Anasayfa / İMAN ESASLARI / İman ve ihlasın düşmanları kimlerdir
imanilmihali.com
iman düşmanları

İman ve ihlasın düşmanları kimlerdir

İman ve ihlasın düşmanları kimlerdir ? İmanın ve güzelliklerin fitne ve fesat ile yok olmasına çalışanların maksadı nedir? Şerre hizmet edenler kimlerdir?

İman ve ihlasın düşmanları kimlerdir

İMAN VE İHLASIN DÜŞMANLARI KİMLERDİR?

Rabb’inin adını an ve bütün gönlünle O’na yönel. O, doğunun ve batının Rabb’idir. O’ndan başka ilâh yoktur. O halde yalnız O’nu vekil tut. [Müzzemmil, 73:8,9]

Allah’a teslimiyet basit ve kolay bir şey değildir. İnsanın iradesini sağlam kılabilmesi, zorlukların üstesinden gelebilmesi bıkkınlık ve yılgınlık rüzgarına kapılmaması için azamî derecede dikkatli ve gayretli olması gerekir.

Mü’min bunları yaparken sadece Allah’a güvenmeli, O’na rağmen başka bir sığınak ve destekçi aramamalıdır. Her şeyi O’nun istediği şekilde yapmalı ve sonucunu O’na havale etmelidir, ilâhî görev dahilinde gerçekleşen yorgunluk ve sıkıntıların karşılığını sadece Allah’tan beklemelidir. Söz konusu yorgunluk ve sıkıntıları kolaylığa ve dinlenmişliğe çevirecek olan sadece Allah’tır. Bunları uygulamada gerçekleştirebilmek için ise, Allah’la olan irtibat hiç kesilmemeli, yüce görevin/kulluğun şuuruna varmış bir halde, her an Allah’ı anıp, sadece O’na bağlanıp, sadece O’na yönelinmelidir.

Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl. [Müzzemmil, 73:10]

Mü’minler için, sadece Allah’a teslim olmayı ve kulluk görevinin gereklerini yerine getirmeyi engelleyecek şeyler veya kişiler mutlaka çıkacaktır, hep çıkmıştır.

Birileri, kendi yanlış gidişatlarını devam ettirmek, dünyevi çıkarlarını muhafaza ve idame ettirmek için, farklı bir gidişata sahip olanların bulunmasından ve onlar nedeniyle durumlarının deşifre olmasından, statülerinin bozulmasından rahatsız olacaklardır. Ayrıca, yanlışlıklarda menfaati olanlar herkesin kendileri gibi olması için çaba sarf ederler. Herkes kötü, herkes aşağılık, herkes kendi düzenlerine tabi ve herkes batıl olsun isterler. Amaçlarına ulaşmak için her şeye başvurur, her yolu ve yöntemi meşru görürler. Şeytan’ın tüm aldatmalarını, süslü göstermelerini fani bedenlerinde ve küçücük akıllarında kullanır, mü’minler üzerinde her türlü baskı, zulüm ve hileye müracat ederler. Böyle yaparak Hak dostlarını yoldan çevirmek ve kendilerine asker etmek isterler.

Oysa mü’min sadece Allah’ın askeridir ve hiçbir dünyevi çıkar veya duygu onu bu yoldan çeviremez, çevirmemelidir.

Mü’min tıpkı Resulûllah gibi, kalbi mühürlü, aklı kıt bu tür kimselerle karşılaştığında, onların neden olduğu sıkıntı ve zorluklara sabretmelidir. Eğer sabretmezse kulluk ve nasihat görevini yerine getirmesi ve başarıya ulaşması mümkün değildir. Fakat yanlış durumlarda, ortamlarda bulunmaya çalışmak, yanlışlıkları ilke edinmiş kişilerle öğüt verme dışında ve lüzumsuz süre bir arada olmak bu sabrı bozacaktır, maksadı ve hasılayı problemli hale getirecektir.

Dinde zorlama yok, tebliğ ve nasihat vardır.

Mü’min bu yanlış insanlar imanı gereği doğru yolu göstermeli, zorlamamalı, onlarla seviyesi düşük münakaşa ve küfürleşmelere girmemelidir.

Mü’min öğüde muhtaç olanlara söyleyeceğini söyleyip, bildireceğini bildirdikten sonra güzel bir ayrılışla bu tür kişilerden ayrılıp, uzaklaşmalı; onları aşağılık, rezil durumlarıyla baş başa bırakmalıdır. Ancak, bu ayrılış, o kişiler açısından öğüt görevini terk etmek, hakikatleri bildirmekten kaçınmak anlamına gelecek bir ayrılış olmalıdır. Bu ayrılıştan maksat, onların aşağılık durumlarına muhatap olup, onlar gibi aşağı konuma düşmemek, saçma, anlamsız, kaba, kötü söz ve davranışlarına dahil olmamak içindir.

Kur’an risâlet sürecinin her aşamasında bildirdi ki, mümin hakkın temsilcisidir. Onun hakkın temsilcisi olması ise, hakkın düşmanlarını rahatsız eder. Bir mümin düşmanlarını iyi tanımalıdır.

Bir müminin düşmanı, başta İblis ve onun çağrılarına olumlu cevap verme eğiliminde olan kendi nefsidir. Mümin bunları aşmalıdır. Onlara meyil etmemeli, teslim olmamalıdır.

Bir müminin başka düşmanları da vardır; bunlar İblis’in temsilcisi olan insanlardır.

Onların isimleri veya görünümleri toplumun veya zamanın değişimine bağlı olarak farklılaşabilir. Bazen Firavun, bazen Nemrut, bazen da Ebû Cehil, Ebû Leheb, Velid b. Muğire, As b. Vail…. vs isimler alabilirler. Ve bunlar her toplum ve her çağda değişik görünüm ve isimler altında muhakkak bulunurlar. Bunların temel özellikleri, yaratılış gayelerini unutarak yaratanlarına asi olmaları; heva ve heveslerine göre yaşamaları; Allah’tan başka rabbler, ilâhlar, melikler, putlar… edinmeleri; kendilerini her türlü sorumluluktan müstağni kabul etmeleridir.

Onlar, mal, evlat (taraftar) ve bilgi gibi imkânlar nedeniyle kendilerini yeterli bulup, zorbalaşan, zalimleşen kişilerdir.[ Alak, 96:6,7; Müddesir, 74:12-17; Kalem, 68:14; Tebbet, 111:2; Leyi, 92:11,18; Hümeze, 104:2-3]

Onların zulme uğrayan, yoksul, güçsüz, çaresiz, mazlum insanların durumlarını düşünmek gibi bir kaygıları yoktur; zaten bu olumsuz durumların doğrudan veya dolaylı failleridirler.

Kur’an, İblis’in adamlarını tanıtırken, müminlere yönelik doğrudan veya dolaylı mesajlar, emirler de vermiştir. Müminlerin, haksızlıkların, kötülüklerin, ahlâksızlıkların, zulümlerin faili olan bu şahıslara karşı tavırlarını net bir şekilde belirlemeleri gerektiğini; onların safında yer almaktan kaçınmaları, daha da önemlisi bazı gizli hesaplar nedeniyle onların yanında, safında görünmemeleri gerektiğini bildirmiştir.[ Müzzemmil, 73:10,11]

Bu nedenledir ki, müminler müşriklerle bir arada olmaktan, onlarla aynı evlerde, aynı safta, aynı ideolojide, eğlence ortamlarında, sohbet toplantılarında bulunmaktan özenle kaçındılar. Çünkü birçok ayet mü’minlere hep bu ayrılığı emretmiştir.

Zalimler topluluğu ile oturma. [En’am, 6:68]

Zalimler topluluğunun içinde bulunma. [Mü’minun, 23:94]

Zalimlerden olma. [En’am, 6:52]

De ki: ‘Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım’. [Şuara, 26:216]

Kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme. [Kehf, 18:28]

Dinlerini oyuncak ve eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bir tarafa bırak. [En’am, 6:70]

Ancak müminlerin gerçekleştirmeleri zorunlu olan söz konusu ayrım elbette ki sadece mekânları veya binaları ayırmakla değil, daha çok ve özellikle anlayış, tavır ve tutumlarla ilgilidir. Emredilen şey bir iman ve ahlâk farklılaşmasıdır. Zaten inanç ve ahlâklar farklılaştığı için diğer ayrımlar gerçekleşmektedir. Yoksa mekân ayrılığı sırf ayrı durmak adına girişilmiş bir eylem değildir.

Ayrı durmak; onlarla aynı tarafta olmamak, onlara ve baskılarına rağmen Hak’kın yanında yer almaktır.

Mü’minlerin bu düşmanları tanımasının ve uzak durmasının, batıla yenilmemesinin yolu Allah yoludur.

Zira yenilince ve Allah yolundan çıkıp zalime boyun eğince kulun ahireti te kalmaz, imanı da.

İman ve ihlasın düşmanları kimlerdir

Bu yazıyı okudunuz mu?

İmanın alfabesi

İmanın alfabesi

İmanın alfabesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir