Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / İman ehlinin itaati
imanilmihali.com
İman ehlinin itaati

İman ehlinin itaati

İman ehlinin itaati

Evvela merhum Elmalı Hamdi Yazır’ın tefsirinden notlara bakalım;

“İman ehlinin idareci ve hakimlere itaatı; Allah ve peygambere itaat ettikleri takdirde geçerlidir. Amirin emri Allah ve Peygambere itaati, adalet ve hakkaniyeti içermiyorsa o işi yapan memuru sorumluluktan kurtarmaz.”

“Mü’min olmayan idarecilere itaat vacip değildir. Muvakaleye riayet yeterlidir. Ama sırf bu sebep isyanı gerektirmez.”

 “Günah işlemeyi emredene itaat olmaz. (Suyuti, II, 576)”

İman ehli olanlar, mü’minlerdir ki itaat uymak, rıza gösterip desteklemek, kabullenmek demektir.

Sanılanın aksine imanlı kalplerin yöneticilere itaati koşulsuz değil, ancak hak ve tevhid üzere olması durumundadır ki yukarıdaki üş açıklama bunu en kısa biçimde özetler.

Çünkü iman ehlinin itaat ettiği kimseler şayet Allah ve Peygambere itaatte sebat ediyorlarsa zaten İslam’a gönül vermiş ve haktan yana tavır koymuşlardır. Bu durumda itaatsizlik zaten küfrü gerektirir. Yine Müslüman olmayan idarecilere itaat değil ama yapılan mukavelelere itaat gerekir ve nihayet günaha, çirkine dair verilen emirlere itaat aynı karanlık akibetlere razı olmayı gerektirir ki adalet ve hakkaniyeti içermeyen uygulamalar, kim emir verirse versin o işi yapan memur veya astı mesuliyetten kurtaramaz.

Bu şu demektir ki seçilmiş veya atanmış idarecilere itaat, toplumun huzuru ve bekası için şarttır lakin bu yapılan işlerin hak ve adalete dair olması durumundadır. İdareci doğru yoldan uzaklaştığı anda ona biat devam etmemeli, hak yol üzerinde kalmaya devam edilmelidir. Çünkü hesabı soracak olan emri veren değildir ve aranacak rıza emri verenin rızası değildir, asıl korkulacak emri veren değil Allah’tır.

Bu durumda kul, kim ne emir verirse versin, Allah için sevmek ve Allah için sevmemek noktasında olmalı, Allah’In sınırlarını beşeri sınır ve kaidelerin üzerinde tutmalı, hakkaniyet ve adaletten sapmamalı, vicdan ve merhametten uzaklaşmamalıdır.

Yoksa beşeri bir statü veya kazanç sağlasa da kaybeden olacaktır ve o idarecinin altındaki tüm diğer icra ve takip unsurlarının da aynı şekilde vebali devam edecektir.

Nihayetinde emir Kur’an’a, hak ve adalete aykırıysa, Allah rızasına ve sınırlarına terstir ve bunları yapmak isyan ve inkar demektir.İnkar ve isyan edene ise itaat şart değil aksine bunun tersi farzdır.

Cihad, Alah yolunda her türden mücadeledir ve bu mücadeleyi tersine çevirip baskı unsuru yapmak isteyenlere yardım etmek, imanın ve takvanın yokluğuna delalettir, ahiret sorgusunda azaba mahkum olunacağının emaresidir.

O halde menfaat veya statü kaybına rağmen diretmek ve yasak, günah, haram olan işe yanaşmamak, yapmamak, bunlara dair emirlere itaat etmemek mü’Mine yakışandır.

Öte yandan yalan ve yanlışa, sırf amirlerin iltifatına mazhar olmak için şiddetle sarılanların durumu ise çok daha kötüdür ve ortada emir ve zorlama yokken bu alt seviyedekilerin yaptıkları haksız ve adaletsiz uygulamalar, kişi ve makamları ilahlaştırmak suçu itibarıyla şirke çok daha yakındır.

Bilmemek mazeret değildir ve asli fetva makamı kalp her zaman doğruyu fısıldar. Dahası Kur’an gözler önünde okunmayı beklemektedir ve bu nedenle herkes bilmek zorundadır.

Kur’an, Allah eklamı olarak tüm hakikat ve dini içerir ve kula düşen O’nu anlayarak okumak ve hayata yansıtmaktır. Bu yapılırsa en azından Kur’an’a itaatsizlik suçundan beraat edilecek, huzurda Kur’an’In şefaatine mazhar olunabilecektir. Yok, Kur’an okunmaz, din dinlenenlerle veya tarikatleşen beşeri teşkillerde şekillenirse de hakikat birilerinin dediği kapsamda kalacak ve muhtemeldir doğru ile aynı rotada olmayacaktır.

Doğru olmayanı doğru farz etmek de imana yakışmayandır ki aklın kullanılması fitne ve fesada değil, hayra ve iyiliğe dairdir. Yani sebepsiz acı ve endişelere yol açacak uygulamalara imza atmak, bunu cehaletten yapsa dahi yapana mesuliyet yükler ve hele gerçeği bildiği halde aksine davrananlar için bu eylem zulüm mertebesindedir ki Allah zalimleri sevmez.

Allah, güzelini, doğrusunu, yumuşağını, rahmete uygun olanını, hak ve adil olanını, affedenini sever. Çirkin, kaba, haşin ve eziyet verenini de sevmez.

İşleri zorlaştırmak dahi peygamberin lanetine sebep olmuş bir zulümdür ki tüm memur ve çalışanlar için hayatı kolaylaştırmak, yardımcı olmak, rüşvet ve kayırma gibi pisliklerden uzak hızlı ve içten çalışmak esas olandır. Görevini yapmak maaşını hak etmekten çok daha yücedir ve topluma verilen destek ve üretilen her salih şey çok daha büyük sevaplara inşallah mazhardır.

Bu nedenle, çalışanlar ister devlette ister özel kurumlarda olsun üstlerindeki kimselerin emir ve nizamalrını bu cihette incelemeli, fani dünya çıkarları için ahiretlerini kirletmemeli, hak yoldan ayrılmamalıdır. Ayrılmak kısa süreli refah ve servet getirse de uzun vadede kahredicidir ve iman kahredici kayıpları değil, sevindirici kurtuluşları vaad eder.

Çünkü Allah merhametli ama bir o kadar da azap vericidir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir Yüce Allah, hayatın, ecelin, mülk ve kudretin, dinin, beraat ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir