Anasayfa / İMAN ESASLARI / AKAİD / İman esaslarını inceleyen ilim KELAM
imanilmihali.com
man esaslarını inceleyen ilim KELAM

İman esaslarını inceleyen ilim KELAM

İman esaslarını inceleyen ilim KELAM

İman esaslarını inceleyen ilim KELAM ile AKAİD arasında yakın bir ilişki vardır ve kelam akaidin yorumlanmış, derinleştirilmiş hali olarak tanımlanabilir.

İslam dininin inanç esaslarını açıklayan ilim dalı Kelam’dır. Kelâm, ilahî söz olan Kur’an-ı Kerim’in temelde itikat ve inançla ilgili ayetlerinin (İslâm inanç esaslarının) anlaşılması ve yorumunu esas alan, İslâmî ilimlerin de temelini oluşturan bir bilim dalıdır.

Akaid ve kelam, İslam dininin inanca ilişkin yani itikadi hükümlerini ele alan ilimler olarak tanımlanabilir. Ancak tarihî süreç içerisinde, iman esaslarından özet olarak, tartışmaya girmeden, sadece Kur’an ve hadislerde yer alan bilgileri aktarmak suretiyle bahseden ilme akaid, bu esasları inceleyen, delillendiren, bunun yanı sıra doğrudan doğruya inanca ilişkin bir mesele olmasa da iman esaslarının açıklanması, ispatı ve savunmasına yardımcı olacak konuları da ele alan ilme ise kelam denilmiştir.

Hz. Peygamber’in Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olan, manası açık Kur’an ayetleri ve mütevatir sünnetle ortaya konulmuş tüm dinî hükümlere iman etmek zorunludur. Bunlar Hz. Peygamber’in hadislerinden de istifade ile kısaca altı iman esası şeklinde ifade edilmiştir. Akaid ve kelamın esas konusunu da bu altı ilke ve bunlara ilişkin meseleler oluşturur. Ancak geleneğimizde altı iman esası üç ana başlık altında toplanmıştır.

Kadere iman; özünde Allah’ın ilim, irade, kudret sıfatlarına ve yaratıcılığına iman olduğu için bu esas Allah’a iman ile bir arada düşünülerek ikisine birlikte ilahiyyat (ulûhiyetle ilgili meseleler) denilmiştir.

Kitaplara iman peygamberler ve onlara vahyedildiğine iman etmekle ilişkili olduğu için bu iki esas birleştirilerek nübüvvet (peygamberlikle ilgili meseleler) adını almıştır.

Son olarak ahiret ve meleklere imanın her ikisi de gayb konusu olduğu ve bunlar hakkında ancak nassa dayanarak bilgi sahibi olunabileceği için bu ikisi de sem’iyyat şeklinde isimlendirilmiştir. Akaidin konusu işte bu başlıklardan ibarettir.

Kelam, akaide göre biraz daha geniş kapsamlıdır. Doğrudan doğruya inanç konusu olan, dinî esasları oluşturan yukarıdaki üç başlık altındaki hususlar, kelamın da ana konularıdır ve bunlara mesail (temel meseleler) ya da makasıd (amaçlar) adı verilir. Ana konuları ele alma metodundaki farklılıktan dolayı kelam akaidden farklı ve ona ek olarak bu ana konuların yanında onların anlaşılması, açıklanması ve ispatına temel teşkil eden veya yardımcı olan, varlık gibi başka alanlara ilişkin bilgileri de konu edinir ki bunlara da vesail (ana konuları incelemeye, hedeflere ulaşmaya yardımcı ve aracı konular) denir.

Kelamın ele aldığı bütün konuları içeren bir tanım şu şekilde yapılabilir: “Allah’ın zatından, sıfatlarından, peygamberliğe ilişkin meselelerden, başlangıç ve son (mebde ve mead) itibariyle yaratılmışların hâllerinden İslam ilke ve esaslarına göre bahseden ilim.”

Kelam ilminin tarih boyunca hem adı, hem de muhtevası çeşitli değişikliklere uğramıştır. Sözgelimi iman temellerini (akide) incelediği için Akaid ve Usuli’d-Din; konularının ağırlığımı Allah’a iman, Allah’ın birlenmesi (tevhid) ve sıfatları oluşturduğu için İlm-i Tevhid ve Sıfât; fıkhın inançla ilgili yönlerini ele aldığı için Fıkhu’l-Ekber (Büyük Fıkıh); temel yöntem olarak düşünme ve akıl yürütmeyi seçtiği için İlm-i İstidlal ve Nazar gibi adlarla anılmıştır.

Konusuna göre Kelâm ilmi; “Allah’ın zat ve sıfatlarından, peygamberlikle ilgili konulardan, başlangıç ve sonları bakımından varlıkların durumlarından İslâm’ın teınel nasları doğrultusunda söz eden ilim” olarak tanımlanır. Tanıma “başlangıç ve sonları bakımından” kaydı Kelâm’ı tabii bilimlerden; “İslâm’ın temel nasları doğrultusunda” kaydı da felsefeden ayırmak için konulmaktadır.

Kelam, amaçları açısından da; “kesin delillere dayanarak muhaliflerin ileri sürdüğü şüphe ve itirazları ortadan kaldırmaya ve bu yolla İslâm inançlarını ispatlamaya çalışan ilim” olarak tanımlanır.

Kelâm ilminin muhtevası, tarihi içinde giderek genişlemiştir. Başlangıç döneminde Kelâm ilminin başlıca konusu Allah’ın zatı, sıfatları ve fiilleridir. İslâm dünyasında felsefenin yaygınlık kazanmasından sonra Kelâm’ın konusu genişleyerek “varlık” (mevcud)u da içine aldı. Ancak Kelâm “varlık”ı tabii bilimler gibi değil, başlangıcı ve sonu açısından (mebde ve mead), yaratılışı ve döneceği yerle ilgili meseleler açısından konu edinir. Gazalî’den (ö.505/1111) sonraki kelâmcılar döneminde Kelam ilmi’nin muhtevası daha da genişleyerek felsefenin konularıyla birlikte mantığın birçok temel konusunu da içine aldı. Bu dönemde Kelâm, bir bilgi nesnesi (malum) olabilen hemen tüm konularla ilgilenmeye başladı. Bu dönemde Kelâm ilminin ilgilendiği bilgi konuları iki ana öğeden oluşuyordu. Birinci öğeyi mesâil ve makasıd denilen temel dini inançlar; ikinci öğeyi de mebâdi ve vesâil adı verilen, temel dini inançları ispatlamaya yarayan bilgiler meydana getiriyordu. Örneklemek gerekirse, “Allah vardır ve birdir” gibi inanç esasları mesail ve makasıdın; “cevherler arazlardan hali değildir, evren sonradan varolmuştur, hadistir” gibi hükümler de mebadi ve vesail konuları içinde yer alıyordu. Ondokuzuncu yüzyıldan bu yana Kelâm’ın muhtevasında yeni değişiklikler gözlendi. Yeni İlm-i Kelâm dönemi olarak adlandırılan bu dönemde Kelam ilmi, felsefi bir görüş olarak materyalizmi bütün biçimleriyle reddeden, dine karşı yapılan biyolojik ve psikolojik eleştirileri cevaplayan, yeni felsefe akımlarını İslâm esasları açısından eleştiren, tabii bilimlerden yararlanarak Allah’ın varlığını kanıtlayan, İslâm’ın inanç ilkelerini açıklayan bir ilim durumuna geldi.

Kelâm bilginlerine göre Kelâm ilminin çeşitli amaçları vardır. Bunlardan ilki, Kelâm’la uğraşanlara ilişkindir. Bu amaç, kişiyi taklit düzeyinden araştırma ile elde edilen kesin bilgi (tahkik) düzeyine yükseltmektir. Kelâmla uğraşmayanlara ilişkin olan ikinci amaç, inanç sorunlarını açıklığa kavuşturarak doğru yolu arayanları aydınlatmak ve şüpheleri, itirazları ortadan kaldırarak inanmamakta inat edenleri susturmaktır. İslâm’ın temel inançlarına ilişkin olan üçüncü amaç, temel inanç ilkelerini yanlış yoldakilerin ortaya attıkları şüphelerle sarsılmaktan korumaktır. Dördüncü amaç, diğer İslâm ilimlerine ilişkindir. Bu, İslâm ilimleri için üzerinde hareket edebilecekleri sağlam bir inanç temeli hazırlamaktır. İnsanın davranışlarına, edimlerine ilişkin olan beşinci amaç, kişinin davranış ve edimlerindeki niyet ve inancı güçlendirmek, sağlamlaştırmaktır. Nihayet bütün bu amaçların toplamıyla ulaşılacak asıl büyük amaç ise kişiyi dünya ve âhiret mutluluğuna ulaştırmaktır.

Kelâm ilmini ortaya çıkaran nedenler Hz. Peygamber (s.a.s)’in ölümünden hemen sonraki döneme kadar uzanır. Hz. Peygamber (s.a.s)’in ölümünden sonra İslâm toplumunda giderek artan anlaşmazlık ve toplumsal olaylar inanç konularına ilişkin görüş ayrılıklarının ortaya çıkmasına yol açtı. Hilafet tartışmaları, iç savaşlar, çeşitli din ve kültürlerle başlayan ilişkiler, felsefi düşüncenin çeviriler yoluyla yaygınlık kazanması, kimi âyet ve hadislerin farklı biçimlerde yoruma imkan tanıması gibi etkenlerle Allah’ın sıfatları, kader, büyük günah (kebâir) işleyen insanın durumu, imamet gibi konularda çeşitli görüşler oluştu. İlk yüzyılın sonuna kadar süren tartışmalar, ikinci yüzyılın başında bütün bu konuları sistemli biçimde ele alan ilk kelâm okulunun doğmasına neden oldu. Vasıl b. Ata (ö. 131/748) ve Amr b. Ubeyd (ö.144/761) tarafından kurulan bu Kelâm okulu Mutezile olarak adlandırıldı. Mutezile okulu, iki yüzyıl boyunca tek okul olarak inanç konularındaki anlaşmazlıkları belli bir sistem içinde çözümlemeye, İslâm’a yöneltilen eleştirileri cevaplamaya çalıştı. Ancak kendi içinde bütünlüğünü koruyamayarak ayrıntılara ilişkin kimi küçük görüş ayrılıkları üzerine kurulan çok sayıda kola ayrıldı.

Kelâm ilmi alanındaki Mutezile egemenliği, dördüncü yüzyılın başlarında Mutezile içinde yetişen büyük Kelam bilgini el-Eş’ari (ö.324/936) tarafından kurulan ilk Sünni Kelâm okulu ile sona erdi. El-Eş’ari, kelam anlayışını Basra ve Bağdat’ta yayarken, aynı zamanda Maveraünnehir’de Maturidi (ö.333/944) tarafından sünni Kelâm’ın ikinci büyük okulunu ortaya çıkardı. Kurucularının adından hareketle Eş’ariye ve Mâturidiyye olarak adlandırılan bu iki okul, küçük farklarla Sünnî inanç esaslarını belirledi ve zamanla İslâm dünyasında etkinlik kurdu. Mutezile okulu ise, varlığını ancak çok sınırlı bir çevre içinde sürdürebildi.

Sünnî Kelâm ilmi, tarih içinde geçirdiği aşamalar açısından başlıca dört dönemde incelenir. el-Eş’ari ile başlayan ve Gazali’nin hocası el-Cüveyni (ö.478/1085) ile sona eren ilk dönem, Mütekaddimin (Eski Kelamcılar) dönemi olarak adlandırılır. Gazali ile birlikte ikinci dönem başlar. Müteahhirin (Sonraki Kelamcılar) dönemi olarak adlandırılan bu dönemde Kelâm ilmi felsefe ile yoğun bir ilişki içindedir ve bu nedenle “felsefe ile meczedilmiş Kelâm devri” olarak da tanımlanır. Hicrî sekiz Miladi ondördüncü yüzyıl ortalarından başlayarak Miladi ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar süren üçüncü dönem, Kelâm ilminin duraklama ve gerileme dönemidir. Bu dönemde, önceki kelâmcıların eserlerine yorum ve açıklamalar yazılmakla yetinilmiştir. Kelâm ilmi, on dokuzuncu yüzyılın sonları ile yirminci yüzyılın başlarında yeni bir döneme girdi. Çağın istek ve ihtiyaçlarına cevap verme zorunluluğunun doğurduğu bu yeni dönem Yeni İlm-i Kelâm dönemi olarak anılır.

Özetle; Akaid, akd kökünden türetilmiş olan akîde kelimesinin çoğuludur. Akide, sözlükte “gönülden bağlanılan, düğüm atçışçasına sağlam inanılan şey” demektir. Dini literatürde akide, “inanılması zorunlu olan ilke” (iman esası, mü’menün bih), çoğulu olan akaid kelimesi ise “İslamiyet’de inanılması farz olan husustur, iman esasları, dinin temel kural ve hükümleri” anlamına gelmektedir. Buna göre, dinin temel kuran ve hükümlerini oluşturan iman esaslarından bahseden ilme de akaid ilmi denir. İslâm akaidinin ilk ve en önemli kaynağı Kur’ân-ı Kerîm, daha sonra da sahih hadislerdir. İman esaslarının belirlenmesinde tek kaynak vahiydir.

Kelam ilmi ise akaidden farklı ve detaylı olarak akıl yürütmeyi, derinleşmeyi, ispatı esas alan ilimdir ki akaide oranla daha fazla kaynağa dayandırılır ve kişilerin yorumlarına ihtiyaç gösterir. Vahiyle doğrudan alakası olmayan bu durum ise bilgi anlamında faydalı, inanç anlamında risklidir. Çünkü Peygamberimizin (sav) risaleti sonrası vahiy kesilmiştir ve akıl yürütme ile imanın tam olarak anlaşılması mümkün değildir. Çünkü imanı bilen sadece Allah’tır. Bu nedenle Kur’an ve kesin hadis çizgisinden ayrılmak mü’mini başkaca yol ve yorumlara sevk edebilir. Bu nedenle dikkatli olmak lazım gelir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yabancılarla nikah caiz midir

Yabancılarla nikah caiz midir

Yabancılarla nikah caiz midir Her konuda olduğu gibi burada da öncelikle Kur’an ayetlerine bakmak lazım ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir