Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İman nedir, esasları nelerdir
imanilmihali.com
iman

İman nedir, esasları nelerdir

İman nedir, esasları nelerdir

Kelime-i tevhid; “LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDÜN RESULÜLLAH” (Manası; Allah’tan başka ilah yoktur. Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah’ın Peygamberidir.)

Kelime-i şahadet; “EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHÜ VE RESULÜH” (Manası; Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah’ın kulu ve Peygamberidir.)

Şirki bilmeden TEVHİD öğrenilmez…

İMANIN EN DETAYLI TASVİRİ;

İman; sonsuz kainatın, yerin ve göğün, gecenin ve gündüzün, bu muazzam denge ve kusursuz ahenkli düzenin, debelenen her canlının, her zerrenin bir yaratıcısı, bir sahibi, bir maksadı olduğunu bilmek, bu rahman ve rahim olan malikin ve maksadın; gölgede, gök gürültüsünde, çiçeğin kokusunda, kelebek kanadında, rüzgarın ve yağmurun rahmetinde, güneşin ve ayın döngüsünde, çekirdeğin, tohumun çatlamasında, gemilerin yüzmesinde olduğunu görmek,

O’nun hikmetinden, kudretinden, ilminden sual olunmayacağını bilmek, yaratılış hikmetinin Allah’a kulluk etmek, Allah’ın verdiği emanetlerden kuvvet alarak diğer mahlûklara feyiz dağıtmak olduğunu kabul etmek, en güzel isimlerin ve sıfatların sahibi Yüce Allah’ın birlik ve kudretine şahitlik etmek, O’nu bütün noksan sıfatlardan tenzih etmek, ruhun ve gaybın bilgisinin sadece O’nda olduğunu kabul etmek, O’na sürekli hamd, tesbih, dua ve içtenlikle tövbe ederek mağfiret dilemek,

O’nun Rahman ve Rahim olduğunu bilerek şirk hariç günahları affedeceğini ummak, Duaları sadece O’na yapmak, Nefisleri temizleyen ve kalpleri eğriltenin Yüce Allah olduğunu bilmek, Allah’ın imanı istediğine verdiğini bilmek, Fatiha suresinin Allah’a ahdimiz olduğunu ikrar etmek, Allah dilemedikçe dileyemeyeceğimizi kabul etmek, fıtri misakımızın sadık takipçisi olmak, (Fıtratta “Rabbimizsin, şahidiz!” sözümüzün arkasında durmak), O’na yönelmede, kullukta yarışmak, en önde olmak,

Sadece Allah rızası gözeterek Allah’tan başka hiçbir ilah tanımamak, Yüce Rabbe evlat, kız, eş, oğul, üçleme, benzer, ortak, yardımcı yakıştırmamak, şefaati yalnızca Allah’tan ve O’nun müsaade edeceklerinden beklemek, Allah’tan başka her şeyin fani, süslü dünya hayatının bir aldatmaca, şeytanın en kötü yol gösterici olduğunu kabul etmek, her işe, her söze, her nimete, her ibadete Allah’ın adıyla başlamak, değişmeden bize kadar ulaşan ve kıyamete kadar korunarak son kitap kalacak olan Kuran-ı Kerim’in Allah kelamı olduğunu bilmek, muhkem ve müteşabih (açık ve kapalı) ayetlerine kalben inanmak,

Allah katında tek dinin İslam olduğuna şahitlik etmek, Kur’an ve Peygamberimizin sünnetlerinden ayrılmamak, kalben ve kelam ile Hz. Muhammed (sav)’in mülkün ve kudretin sahibi Rabbimizin sevgili kulu ve peygamberi olduğunu haykırmak, gelmiş geçmiş diğer peygamberleri, dinleri ve kutsal kitapları sevmek, saymak, varlığını kabul etmek, Allah’tan olduğunu bilmek ancak her şeyi yaratan, duyan, gören Allah’ın tek dini olan İslamiyet dışında diğer dinleri geçerli görmemek,

müminlerin dostu, koruyucusu, Allah’ın nurdan yapılmış itaatkar sevgili varlıkları meleklerin varlığına görmesek te inanmak, cinsleri, görevleri, sayı ve şekilleri hakkında yanlışa düşmemek, haddi aşmamak, faydasız yorum ve benzetmelerde bulunmamak, bize bu nimet ve lütufları bahşeden Melik ve muktedir Yüce Rabbimize şükretmek ve minnetimizi göstermek için emredilen ibadetleri tam itikad ile Peygamberimizin sünnetine uygun şekilde yerine getirip güzel birey ve toplum ahlakına sahip olmak,

mübarek gün ve gecelerde ibadetlerimizi artırmak, ferdi ibadetler kadar cemaatle ibadetlere de itina göstermek, bedenle, mal ile, hem beden ve hem de mal ile yapılan ibadetleri sadece Allah rızası umarak yapmak, yardımsever, dürüst, adaletli nefes alarak bir sonraki hayata hazırlık yapmak, gelmiş geçmiş tüm insanların dirileceği, dağların çarpıştırılıp, göğün yarılacağı, yıldızların soldurulup, yerin çalkalanacağı, denizlerin alev olup yanacağı haşmetli güne, yani bu günden görüp bilemeyeceğimiz o ihtişamlı toplanışa yürekten inanmak,

yeryüzüne, Kur’an’a, Cennete ve sonsuz yaşama mirasçı olduğumuzu bilmek, Allah’ın bize bahşettiği mal ve varlıklarda yoksul , yetim ve muhtaçların da hakkı olduğunu bilerek aleni veya gizlice infak etmek, yardım etmek, yedirmek, sevgi ve şefkat göstermek, bu süslü ve geçici dünya hayatının sonunda bir diriliş ve sonsuz yaşamın olacağını ve fani dünyadaki sevap ve günahlara göre ikinci yaşantımızda bir ödül veya cezanın olacağını bilmek,

günah, haram, çirkin söz ve işlerden ve kötülüklerden uzak durmak, cehennem azabından korunmak, azabından korunmak için Allah’tan merhamet dilenmek, kötülük ve şerlerden Allah’a sığınmak, medeti sadece Allah’tan ummak, hastalığı da şifayı da, rızkı ve bereketi de yokluk, bela, kaza ve azabı da Allah’ın verdiğini kabul edip sabrederek yardım dilemek, doğmanın da ölmenin de hak olduğunu bilmek, sevinçte ve kederde haddi aşmamak, aşırıya kaçmamak,

Rabbin bazılarımızı bazıları ile denediğini bilmek, batıldan, gıybetten, tefecilikten, şehvet ve böbürlenmeden, faldan, sihir ve büyüden, bilimum kötülüklerden uzak durmak, nefse mağlup olmamak, Sebat ve sabırla, iman edip salih amel işleyenlerin mükâfatlandırılacağını ummak, cennete layık ve şefaate mazhar olabilmek için yaratılanı yaratandan ötürü sevmek, kaza ve kaderin gerçek, evlat ve malların imtihan vesilesi olduğunu görmek, hayır ve şerrin Allah’tan olduğunu bilmek,

nimetlerden sorulacağımızı bilmek, kanaatkâr olmak, boş söz etmemek, ayıp aramamak ve faydasız amel işlememek, kul ve kamu hakkı yememek, iman edileceklerin tümüne, ayrı ayrı ve detaylı olarak kalpten itikad etmek, ümitsizlik halinde, son anda, mucizeler göründüğünde, salih amel işleyemeden iman etmenin fayda sağlayamayacağını bilmek, hemen şimdi iman, itaat ve tövbe ederek Allah’a yönelmek, ibadetsiz, imansız, güzel amelsiz geçen her bir dakika zararda olduğumuzu bilmek, velhasıl her nefeste Yüce Rabbi; tek malik, tek veli, tek Mevla kabul etmek, kalpten inanmak ve hamd ile anarak sadece Allah’a yönelmektir.

Yüce Allah insanın yaratılış gayesini Allah’a kulluk etmek şeklinde açıklamış ve insanların iman ve ibadet etmesini istemiştir. Müslümanlıkta mü’min olmak ve onun dünya ve ahirette sonuçlarından yararlanmak için iman etmek şarttır. İmanın kelime anlamı “tasdik etmek, herhangi bir şeye kesin olarak inanmaktır. Dindeki anlamı ise “Peygamberimizin Allah tarafından haber verdiği kesin olarak bilinen şeylerin doğru olduğuna içten ve yürekten inanmak” demektir.

İman; icmali ve tafsili olmak üzere ikiye ayrılır. İcmali iman; iman edilecek şeylere kısaca ve toptan inanmaktır. Kelime-i tevhid ve Kelime-i Şahadet’i diliyle söyleyip kalbiyle de tasdik eden kimse kısaca ve toptan iman etmiş olur. Tafsili iman; iman edilecek şeylerin her birine ayrı ayrı inanmaktır. Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, kaza ve kadere ayrı ayrı inanmaktır. İmanda esas olan kalp ile tasdiktir.

Bir kimse Allah’ı ve O’nun Peygamberi vasıtasıyla göndermiş olduğu şeyleri kalbiyle tasdik eder, doğru olduğuna yürekten inanırsa mü’min olur. Dil ile ikrar ise; mü’min olduğunun insanlar tarafından bilinmesi ve insanların , onun inanmış olduğuna şehadet etmeleri için gereklidir. “İman kalp ile tasdik, dil ile ikrardır.” sözü bu nedenle söylenmiştir. Bunun içindir ki kalbinde şüphe ve tereddüt bulunan kimse Kelime-i Şahadet’i söylese bile Allah katında mü’min değildir. İman bir bütündür. İnanılması gereken şeylerin bir kısmına inanmamak tümünü reddetmektir.

İman eden kimse ibadet görevini yapmaz yani amel işlemez ise günahkar olur ancak imandan çıkmış olmaz. Yani iman etmek amel ile doğrudan bağlantılı değildir. Öte yandan Allah ancak olgun müminlerden razı olur. Olgun mü’min olmak için de iman ile birlikte ibadet etmek ve güzel ahlaka sahip olmak gerekir. Şüphe yok ki ibadet imanın bir göstergesidir. Kalpteki iman ışığının sönmemesi için ibadet şarttır. Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınmak imanı kuvvetlendirir. İbadeti terk edenin imanı mum gibi yavaşça söner ve gün gelir imanı kaybolur.

İmanın makbul ve sahih olması için üç şart gerekir; İman ümitsizlik halinde olmamalıdır. (Hayatı boyunca iman etmemiş olan insan ölümle yüzleşince iman ederse faydası yoktur.) İnanmış olan kimse dinin kesin hükümlerinden hiçbirini inkar edici söz ve davranışlarda bulunmamalıdır. İman eden kimse dini hükümlerin hepsinin iyi ve güzel olduğunu kabul etmeli ve bunlar arasında ayrım yapmamalıdır.

İman insanın en değerli hazinesidir. İnanan insanın Allah katında da insanlar arasında da üstün yeri ve değeri vardır. İmanlı insan huzurlu ve mutlu kişidir. Çünkü inanan insan bir gün Allah huzurunda hesap vereceğini bildiği için Allah’a ve insanlara hatta diğer canlılara karşı olan görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışır. işinde ve sözünde ölçülü olur. Aşırılıklardan sakınır, ailesine, çevresine, tüm insanlara ve hatta mahlukata karşı şefkat ve merhamet gösterir. Felaketler karşısında yıkılmaz Allah’a sığınır, varlıklarla şımarmaz Allah’a şükreder ve varlıklarını muhtaçlarla paylaşır.

İman yönünden insanlar beş kısımdır; Mü’min, kafir, münafık, mürai ve müşrik. Mü’min inanan ve inandığını ifade eden kimsedir. Kafir iman esaslarını kabul etmeyen, Allah ve peygambere inanmayan kimsedir. Münafık ise; inandığını söylediği halde kalbiyle inanmayan, içi dışına uymayan kimsedir.

İman esasları altıdır ve AMENTÜ cümlesinde toplanmıştır. “BEN ALLAH’A, ALLAH’IN MELEKLERİNE, ALLAH’IN KİTAPLARINA, ALLAH’IN PEYGAMBERLERİNE, AHİRET GÜNÜNE, KADERE, İYİLİK VE KÖTÜLÜĞÜN ALLAH’IN YARATMASIYLA OLDUĞUNA İNANDIM. ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLMEK HAKTIR. ŞAHİTLİK EDERİM Kİ ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR. YİNE ŞAHİTLİK EDERİM KİMUHAMMED (SAS.) O’NUN KULU VE ELÇİSİDİR.”

NASIL İMAN EDERİZ?

İman’ın kelime anlamı, herhangi bir şeye inanmak demektir. Dindeki anlamı ise; Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Cebrail adındaki melek aracılığı ile Allah’tan aldığı bilgilerin doğruluğuna kesin bir imanla inanmaktır.

İman iki şekilde olur:

Birincisi iman edilecek konulara kısaca ve topluca inanmaktır. Böyle bir inanca “Toptan İman” denir. Kelime-i Tevhid sözünü veya Kelime-i Şehadet’i dili ile söyleyip kalbiyle doğrulayan kimse, kısaca ve toptan iman etmiş olur. Bu şekilde bir imana sahip olan kimseye “MÜ’MİN” denir.

Kelime’i Tevhid Okunuşu: “Lâ ilâhe İllellâh, Muhammedün Rasûlüllah.”

Anlamı: “Allah’tan başka tanrı yoktur. Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah’ın Peygamberidir.”

Kelime-i Şehadet Okunuşu: “Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlüh.”

Anlamı: “Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka Tanrı yoktur. Yine şahitlik ederim ki Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah’ın kulu ve Peygamberidir.”

İkinci şekilde iman, inanılacak şeylere ayrı ayrı, teker teker, her bir iman konusunda geniş bilgi sahibi olarak yapılan imandır. Buna “Tafsili İman = Geniş Bir Şekilde İman” denir. Buna göre; Allah’a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere ayrı ayrı inanmak gerekir.

İmanın bu altı esası “Amentû” cümlesi ile özetlenmiştir.

İMANIN ESASLARI NELERDİR?

Ayrıntılı olarak inanılması gereken iman esasları altıdır. Bunlara iman’ın şartları da denir. İman’ın Şartları;

1) Allah’a,

2) Allah’ın Meleklerine,

3) Allah’ın Kitaplarına,

4) Allah’ın Peygamberlerine,

5) Ahiret Gününe,

6) Kadere; İster iyi, ister kötü olsun, evrendeki her şeyin ve her olayın Allah’ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla meydana geldiğine, inanmaktır.

İMANIN ÇEŞİTLERİ

İslam dinine göre; insanlar iman yönünden dört kısımdır.

MÜ’MİN : İman esaslarına İslam dininin öğrettiği şekilde inanan kimselere “Mü’min” denir.

KAFİR : İslam dininin öğrettiği iman esaslarını reddeden, kabul etmeyen kimselere “Kafir” denir.

MÜNAFIK : İslam dininin öğrettiği iman esaslarına inandığını sözleriyle söyleyerek “Mü’min” gibi, inanmış gibi göründüğü halde gerçekten, içten ve samimi olarak inanmayan, içi dışına uymayan kimselere “Münafık” denir.(NH)

MÜŞRİK: Yüce Allah’ı inkar etmeyen ama yanına berisine yedek ilah koyanlara “müşrik” bu dine de şirk dini denir.

İman nedir, esasları nelerdir

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat 51/56 )

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kaderin Türk Milletine yüklediği ilahi görev

Kaderin Türk Milletine yüklediği mesuliyet

Kaderin Türk Milletine yüklediği mesuliyet Kader, kâinattaki ahenk ve ölçü, olan ve olacak her şey, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir