Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / İman etmek nedir, imanın esasları ve çeşitleri nelerdir
imanilmihali.com
İman nedir, esasları ve çeşitleri nelerdir

İman etmek nedir, imanın esasları ve çeşitleri nelerdir

İnanmak ve iman etmek farkı

İnsan babasına, malına, işine, milletine, dava insanlarına, patronuna, partisine, kendisine inanır. İnsan, maçı kazanacağına, zengin olacağına, bahçedeki ağacın bu yıl çok meyve vereceğine inanır.

İnsan millet, bayrak, vatan, şehitlik arzusu gibi nadide değerlere daha çok ve derinden inanır.

İnsan zaman ve teknoloji gereği bilgisayara, bilime, bilim adamlarına daha çok inanır.

İnsan güce, paraya, sağlığına her şeyden çok inanır.

İnsan hiç ölmeyeceğine, ekranlardaki ibret hikayelerinin kendi başına hiç gelmeyeceğine, hiç yoksullaşmayacağına inanmaz.

Ne kadar derin olsa da bu inançları şiddet, yeis, korku veya refah anlarında değişir, aklı veya kalbi başka bir çıkar yol veya çare bulduğunda çoktandır savunduğu inancı yerini bir başkasıyla değiştirir. Yani inanç değişkendir, evrimleşir, gelişir, şekillenir.

İnanç, acı, hayal kırıklığı gibi anlarda kaybolur, etkisini yitirir, bir daha filizlenmemek üzere umutsuzluğa yenik düşer.

İnanç, beşeridir, zayıftır, şekilci ve maddeseldir. İnanç dille söylenip kalpten inkar edilebilendir.

İman etmek ise; derin ve detaylı, emin ve kalıcı inanmanın adıdır ki iman, inançların en yücesi, en etkili ve güçlüsü, en sağlam ve gerekli olanıdır. İman, arkasına aldığı maneviyatın, idrakin etkisiyle en ulu zirvelere tırmanma arzusu, emin olma isteği, düşmekten korkmak hissi, zayi olma endişesidir.

İman, Yaratan’a, kutsal olana, kudret, hüküm ve ilimde rakipsiz olana, rahmet ve azap sahibine, varlığına, rakipsizliğine, Tek’liğine, zaman ötesi oluşuna, her şeyi görüp bildiğine yürekten inanmaktır.

İman inanmak, güvenmek ve teslim olmaktır. İman, kalple desteklenen karşılıksız sevgi, minnet ve şükrandır ama aynı zamanda korku ve acizliği kabuldür.

İman etmek nedir o halde

İman etmek dini manada Yüce Allah’ın Tek olduğuna, bilinen ve bilinmeyen varlıkların tamamını yarattığına, kudret, ilim, nimet, mülk ve hükmün tek başına sahibi olduğuna, kutsal sisteminin var ve gerçek olduğuna, dininin ve gaybının hak ve hakikat olduğuna, görünen alemin ötesinde başkaca alemler olduğuna ve yapılan – yapılmayan her şeyden mutlaka sorulacağımıza derinden, kalıcı ve severek inanmak, güvenmek, teslim olmaktır.

İman etmek, sadece Allah’a kul olmak ve sadece O’ndan beklemektir ki Fatiha suresi bize her rekâtta bunu hatırlatır.

Kime, neden iman etmek

Dünya servetlerine, yaratılanlara, yakınlara, imkânlara, güce inanılabilir ama imanın tek muhatabı sadece Allah’tır. Çünkü O tüm yaratılanların Maliki ve sahibidir. İlim, kudret, mülk, azap, rahmet, rızık sadece O’nun ve O’ndandır.

Bu sonsuz kudrete teslim olmak, güvenmekten başka yaratılanların çaresi de yoktur. Ancak mesele bu rızayı mecburen veya korku etkisiyle değil sırf Yüce Allah emrettiği için ve kalple destekleyerek, severek gösterebilmektir ki asıl olan özgür irademizle Hak’ka ve hak olana sadakat ve sevgimizdir.

Bu nedenle iman sadece Allah’adır ve neden iman etmek sorusunun cevabı da Tek Yaratan ve ilahi sistemi tek kuran ve yöneten olduğu içindir.

İman, mecburen değil, severek ve gözyaşlarıyla minnet etmenin, af dilemenin adıdır.

Sadece Allah’a iman etmek yeter mi?

İman etmek, inanmak gibi yüzeysel ve geçici olmadığı gibi, sadece Allah’a inançla da tanımlanamaz ki dinin içinde gayba ait sayısız mesele, amel ve niyet anlamında onlarca emsal, haram ve helal dairesinde binlerce mevzu, dünya ve ahiretle alakalı pek çok kaide vardır ki bunların tamamına ve tıpkı Allah’ın varlığına inandığımız gibi sarsılmaz bir şekilde inanmamız lazım gelir ki varoluş gerçeği ancak bu sayede anlaşılabilir.

Hayat boşuna değil, yıldızlar, ağaçlar, milyarlarca insanın yaratılması beyhude değildir. Hepsinin bir gayesi ve görevi vardır.

Sadece Allah’a iman etmek elbette yeter çünkü tüm sistem ve yaratılışın tek hakimi ve sahibi O’dur. Ama bu yalın inanç kalplerimizdeki imanı basitleştirir, kalıcı kılamaz. Allah’a imanı tam ve kalıcı yaşatabilmek için O’nun yaratış maksadını, nasıl ve neden yarattığını, hikmet ve usulünü bilmek, bunun için gerekli olan ilim ve kudretin sınırlarını tanımak, yaşarken başa gelenlerin çoğunun sınav egreği olduğunu anlamak lazım gelir.

Bu yüzden iman edilecek konular detaylandırılmış ve altı maddeyle izah edilmiştir ki aslında tamamı sadece Allah demenin ve sadece Allah rızası gözetmenin fihristlenmiş halidir.

Yaratılış gayesi nedir o zaman?

Yaratılanların tamamı sınav için yaratılmış,  emaneti yüklenen,  sınavı kabul eden insanın hizmetine kolaylık ve güzellik olsun ama öte yandan caydırıcı görevi yapsın diye bahşedilmiştir. Bu sınav nedir o halde?

Sınav, daha hayata gelmeden, belki insanların hiçbiri yeryüzüne inmeden çok daha önceleri Allah’a verdiğimiz sadakat yeminine sadık kalıp kalmamanın sınavıdır. O yemin de şudur ki ‘insanlar daha doğmadan Yüce Allah’ı tek başına Emsalsiz ve ortaksız İlah bilmiş ve bu gerçeği inkar etmeyeceğine, O’ndan gelecek kitap ve Peygamberlere itaat edeceğine, bu yemine bağlı kalarak yaşayacağına ahdetmiştir.

Yaşam bahşedilen insanların ilk vazifesi işte bu yemine bağlı kalarak yaşamak ve ecele kadar bu inançtan vazgeçmemektir. İman bu sadakatin adıdır.

Hesap ve mizan bu ahde sadık kalanlarla kalmayanların ayrımı için şart ve hak olandır ve yaşanacaktır. Ahiret dünyanın tarlası, işlerin muhasebesi, iyi – kötü ayrımının yapılacağı mahkeme salonudur.

İmanın mahiyeti işte bu yaratılış gayesidir

İman, Yaratılış’ı sadece Allah’a atıf yapmak ve bu kudreti başka şeylere pay etmemenin adıdır. Bu gaye sınavın da, takvanın da, hesabın da özü, peygamber ve kitapların gönderiliş maksadıdır.

İnsan, zalim, cahil ve nankördür, acelecidir. Allah ise rahmet ve merhamet sahibidir ve insanları sever ve güvenir. Bu rahmetinin eseri olarak da insanlar her azdığında veya saptığında doğru yola yeniden kılavuzlamak ve ilahi hakikatleri hatırlatmak için elçiler, kitaplar gönderir.

Sınav işte bu fıtrata, misaka, kitap ve Peygamberlerle gelene inanmak ve sadık kalmaktır. Bu mahiyet ahirette müjdelenmenin veya azaba mazhar olmanın detayıdır.

Soru basit, çözüm ortada ama hesap çetindir.

Nelere iman etmek gerekir

Yüce Allah’a, kitaplarına, Peygamberlerine, ahirete, meleklere ve kadere iman şeklinde altı madde ile izah ve tarif edilen iman esasları, iman edilecek konulardır.

Bunların tamamına, ayrım yapmadan ama tahrif edilmiş dinleri, kitapları, peygamber rivayetlerini sadece Kur’an’a nispet ederek iman etmek şarttır.

İmanın şartları, imanın esasları veya imanın rükünleri denilenler bu altı maddedir ki tamamına ve kalpten iman etmek esastır. Detay için lütfen konu başlıklarına müracat ediniz.

 

Nasıl iman etmek

Gerçek, severek, anlayarak, teslim olarak, hayata yansıtarak ve gaye edinerek iman etmek esastır ki bu inancı ibadet, ahlak ve salih amelle de beslemek ve şerre karşı mücadelede itici güç olarak kullanmak en az inanmak kadar gereklidir.

Amel imandan olmasa da imanın delilleri hayır ve hasenata katkı ve şer ve şeytanlara karşı mücadeledir.

O halde geçici, kulaktan dolma, yüzeysel değil, Kur’ani, kalıcı, ikna olmuş, yücelmiş iman arzu edilendir ki buna kamil iman denir. İmanı veren Yüce Allah’tır ve kamil iman sahibi olabilmek elbette zordur. Bu nedenle asgari müşterek için konuşursak tahkiki ve tafsili iman arzu edilmelidir.

İman etmek için Kelime-i Şehadet’i söylemek yetmez, onu kalpte yaşatmak ve yaşamak lazım gelir.

İmanın çeşitleri nelerdir

İman; detaylı olmasına, idrak edilebilmesine, tabi olunmasına göre;

 

iman şeklinde dörde ayrılır. Bunların detayı için ilgili yazıların okunmasını tavsiye ediyoruz.

İmana düşman olanlar

Sınavın olması sınavı sulandırmak, maksadından saptırmak veya başka yöne kanalize etmek isteyenleri de elbette doğuracaktır çünkü tün yaratılış zıtlık ve tercih üzerine kuruludur.

İblis ahdinde ettiği yemine kendisine tanınan belirli süreye kadar bağlı kalarak insanları ayartmaya çalışacak, pek çok yoldaş bulacak lakin lanetlenmiş ve cehenneme mahkum edilmiş akıbetinden kurtulamayacaktır.

Dini anlamak bu şer yaklaşımın imanın ne kadar büyük bir düşmanı olduğunu anlamaktan geçer ki çoğu insan hak yoldan uzaklaşıp şer tarafa hizmet ettiğinin farkında bile değildir.

Sınav gereği yaratılan şer, hayrın ve hakkın karşısında bir tercih halidir ve müjdeler hakka, azaplar şerre teslim olanlaradır ki hesap ve mizan da bu nedenle gereklidir.

Tevhid ve küfür mücadelesi

Tevhid, sadece Allah’a teslimiyetin, küfür inkarın adıdır. Takva, Allah’ın sınırlarından sakınmak, huşu kalpten yönelmektir. İman bahsindeki en mühim meseleler riya ve gösterişten uzak, samimiyetle ve severek sadece Allah’a yönelmek, küfür ve şirkten sakınmak, takvaya sarılmak, huşuyu kaybetmemektir.

İblis şeytanlığını, mü’min kulluğunu yapacaktır ki zıtlık sağlansın.

Ama gülecek taraf Allah dostlarının tarafıdır ve hesap günü çok yüzler kararacaktır.

Çünkü cennetlere sadece iman edenler girecektir ve Allah herkesin Rahman’ı ama sadece mü’minlerin Rahim’idir.

Allah iman edenlerin dostu ve velisidir. Şerre ve inkara meyillilerin velisi ise tâğûttur, şeytandır ve iblis kulu ancak ateşe ve azaba götürür.

Yüce Allah ise sadece müjdelere, rızaya ve cennete davet eder, selamete çıkarır.

Kulun sınavı aklı ve kalbi kullanarak üzerinde yürüdüğü yolun nereye çıktığını kestirmek, sapmışsa doğrulmak, dürüstlük ve hasenattan ayrılmamak, Allah’ın sınırlarına riayet ederek gerisini Allah’a bırakmaktır.

Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez. Ameller kadar niyetler de önemlidir ve doğrusunu Allah bilir belki niyetler amellerden de öncedir.

Umutsuzluk ise sadece kafirlere mahsustur ki mü’min Allah’tan ümit kesmez.

İslamiyet ve Kur’an

Bu nedenle sadece Allah’a güvenmek ve teslim olmak lazım gelir ki huzur, barış ve esenlik getirecek bu maneviyat ve inanç manzumesinin adı İslamiyet’tir.

Kur’an, dinin tamamı, imanın adresi, sınav ve hesabın manifestosudur, yaşam rehberidir.

İman etmenin ilk adımı da Kur’an’ı okumak ve anlamaktır.

Özetle;

Sadece Allah’a kul olmak ve ibadet etmek için yaratılan insanın sınavı Kur’an’a sadakatidir. Çünkü Kur’an; tamam, son, açık ve kolay olarak imanı ve dini tanıtan Allah kelamıdır, hak olandır.

Kur’an’ı anlamak ve hayata yansıtmak farzdır, boynumuzun borcudur.

İman dilde değil kalpte ve ispattadır.

İslama girmek iman etmeye yetmez. Çünkü her mü’min Müslüman ama her Müslüman mü’min değildir.

Hesap günü gülecek olanlar iman sahipleri, azaba mahkum edilecekler ise Allah’a dost olmayı istemeyenlerdir.

Rabbim bizleri doğru yoldan ve imandan ayırmasın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 1 =