Anasayfa / İMAN ESASLARI / AKAİD / İman, ibadet ve ahlak
imanilmihali.com
iman

İman, ibadet ve ahlak

Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.(Nisa 4/136)

İman, ibadet ve ahlak

İMAN ;

İman tek kudret ve ilim sahibi Yüce Allah’a ve O’nun ilmine, ahengine, şefkatine, azap ve gazabına, heybet ve haşmetine, lütuf ve bereketine, şifa ve mucizesine, mükafat ve cezasına, Arş’daki istivasına kalpten inanmak, bu uğurda nefes alıp, bu uğurda müslüman ve sadık bir mü’min olarak ölmeyi arzulamak, bu imanın getirdiği ibadete dört elle sarılmak, bu iman ve ibadetin bir sonucu olarak güzel ahlak sergilemektir.

İBADET ;

Yüce Rabbimize gönül vermiş, cenneti arzulayan mü’minlerin O’nun hoşnutluğuna ve mükafatına mahsar olmak için bir imtihan alanı olan bu fani dünyada emredilen şükür gösterme ve bağışlanma dileme esaslarını tümden ve hem mali hem bedeni olarak şeklen ve kalben emredildiği şekilde uygulamaktır.

AHLAK ;

Yalnız Yüce Allah’a ibadet etmeye söz vermiş insanoğlunun, alçak gönüllü, merhamet, adalet ve şefkat dolu imanı ile yapacağı ibadetin sonucu olarak Allah’ın hoşnutluğunu elde edebilmek gayesiyle kazanmaya çalışacağı güzel yaşam şeklidir.

İMAN, İBADET VE AHLAK İLİŞKİSİ;

İman bir mümin için varılacak son noktadır ve inanmaktan çok daha fazlasını ifade eder. Bir insana veya bir malzemeye güvenebilir, inanabilirsiniz. Fakat ona, itimat etmek, hayatını teslim edecek kadar güvenmek, ömrünü onu hoşnut edebilmek için geçirmek ve daha önemlisi ondan emin olmak velhasıl ona iman etmek farklı bir şey ve bir yaşam tarzıdır. Bu sonsuz sevgi ve itimat öyle bir şeydir ki beraberinde hem sevip hem korkmayı gerektirir.

Bu beraberinde ölene kadar değişmemeyi, son nefesini verirken bile bu halde bulunma isteğini ifade eder. Hiçbir insan bu kadar sevgi ve güvene layık olamaz. Yeryüzündeki egemen hiçbir kuvvet insanoğlunu bu bahsedilen şekilde kendine bağlayamaz.

Bu iman sadece Yüce Allah’a ve O’nun Resullerine, peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına aittir. İman etmek aynı zamanda yaşamına çeki düzen vermek, ibadetlerini Allah rızası gözeterek yapmak, insanları sevip iyilik etmek ve hayırda yarışıp, hayır peşinde olanları desteklemek demektir. “hayra destek ve yardımcı olan onu yapmış sayılır” bilinciyle güzelliği desteklemek demektir.

İman; ibadeti huşu içinde, Yüce Allah huzurunda bulunmanın ciddiyet ve mertebesinde yapmak demektir. İmanlı insanın ibdeti, buyruklara tam itaatin ve gönülden desteklediğinin göstergesidir. İçimizdekini bizden daha iyi bilen Allah’a yapılan ibadet ceza veya mükafata sebepse de ibadet bu mükafat için veya cezadan kurtulmak için de yapılmaz. İbadet sadece Allah rızasını gözederek yapılır.

İbadetin kazandırdığı ahlak ta gösterişten uzak ve saf bir ahlaktır ki yine Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak gayesi güder. Gösteriş ve başa kakmadan uzak, menfaat ve beklenti içinde olmadan, yapmak zorunda olduğundan değil fakat yapılmak istendiği için yapılan güzel ve iyi şeylerin tamamıdır ahlak.

İnanmadan da ibadet edilebilir ve güzel ahlak sergilenebilir. Hele iyi insan olmak ibadet olmadan da olur. benzer şekilde ibadet etmeden iman etmek de olur. Ancak bu çırpınışlar kişinin, toplumun hoşnutluğunu kazansa da hepsi bir bütün olmadan Allah’ın hoşnutluğunu kazanamaz.

Tabiki doğrusunu Allah bilir. Ahlaklı ama ibadet etmeyen ve hatta iman etmemiş birisini Yüce Rabbim kabul buyurursa hangi fani karşı çıkabilir? İman ettiği, ibadetini aksatmadığı halde bir ahlaksızlığı veya zulmü nedeniyle cezaya çarpıtılmayı kim engelleyebilir? Burada bahsedilen aklımızın erdiği kadarıyla, haddi aşmadan ve ayet ve hadislerden çıkardığımız manayladır ki inanmak, şükretmek ve buna göre yaşamak olarak bir bütündür.

Haddi aşmak veya yargılamak asla değildir. Doğrusunu Allah bilir. (Sahabeler bile Hz. Peygamberimizin istişarelerinde sorduğu sorulara hep “Doğrusunu Allah ve Resulü bilir” diyerek yanıtlarken bizim bu satırlarla hüküm vermemiz mümkün değildir.) Burada yazılanlar sadece bir hatırlatma ve öğüt vesilesidir.

Özetle

Bu dünya imtihanındaki yaptığımız şeylere göre alınacak semere, arzulayarak uğruna İman ettiğimiz o gül Cemal’e kavuşmanın, o sonsuz cennet ikramlarından yararlanmanın tek yoludur. Buna inanmazsak inancımız tam değil demektir. İnanır şükretmez ve af dilemezsek yetersiziz demektir. İnanır, şükreder ancak bu yaşam tarzını üç günlük fani hayatımıza yansıtmaz ve süslü dünya hayatının haşmetine dalarsak kaybettik demektir.

Zaten inanan ve ibadet edenin ahlaksız olması, ahlaklı ve ibadetli olanın iman etmemesi, iman edip ahlaklı yaşayanın ibadet etmemesi mümkün değildir. Eğer bir insan bu üçlüden birinde bir zaaf gösteriyorsa o takdirde inancının üçü de zayıf demektir. Daha derin bakarsak iman edilecek şeylerden sadece birinde tereddüt yaşamak üçgenin tümünü yerle bir edecek kadar çetindir. Yahut ahlak üzere yapılacak bir kasıtlı yanlış Allah korusun senelerin uğraşını tek kalemde götürebilir. Unutmayalım ki; iyi insan olmak bir ömür sürer, kötü insan olmak on dakikadır.

Allah herkese imanlı, ibadetli, ahlaklı yaşamayı, nefes aldığı her gün imanını arttırmayı, salih amel işlemeyi, velhasıl müslüman olarak ölmeyi nasip etsin. Amin! (Devam edecek)

Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O hâlde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa 4/170)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti Konuya evvela algının ‘birey veya toplum üzerinde yaratılmak istenen ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir