Anasayfa / İMAN ESASLARI / İMAN HAKİKATLERİ VE TEVHİD
imanilmihali.com
iman

İMAN HAKİKATLERİ VE TEVHİD

İMAN HAKİKATLERİ VE TEVHİD

Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler. (Al-i İmran Suresi, 190-191)

İMAN HAKİKATLERİ VE TEVHİD

İman etmek; kayıtsız şartsız inanmak demektir. Bu yüce kâinatı yoktan var edip zerre büyüklüğündeki parçalardan bir araya getirene, hayatı, nimeti, rahmeti, bereketi ve sevgiyi verene gönülden bağlanmak demektir. Aldığımız her nefeste bu muazzam yapının neden var edildiğini düşünmek demektir. İman etmek yaratıldığı için şükretmek, yeniden dirileceği için sevinmek, Yüce Allah ile iman etmenin aynı şey olduğunu hissedebilmektir. İman etmek; fiziken göremediği Yaratan’ını çiçekte, rüzgârda, yağmurda, fezada, toprakta ve simalarda görebilmek, duyabilmektir.

Belirli süreye kadar yaratılan bu hayatın en değerli parçası ve projesi olan insan Yaratan’ını tanımak ve bilmek zorundadır. Yüce Allah insan ve cinleri kulluk etsinler, ibadet etsinler diye yaratmıştır. Kulluk edebilmenin ilk şartı; neye, nasıl, ne zaman, neden kulluk edileceğinin bilinmesidir. Bu bilinmezse kul başka mecralara dalar, kaybolur gider. İçinden çıkılmaz girdaplarda kaybolmamak için hayatı iyi okumak, imanı sağlam temellere oturtmak lazım gelir.
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz? (Zariyat Suresi, 20-21)

Yaratan her yerdedir. Her şeyi görür, duyar ve bilir. Yapılan ve yapılmayan her şeyin hesabını sorar, söz dinlemeyene azap eder, kendisine itaat edenlere de sonsuz mükâfatlarını nasip eder. Açıktır, adaletlidir, merhametlidir, dürüst ve saygındır. Sonsuz kudret ve ilmiyle sürekli bir oluş ve yapışta kâinatı dilediğince sevk eder. Hikmetinden sual olunmaz, kudret ve ilmi akıllara sığmaz, azameti tarif edilemez.

Belirli süre sonunda hayatın asıl ahirette başlayacağını bildirmiş olması ise projenin büyüklüğü hakkında bizlere bilgi verir. Sonsuz yaşam ahirettedir. Burada yaşadığımız heyecan, zevk, telaş, koşuşturmacalar eğlenceli ve süslü bir aldatmacadır. Dünyevi adrenalinler, mal ve evlatlar, hırs ve şehvetler bu dünyaya mahsus geçici ve fani olanlardır.

Baki olan; Allah’tır ve ahiret hayatıdır. İman etmek, Yüce Yaratıcı’nın bir imtihan alanı olarak elleriyle şekillendirdiği bu fani hayatın bir gün mutlaka biteceğine, hesap ve mizana, akabinde sonsuz ahiret hayatına inanmaktır. Bu hayatta iyiliğe veya yokluğa mahkûm olmak ise kulun kendi elindedir ve bu dünya o dünyanın tarlasıdır. Ekme işi burada, hasat oradadır. Orada pişman olup tövbe etmek veya salih amel işlemek imkânı yoktur. Oradan geri dönüp kendine çeki düzen vermek te yoktur. Orada artık çok geçtir.

Bu muazzam tablonun sevinen tarafında olmak için yapılacaklar aslında çok değildir. Dahası sonsuz elem ve acıdan kurtulmak için bu hayatta yapacaklarımız çok basit bile kalır. Yüce Allah bizlerden çok şey istemez, kaldıramayacağımız yüklerle bizi sınamaz, bizden yapamayacağımızı istemez, gücümüzü aşanı yapamayacağımızı bildiğinden bizi sorumlu tutmaz. Yüce Allah bizden; kendisine inanmamızı, emir ve yasaklarına uymamızı, varis kılındığımız cennete daha bu dünyadayken kazanacağımız ahlaki ve beşeri melekelerle layık olmamızı ister.

Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgârları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır. (Casiye Suresi, 5)

Allah dilediği kimseyi imana kavuşturabilecekken kendimizin bunu yapmasını ister. Dilediğini yok edebilecekken, bizleri sınamak için O’nun adına o düşmanı bizim yok etmemizi ister. Yüce Allah cennetine layık kullarını seçmek için, insanın beşeri ve ahlaki değerlerini iblisin kandırmacaları ile bozmayanları bilebilmek için imtihanı sürdürür. Kendisince belli olan kıyamet saatinde yaşamış tüm canlı, mahlûk ve varlıkları bir araya toplar, nimetlerinden sorguya çeker.

Yüce Allah bizleri sever. Sevdiği için ne kadar nankör ve aceleci olsak ta bizlere zaman zaman hatırlatmalarda bulunur ve öğüt ve tembihlerini tekrarlar. Bunu insanlar arasından seçtiği Peygamberleri vasıtasıyla yapar. Kitaplarını bizlere gönderir ki zaman içinde kelamları unutulmasın. Peygamberlerini gönderir ki hem emirlerini bildirsin hem o Yüce şahsiyetlerde ahlaki bir yaşam tarzının örneğini sergilesin. Allah gözümüzün önündeki bu Kitap ve Peygamberlere inanmamızı ve takip etmemizi ister.

Yüce Allah bize şah damarımızdan da, kalbimizden de yakındır. Bizim de yaptıklarımızın da sahibidir ve yaptığımız ve yapacağımız her şeyi bilir. Zamanı yaratan Allah zaman öncesini de zaman sonrasını da bilir. Kullarının aciz iradesini ilahi iradesiyle destekler veya men eder, nefisleri temizler, kalpleri eğriltir, kulakları sağır, gözleri kör eder isterse. İsterse kalplerin kapılarını sonuna kadar açar. Allah nuru ile her yeri aydınlatır. Karanlığa da aydınlığa da hükmeder.

Yüce Allah bizlerden göremediğimiz şeylere de inanmamızı ister. Meleklerine, ahiretine, kıyamete, kaza ve kadere, hayır ve şerre, rızk ve berekete, ödül ve cezaya, cennet ve cehenneme itimat etmemizi ister. Allah dualarımızı dinler, cevap verir. Allah affedicidir, tövbeleri kabul eder. Allah tek malikimizdir, başka ilah edinenleri lanetler, Allah kendisine yardım edene yardım eder. Allah kıssa ve kelamıyla bizlere aklımızı kullanmamızı emreder. Bizlere bahşettiği akıl, ruh ve şuur ile kendisini görmemizi, duymamızı, anlamamızı, yolundan gitmemizi ister.

Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır. (Bakara Suresi, 26)

Tüm bunlardan çıkan sonuç şudur ki; bu yaşam en küçük zerresinden en büyük yıldızlarına kadar tesadüfen değil bir maksatla yaratılmış ve insanın emrine sunulmuştur. Mazeret üretilemeyecek, adil olmadığı söylenemeyecek tarzda mükemmel bir hazırlığı takiben sahnelenmiş bir hayattır bu ve istenenler defalarca tekrar edilmiş, gizli saklı bırakılmamıştır. Dahası gösterilen hoşgörü ve bize yapılan yardımlar o derecededir ki adeta sonuç lehimize değiştirilmek istenmektedir. Bu nedenle ceza kendisiyle, ödül misliyledir.

Yaratan’ı bilmek ve tanımak bu imtihanın ilk basamağıdır. Bilecek kadar aklımız olduğuna göre, bize akıl, kalp, göz ve kulak verildiğine göre, bakabilmek ve görebilmek bize düşendir.

Allah; tek’in, çiftin, yaşın kurunun, sağın ve solun, altın ve üstün, dişi ve erkeğin, aydınlık ve karanlığın, yerin ve gök’ün, arasındakilerin ve yerin altındakilerin, cennetin ve cehennemin, doğuların ve batıların, fani ve baki olanların Rabbidir. Tek’tir, Yüce’dir, Kudret ve İlmi sonsuz olandır.
Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır. (Rum Suresi, 22)

Yaşam yoktan var edilmiş, mükemmel dizayn edilmiş geçici bir hediyedir bizlere. Fani olan her şey gibi bir gün yok olacaktır. Bu yaşamın her yeri her saniyesi bakmasını bilene Allah’ı hatırlatır. Arının binlerce çiçekten topladığı öz ile bal yapmasında, rüzgarın yağmur yüklü bulutları emredilen yere taşımasında, güneşin, ayın ve tüm gök cisimlerinin birbiriyle ahenkli boşlukta yüzüp gitmesinde, gece ve gündüzün peşi sıra gelmelerinde, gemilerin yüzmesinde, en küçük sineğin atomlarıyla devasa yıldızların atomunun aslında aynı şey olmasında, yağmur suyunun tatlı ve ılık olmasında, devenin hörgücünde, kuşun kanadında, şimşek ve yıldırımda, yeşil ağaçtan çıkan ateşte, monoton değil rengarenk, birbirine benzemez ama aynı özelliklere sahip milyarlarca insan simasında, dişi ve erkekte, bir bebeğin dünyaya gelmesinde, bir annenin şefkatinde, kuşların, balıkların sürülerle göç etmesinde, kalplerimizde doğuştan var olan sevgi ve merhamette, doğmak ve ölmekte hep Allah’ın izleri ve kudreti vardır.

Bu kudrettir ki bir tohumdan binlerce farklı renkte ama sadece iki ayrı cinste (erkek ve dişi) çiçek çıkartır. Bu iz sayesindedir ki toprak, su ve tohum birleşince hayat denen mucize gerçekleşir. Bu ilim sayesindedir ki o çiçeğin her bir yaprağından binlerce hayat beslenir. O bitki yeşerir, tüm cazibesiyle yaşar, sonra kurur ve toprak olur. Yeniden dirilir yeniden ölür. Yağmur suyuyla toprak kabarır, tabiat şahlanır, susuzlukta, kavurucu sıcakta kurur gider.

Bu kudrettir ki bizler ana rahmine düşer, karanlıklarda şekillenir, organlar arasında aylarca taşınır ve dünyaya geliriz. Emekler, büyür, idrak eder, güçleniriz. Sonra en başa çocukluğa geri döner ve ecel vakti ruhumuzu, emanetimizi teslim ederiz.
Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir. (Şura Suresi, 29)

Bu ilimledir ki milyarlarca mahlûkat bilmem ne kadar yüzyıldır aynı kaynaklarla beslenir ve hiçbiri aç kalmaz. Bu güç iledir ki yeryüzü kaynayan bir ateşin üzerinde şekillenir, hava hiç bitmez. Yağmur suları bu rahmet ile yer altında depolanır, rüzgâr rahmeti veya azabı taşır çok uzaklardan. Bu sevgiyledir ki tüm mahlukat Allah’ı tesbih eder gün boyu. Hepsi, her şey, herkes Yaratan’ının dokunuşunu hisseder nefes aldıkça.

Kimi görevini yapar layıkıyla kimi inkâr eder. Kimi şükreder kimisi kendisinden bilir varlığı, gücü, mal ve evlatları. Kimisi ölmeyecek sanır, kimi öleceğini bilir ve seviyeli yaşar. Kimi nereden gelip nereye gideceğini bilir, kimi tabiatı yaratan yerine koyar. Kimi itimat edip imanlı yaşar kimi anlamsız vurdumduymazlığı ve olanca saygısızlığıyla şirklerde boğulur. Kimileri Allah’ı yaren edinip sevgi ve şefkat bulur, huzur bulur, kimileri şeytanı dost edinip karanlıklarda kaybolur. Kimi sevap biriktirir her adımında, kimi günahlarından tasmalar yapar boynuna.

Allah doğan güneşle, açan çiçekle, uçan kelebekle haykırırken kimileri görmezi duymaz olur. Allah ışıktır, nurdur.

Allah öğüt alıp doğru yolu bulalım ister. Allah mirasçısı olduğumuz cennete has kullar olarak girmemizi ister. Allah her gece uykumuzda bizleri öldürür, sabah yine canlandırır. Dilediğini de uykusunda alıkoyar uyandırmaz. Kullar cennet bahçelerinin veya göğe yükselen alevlerin arasında uçuşan ateş böcekleri gibidir. Kimi ateşe düşer, kimi cennette çiçekten çiçeğe konar.

İman bir trendir hayat raylarında. Odunu sevgidir, sevaptır, salih ameldir, ibadet ve güzel ahlaktır, adalet ve yardımdır, namus, dürüstlük, hoşgörü ve mütevaziliktir. Odunu yasaklardan uzak durmak, yanlış yollara sapmamaktır. Odun atıldıkça tren ilerler ve hedefine yaklaşır. Atılmazsa yerinde sayar, hedefine asla varamaz. Bu yol Allah yolu, bu hedef Allah’ın emrettiği hedeftir. Bu hedefe azmeden, ter, gözyaşı ve kan döken elbet mükafatını görür. Üşenen, erteleyen, vazgeçen, inanmayan ise hüsrana uğrar.
İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Bu yoldan caydırmaya çalışanlar, aldatan ve kandıranlar şeytan ve dostlarıdır. İnsan ve cin şeytanları ile nefsimiz bu yoldaki dikenlerdir. Sonsuz rahmet ve sevgideki bu dikenli çalılar ayaklarımıza batarak bizi doğru yoldan uzaklaştırmaya çalışır. Zorlamaz sadece süslü gösterir ve kandırır. Bu yoldan sadece iman edenler dönmez ayakları kanasa da. İmanı zayıf olanlar ise hemen çark ediverir ve yoklukla muhatap olur, geri dönülmez yollara dalar. Sığınılacak tek liman, tek gölge Allah’ınkidir. Diğerleri batıl, haksız ve kandırmacadır. Tek velimiz Allah bu kadar samimi ve açıkken kanmak mümine yakışmayandır. Kâfir, müşrik veya münafıklara meyletmek Yüce Allah’a yapılacak en büyük haksızlıklardandır. Bu Yüce Yaratan’a ortak, yardımcı edinmek ise zulme uğramayı gerekli kılan en büyük kabahatlerdendir. Bu haksızlık Yüce Allah’ın affetmeyeceği tek isyandır.

Müslüman bu oyuna gelmez. Zulme uğrasa da, canından olsa da yolundan dönmez. Kimseye baskı ve zulüm yapmaz, kendisine yapılırsa da sebat eder, sabreder. Bilir ki zulüm ve baskı öldürmekten ağırdır. Müslüman dünya süslerini put edinmez, Yaratan’ın bunları muhtaçlarla paylaşılmak üzere kendisine emaneten verildiğini bilir ve bu yüzden paylaşır. Müslüman gün boyu gözü önünde cereyan eden hayat’ın en derinlerinde Yüce Allah’ın varlığını hisseder gönlünün en derinlerine kadar. Bu his ile de insanlaşır, ahlaklaşır, imanlaşır ve ibadet denizine yelken açar. Allah’ın sevdiği halis ve salih kullardan olmak gayesiyle hayırlarda yarışır, kötülüklerden kaçar, etrafını da uyarır.

Müslüman emindir, kendisinden emin olunur. Müslüman tefekkür eder, zikreder. Müslüman gösteriş ve aldatmacadan kaçar kendisi olur. Müslüman fıtratta verdiği sözü, Fatiha ile her gün hatırlayıp tekrar ettiği sözü kalbinde taşır ve başka yönlere meyletmez.

Kuşun tüyündeki renk cümbüşünden, suyun moleküler yapısına kadar, vücudumuzdaki hücrelerden, kainatın ahengine kadar gözümüzün önündeki bu gerçekler “İmanın hakikatleridir”.

Tüm bu hakikatler imanımızı kazandırır, derinleştirir, güçlendirir, batılı yok eder, Allah’ı tanıyıp takdir etmemizi sağlar, ufkumuzu açar, Allah’tan layıkıyla korkmamızı sağlar, umulur ki Allah’ın rahmet ve mağfiretine kavuşabilmemize vesile olur. Bu hakikatleri benliğinde hisseden bedenler ise inşallah bahtiyar olur.

O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Haşr Suresi, 24)

Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp hâline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır. (Zümer Suresi, 21)

İMAN HAKİKATLERİ VE TEVHİD

Bu yazıyı okudunuz mu?

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva) Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Değerli Müslümanlar, Allah Bir’dir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir