette vardır. Doğru ve dürüst yaşam ve görevleriyle İslam’a ve imana hizmet eden birileri muhakkak vardır. Lakin bunların kimler olduğuna dair bilgi de sadece Allah katındadır. Bu iddiada olmak ise yetkiyi aşmak, din adına hüküm koymaktır ki doğru değildir.

Şeytanlardan, adak ağaçlarından, sihir ve büyülerden medet ummak gibi şirk kokulu haller, şeytani, hile ve tuzaklar nasıl imanın yokluğuna işaret ise huşu, samimiyet ve tevazu da imana delildir. İman, İslam ve ihsan mü’minde olması gerekendir.

Kul dualarla nefsini temizlemesi ve iman vermesi için Allah’a yalvarmalı ve duasında sabit olarak dürüst yaşamalıdır ki Allah inşallah onun duasına cevap verecek ve onu esenliğe eriştirecek olandır.

İman ehli kimseler iman sahipleridir ve bu iman sözde veya gösterişte değil kalptedir. O kimselerin ufukları geniş, hakikat perdeleri açıktır ki beden, kainat ve Kur’an ayetleri onlara sıradan insanlardan daha fazla şey anlatır.

Hikmet ve hidayet sahibi imanlılar, hayatı sınavdan ibaret gören, servet peşinde koşmayanlardır. Bu iman ehli için asıl olan Allah rızasına ermek, günahlardan ve vebalden/kefaretten kurtulmaya mazhar olabilmektir.

Aslolan cennetler değil Allah rızasına mazhariyettir.

Aslolan cehennemlerden kurtulmak değil Yüce Allah’ı gücendirdiğimiz için hicap/utanç duymaktır.

Aslolan müslüman olarak kalmak değil mü’min olmayı dilemektir.

Aslolan imanı dilemek, muhafaza ve müdafa etmektir.

Aslolan imanı canı pahasına korumak ve kollamaktır.

Aslolan şer ve şeytanlarla iman ve hak yolunda mücadele edebilmektir.

Aslolan kanmamak ve aldanmamaktır.

Aslolan canı ortaya koyup dünya için değil ahiret için yaşamaktır.

Aslolan hesabın çetinliğinden korkarak iman edebilmektir.

Rabbim imanlı kullarını korusun. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995 BOSNA’DA TOPLU MEZARLARI ORTAYA ÇIKARAN MAVİ KELEBEKLERİN HİKAYESİ ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir