Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İman yerine aman dilenenler
imanilmihali.com
İman yerine aman dilenenler

İman yerine aman dilenenler

İman yerine aman dilenenler

İman fıtratın gayesi, sınavın en değerli sorusu ve yaşam hedefidir, ecele dek kalpte tutulması gerekendir. İman, hem Yaratan’a saygı ve minnet duymanın, hem şeytanlardan korunmanın, hem hayata gaye ve anlam katmanın, hem akibette ahiret yurdunun esenliklerini dilemenin vazgeçilmezidir.

İmanı veren ve bilen Allah’tır. İman arayanın bu nedenle yöneleceği tek ilah Yüce Allah’tır ve O, “Ol!” deyince olduran, “Öl!” deyince öldürendir.

İman, bu denli kıymetli bir hazineyken bazılarının iman yerine aman dilenmesi akılların alacağı bir şey değildir.

İman lezzeti yerine, iyilik üzere yaşamak, kötülüğe bulaşmamak ve kötülükle mücadele etmek yerine, zalimlerden, şeytanlardan, münafık dincilerden aman dilenmek sadece küfür olmakla kalmaz kulu aynı zamanda başkaca ilahlara kaydırdığı için müşrik sınıfına sokar.

Buna rağmen, aracı ve şefaatçiler, himayeciler, yoldaşlar, gayedaşlar, makam sunucular peşinde koşanlar, hak etmediği kazançlar uğruna harama razı olanlar, menfaat kaybı veya ecel korkusuyla bu güruha teslim olup biat edenler, şeytanlarla yatıp kalkarak şeytanlaşanlar, kötülüğü vazgeçilmez sananlar, Allah’ın vaadini unutanlar iman değil aman dileyenlerdir.

Mücadele etmek ve direnmek yerine, yenilgiyi ne pahasına olursa olsun kabul edenler, dünyevi korku ve beklentielri adına ahiretinden vazgeçenlerin haksızlığa teslim olması dine de imana da sığmaz.

Çünkü din; iyilik üretmek, kötülükten sakınmak ve şerle mücadele etmektir.

İyilik üretmekten uzak, kötülükten sakınmada azimsiz, kötülüğe baş kaldıramayacak kadar korkak olanların imanının zayıflığı muhakkaktır ve fakat Allah iman dileyene, nasip edendir.

İmanı dilemek ve Yüce Allah’a gözyaşı ile yalvarmak yerine, aman dilediklerinin merhamet ve imkanlarına sığınanların dünyevi faydalar sağlayacağı muhakkak ise de ahiret kazançları yoktur ve hatta borçlu kalacaklardır.

Allah, hidayet dileyene hidayet, azgınlık dileyene azgınlık nasip eder ve fakat iman dilemeden aman dileyenlere razı olmaz. Kaldı ki kendisi yerine kullardan veya diğer yaratılmışlardan medet umanları asla affetmez ve onlar için derin cehennem çukurları hazırlamıştır. Bu kesime ait buyrukları ise bize bildirir ki kullardan aman dileyenler için cehennem ateşi sonsuzdur.

Yağcılık, yalakalık, yardakçılık, yalamacılık yaparak kudret sahibi olanlara yaranmak dileğindekiler, gerçek kudretin hüccet yani akıl, hakikat ve bilim olduğundan habersiz iken gerçek kudret sahibini tanımaktan da elbette aciz kalacaktır. Oysa mülk Allah’ındır ve insan cüzi iradesinden başkaca bir şey değildir. Tüm kainat ise kudret ve hüccetin mutlak ve tek sahibi Yüce Allah ile vardır ve O tek Yaratan’dır.

Yaratılanlardan aman dilemek başlı başına şirk ve erdemsizliktir ki sığınılacak, güvenilecek tek Veli de sadece Allah’tır.

En büyük korku ölüm veya yokluk korkusu değil, ahiret hesabını verememe korkusudur ve ateşler azaplıdır.

Aman dileyerek teslim olmak, pusmak, sinmek ilahi misaka ters düşmek, Allah’tan başkalarından korkmak, umutsuzluğa düşmek ve inancı yitirmektir ki böylesi dünyevi bir hayata razı olanlar için ahiret müjdeleri elbette olmayacaktır.

Olması gereken aman dilemek yerine dik durmak, karşı koymak ve mücadele etmek iken, eziyete razı olup can ve malları korumak hevesleri nafile umutlardan başka bir şey vermeyeceği gibi, kulu firavun zulmü altında inleyen İsrailoğulları ile aynı kefeye koyar.

Çünkü onlar sayısız eziyete ve tecavüze rağmen, açlık ve insanlık dışı çalışma koşullarına rağmen bir dilim katıksız ekmek ve ölmemek pahasına acılara razı olan, kurtulmayı hayal dahi edemeyen korkak zalimlerdi ve böylelikle de Allah’ın öfkesine nail oldular.

Allah’ın öfkesinden daha büyük bir hiddet ise zaten olası değildir. Bu öfke tabiri Kur’an’ın Allah’a atfettiği tek öfkedir ve zalim firavuna biat eden israiloğulları için kullanılması da ibretlik bir olaydır.

Zalimler sokaklarda, ekranlardadır. hayatın her köşesi zalim, baskıcı, haksızlıkla geçinen kimselerle doludur. Sokaklar hak etmediği mevkileri dolduran liyakatsizlerle doludur ve servetle şımaran kodamanlarla derin işbirliği içindeki din tacirleri ile iç ve dış din sektörü savunucuları bu adaletsiz sistemin devamını sağlamaya çalışanlardır. Bunlar için dini kullanmak normal ve hatta gereklidir. Bunlar din satarak, imanı unutturarak, başları ahiretten dünyaya çevirterek kulları ayartır, korkutur ve kendilerine benzetmeye çalışırlar.

Zulme sessiz kalmak da zulümdür ve hele zulme teslim olup zalimleşmek, Kur’an’ın düşmanlığına razı olmaktır ki bu bile tek başına afsızlığa mahkum olmaya yeter de artar.

İşin doğrusu ve güzeli ise o ezmeye çalışanlara, o yanlış statükoyu muhafaza etmeye çalışanlara karşı durmak ve hakkı tavsiye etmektir. Bu elle veya dille yapılabileceği gibi sadece kalple de yapılabilir ve fakat takiyye adına sinmek ve o gruba sığınmak, medeti onlardan beklemek demektir ve bu şirktir. Çünkü takiyye sadece can ve iman arası geçici süre için verilmiş ‘imanı inkar ruhsatıdır’ ve tehlike geçtiği anda gerçeğe dönmek ve asla o inkarı kalple yapmamak şartı vardır.

Oysa aman dileyenlerin takiyyesi, geçici olmadığı, tehlike baskısı azaldığında da devam ettiği, can verme noktasına asla yanaşmadığı ve başkaca yol ve kurtuluşlar olduğu için takiyye değil, düpedüz münafıklık ve müşrikliktir.

Yani takiyye ruhsatı bu aman dileyen grup için asla söz konusu değildir.

Olan, inkar ve isyanla kemikleşmiş derin ve koyu bir şirktir.

Bu dünyada bu aman dilemekle kazanılan beşeri zaferler kulu mutlu etse de, servetlere ve makamlara erdirse de ahireti silip süpüren gafletlerdir ve onlar için ahiret zaferleri hayal bile edilemez.

Aman dilenecek, iman dilenecek tek makam Allah’tır ve O, kulun kalbine göre veren, herkese hak ettiğini veren, duaları ve tevbeleri kabul edendir. O, kendisinden mağfiret dilenenleri, istiğfar edenleri geri çevirmeyen rahmetin kendisidir.O, şefkattir, şefaat tümden ve sadece O’na aittir.

Ama aynı zamanda o azabı ve tuzağı çetin olan, cehennemi inkarcılara mekan olarak hazırlayandır.

Cehalet ve nankörlük, gaflet ve delaletle düşülen bu yanlış kimselerden aman dileme hastalığı, şeytanın vesvesesi iledir ve şeytan Allah’ı unutturup, ahiret hesabını unutturup yaşamı sınavdan çıkararak gaye etmeye çalışandır.

Oysa bu dünya, içindeki tüm şehvet, açlık ve hırslarla, güzellik ve ayetlerle sadece bir sınav alanıdır, tüm canlar ve nefisler gibi fanidir. Baki olan ise sadece Allah’tır.

O halde iman dilenecek olan da, aman dilenecek olan da sadece Allah’tır.

Başkalarından aman dileyenler sadece yaratılışta verilen kabiliyetlere nankörlük etmekle kalmaz, aynı zamanda fıtri misaka sadakatsizlik ve Allah’a kullukta itaatsizlik günahlarını işlemiş olurlar.

Bu halleriyle de azaplara zaten müstehaktırlar.

Kurtuluş ve çare Kur’an’da ve imandadır.

İmanı veren Allah, geçmiş günahları da dilerse temizleyecek olandır.Çünkü o rahmet kapılarını asla kapatmayandır, niyetleri bilendir, acıyan ama aynı zamanda hesap sorandır.

Kul, aman dilemek yerine hata yapmamaya odaklanmalı, amanı zalimlerden değil Yüce Allah’tan dilemeli, emir ve yasakların takipçisi olmalıdır. Nefislerin temizlenmesi, iman bahşedilmesi ancak bu sayededir ve nefisleri temizlenen, imana erenlerin bu hayatı da inşallah ahireti de bahtiyardır.

Kişi ve makamlardan, varlık ve canlılardan aman dileyenler ise o aman dilendiklerinin vereceklerine razı olan, ilahi kattan mağfiret beklemeyenler, hesap günü şefaat dilemeyenlerdir.

Doğrusu daima ve sadece Allah’a tabi olmak, olan ve olacak, olmuş ve tasarlanan niyet ve amelde hak ve adaletten ayrılmamaktır.

Aman dilenenlerin kendileri amana muhtaç iken, aman dileyen ve dilenenler hep birden ateşe haşredilecekken bu yapılagelen gaflet, yanlıştan ve aldanıştan başka bir şey değildir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Meşru olan her şey caiz demek değildir

Meşru olan her şey caiz demek değildir

Meşru olan her şey caiz demek değildir Meşruluk; insanoğlunun kendi elleriyle yazdığı yazılı ve sözlü ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 + = 22