Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / İmana düşman olanlar
imanilmihali.com
iman düşmanları

İmana düşman olanlar

İmana düşman olanlar

Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. (Maide 5/3)

KAFİR, MÜŞRİK, MÜNAFIK, ATEİST, DEİST, SATANİST, PUTPEREST

KÂFİR

Bir şeyi örtmek, perdelemek, gizlemek, uzak durmak ve nimete nankörlük etmek anlamlarındaki “k-f-r” kökünden türeyen kâfir, sözlükte, bir şeyi örten, gizleyen ve nimete, iyiliğe nankörlük eden demektir. Bu kelimenin asıl anlamı bir şeyi örtmek, gizlemektir. Bu sebeple, gündüzü örtüp gizlediği için geceye, tohumu toprağa gömdüğü için çiftçiye ve kılıcı örttüğü için kınına kâfir denmiştir.

Din ıstılahında ise, Hz.Peygamberi ve onun Allah’tan getirdiği kesinlikle sabit olan şeyleri yalanlayan, tevatür yoluyla bize ulaşmış bulunan hükümlerden birini ya da bir kaçını inkâr eden kişiye kâfir, bu eyleme ise küfür denir. Eş’arî ve Mâturîdîlerin de içinde bulunduğu kelâm bilginlerinin çoğunluğuna göre küfür; zarurât-ı diniyyeden olduğu kesinlikle bilinen şeylerin tamamını veya bir kısmını kalben tasdik etmemek demektir.

İmam Gazzâlî küfrü, Hz.Peygamberin getirmiş olduğu şeyleri yalanlamak şeklinde tarif etmiştir. Kâfirler hakkında Kur’ân’da şöyle denilmektedir: “(Âyetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerindedir.” (Bakara, 2/161); “Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.” (Âl-i İmrân, 3/91). Kazib (âyetleri yalanlayan), mülhid, münafık ve müşrik kimseler de kâfir kavramının kapsamına girmektedirler. (DİB)

MÜŞRİK

Bir şeyde ortak olmak anlamındaki şirk kökünden türeyen müşrik, sözlükte, ortak koşan, ortak yapan demektir. Istılahta ise; Allah’a, ilâh, rab, ma’bûd oluşunda, sıfat ve fiillerinde eşi ve ortağı bulunduğunu kabul eden kimseye denir.

Başka bir deyişle müşrik, ulûhiyet özelliklerinden birini, bir başkasına veren kimsedir. Müşrik kâfirdir, ancak her kâfir müşrik değildir. Örneğin, mecûsîlikte olduğu gibi iki ilâhın varlığını kabul etmek hem şirktir, hem de küfürdür. Halbuki âhiret gününe inanmamak sadece küfürdür, şirk değildir. Nitekim Kur’ân’da da müşriklerle ehl-i kitap, kâfirlerin iki ayrı zümresi olarak açıklanmıştır; “Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar, ehl-i kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.” (Beyyine, 98/1) Allah’a şirk koşmak en büyük günahlardandır. Hatta şirkin Allah tarafından bağışlanmayacağı ve onun en büyük bir zulüm ve haksızlık olduğu bildirilmiştir (Nisâ, 4/48; Lokman, 31/13).

Şirk beş kısma ayrılır;

a- Şirk-i İstiklâl: birden fazla ilâhın varlığını kabul etmek. Mecûsîlerin ve Müşriklerin şirkleri ile Seneviyye (dualistler) buna örnek gösterilebilir.

b- Şirk-i Teb’iz: Hristiyanların teslis inancında olduğu gibi, Allah’ın bir olduğunu söylemekle birlikte, O’nun ilâhlardan meydana geldiğine inanmak.

c- Şirk-i Takrib: Allah’ı yaratıcı olarak kabul etmekle birlikte, O’na yaklaştırır veya şefaatçı olur ümidiyle başka varlıklara tapmak. Mekke müşriklerinin putlara tapmaları gibi.

d- Şirk-i Taklid: Başka birini taklid ederek, Allah’tan başkasına, putlara ibadet etmek ve onları ilâh olarak tanımak.

e- Şirk-i Esbâb: Eşyanın ve tabiatın hakikî müessir olduğuna inanmak, tabiatı yaratıcı olarak kabul etmek. Ancak meydana gelen şeylerin sebep sonuç ilişkisine bağlı olduğunu söylemekle birlikte, bunları yaratanın Allah oluduğunu kabul etmek şirk değildir. (DİB)

MÜNÂFIK

Kaybolmak, eksilmek, geçmek ve tükenmek anlamındake “n-f-k” kökünden türeyen münâfık, din ıstılahında, kalbi ile inanmadığı halde inkârını saklayıp, dili ile inandığını söyleyerek mümin görünen kimseye denir. Münafığın bu davranışına nifak denir.

Yüce Allah Kur’ân’da münafıkları; “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde “Allah’a ve âhiret gününe inandık” derler.” (Bakara, 2/8), “Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “inandık” diyen kimselerden ve Yahûdîlerden küfür içinde koşuşanlar (ın hâli) seni üzmesin.” (Mâide, 5/41) şeklinde tanımlar ve onların özelliklerini şöyle bildirir: Münafıklar, Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler, Allah’ı aldatmaya çalışırlar, namaza tembel tembel kalkarlar, Allah’ı pek az zikrederler, ne müminlerden yana ne de kâfirlerden yana olurlar, ikisi arasında bocalayıp dururlar (Nisâ, 4/139, 142); kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar, elleri de sıkıdır (Tevbe, 9/67); yalancıdırlar, yeminlerini kalkan edinirler, insanları Allah yolundan alıkorlar, gösterişlidirler, süslü konuşurlar, her gürültüyü kendi alayhlerine zannederler (Münafikûn, 63/1-4).

Hz. Peygamber de, münafıkların konuştuklarında yalan söylediklerini, verdikleri sözde durmadıklarını, emanete hıyanet ettiklerini, düşmanlıkta aşırı gittiklerini bildirmiştir (Müslim, İman, 107; Buhârî, İman, 24). Münafıklar görünüşte mümin oldukları için, dünyada Müslüman muamelesi görürler. Ancak âhirette cehennemin en alt tabakasına atılacaklardır (Nisâ, 4/145). (DİB.)

ATEİST

Felsefî bir kavram olan ateizm, Tanrı inancı karşısında tepkisel bir düşünceyi dile getiren dünya görüşünün ismidir. Ateizm kelimesi Yunanca da Tanrı anlamına gelen Theostan türemiştir. Bu kelimeden “Tanrı inancına sahip olmak”, “Tanrı’ya inanmak” anlamına gelen theism ortaya çıkmış; bunun karşıtı olan “tanrıtanımazlık” anlayışını ifade etmek için bu kelimenin başına, olumsuzluk bildiren “a” ön takısının eklenmesiyle türetilmiştir.

Ateizm kavramı, felsefî bir bakış açısını ifade etmenin yanında, belli bir yaşam tarzını ve davranış biçimini de dile getirmektedir. Bu anlayışı benimseyenlere ateist denir. Günlük hayatta, toplumumuzda bu kavramı ifade etmek için, inançsız veya inkârcı gibi kelimeler de kullanılmaktadır. Ayrıca dinî literatürümüzdeki zındık, mülhid kavramları da aynı manayı ifade etmektedir. Ateizm tarihte çok yaygın olmasa da eski dönemlerden itibaren günümüze kadar var olan ve bazı filozoflarca da dile getirilen önemli bir problemdir. Yüzyılımızın ilk yarısında tarihte hiçbir zaman olmadığı kadar yaygınlaşan ve kendine taraftar bulan bir düşünce akımıdır. Günümüzde ise eski gücünden uzaklaşan ve fikrî dayanaklarını da yitiren ideolojik bir tavırdır.

Felsefî tartışmaların yanında ateizm bazen ideolojik biçimlere sokulmuş ve bazı sosyalist yönetimlerin resmî politikası haline getirilmiştir. Bilindiği gibi Marx, Lenin ve Engels’in fikirlerinden hareketle sosyalist ülkelerde bilinçli bir din karşıtlığı politikası izlenmiştir. Ateizmi ilke edinen ideolojiler doğmatik, statik ve dayatmacı tavırlar sergilemişler; dinle ilgili eleştirilerinde karşı tarafa cevap verme ya da yanlış anlamayı düzeltme şansı vermemişlerdir. XX. yüzyılda ateizm adına ortaya pek çok şey konmuş, konuşulmuş, yazılmış ve çizilmiştir. Özellikle son dönemlerde ateizm adına yapılan şeylerin çoğunluğu ne yazık ki tutarlı ve insaflı fikrî tartışmalar olmak yerine, birer ateizm retoriği haline gelen ideolojik söylemler olmuştur. Yakından bakıldığında ortaya çıkan şeylerin daha ziyade ideolojik bilim, ideolojik felsefe ve ideolojik ateizm olduğu görülmektedir. Bu söylemlerin temelinde de pozitivist ya da materyalist esintiler bulunmaktadır. Felsefî tartışmalarda kendine güçlü bir zemin bulamayan ateizm kendine çağımızdaki bazı bilimsel varsayımların içerisinde yer aramaya çalışmıştır.

Bunların arasında Comte’un pozitivist; Feuerbach’ın antropolojik; Marx’ın sosyopolitik; Freud’ün psikanalitik ve Nietzche ile Sartre’ın varoluşçu ateizmi bulunmaktadır. Henüz kanıtlanamayan ve kanıtlanması da mümkün olmayan bu teorilerin etkisi ve gücü ise günümüzde oldukça zayıflamış, yaygınlığı da sona ermiştir. Tanrı’nın varlığı meselesi insanlığın ortak bir problemidir. İnsanların büyük bir kısmı Tanrı’nın varlığına inanmış ve varlığıyla ilgili çok güçlü kanıtlar ileri sürmüşlerdir. Tanrı’nın varlığına inananlar bu inancın felsefî, ilmî, teolojik, mistik ve moral temelleri olduğunu ifade etmiş ve bunları da tek tek açıklamışlardır. Ateizme yol açan gerekçelerin ise hiçbir bilimsel, rasyonel ve etik değeri bulunmadığını ifade etmişlerdir. İnançsız olduğunu söyleyenlerin büyük bir kısmında da, materyalistler dahil olmak üzere, zihinlerinde Tanrı’nın yerini tutacak ancak mahiyet itibariyle farklı olan değerler görülmektedir. Dolayısıyla mutlak bir ateizmden sözetmek imkânsızdır. Ateistler, bütün uğraşılarına rağmen Tanrı’nın varlığı aleyhinde güçlü kanıtlar ortaya koyamamışlardır. Buna karşın Tanrı’nın varlığı konusunda pek çok kanıt ileri sürülmüştür. Bu kanıtlar da ateistlerin “Tanrı yoktur” şeklindeki iddialarını tek tek çürütmektedir. Bunlar arasında da varlık (ontolojik), âlem (kozmolojik), nizam ve gaye (teleolojik), mistik tecrübe ve ahlâk kanıtları bulunmaktadır. Aslında kimileri için bu kanıtların dile getirilmesine dahi gerek yoktur. Çünkü Tanrı’nın varlığı insan için kanıtlanmaya gereksinim duymayacak kadar açık ve seçik bir konudur. Dolayısıyla ateistin inkârı şaşılacak bir şeydir. (DİB)

SATANİST

Satanist; Şeytana tapan anlamına gelmektedir. Satanizm, başlangıç itibariyle ortaçağ büyücülerine ve Hristiyanlıktan uzaklaşan ayrılıkcı gruplara (heretiklere) kadar dayandırılmış bulunan ve 19. Asrın sonlarında Amerika ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ortaya çıkan ve günümüze kadar düzensiz olarak da olsa devam ettirilmiş olan bir inanış ve uygulamadır. Satanizm; Şeytan’a, diğer bir ifadeyle Yahûdî-Hristiyan geleneği tarafından Tanrı’nın tam karşısında mutlak kötülük veya mutlak kötülüğün temsilcisi olarak tecessüm ettirilen şahsiyet veya prensibe ibadet etmek demektir. Aynı zamanda bu ibadet; Yahûdî-Hristiyan dinî tahakkümüne karşı bir başkaldırı hareketi olarak da tanımlanmaktadır.

Geleneksel satanizm; Hristiyanlığın Şeytan anlayışını, Hristiyan ahlâk ve felsefesini, Hristiyanlığın hayat ve dünya görüşünü temel alan ve fakat tamamen Hristiyanlık karşıtı bir görüş ve düşünceye sahip bulunan bir grubun temsil ettiği satanist anlayıştır. “LaVeyan Satanizm” diye de adlandırılan modern satanizm ise, Anton Szandor LaVey tarafından kurulan ve organize bir teşkilat haline getirilen satanist grubun adıdır. LaVey 1966’da San Fransisko’da Şeytan’ın Kilisesi’ni kurmuş ve onun baş rahibi olmuştur. LaVey, organize faaliyetlerinin çoğunu kilise mensupları dışındakilere çevirmiş ve kitaplar yazmaya başlamıştır. İşte bu tür faaliyetlerinin bir sonucu olarak “The Satanic Bible (Şeytan’ın Kutsal Kitabı)” 1969 yayınlanmış, onu 1972’de “The Satanic Rituals(Satanist Ayinler)” takip etmiştir. Üçüncü kitabı “The compleat Witch” ise Avrupa’da basılmıştır.

Özetle söylemek gerekirse modern satanizm, sembolizm, modernizm, bireycilik, ateizm, hedonizm, naturalizm ve hümanizm gibi unsurlara dayanmaktadır. Bütün kitabî dinlere göre, Şeytanın insanla münasebeti Hz. Âdem’e secde etme emrinin verilmesiyle başlar. Ancak şeytanın bu emri yerine getirmeyişi Allah’a “isyan” ve insana da “düşmanlık”la sonuçlanmıştır. Bu, bütün kutsal dinlerin ittifakla kabul ettiği bir husustur. Dolayısıyla Şeytan; bütün dinler açısından en uç noktada bulunan, kendisinden sakınılması gereken, dînin ve insanın karşısında yer alan bir yaratıktır. Bu özellikleri onu kötünün ve kötülüğün sembolü, temsilcisi ve tahrikçisi haline getirmiştir. İslâm dîni Şeytana uymayı ve onun peşinden gitmeyi şiddetle yasaklamıştır: “… Şeytanın peşine düşmeyin; zira Şeytan sizin açık bir düşmanınızdır. O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” (Bakara, 2/168-169) (DİB)

DEİST

Deizm veya Yaradancılık, mantık ve doğal dünyaya dair gözlemlerin kaynağını oluşturduğu; dini bilgiye dolaysız biçimde sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu sebeple vahiy ve esine dayalı tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancıdır. İnanışın tanımlanmasında kullanılan doğal din ya da doğal inanç kavramları, hiçbir aracı olmaksızın sadece akıl yoluyla kavranabilecek yalın bir Tanrı inancını belirtir.[6] Bu inancı benimseyen kişiye Deist denir.Deizm kavramı ilk olarak 17. yüzyılda özellikle İngiltere’de kullanılmaya başlanmıştır. Terim Lâtince Tanrı anlamındaki Deus sözcüğünden türetilmiş ve özgür düşüncelilerin Tanrı inancını belirtmede kullanılmıştır.

PUTPEREST

Yaradan yerine veya O’na ortak veya yardımcı, şefaat edici maksatlarla, insan yapımı, batıl, gerçek olmayan şeylere tapan, medet uman, kurtuluş için beklenti besleyen, af ve yardım dileyen, bu maksatla ibadet edip kurban veren kimseler için kullanılır. Yüce Rabbin varlığı kabul edilir ama O’na yardımcı olarak bu putlar kullanılır veya Yüce Rabbin varlığı yok sayılarak sadece bu putlara ve o putların temsil ettiği şeylere tapılır. Her iki halde de tamamıyla şirk kapsamındadır.

Putperestlikte maksat çoğu zaman bu el yapımı maddi şeylere değil onun temsil ettiği şeylere tapmaktır. Bu sayede can emniyeti sağlanacak, rahmet ve bereket elde edilecek, bazı güçler elde edilecektir. Cahiliye dönemlerinde ve tarihin karanlık sayfalarında kalan bu inanışın günümüzde çehresi değişmiş putların yerini; kişiler, para, dünya malları, güç, makam ve iktidar hevesleri almıştır. Bu anlamda putperestliğin adı dünyaperestlik olmuştur.

Velhasıl; yolu Allah’a çıkmayan, nuru Kur’an olmayan, rehberi Muhammed olmayan…KAFİRDİR!

Allah’ın çağrısına uyulduktan sonra O’nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında batıldır. Onlara bir gazap vardır. Onlar için çetin bir azap vardır.(Şura 42/16)

İmana düşman olanlar

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir