Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / İmana iman etmek
imanilmihali.com
İmana iman etmek

İmana iman etmek

İmana iman etmek

Din konusunda asırlardır sayısız âlim yorumda bulunmuş ve sayısız kitap kaleme alınmıştır.

Yüzyıllar içinde imanın ve İslam’ın şartları adı altında bir takım maddeler sıralanmış, fıkıh konularına dair sayısız eser verilmiş, akaid ve kelam üzerine pek çok söz söylenmiş, tevhid ve fıtrata dair sayısız yorum yapılmış ve nihayet on milyonlarca dua ve namaz kitabı basılmıştır. Hatta Yasin, Fetih, Mülk sureleri gibi başlıca birkaç sureyi barındıran (haşa) Kur’an’cıklar evleri doldurmuş, cevşen türü dualar ceplerde taşınır olmuş, karınca duaları, bereket duaları evlerin duvarlarını süslemiştir.

Açılan sayısız Kur’an (Arapça) kursları ile din eğitimi verilmeye çalışılmış, vaaz ve hutbelerde tamamı Müslüman olan cemaate hep mü’min diye seslenilmiştir. Dini filmlerde Peygamberin doğumu esnasında dahi sayısız mucize var gösterilmiş, diğer Peygamberlerden ancak bazıları öne çıkartılırken çoğu Peygamberin ismi anılmamış, kıskançlık ve cehaletle Hristiyanlık ve Musevilik dinleri sanki yanlış veya eski gibi gösterilmeye çalışılmıştır.

Bu süreçte İslam âlemi bir takım doğrulara zorlanırken, en temel hususlardan bazıları bilerek ve isteyerek gizlenmiş, din tamam olamayınca da olması gereken erdiricilik hayata geçememiş ve sokaklardaki din güdük kaldığı gibi insanlar da tevhidden habersiz şirke yem olmuştur. Yine benzer şekilde sokaklar haram ve günah yuvalarına dönerken, dünya cehennem hayatı yaşar hale gelmiştir.

Demek istenen şudur ki din insanlık tarihiyle birlikte hatta daha önce vardır ve dinsiz bir çağ yaşanmamış, Peygambersiz bir ümmet olmamış, Kutsal Kitap bahşedilmeyen bir topluma rast gelinmemiştir.

Sayısız kilise, sinagog, cami, ibadethane yapılmış, sayısız din adamı buralarda görev yapmış hatta din adına sayısız sefer ve savaşlar yaşanmıştır.

Lakin insanlığın bugün geldiği noktada din hayatın çok gerisinde ve dışında kalmıştır.

Buna sebep ise inançların sadece şekilsel ve yüzeysel yaşanmasıdır. Yani iman etmeden ibadete yönelmenin kaçınılmaz sonucu hem kötü ve çirkin bir dünya hayatı ve hem de ahirette cennetlerden mahrumiyettir.

Evvela şunları dikkate almak lazım gelir. Din âlimlerinin, hatta Hz. Peygamberin din adına söyledikleri ve yaptıkları şayet Kur’an ile emredilmiyorsa, Kur’an ayetleri ile bildirilmemişse beşeri bir yorumdur, din adına hüküm etiketi taşıyamaz. Âlimlerce dine dair belirlenen sayısal veya maddesel listeler onların yorumlarıdır, mezhepler aynı şekildedir, tarikatlar aynı şekildedir. Tamamı beşeridir, yoruma dayalıdır, mutlak değildir. Buradan da şuraya varacağız ki insanlığın dini yaşarken müracat edeceği yazılı eserlerin tamamı (Kur’an hariç) insan eliyle yazılıdır. Tevrat ve İncil gibi aslında Kutsal olan ve vahiy yoluyla gelen Kitaplar da tahrif edildiğinden bu kapsamdadır. Dünyanın ve insanlığın bugünkü acınası hali bizi dini ve gereklerini yeniden tarife zorlar. Detaylarda saklı bu cevaplar bulunamazsa insanlık yakın zaman sonra bugünkü haline bile muhtaç kalacaktır.

Bir de sünnet ve hadis konusuna değinmek lazım gelir ki maalesef günümüz İslam’ında özellikle mezhep ve tarikat İslam’ında sünnet ve hadisler, Kur’an’ın farzlarının üzerine çıkmış haldedir ve bazı şeyhler mürşit kabul edilerek adeta sahte Peygamber ilan edilirken insanlık imandan fersah fersah uzaklaşmıştır. Dine sokulan siyaset, menfaatçilik ve merdiven altı sözde dini eğitimlerle beliren yobaz zihniyet, ürettiği sahte hadis ve sünnetlerle dine yepyeni ama beşeri bir mahiyet kazandırmıştır.

Birde şuna dikkat etmek gerekir ki tüm cevaplar sadece ve en güzel şekilde Kur’an’dadır. Ayetlerde her şey vardır ve din Kur’an’dan ibarettir. Lakin maksatlı çevrelerin Muaviye denen müşrikten başlayarak dine soktuğu zehirli yılanlar nedeniyle israiliyat, arabizm ve hurafeler dine kanser gibi yapışmış, ayetleri hücrelere benzetirsek kanser pek çok hücreye yayılmıştır. Dahası bu ayetlerin kaydırılan anlamları ile özellikle iki şey büyük bir maharetle insanlıktan saklanmıştır ki İslam içindekilerin zavallı haline, İslam dışındakilerin İslam’ı terör dini görmesine sebep bu iki şeydir.

Bu iki şey; tevhid ve şirktir.

Tevhid, sadece Allah’a teslim olmanın, sadece Allah demenin, sadece Allah’a ibadet ve kulluk etmenin adıdır.

Şirk, şeytanın dinidir, Allah’a ortaklar koşmanın adıdır, başkaca ilahlar atamaktır, afsızlığa mahkûm tagutlaşmaların tümünün ortak adıdır.

Tevhid ve şirk birbirine tamamen ters ve düşman iki unsurdur ki tevhid imanla yoğrulmanın, şirk dini ve imanı rayından çıkarıp, dine beşeri müdahaleler katıp, kandırmanın, aldatmanın, cehenneme mahkûm etmenin ve yeryüzünde bozgunculuk yapıp insan değer kıymetli varlığı şeytanlaştırmanın adıdır.

Dini kitapların tamamında tevhide, inanca ve cennete dair hikâyeler, ilahiler, masallar bolca yer alırken şirke dair tek satır yoktur. Bunun sebebi Muaviye’den başlayan siyasi İslam ile dinin saltanatlara alet edilmesi gayretidir ve maalesef sorgulamaktan uzak beyinler her şeyin bir zıddı olan yaşamda tevhidin zıddını aramak zahmetine dahi girmemiştir. Oysa tevhidin tek düşmanı şirk dinidir, Kur’an’ın savaşı sadece zulümledir ve şirk en büyük zulümdür.

İnsanlar sadece tevhide yönlendirildiği için ölülere dua okumakla, Yasin suresini binlerce kez tekrar etmekle, anlamadan hatim indirmekle, duvarlara Kur’an musafları asmakla, hocalardan şifa beklemekle, dilek ağaçlarına bez parçaları asmakla meşgul edilmiş, put, şirk, müşrik, şeytan kelimeleri dini lugatlardan bile adeta çıkarılmış, unutturulmaya çalışılmıştır.

Tüm bu gayretler neticesi de İslam âlemi hurafeler, örfler, müdahaleler, beşeri eklemeler dini olmuş, farzlardan ziyade sünnetleri yaşar hale gelmiş, (haşa)aşırı yüceltmelerle Hz. Peygamber’e ve bazı kullara ilahlık vasfı dahi verilmiştir. Tüm bunların kaçınılmaz sonucu olarak da din Allah’ın dini olmaktan çıkmıştır.

Asla tesadüfi olmayan tüm bu şeytani müdahalelerin en temeli insanları Kur’an’ı anlamadan okumaya sevk etmektir. Şeytanın ilk gayesi de budur. Çünkü anlaşılarak okunan Kur’an insana gerçeği gösterir, tevhidi aşılarken, şirki tanıtarak şeytanlardan uzak durmayı öğretir. Kur’an anlayarak okunursa iyilik yapmanın dinin yarısı olduğu asıl ve daha önce kötülüğe karşı durmanın yani cihadın çok daha kıymetli olduğunu anlatır. Kur’an anlaşılarak okunursa şayet kula insanlık ve din serüvenini anlatır ve şeytanın ahdini tekrar ederek dünya sınavının mahiyetinin sadece İMAN ETMEK VEYA ETMEMEK olduğunu özetler.

Anlaşıldığı üzere şeytanlaşanların dine müdahaleleri ile bugün gelinen noktada İslam’ın şartları arasında bir şey noksandır ki bu şey kasıtlı olarak listeye eklenmemiş ve şirk gizlenmiştir. Oysa bu şey dinin manası, mahiyeti ve en temel farzlarıdır. Bu; Kur’an’ı anlayarak okumak ve zikretmektir.

Allah’ın ilk farzı olan bu husus İslam’ın şartları arasında yoktur ve Kur’an’sız bir İslam’a cevaz vermektedir. Bu ise şeytanlıktan başka bir şey değildir.

Tevhid konusundaki en büyük darbe ise İMAN kelimesinin kalbe sokulmadan dilde kalmasına gösterilen büyük özendir.

Kur’an’ın ikinci sıradaki emri yani farzı İman etmektir. Namaz kılmak gibi ibadetler ancak bu iki farzdan sonradır. Peki bu kelime İslam ve iman literatüründe hak ettiği yeri bulmuş mudur? Hayır!

İman bahsi, Müslüman ve mü’min arasındaki farktır. Varsa mü’min, yoksa Müslüman olunur ve cennetler ancak mü’minler içindir.

İslam’ın şartları arasında dille söylenen tevhid kelimesinin yeterli bulunması teknik olarak yeterlidir ama bu oyunun acı sonu imandan habersiz dev kitleler oluşturmaktır. Doğrudur, İslam’a girmekle, iman etmek ayrı şeylerdir ama burada özendirilmesi gereken şeyler ibadetler değil, iman etmek olmalıyken, şeytanlar ibadeti öne çıkararak namaz ve tesettürü dinin vazgeçilmezleri arasına koyarken, imanı unutturmaya en azından kıymet ve önemini hafifletmeye çalışmıştır.

Bu ise imansız toplumlar yaratmış, imandan yoksun, iman dilemek için dua etmekten yoksun zavallı İslam alemi şeytanlara yem olmaktan kurtulamamıştır. Kader, tevekkül, istiğfar, mağfiret, şefaat gibi süslü kelimelerle ve anlaşılmaz arapça sözlerle insanlık dinin özünü kaybetmiş ve başka bir din yaşar hale gelmiştir.

Bu satırları okumaya zahmet dahi etmeyen sözde İslam alemi, dinin en yüce maneviyatına sırt dönerek cennetlere gitme hayalindedir ama nafile hayatların ecelle gelen sonu kaçınılmaz olarak cehennem ateşleri olacaktır.

Ve bu Kur’an’sızlık gafleti tevbeye sığamayacak kadar büyük bir ihanet, imansızlık gafleti şefaate sığmayacak kadar büyük bir nankörlüktür.

Bu sebeple İslam’ın şartları diye sayılan (aslında bunlar ibadetin şartlarıdır) maddeler arasında Kur’an’ı anlayarak okumak ve bolca zikretmek ilk sırada olmalıdır.

İman, en azından tevhid ve şirk, dinin en temel kavramları olmalıdır. Olmalıdır ki iman edilmeden cennetlere girilemeyeceği bilinsin, tevhid yolunda yürürken şirk bataklıklarına sapan yollar ve etrafımızda kibirle gezinen şeytanlar anlaşılabilsin.

Yani Kur’an’sız din İslam değil, imansız yaşam erdirici değildir.

Bedevi gibi imansız bir İslam’a razı olanların ahirette bulacağı karşılık da bu nankörlüğe nispetle cehennem ateşleri olacaktır. Kur’an’ı anlayarak okumaktan imtina eden hatta Türkçe meal okumayı haram sayan zihniyetler içinse cennetler zaten haramdır.

İnsanlık imana iman etmemek hastalığından kurtulamadıkça, iman kalplere yerleşemese dahi dindeki en zirve yerine oturtulmadıkça insanlık bugünkü gibi kan ve göz yaşına mahkum, şeytanlara mahkumdur.

Ahirette sevinenler ise sadece Kur’an şefaatine mazhar olanlar ve iman edebilenler olacaktır.

Bu sebeple BERAT KANDİLİNİ eda edeceğimiz bu mübarek günde son söz olarak, ilk günden beri sayfalarımızda vurgulamaya bahsettiğimiz bu kritik ve hayati hususu tekrar ederek bitirelim.

Kur’an dinin tamamıdır, din Allah’ındır, iman edilmedikçe kimse cennetlere giremeyecektir.

Şeytanlar ve münafıklar şirk belasını unutturarak, siyasal ve kişisel çıkarlarını korumaya çalışmakta, insanları batıl aldanışlara sürüklemekte, tevhid masallarıyla avuttukları insanlara cennet arsaları satarken şeytani düzenlerin yeryüzüne egemen olmasına gayret etmektedir. Bunu becerebilmeleri için de insanları Kur’an’ın aydınlatıcılığından uzaklaştırmaları gerekir ki bu yüzden Kur’an Arapçaya mahkûm edilmiş, anlamadan okuyuşlar özendirilmiş ve israiliyat dinin en ince damarlarına kadar kanser hücresi olarak temas edebilmiştir.

Şirk; tevhid yolunda cennet hayalleriyle yürümeye çalışan Müslümanların ayaklarına dolanan dikenlerdir, yoldan çıkaran yanlış kılavuzlar ve mazlumların hak ve rızıkları ile beslenen zalimlerin şeytani tuzak ve tezgahlarıdır. Ama İslam alemi cehennem ateşlerinden korunmak yerine inatla ve aptalca cennet hayalleri peşinde koşmaktadır. Allah’ı sevmek yetmez ve korkmak da gerekir. Ahiret hesabında melekler de, Hz. Peygamber de korku ile titreyecek ise bu korku hafife alınacak bir şey değildir. Allah’tan korkmak ile bahsedilen de işte tam olarak budur.

Unutulmasın ki tevhid imansız olmaz, şirk şeytansız olmaz, İslam Kur’an’sız asla olmaz.

Kur’an’ı anlayarak okumak her Müslümana ilk sıradaki farzdır.

Ve herkes yaptığından mesuldür, en büyük şefaatçi Kur’an’dır, iman etmeden kimse cennete giremeyecektir.

İnsanlık ve bilhassa İslam alemi her şeyden önce ve daima İMANA İMAN ETMELİDİR.

Şefaat sadece Allah’ın razı olduğu Kur’an müminlerinin hakkıdır. 

En büyük şefaatçi Kur’an’dır, iman cennetlerin tek anahtarıdır.

İmanı yok sayan, imansız yaşama razı olan, imanın gereklerini yerine getirmeyen, imana iman etmeyen toplumların sonu … bugünkü gaflet, cehalet ve ihanet ortamıdır, şeytanlara yem olmak ve aldanmaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir