Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / İman ve İslam aynı şey değildir
imanilmihali.com
İman ve İslam aynı şey değildir

İman ve İslam aynı şey değildir

İman ve İslam aynı şey değildir

Din, Yüce Allah’ın insanoğluna bahşettiği sınırları, emir ve yasakları ile ilahi buyruklarıdır ve asla değişmez. Yani ilk insan ile başlayan insanlık serüveninin fani hayatla son bulacak anına kadar bu din geçerlidir.

Lakin insan, zalim, cahil ve nankör olduğu için bu buyruk ve sınırları bir zaman sonra unutma ve hatta inkar noktasına varma eğiliminde olduğundan Yüce Allah her defasında insanlara kutsal kitapları ve peygamberleri ile seslenmiş, hatırlatmalarda bulunmuş, azgınlık durumlarına göre helal ve haramları değiştirerek ve dini yaşama şekillerinin ana ilkelerini uyarlayarak o zaman dilimi için makbul ve geçerli ilahi buyruklarını emretmiştir. Bu hatırlatmanın adı din değil, şeriattir ve her peygamberin bu manada bir şeriati vardır.

Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) ise ilahi vahye muhatap ve aracı olarak insanlara seslendiği İslam ile, Allah’ın dininin kemale erdiğini haykırmış ve diğer şeriatlerin, diğer peygamber ve kitapların mesajlarının Kur’an ile artık geçersiz kaldığını ve bundan böyle hakikatin ancak Kur’an’a uygunluk ile bulunabileceğini bildirmiştir.

Nitekim başkaca peygamber ve kitap gelmeyecek, İslam fani ve baki hayatın dini (son şekli) ve Allah katında da muteber olanı şeklinde sonsuza dek geçerli olacaktır. Bu da demektir ki İslam yaşayan herkes için ondört asırdır tek dindir ve bunun hilafına olan manevi hayatlar makbul ve doğru değildir.

Öte yandan yine değişmeyen bir cevher vardır ki iman’dır.

İman, dinin tamamından ve özellikle şeriatlerden farklı olarak içsel ve Allah ile kul arasında olan bir sevgi yumağı ve bağlılıktır. Özünde Allah’a inanma, güvenme ve saygı duyma olan iman, dinin feksefesine de, şekline de, varlığına da hitap eden bir gerek, nüve ve temeldir.

Kul, dini vesair surette yaşayabilir ve etrafındaki herkesi, inanmadığı halde, rol yaptığı halde kandırabilir. Yani din dışsaldır ve şekil ile etrafa yanlış mesaj verebilir. Kişi dindar görünüp devasa bir şeytan dahi olabilir, ikiyüzlülükle riya ile numara yapabilir ve dini hazetmediği halde en ala dindarmış gibi muamele görebilir. Zamane insanlarının çoğu maalesef bu haldedir.

İman ise içsel ve gerçek olduğu için riya ve numara yapmaya asla müsaade etmez ve ispatı, delili, varlığı sadece Allah’a malumdur. Bu nedenle amel ve davranışlar ne olursa olsun kişinin dinine veya yokluğuna hükmedilebilirken, imanın varlığına veya yokluğuna Allah’tan başkası hükmedemez. Bu yüzden de iman sadece Allah katında muteber bir üstünlük ölçüsü olan takvanın göstergesidir.

Allah’ın sınırlarına riayet, emir ve yasaklardan en çok sakınma demek olan takva şeklen bir kandırma olabilirse de gerçek takvayı bilen sadece Allah olduğundan ahiret tartısında kendisini belli eder. İman işte bu tartının ağır basmasına veya hafif kalmasına etki eder.

Ahirette kimseye dinin nedir, peygamberin ve kitabın nedir diye sorulmayacaktır. Çünkü bunlar malum ve şahitlidir. Yani dine ait meselelere meleklerin ve kulların şahitliği mümkündür ve insanlarla melekler sergilenen söz ve hallere göre şahitlik ederler.

Bu şahitlikte saklı olan niyetlerdir ki kulların ve meleklerin bunu bilmesi imkansızdır. Dolayısıyla şahitlik de söz konusu değildir.

İman ise sadece Allah’ın şahitlik edeceği, Allah’ın şahit olarak yeteceği bir nimettir. Din gününde mutlaka ve ilk önce en büyük nimet olan iman sorgulanacaktır. Neden din günüdür çünkü yaşamın tamamı din demektir. Kurallar ve ilkeleriyle birlikte yaşamın kendisi dindir ve bu anlamda kimse dinsiz olamaz. Nasıl kimse (haşa) Allah’sız olamazsa, dinsiz de olamaz. Kişi kafir, müşrik, münafık olur ama dinsiz olamaz.

Kişi imansız olabilir. Çünkü o denli kötü kalpli ve nankördür ki Allah tüm gönül gözlerini kapatmış ve kalbini karartmıştır ki o kişi inanç ve iyilik adına her şeyden mahrum bırakılmıştır. Bu kişinin hali ise imansızlık durumudur ve Allah imanı dilediğine verir.

Dine girmek ile iman etmek farklı şeylerdir ki imansız yaşamakta olan sayısız insan vardır.

“Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat İslam’a girdik” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.” (Hucurat 49/14,15)

Lakin acı olan cennetlere sadece iman edenlerin gireceğidir. Yani en sakallı, en tesbihli, en cuma’lı ve namazlı müslümanlar dahi MÜ’MİN olamazlarsa cennetlerden mahrum kalacak veya en azından uzun yıllar cehennem ateşlerinde terbiye ve ıslah edildikten sonra belki cennetlere kavuşabileceklerdir ki bu tamamen Allah’ın iradesi ve rahmetiyle mümkündür.

Kul, din ve imanı birbirinden ayırmak zorundadır ki iman yoksa din boş bir heves ve oyalanmadır. İçi boş bir çuval gibi yığılmaya mahkum din, içinde iman yoksa kula lezzet ve ikramlar sunamaz, secdenin hazzını yaratamaz, salih amelleri makbul kılamaz.

İçinde iman olan din ise mü’minlerin yaşadığıdır ve karıncanın ağzında taşıdığı bir damla suda bile Allah’ı görebilen bu kullar için cennet halen yaşamakta olduklarıdır ve daha güzelleri inşallah nasip olacaktır.

Cehennem ise imandan habersiz, imana saygısız, iman dilemeyen ve hatta imana düşman olanların yurdudur ki bunların affı ve kurtuluşu olmayacaktır.

Bu dünyada dincilik kisvesiyle münafıklık eden milyarlar vardır ki her birinin gönlünde sayısız ilah yatmaktadır. Para, makam, servetler, evlatlar, şeytanlar, putlar, dünya süsleri, nefisler birer ilahtır. Bu kimseler ibadet etmekle, tesettüre girmekle iman ettiklerini, iman ettikleri için günahların resetlendiğini, resetlendikleri için de cennete layık olduklarını düşünerek kaybettiklerinin farkında dahi olmazlar. İbadet ve nefis putları yakalarına yapışır ve bu hal üzere ölürler. 

Cennetliğim diyen bu yüzden cehennemdedir.

Dindarlar ise dincilerden nefret edenler, dini yaşamaya gayret edenler ve bağışlanma ve iman dileyerek, dualarında göz yaşları ile Yüce Allah’tan nefislerini temizlemesini isteyenlerdir. Dindarlar asla tam yapamadıklarını, her boş geçen an ziyanda olduklarını, iman olmadan dinin mana taşımadığını bilenlerdir.

Dinciler ise servetle şımaran, dine hüküm ekleyen, münafıklık eden, nefsini ve egosunu ilahlaştıranlardır ki bunlar büyüklenmeye ve ezmeye gayet müsaittir.

Dini yetersiz seviyede yaşayanlar için köpeğe bir bardak su vermek kafidir. İman sahipleri ise o hayvana verdikleri su ile şefkati de verenlerdir. İman sahipleri çiçeklere su verirken onları seven, konuşan, o yaprak ve çiçeklerde Yüce Allah’ın en güzel isimlerine rastlayanlardır.

Dini kafi olmayan miktarda iş olsun diye yaşayanlar bir parça bez, bir tesbih, anlamadan okunmuş üç beş sure, bir avuç sakal veya bir rekat namazla teselli bulurlarken, mü’minler geceler boyu göz yaşları içinde tevbe ve istiğfar ederler. Mü’minler anlayarak okudukları Kur’an’ın her bir harf ve ayetinde farklı dünyalar bulabilen ve kendisini hesaba çekenlerdir.

Bu nedenle kul din ve imanı birbirinden ayırmalı ve dini ne olursa olsun imanı olduğu müddetçe umudun her zaman var olduğunu ama yine imanı yoksa başını secdeden kaldırmasa bile cennetlere asla varamayacağını bilmelidir.

Şefaat sadece iman sahiplerine ve Allah’ın razı olduğu kullaradır ve ahirette kimse kimseyi kurtaramaz, kimse kimsenin günahını üstlenemez. Peygamberimiz kızını dahi kurtaramazken başkalarını hiç kurtaramaz. Kurtaran ve kurtarmayacak olan sadece Allah’tır.

Melekler ve kullar hatta peygamberler şahitlik de etseler, kalpleri bilen Allah gerçek niyetlere göre kulları tasnif edecek ve zalimlerle asla konuşmayacak, günahkarlara günahlarını sormayacaktır. Çünkü ahiret hesabı soru cevap şeklinde süregelen bir mahkeme değil, tebliğlerin yapıldığı bir akibet bildirme işidir.

Şefaat, helalleşme ve tartı sonrası Yüce Allah’ın rahmetinin sergileneceği nihai noktadır ve Kur’an en büyük şefaatçidir. Daha Kur’an’ı anlayarak bir kez dahi okumayanlar için yaşasın cehennem!

Son söz

Özetle, kul, din ve imanı tanımak, mahiyetlerini bilmek, müslüman olmakla yetinmemek mecburiyetindedir ki İslam’a tabi her kul için ilk hedef imana erebilmektir. Allah hidayet isteyene hidayet, azgınlık ve servet isteyene azgınlık nasip eder.

İmanı veren ve bilen, nefisleri temizleyen sadece Allah’tır.

Bu dünyada terbiye olabilenler için cehennem terbiyesine inşallah gerek olmayacaktır. Bu dünyada vazifesini yerine getiren, fıtri misaka sadakatle bağlı kalan, Allah’ın sınırlarına saygı gösterenler için cennetlere geçiş inşallah daha kolay ve çabuk olacaktır.

Ama vebal büyük, ateşler fenadır ve bu dünyayı cehenneme çevirenler için iş kötüdür. İman sahiplerini aldatanlar, eziyet edenler ile din ve imanı hak ettiği yere koymayanlar için akibetler fenadır.

Dini anlaşılmaz kılmak için arapçaya mahkum edenlerin, israiliyatı dine sokanların, hurafe ve rivayetleri din diye yutturanların, dine ve peygambere yalan söyletenlerin cezası inşallah ebedi cehennem ateşi olacaktır.

İman etmek, lutfetmek değildir. Aksine iman sahibi olmak demek Allah’ın bize iyilik ve ödül bahşetmesi demektir. Bizlerin imanına, ibadetine ihtiyacı olmayan Allah her şeyin sahibi ve Malikidir. Ancak iman ederek ve dine tabi olarak biz onurlanır, şan ve şerefe kavuşur, kurtuluş umutlarımızı yeşil tutarız. İmandan yoksun şehvet ve günahlarla dolu bir yaşamı tercih eder isek de bu umut çiçekleri solar ve kurur. Onları bir daha Allah dilemedikçe de kimseler yeşertemez.

O halde iman dinin vazgeçilmezi, Allah’ın, kitap ve peygamberlerin ilk emridir. Ve iman, dille geçiştirilecek bir zorunluluk asla değildir. Aksine iman, kalpte yaşatılması gereken yavru bir kuştur ki ihmal edilirse ya ölür ya yuvadan kaçar gider. 

Din ise genel anlamda ilahi kurallar bütünü olsa da zamana ve kitaba ve peygambere göre değişen şeriatler manzumesidir. farklı dinlerde olup iman etmek her zaman mümkündür. Ama iman eden birisinin bu zaman için (ondört asırdır) başkaca dine tabi ıolması mümkün değildir.

Hele ki dinen ve imanen yasak ve tehlikeli olan yanlışlıklara imza atarak şirk ve küfür illetine müptela olmak yapılacak en büyük hatadır. İnanmamak affedilebilirse de imanı saptırmak ve yedek ilahlara sevk etmek olası değildir. Küfrün her zaman kurtuluşu mümkündür ve kul her an bir vesile ile imana dönebilir. Ancak imanı tanıdığı halde reddeden ve kandırarak yedek ilahları devreye sokan münafık ve müşrikler için uyanma ve irkilme söz konusu olmayacağından kurtuluş da mümkün değildir.

Ecele kadar ki insan hayatı sınavdır. Ecel ile sona eren sınavda daha sonra sevap kazanma imkanı da bildiğimiz kadarıyla yoktur. O halde ahiret azığının bu dünyada hazırlanması, oradaki hasat da yüzümüzü güldürecek veya karartacak olandır.

Aklı olan her kul imanı ve Allah’ı ve dini bulmak zorundadır. Çünkü aklın bahşedilmesindeki hikmet budur.

İman, aklın rehberi olmalıdır ki kalbi ve beyni doğru istikamete sevk edebilsin.

İman ve İslam aynı şey değildir ve lazım olan ilk şey imandır. 

Allah, iman edenlerin dostudur.

Allah, şirk içinde ölenleri affetmeyecektir.

Allah, zalimlerin düşmanıdır.

Allah, her şeyin karşılığını zerrece haksızlık yapmadan verecek olandır.

İyiliklerin karşılığı misliyle, kötülüğün karşılığı ancak kendisiyledir.

Allah, iyiliği ve güzelliği emreder, çirkin işleri ve kötülüğü de yasaklar.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

58 − 54 =