Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / İman ve İslam
imanilmihali.com
İmanın paragraf araları

İman ve İslam

İman ve İslam birbirinden tamamen farklıdır ve iman; amelsiz, saf inanç ve teslimiyeti, İslam ise ibadet, ahlak ve salih ameli ifade eder.

İman ve İslam

İslam, huzur, barış, esenlik ve sadece Allah’a teslimiyet demek olan kelime ile tanımlanan Kur’an dininin adı, iman ise Yaratıcıya olan seksiz şüphesiz ve samimi inançtır.

Müslüman, İslam’a giren, mü’min iman edendir.

İman ve İslam din adına aynı manaya sahip görünse de birbirinden tamamen farklıdır ve iman; amelsiz, saf inanç ve teslimiyeti, İslam ise daha ziyade ibadet, ahlak ve salih ameli ifade eder.

Bir kimse sadece Allah’a iman edebileceği gibi sayısız batıl şeye de iman edebilir. Paraya, nefse, birden çok ilaha, dünyaya, tabiata, matematiğe, şeytana, ilahsızlığa, makama vs. Kur’an’da bahsedilen iman ise SADECE Allah’a inanmak, sığınmak ve güvenmektir.

İman, kalpten doğan bir sevgi, huzur ve teslimiyettir.

İslam’ın şartlarından biri ve ilki olan Kelime-i Şehadet ise dille söylenmesi dine girmek için kafi olan bir ahiddir. Yani kalpte yaşatılması dine girmek için şart değildir. Bu haliyle İslam olmak, dine girmek, müslüman olmak için şehadetin sadece dille söylenmesi yeterlidir.

İslam’ın diğer şartları namaz, oruç, zekat ve hac iken bunların tamamı ibadetle alakalıdır.

İmanın şartları ise Allah’a, ahirete, kutsal kitaplara, peygamberlere, meleklere ve kadere imandır. İmanın içinde amel üretmek yoktur. Bunun bir istisnası zulme karşı durmak, şeytani fikir ve eylemlere karşı cihad etmek, ses vermektir. Bu istisnanın gayesi de imanı korumaktır.

İman ve İslam’ın aynı manada kullanılması dinin yanlış istikametlere gitmesine neden olur. Bu durumda, iman sadece dile endekslenir ve İslam sadece Allah’a iman ile denkleştirilir.

“Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik (İslam’a girdik)” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi..” (Hucurat 49/14)

Ayetin buyurduğu gibi dine girmek ile mü’min olmak farklıdır ve arzu edilen sadece dine girmek değildir. Çünkü sadece dine girmek kalbi değil lisani ve şekli olabilir. İbadetler, ameller, ahlaklı davranışlar bile imanın varlığına delil teşkil etmeyebilir. Bu nedenle münafıklık, küfür, şirk ve mürailik vardır ki kalpten geçenleri kulların bilmesi mümkün değildir.

Bir kimseyi imansız veya din dışı ilan etmek kulların haddi ve yetkisi değildir çünkü kalpten geçeni, akılda olanı bilen sadece Allah’tır. Melekler bile sadece söylenene, yapılana şahit olurlar. Niyetler ise gizli kalır. İşte bu niyetler imanın ve samimiyetin delilidir ve o delileri görebilen sadece Allah’tır.

Şeklen bir kimsenin ibadet, ahlak ve salih ameli müslüman olmasını temin ederken, o kimsenin kalbinde iman yoksa o kul mü’min değildir. Her mü’min müslümandır ama her müslüman mü’min değildir.

İslamiyet dini; tam, mükemmel ve kolaydır. Kaynağı Kur’an, peygamberi Hz. Muhammed (sav)’dir. Din bunlardan öğrenilir ve ifa edilir. İbadetin şeklini de rahmet Peygamberi göstermiş, zamanını Yüce Allah emretmiştir. Ahlaklı olmak, salih amel ve hayırlarda yarışmak ta keza İslam’ın gerekleri ve Kur’an’ın emirleridir. Öte yandan bir de kötülerle ve şer ile mücadele etme gereği vardır ki bu da iyiliğin kazanması ve barışın tesisi için şart olandır.

İman ise Kur’an’da sayısız yerde tekrar edilen, tüm güzelliklerin başıdır ve iman etmedikçe kimse cennete giremeyecektir. Allah (cc) sadece iman edenlerin dostu, Rahim’idir. Herkesin ve herşeyin Rahman’ı olan Yüce Allah sadece iman edenlerin Rahim’idir.

Çünkü iman etmek; Allah’a koşulsuz teslim olmak, sadece O’ndan beklemek ve umut etmek, sadece O’na güvenmek, ilahi kudrete başkaca eş, ortak ve yaratıcılar atamamaktır. İman, Allah yolunda hayırlarda yarışmak, kötülük ve zulme karşı şehit olmayı arzulamaktır.

İman bu denli kalbi ve kuvvetli bir meseledir ki İslam dinine giren bir kulda yani müslümanda teslimiyetin bu denli güçlü hale gelmesi zaman alır. Çünkü Allah iman ettik diyenleri de sınavsız ve denemeden bırakmaz. Sınavın en kuvvetli hali ise kötülükle mücadeledir.

Dİn, Allah sevgisi ve Allah korkusu gibi iki zıt kutba sahiptir. Kul bunlar arasında sıradanlıkla yaşar. İmani boyutta ise kul sadece Allah rızası için nefes alır ve verir. Bu iki zıt kutba dair ise Allah sevgisinden başka aşk aramaz ve Allah korkusundan titrer. Bu sevgiye zarar vermek isteyenlere düşman olur, bu kudreti bölüştürmek isteyenlere cephe alır, bu korkuya aday olanlarla irtibatını keser. Yani mü’min, Allah dostlarına dost ve Allah düşmanlarına düşmandır.

İmanlı kalplerin tek gayesi iman kardeşliğini tesis ve yüceltmek dünyaya egemen kılmaktır. İslama giren kalplerin gayesi ise günlük ibadetlerle meşgul olmak, imanı sorgulamamak, günah ve sevap durumlarına göre yaşamaya devam etmektir.

Kalplerde iman olmaksızın yaşayan İslami kalpler kırılgandır, kanmaya müsaittir, vazgeçebilir, erteleyebilir, şeytanın hile ve tuzaklarına daha çabuk kapılır. Çünkü iman şeytanın şer ve tuzaklarına karşı koruyucu tek kalkandır. İman yoksa aldanış kaçınılmazdır.

İman, Allah’ın ahdine göre elde edilmesi şart olan, iblisin ahdine göre yokluğunda aldanmaya müsait olan demektir. Şeytan imansız kalpleri arar, bulur, kandırır ve cehenneme sürükler. Bu nedenle İslam yetmez, iman da gerekir.

Çünkü iman, inanç ve teslimiyet demek olmakla, şeytanın hilelerinden haberdar olmak, Kur’ani yaşamak ve Allah yolunda ölmeyi göze almaktır ki akıl ve ruh işbirliği, vicdan ve kalp seferberliği ile şeytan aciz bırakılır.

İman ve İslam bir arada olduğu takdirde ise güzeller güzeli olur ki gerçek mü’min odur.

Diğer semavi dinlere tabi insanların durumu ibadeti manada İslam değil, inanç anlamında olması gereken iman değildir. Aralarında gerçek imana sahip olan elbette vardır lakin anladığımız manada ve tereddüt ve ilahi kudreti paylaştırmadan iman edenlerin sayısı bir hayli azdır.

Teslis inancı, meleklerin cinsiyetleri, Allah’a eş, ortak, kız, erkek evlat atamak gibi beşeri yanılgıları dinleştirenler sayesinde bugün o dinlerin itibarı kalmamış, Allah dini olmaktan çıkmıştır.

İslam sağ kalan tek dindir ki koruyucusu ve kollayıcısı Yüce Allah’tır. Kur’an ilk vahyedildiği hal ile sapasağlam durmakta ve okunmayı beklemektedir.

İbadet, ahlak ve salih amel için okunmasına şiddetle gerek olmayan Kur’an (çünkü sayısız namaz kitabı vs. mevcuttur) iman için her satırı defalarca okunmaya muhtaçtır. Çünkü her bir ayet ve harf imanı kuvvetlendirir ve sağlam kılar.

Toplumun Kur’an’dan uzaklaşmasının asıl nedeni budur. İbadet putuna tapan sayısız müslüman, imandan uzak yaşamakta, ibadeti cennetlere girmek için yeterli görmektedir. Oysa iman olmadan hiçbir ibadet, ahlak ve amelin hayrı ve faydası yoktur. Cennete götürecek olan ibadet değil imandır.

Şekilsel yaklaşımlar, tesettür, sakal, tesbih gibi örfi hareketler dinin ispatı bile olamaz ama ancak diğer müslümanları kandırır. İmanın göstergesi, hissiyatı ve gayesi ise tamamen farklıdır. İman, sakala, fese, tesettüre sığmayacak kadar yüce ve şart olandır.

Nitekim, imanı olan ama ibadeti zayıf olan, ibadeti tam olan ama imanı zayıf olana her daim üstündür. Çünkü iman, Allah’ın ilk emri, tüm peygamberlerin ortak mesajı, dinin olmazsa olmazıdır.

İslam’ın asli görevi de işte bu imanı yüceltmek, örneklemek, ispat etmek, muhafaza etmek ve imanın gereğini yapmaktır. Ama ilk adım daima ve mutlaka imandır. İmansız ibadetler spordan, ameller iyiliklerden öte gidemez ve kulu cennete yaklaştıramaz.

İslam’ı inkar etmek mümkündür çünkü alternatifi vardır ve kul mesela başka dinlere geçebilir ama imanın alternatifi yoktur. Kul hangi dinde olursa olsun hatta tüm dinleri inkar etse bile imanı tanımak ve kabullenmek zorundadır.

Yaratışı, dini, ilahi kudret ve nizamı tarif eden din değil imandır. İman sayesinde kul fıtrat yeminini, misakı, ahiret sorgusunu ve dünya sınavını anlar. İslam, dünyevi ibadetlerle meşgul olurken iman evrensel ve zaman ötesidir.

Tevhid, tek Yaratıcı olan Allah’a teslimiyettir. Din ve Peygamber ne olursa olsun bu hakikat değişmez. Nitekim İbrahim Peygamber (as) haniftir, ailesiyle birlikte tevhid erdir, Allah dostudur. Ama dininin adı İslam değildir. Gerçek manada İslam tüm dinlerin adı ve bütünüdür ama kağıt üzerinde Hz. İbrahim İslam dinine tabi değildir. Böyleyken O ve ailesi hanif Müslüman olarak adlandırılmış ve cennetlerle mükafatlandırılmıştır. O’nun cennetlere layık görülmesi ibadet ile değil iman iledir ve imanlı tüm kalpler hanif müslümandır.

Kur’an ve Hz. Muhammed (sav) İslam’ın evrensel halinin, bütün ve son şeklinin habercisi ve davetçisidir. Yoksa bu din sadece 14 asır önce icat oldu demek değildir. Çünkü Allah’ın dini değişmez. Bu değişmezliği mümkün kılansa imandır.

İman, sadece Allah’a güvenmek ve teslim olmaktır ki bu yapıldığı takdirde gerisi zor değildir. Lakin Allah imanı herkese nasip etmez. Çokları da imanı hafife alır ve nefsine, şeytanlara tabi olur.

Allah’ın andolsun cehennemi insan ve cinlerden dolduracağım ahdi bu nedenledir. Keza insan ve cinlerin cehennem için yaratıldığını buyuran ayetler bize pek çok kulun cehenneme namzet olduğunu haber verir. Gene ayetler şeytanın ahdinde insanların çoğu için haklı çıktığını bildirmekle imansız ölen sayısız insanın da varlığına işaret eder.

Kul namazı kaçırırsa kazası vardır ama imanı kaçırırsa kazası yoktur.

Önemli olan bedeni çarşaflara dolamak değil, avret yerlerini örtmek değil, takva ile örtünmeyi dilemektir. İmanı veren bez parçası değil kalptir. Namus bacak arasında değil kafada ve kalptedir.

Herşeyin aslı ve orjinali Kur’an’dadır ve kul Kur’an okumak zorundadır çünkü anlayarak okumak her müslümana farzdır.

Hak olan din İslam’dır. Bunun böyle oluşu imana verdiği değer ve imanı tanımlama şeklindendir. Şirkten, münafıklıktan, küfür ve mürailikten uzak iman İslam’ın emri, Allah’ın emridir.

Akıl, kula Allah’ı ve dini bulsun diye bahşedilmiştir fitne ve fesat üretsin diye değil. Akıllar, kalplerle işbirliği içinde Allah’ı bulabilmeli ve tabi olmalıdır. Bu yönüyle İslam sadece akıldan beslenen filiz, iman kalpten beslenen devasa çınardır.

Aslolan iman, ilk olan imandır. İslam bu imanın ispatı ve yaşanmasıdır.

İman ve İslam aynı manada kullanılırsa işte bu lezzetler kaybolur ve kul manasını bilmeden Kur’an okumaya, huşuya eremeden namaza mahkum olur. Yapılan hayırlar gösterişten öte gidemez ve kalpler huzur bulamaz. Şeytanın tuzaklarına düşenler nefis ve ibadet putuna tapanlardır ki bunlar imansız ibadetlere yelken açanlardır. 

Şirk, imansız kalpleri fısıltılarla, dünyevi çıkarlarla, parayla ve şehvetle, kibir ve yalanla aldatarak ele geçirir. İmanlı kalpler ise tek bir sese kulak verir ve kanmaz; o ses Yüce Allah’ın ayetleridir. Çünkü şeytanın imanlı kalpler üzerine sultası yoktur.

Oysa kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur ki bu huzuru veren imandır, İslam değildir.

Nefis, terbiye edilemezse kötülüğü emreder. Nefisleri temizleyense sadece Allah’tır. İman temiz nefsin yoldaşıdır.

İmanın gayesi Allah rızasına ermek, İslam’ın gayesi cehennemlerden kurtulup cennetlere gidebilmektir. Güzel ve hak olan hangi mükafattır?

Rabbim kullarını imansız bırakmasın.

Rabbim nefislerimizi temizlesin, akıllarımızı açsın, doğru yolu göstersin.

Rabbim bizleri affetsin.

Rabbim bizleri razı olduğu kullarından eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir