Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / İman üzerine notlar
imanilmihali.com
Dinin ortak paydası imandır

İman üzerine notlar

İman üzerine notlar . Sınava girdiği halde sınavda sorumlu olduğu kitabı okumaktan aciz bir Müslümanlar güruhunun kurtuluşu nasıl gerçekleşebilir?

İman üzerine notlar

İslam alemi, uzun yıllar içten veya dıştan, taraflı ve tarafsız, iyi ve kötü niyetli müdahaleler altında kalmakla özünden uzaklaştı. Değişen din değil insanlar oldu ve Asr-ı Saadet’in leziz tadı ancak hatıralarda kalırken, o günlerin özlemi, cennet hayalleriyle birleşip bu az gelişmiş topraklara bir hayal ve rüya oldu.

Bugün İslam’ın egemen, değişmez ve baki olmasının tek sebebi, başta Yüce Rabbimizin (cc) dilemesi olmak üzere, dini has olarak yaşamaya gayret eden azınlık mü’minler sayesinde ve din ve vatan uğruna verdiğimiz sayısız şehitler hürmetine olsa gerekir. Yoksa Müslüman etiketiyle dolaşan ama bunca dine yakışmayan şeyi fütursuzca eda eden bir toplumun hala yaşamaya devam etmesi mümkün değildir.

Yüce Allah, doğrusunu ancak kendisi bilir, azmış ve yoldan çıkmış toplumları, başta Kur’an nuru ile aydınlanmış olanları, topluca helak etmeyecek olsa da, bu nankörlük ve cehaletin hatta zulmün elbet bir karşılığı olacaktır ve olmaktadır da.

Din, İslam’dır, Allah’ındır, kıyamete kadar hükmü geçerli olan ve değişmeden korunacak olandır. Çünkü bu Yüce Rabbimizin ahdidir. Ve Yüce Allah bu ahdi gereği tek bir kavme değil tüm insanlığa ve nihai olarak şu iki mesajı çok net ve adil olarak vermiştir ki; ilki ‘La İlahe İllallah’ yani Allah’tan başka ilah yoktur. Ve ikincisi ‘Şeytan en büyük insanlık ve din düşmanıdır.’

İnsanoğlunun cennetlerde başlayan ve dünya sınavında devam eden serüveninin başı da sonu da bu iki mesajdır ve ilkinin yolu cennete ikincisinin sonu cehenneme varır. Ve din işte bu iki ilkenin bütünüdür.

Yaşam aleyhler ve lehler, tezatlar, zıtlar, farklar, doğru ve yanlışlar manzumesidir. Sınav ise tüm bu tezat ve seçeneklerden doğru, temiz, helal ve güzel olanı seçmek, kötü ve çirkin olandan hem uzak durmak ve hem de o kötülüğü boğmaya çalışmaktır.

Yani iyi insan olmak kötüye bulaşmamakla olurken ki bunun da yazgısı Yüce Allah’a aittir, salih kul olmak ilkine ilaveten kötülükten uzak durmakla, Allah dostu olabilmek ise ilk ikisine ilaveten şer ve şeytanla mücadele etmekle gerçekleşir. Yani kul sadece ibadetle cennetlere varamaz, varsa da alt cennetlere ulaşır. Ama üst cennetlere ve ikramlara tabi olmanın ve sonsuz mutluluğu yudumlamanın ilacı kötülükten sakınmak ve kötülükle mücadele etmekle mümkündür.

Bu mesaj ilk paragraftaki gafletin tercümesi vaziyetindedir ve tüm İslam alemi uzun asırlardır bu saf güzellikten ve dinin özünden bilerek mahrum bırakılmıştır. Bilgisiz ve istikrarsız, azimden uzak tüm toplumların da mahkum olduğu gibi Müslüman dünya bugün hata ve noksanlarının pençesinde kıvranmaktadır. Dinden habersiz, Kur’an’dan uzak Müslümanların boşalttığı yaşam liderliği de batılın kalesi olan şer güçlerin eline geçmiş ve dünya yaşanmaz hale gelmiştir.

Rezil olan dünya değil dünya hayatıdır. Kur’an’ın bu mesajını iyi anlamak gerekir ki hiç kimse kendisi dışında hiçbir kimse veya varlığı suçlayamaz. Çünkü hayat dürüst ve adildir. Adil ve dürüst olmayanlar, batıla hizmet edenler ve hak tarafında olduğunu iddia ettiği halde batıl peşinde koşan zavallılardır.

Sınava girdiği halde sınavda sorumlu olduğu kitabı okumaktan aciz bir Müslümanlar güruhunun kurtuluşu nasıl gerçekleşebilir?

Peygamberimizin örnek ahlakı ve has ibadeti ile yaşayarak gösterdiği, 23 sene gibi uzun bir müddet en ufak bir hadisede bile ayetle, vahiyle çözdüğü sayısız problemler ve aldığı isabetli kararlar ve verdiği hükümler ortadayken, teşkiline elçi olduğu din Kur’an ile kayıt altına alınmışken, kalp ve vicdan bunu emrediyorken bugün dine tabi olmamak, onu değiştirip insani hale çevirmek, sosyal bir hobi vesilesine dönüştürmek, şeytani din olan şirki hayata egemen kılmak isyan değil de nedir?

İnsanın daha fıtratta, hatta ilk insan yaratılmadan verdiği ahdin, her rekatta okuduğu Fatiha’nın bu cehalet ve gaflette yeri neresidir?

Kamil insan olmak, nefse egemen olmak, dini hatasız eda etmek kulların harcı olmasa da inşallah Allah katında ödüllendirilecek olanlar yalnızca ameller değil aynı zamanda gayretlerdir de. Yani beceremesek te gayretimiz hangi tarafta ve hangi niyetle amel etmeye çalıştığımızın ispatıdır çünkü O bize şah damarından da yakın olandır. Dolayısıyla moral bozmaya ve üzülmeye gerek yoktur. Yüce Allah rahmetinin çoğunu ahiret yurduna ayırmışken kurtuluş elbet mümkündür.

Ama bu ahval ve şerait içinde kurtarılmaya layık olan kaç kişi vardır? Allah kaçımızdan razıdır ki birileri bizim için şefaat edebilsin? Kur’an’ı hayata ne kadar rehber ediyoruz ki en büyük şefaatçi Kur’an bizim için huzurda mağfiret dilesin?

Din; iman, ibadet, ahlak ve salih ameldir. Salih amel içinde kötü amellerden sakınmak ve kötülerle mücadele etmekte vardır.

Günah ve sevaplar, küfür ve inançlar, helal ve haramların çoğusu bellidir. Bunların içinde büyükleri de küçükleri de mevcuttur ve her iyiliğin daha iyisi, her çirkinliğin de daha çirkini vardır.

Din kişisel olsa da kişinin ait ve mükellef olduğu en yakından başlamak üzere sosyal grupları, ki aileden başlayarak devlete ve tüm insanlığa kadar uzanır, akibette etkilidir. Çünkü kulun kendisini kurtarması ilk vazifesi, etrafına nur saçması ve nasihat vermesi ikinci vazifesi, kötülüğe aldanmamak için vereceği ilmi ve bedeni mücadele üçüncü vazifesi, kötülüğü yok etmek için vereceği hayati mücadele dördüncü vazifesidir. Bunların detayları ve sonuçları ise fıkıh ilminin sayfalar süren konusudur.

Ama hakikat ve tatbiki kolay olan bir şey vardır ki o da tüm hüküm ve istisnaların ayetlerde yazılı olmasıdır. Sonuçta Yüce Allah ayeti ile bildirmediği hiçbir şeyden insanı mükellef kılmaz. Yüce Allah unutma ve bilmemeyi istisna eder lakin var olan bilgiye ulaşmamak bu hükmü aleyhte bozar. Örnekleyecek olursak istiridyenin yenip yenmemesi hususunda dini bir hüküm yoksa başkadır, domuz eti haramken kulun bu emirden habersiz olmaması başkadır. İkincisi makbul ve muteber olmadığı gibi kulu isyana kadar götüren çifte kavrulmuş haramdır.

Ayetler anlayarak okunacak olursa, ki Peygamberimizin tüm hayatı bu ayetlerin tefsiri mahiyetindedir, iyi ve kötü çok net olarak karşımıza çıkar. Peygamberimizin bu ayetlere ilavesi olamaz, değiştirmesi olamaz, katkısı ve tamamlaması olamaz. Olursa bu dine beşeriyet katmaktır ki ilk insandan bu yana devam edegelen fıtrat dini ya da diğer adıyla tevhid dini olan İslam ancak ilahidir ve tamamen Allah’a aittir. Melekler ve tüm gayb alemi varlıkları dahil hiçbir beşer din adına hüküm koyma yetkisine sahip değildir ve bu kural özellikle Peygamberler için geçerlidir. Onların görevi sadece elçilik etmek, vahyi muhafaza, kayıt ve tebliğ edip yaşayarak göstererek tefsir etmekten ibarettir. Bunun ötesi düşünülemez, düşünülürse şirk olur ki bu en büyük şeytan aldatmacasıdır.

Durum buyken, dini has olarak Allah’a özgülemek ve başkaca ilah tanımamak demek olan tevhid, kurtuluşun tek ilacı ve gayesidir. Haram ve helallerin toplumlara ve zamana göre değişmiş olması dinin yenilendiği, evrim geçirdiği, dejenere olduğu, ciddiyetten uzaklaştığı anlamına değil, insanoğlunun alışkanlık ve hataları sebebiyle layık olduğu karşılığı bulması manasınadır. Yani azan toplumlarda haramlar çok, saygın toplumlarda helaller fazladır. Çünkü bu hem bir sınav hem bir ödül mekanizmasıdır aynı zamanda.

İnsan ise bencil ve acelesi tavrı ile hemen olsun ve gözüyle görüp ikna olsun, aklına yatsın ister.

Bu şartları karşılamayanlara ise direnir ve halen elde ettiği sosyal statü değişmesin, maddi zarara uğramasın diye mücadele eder ki bu dine tabi olmamak hatta karşı koymaktır. Peki bu ilahi emirlere direnmek kimin haddinedir?

Bazıları tabiatı, dünyayı veya kâinatı bir rastlantısallık ve yaratıcılık vasfı ile adlandırıp dini bir afyon olarak lanse etmek gayretindeyse bu onların kendi ukalalıkları ve cehaletleri iledir. Çünkü tabiatı da, kainatı da yaratan, aynı kaidelerle var eden, sorunsuz devamını sağlayan, mükemmel uyum ve işçilik gösteren bir ilahi güç olmalıdır ve bu güç Allah’tan başkası değildir. Hiçbir şey rastlantı veya tesadüf değil, hiçbir kaza kaza değildir.

Hayat tesadüf veya rastlantı olsaydı elbet bir yerde şaşar ve bozulur, varlıklar aynı düzeni muhafazada zorluk çeker, kaynaklar tükenir ve kaos ortamı doğardı. Kazalar kaderin uzantısı ve hayata geçmesi olmasaydı dünya sınavı adil olmazdı.

Bu anlatılanları kulun anlaması için elbet Kur’an’dan haberdar olması zorunluluğu vardır ki milyarlarca insanın onlarca asırdır hata aradığı Kur’an’da tek bir hata ve kusur bulunamamış olması en başta Kur’an’ın insan üretimi bir eser olmadığının da delilidir.

Kur’an ilahi ise O’nu bir yazdıran olmalıdır. Bu kainat ve hayat bir tesadüfler zinciri değilse ki değildir bir mimarı olmalıdır. İnsan nefes alıp veriyorsa bu hayatı bahşeden bir ilahi güç olmalıdır. Bugüne kadar insanlığın yaşadıkları ve dünya serüveninin sonrasında da aynı bu fani hayata benzer bir hayat olmalıdır ki ceza ve mükâfat mekanizması işletilebilsin.

Kalp ve akıl işte bu tespitler üzerinde fikir birliğine varırsa iman bahsinde ilk adım da atılmış olur ve iman tüm diğer ibadet ve amellerin nüvesi, itici gücüdür.

Allah’a, sistemine, varlıklarına, emirlerine riayet etmek ve gayba görmeden inanmak ise imanın gereğidir.

Görünmeyen veya henüz yaşanmamış olanı reddetmek en başta bilimsel değildir. Hipotez olarak varsayım sayılsa bile en azından doğruluğuna henüz leke kondurulmamış olan Kur’an bunu dediği için itibar etmek gerekir. Dahası değişik zamanlarda ortaya çıkmış nice kitap ve Peygamberler hep aynı mesajı vermişken bunların tümünü ve ahirete ilişkin ibareleri reddetmek ve bu hayatta fütursuzca yaşamak akıl karı değil, akılsızlıktır.

İnsan hiçbir kitap ve peygamber olmasa bile yıldızlara, çiçeklere, arılara, suya, ellerine bakarak iman edebilecek kapasite ve yaratılıştadır. Bu bile tüm bu varlık ve hediyelerin bir gerçek sahibi olduğunun ve tüm bunların birer emanet olduğunun ispatıdır.

Dahası hayatta var olan her şeyin bir sonu olduğuna göre ve yok olup giden her şeyin bir zaman sonra ve bir şekilde yeniden hayat bulması gözler önünde sürekli yaşanıyor olduğuna göre tüm bu canları alan ve veren, yaratan ve yok eden bir ilahi gücün varlığına delildir.

Uzatmamak adına iman bahsini ibadete ve amele taşımak gerekirse bu ikisi kulun önce kendisine ve sonra etrafındakilere iyilik etmesidir. İbadetin çoğu kulun kendi sevabı ve arınması ile alakalıyken, salih amel ve kötülükle savaş bahsi daha ziyade başkalarına yardım ve iyiliktir.

Sözgelimi; namaz kılmak kulun kendisine iyilik, başkalarına maddi-manevi yardım elini uzatmak, kötülükle cihad etmek başkalarına ve Allah’a yardım etmektir.

Salih amelin açığı da gizlisi de makbuldür.

Kötülüğün ise her türü zinhar yasaktır.

Din işte bu makbuller ve yasaklar bütünüdür.

Allah tevbeleri kabul edendir. Hatasız ve noksansız kul olmayacağına göre Yüce Allah’ın bu rahmet vesilesinden istifade etmek bizler için bulunmaz bir şans ve fırsattır.

Hiçbir vakit iman etmek için geç değildir. Hiçbir dert dermansız değildir. Dua ve şükür, sadaka ve tevbe küçük ve büyük günahları azaltan, bir ihtimal affına sebep olan güzelliklerdir.

Din bu kadar güzel ve kolay ama bir o kadar da dehşetli ve acımasızdır. Çünkü güzellikler misliyle ödüllendiriliyor da olsa kötülükler cezasız bırakılmaz ve hesabı muhakkak sorulur.

Eğer kulun sevabı az ise mağfiret kapısı her zaman açıktır. Günahları çok ise tevbe kapısı hep açıktır. Kalbinde iman ve imansızlık savaşları süregeliyorsa Kur’an sayfaları hep açıktır. Ama kapıları kapalı olanlar da vardır.

İmansız yaşayıp, salih amel icra etmeye vakti kalmadan iman etmek, mucizeler ve ölüm melekleri görüldüğü anda iman etmek makbul olmayandır.

Yüce Allah tüm kusur, günah ve hataları affedeceğini ama şirk suçunu affetmeyeceğini bildirirken şaka yapmayandır.

Şirk; inanmamak ve inkar etmek değil, Allah’a inanmakla birlikte O’nun kutsal ve Yüce kudretine eşler, ortaklar atamak ve şefaati, ilmi, hükmü ortaklar arasında pay etmektir. Şirk, küfür gibi inkâr değil, inancın yanına şeytanı, putları, aracıları, şefaatçileri, sahte rableri koymaktır.

Mesele o kada mühimdir ki yüzyıllardır tevhid ve cennet hayalleri peşinde koşan İslam ümmeti şirkten habersiz yaşadığı için kafir ve müşrik aynı tanıma sokulmuş, cennete giden yollar süslenirken, cehenneme götüren yollar mü’minlerden saklanmaya çalışılmıştır.

Oysa cehenneme götüren yollardan kurtulmadıkça cennete götüren yollara düşülemez. Şirk denen illet tanınmadan tevhid nuru tanınamaz. Allah bilinmeden, şeytana vakıf olunamaz. Kötülüğe meydan okumadan, nefse ve şeytana savaş açmadan iman mücadelesi kazanılamaz.

İşte Müslüman camianın asırlardır habersiz kaldığı bu şirk belası aslında Kur’an’ın en mühim iki mesajından biridir ve affı yoktur.

Bu mekanizma ayrı bir yazı konusu olduğundan burada sadece ana başlıklarına temas etmekle yetineceğiz. Şöyle ki şirk; şeytanın, ilk insan yaratıldığında ettiği isyan neticesi, Yüce Rabbimize verdiği ahdin, insanları Allah yolundan çevirme yemininin uzantısıdır. O demiştir ki; ‘ihlaslı kulların müstesna hepsini senin aleyhine kışkırtacağım. Onlara dört yanından yaklaşıp kötülüğü ve batılı süslü gösterip senin aleyhine kandıracağım.’ Yüce Allah ise bu ahde karşılık buyurmuştur ki; ‘Elinden geleni ardına koyma. Lakin senin imanlı kullarıma gücün yetmez. Kim ki sana ve soyuna uyar, hepsini seninle birlikte sonsuza dek cehenneme atacağım ve sürekli orada kalacaklar.’

Yeryüzündeki insan – şeytan rekabeti ve tevhid dini – şirk dini savaşı da işte bu ahidleşme gereği başlamıştır. Bunun yazılı olduğu yer ise ayetlerdir ve ayetlerden habersiz, Kur’an’ı Türkçe okumamaya inat eden Müslümanlar şüphesiz bu ahidlerden habersiz şeytanın oyunlarına düşmekte ve imanlarını bilerek veya bilmeyerek şirk ile lekelemektedirler.

Mesele önce sınavda tabi olunan konuları öğrenmek, dersine çalışmak, gereğini yapmak ve güzel not alabilmekken daha dersin adını ve mahiyetini bilmeyen Müslümanların hayat sınavını geçip ahiret müjdelerine varabilmesi mümkün müdür?

Rabbim tüm insanlığa akıl ve sağduyu nasip etsin.
Rabbim tüm kullarını Kur’an nuru ile aydınlatsın.
Rabbim gerçek Müslümanları hayata egemen kılsın.

Amin!

İman üzerine notlar

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

48 − 42 =