Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İMAN NE DEĞİLDİR
imanilmihali.com
gazap

İMAN NE DEĞİLDİR

İMAN NE DEĞİLDİR

Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/268)

İMAN NE DEĞİLDİR

İman; yaradana, tek kudret ve ikram sahibine can-ı gönülden bağlanmak, O’nun buyruklarına uygun yşamak, yap dediğini yapmak, yapma dediğinden uzak kalmak, söylediğine tamamıyla inanmaktır.

İman;

1. Bazen veya bazı şeylere inanmamak,

2. Hoşumuza gitmeyen şeyleri önemsememek,

3. Menfaat veya makam uğruna gösteriş yapmak,

4. Allah’ın rızasından başka birşeyi gözetmek,

5. İnsanları memnun etmek,

6. İnanmadığı halde inanır görünmek,

7. İmanın ibadet ve ahlak boyutunu yok saymak,

8. Yaptığı ibadet sonucu güzel ahlak kazanmamak,

9. İnanmak fakat o şekilde yaşamamak,

10. Ahirete dalıp bu dünyadan vazgeçmek,

11. Zamanın gereklerini imana mani göstermek,

12. Ahlaksızlığa, zulme müdahaleye itina göstermemek,

13. Kendisi iman ettiği halde çevresine ışık saçmamak,

14. Okumakla, ibadet etmekle iman kazanılır zannetmek,

15. Nesillere öğretmekte, bildiğini paylaşmakta aciz kalmak,

16. İnandığı halde inananlar yerine inanmayanları dost edinmek,

17. Kişi veya toplum baskısıyla inandıklarından kısmen veya kısa süreli de olsa vazgeçmek,

18. Yürekten, kalpten değil fakat dilde sözle ifade etmek,

19. İnanç veya inançsızlıkta aşırı gitmek, haddi aşmak,

20. Başkalarını zorlamak ve kınamak, şiddet uygulamak,

21. Bilmediği konularda yorum yapmak, yanlış yönlendirmek,

22. Böbürlenmek, büyüklenmek,

23. Akidesi az veya zamanı kısıtlı olanları aşağılamak, yargılamak,

24. İman ettiği halde bitki, ağaç, tabiat mahlukatı gibi diğer canlı ve cansızlara kötü muameleden çekinmemek,

25. Cimrilik yada eli çok açıklık yapmak,

26. İyilik ve sevap peşinde koşmadan sadece günahlardan kaçınmaya çalışmak,

27. Sadece para vererek mali ibadetlerden kurtulduğunu sanmak,

28. Yaptığı iyiliği veya verdiği zektı başa kakmak,

29. Akrabayı, komşuyu gözetmemek, hak ve hukuğa riayet etmemek, küslükleri uzatmak,

30. Nihayetinde tüm işlerde Allah rızası yerine başka şeyler ummak İMAN ETMEK değildir.

Bu örnekleri yüzlerce çoğaltmak mümkün. Özetinde sevap kazandıracak şeylere yönelmek, iyiliği teşvik etmek ve güzellikte yarışmak, günah kazandıracak şeylerden uzak durmak ve kötülüklerle, zulmedenle mücadele etmek imanın toplamıdır. Sevap veya fayda getirmeyecek günlük işlerde bile hep kalbe müracat etmek ve tüm işlerde Allah rızasını gözetmek imanın temelidir.

İman eden dinin direği namaza, dinin köprüsü zekata dört elle sarılır. İnfak etmedikçe, ihtiyaçtan fazlasını değil de bazı kaidelere sığınarak sadece alimlerin emrettiği nisbette iyilik yapmayı yeterli buldukça iman güçlenmez. Rızkın Allah’tan olduğunu unutup gelecek için yastık altına para koydukça, faize zamane gereği olarak baktıkça yürekler güçlenemez.

Kötülükten kaçınmak sevabı az artırır. Sevap için iyilik yapmak gereği ortadadır.

Mümin bir haksızlık gördüğü zaman müdahale eden, gücü yetmezse sözle itiraz eden buna da gücü yetmezse kalbiyle karşı çıkandır.

Allah imanı, hidayeti, hikmeti dilediğine verir. Kalp ve gönül gözünü açacaklarını da, kör ve sağır, dilsiz yapacaklarını da kendisi bilir. Başkalarını yadırgarken dıştan görünüşe bakmak yanıltıcıdır. O kişinin iman derecesini sadece Allah bilir. Olur ki en küçük bir iyilik Allah katında mükafatların en büyüğüne mazhar olsun. Bu nedenle içini bilinemeyeceği için kişilere dış görünüşleri veya maddi durumları ile hüküm vermek insafsızlık ve büyük günahtır.

İşte bilmek bu anlamda önemlidir. Dini tefsire, akideye, fıkıha sahip olunmadıkça başkalarının söylediklerine itibar etmek durumunda kalınır. Okumak, okuduğunu anlamak önemlidir. Bunun bir yolu da özellikle Kur’an’ı Arapça’nın yanısıra Türkçe okumaktır. Kutsal olan Arapça değil Kur’an’dır. Arapça okumak zor ve yıllar isteyen bir iştir. O zaman bile okuduğunu anlamak ve okuyup yazarken hata yapmamak mümkün değildir. Bu nedenle namaz türü ibadetlerde Arapça’ya fakat diğer okumalarda Türkçe’ye yani anlaşılan dile ağırlık vermek dinin gereğidir. Çünkü Oku! emriyle başlayan Kur’an kendisinin okunup anlaşılmasını ister. Dinin yüzyıllar boyu devam eden yarası aslında budur. Din adamları hariç sokaktaki bir insanın Arapça öğrenmesi uzun yıllar emek ve zaman ister. Ara verildiği anda başa dönülür. Bugün en yaygın İngilizce lisanını bile anadili gibi konuşan Türk yok gibidir. O halde anadili gibi Arapça bilen kaç kişi vardır? Okuyup anlaşılmazsa başkalarını dinlemek zorunda kalınılır. Bu zaman akıl kullanılamaz ve söylenen yapılır. Bu da insanı çıkmaz yollara sürükleyebilir.

Son söz; bugün hemen bir kahveye girin veya cuma namazı vakti cemaate Fatiha suresinin veya namazda ayakta, rükuda veya secde de söylenen kelimelerin ne anlama geldiğini sorun! Malesef bilenler az olacaktır. Oysa özellikle namazda o sure ve kelimelerin seçilmesinin bir gayesi vardır. O gaye dinin, yani müslüman olmanın ahdi, sözü, Allah’a yalvarmanın gereğidir. İmanın en yüksek mertebesi o söz ve surelerde gizlidir. Kul olmanın en aciz halinde, Allah’ın huzurunda olunan o esnada insanın Allah’la adeta konuşurken ne dediğini bilmemesi, öte yandan Allah’ı hoşnut edecek şeyler söyleyememesi ne kötüdür? Bu nedenle öncelikle namaz dua ve surelerin, sonra tüm Kur’anın en az bir kere Türkçe okunması lazım gelir. Sonra dileyen Arapça okuyabilir. Mezar ziyaretlerinde okuduğumuz Yasin suresinin ne anlama geldiğini bilmez isek onu sadece bir dua suresi kabul ederiz. Oysa o surede anlatılan o kadar çok şey vardır!

Bu Allah korusun yanıltır veya aciz bırakır. İnsanoğluna lutfedilen akıl, ruh ve şuurun önemi bu nedenle büyüktür. Kafir vya müşrik olanlarla irtibat genelde kolaydır. Çünkü bu insanların rengi ve istikameti bellidir. Fakat müslüman için asıl tehlikeli olan münafıklardır.İnsanlar arasında mümin vaziyetinde yaşayıp sinsice hesaplar yapanlar müslüman çoğunluğa tahmin edilemeyecek zararlar verirler. Başka dine mensup insanlardan selamı esirgememek fakat müminler yerine onları dost edinmemek lazımgelir. Aksi onların İslamiyete düşmanlığını daha çok artırır. Hele ki müşrik ve kafirlerin çocuklarına bir gün iman eder gözüyle çok daha şefkatli yanaşmakta fayda vardır. Allah kimseye gücünün ütünde yük yüklemez. Rızkı kendisi dağıtır. Bu yüzden toplumda bazıları fakir bazıları zengindir. Bu nedenle zenginlerin fakirlere başka gözle bakması ellerindeki nimete haksızlık, Allah’a karşı büyük günahtır. Aslolan herkesin elindeki imkan kadar iyilik etmesidir. her zenginin payında, dikilen her bitki veya agacın meyvesinde fakirlerin de kuşların da hakkı vardır. İşte iman bu incelikle ele alındığında kişi de toplum da huzura kavuşur. Aksi insanı küfre toplumu kaosa sürükler. Yöneticilerin burada görevi daha da büyüktür. Çünkü islamiyet Kur’an ve hadisler yanısıra yöneticilere itaati de emrediyor. Ne şekilde olursa olsun yöneticiler hak ve adaletle yönetmek durumundadır. Partizanlık, kayırma veya başkaca adil olmayan tutum sergilemek ahlaken de dinende en kötü suçlardandır. Unutulmamalıdır ki; yöneticilerin açtığı kötü çığırın (hem kendisinin, hem uyanların, hem mağdur olanların, hem gelecek nesillerden o çığıra uyup adaletsizlik yapacakların) vebali o çığırı açana aittir.

Umulacak şey Allah’ın sevgili kulları arasına girebilmektir. Herkesi kandırmak mümkündür. Lakin Allah’ı kandırmak mümkün değildir. Bize kalbimizden, şah damarımızdan yakın olan Rabbi aldatmak uğruna verilen emekler beyhudedir. Yapılan uzun süreli emekleri bir çırpıda yok etmekte mümkündür. Bu cihetle iman sürekli olmalı ve artarak güçlenmelidir. Aksi halde iman zamanla zayıflar ve yok olur. İmanı güçlendirecek şey ise ibadet ve güzel ahlaktır. Attığımız her adımı birileri gözetlerken, içimizden geçenleri bile melekler amel defterine yazarken inanmak ve bu inanca uygun yaşamalıyız.

Şeklen değil kalben iman etmeli, diğer mahlukattan görevlerini tam yapanların da (güneş, rüzgar vb.), el, ayak gibi tüm organ ve derilerimizin de ahirette aleyhimize şahitlik edeceği unutulmamalıdır.

Oysa Yüce Allah haşmetiyle cehenneme göndermek istemediğini, cennetlerde insanı ağırlamak ve sonsuz hayatla müjdelemek istediğini söylüyor. Bu geçici ve süslü dünya hayatına dalıp, cin ve insan şeytanlarına, nefse uymak bu hediyelerden mahrum edecekse, kalıcı ve harikulade cennet yaşamı için çaba sarf etmemenin bir açıklaması olabilir mi? Bunun için sadece iman etmek, imanı güçlendirmek ve Allah kabul ederse bu esasa göre yaşamak yeterlidir.

Allah kimsenin emeğini zayi etmesin, Allah herkesin imanını arttırsın, Allah dinimizi bu günlere kadar tertemiz ulaştıran başta peygamberimiz ve sahabeler olmak üzere tüm ecdadımıza merhamet eylesin, Allah tüm müminlere ufak kusurlarını bağışlayıp cennetini bahşetsin. AMİN!

İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur. (Kehf 18/55)

İMAN NE DEĞİLDİR

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen nankörlük ve nankörler Dinen Nankörlük; nimet verene itikatsızlık veya saygısızlık, şükretmemek, hayatı bahşedene riayetsizlik ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir