Anasayfa / İMAN ESASLARI / İmana şirk bulaştırmak nasıl olur
imanilmihali.com
İmana şirk bulaştırmak nasıl olur

İmana şirk bulaştırmak nasıl olur

İmana şirk bulaştırmak nasıl olur

“İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (En’am 6/82)

Yukarıdaki ayet ve benzer çok daha fazla ayet bize anlatır ki ahir zamanda insanların çoğu iman etmeyecek, cehennemler dolacak ve iman ettiğini sananların çoğu da imanlarına şirk bulaştıracaktır. Yine ayet bildirir ki şirk üzere ölmek afsızlığa tabidir. Peygamberimizin her gün bilindik ve bilinmedik şirklerden Allah’a sığınması bu yüzden boşuna değildir.

Şirk lanet bir illet ve cehennemlik bir günah halidir ki kısaca Allah’ı inkar etmeden yedek ilahlar, ortak ve yardımcılar atayarak ilahi nizam, kudret ve ilmi, yaratış, varlık ve yönetişi bölmek anlamı taşır. Yani Allah’tan başka ilah tanımanın aı şirktir ve bunun için o yedek tapılana ilah adı vermek veya ilah ediniyorum demek de gerekli değildir, ona biat etmek, yönelmek, ondan medet ummak, onun rızasını aramak, ona kalpte yer verip yüceltmek kafidir.

Şirkin imana bulaşması elbet büyük bir nasipsizlik ve zavallılıktır ki bugün İslam alemi imanla yaşadığını sandığı halde imansızlık denizlerinde kavrulmakta, sayısız ilah besleyerek ve büyüterek şeytana yardakçı olmakta, Kur’an’dan habersiz vaziyette ve ilahı mesajı bir kez dahi okumadan cehenneme sürüklenmektedir.

İlgili ayet Allah’ın ikaz ve ihbarıdır ki müjdeler sadece imana şirk bulaştırmayanlar içindir. Bu demektir ki imanla şirki aynı anda besleyenler için cennetler hayal olmaktan dahi uzaktır.

Peki insan nasıl olur da farkında olarak veya olmadan imana şirki bulaştırır?

Zayıf iman neticesi yedek ilahlar edinmek bunun ilk mertebesidir ki konfor, makine, kişi, para, tesettür, ibadet, servet, nefis putları buna örnektir. Dünya süslerine, maaşa, konfora, makineleşen dünyaya göre yaşamak, dini ötelemek, parayı verene biat etmek, kural ve kaideleri o statünün muhafazası uğruna belirlemek bu tür şirkler için kafidir.

Rızkı ve medeti başkalarından beklemek, başkalarının rızasını aramak, başkalarının haramlarına uymak, kişileri ilahlaştırmanın tarifidir ve tarikatlaşmalar, cemaatleşmeler bu şekilde cereyan eder. Tüm bu gafletlerde acı gerçek Kur’an’ın saf dışı bırakıldığıdır ve şirk bu sayede hayat bulur.

İmanı ve şeytanları tanımamak kanmanın davetçisi, Kur’ansızlığın ispatı, körlüğün delilidir.

Kişileri aşırı sevgi ile yüceltmek suretiyle melekleştirmek, günahsız ve din adına yetkili kılmak yanılgısı öncelikle Peygamber ve sahabeler için işletilen sinsi bir şeytani tuzaktır ki Yüce Allah defalarca Peygamberi beşer ve arkadaş olarak tanıttığı halde, birileri dine ve peygambere yalan söyletmek, uydurma hadis üretmek adına, çoğu zaman cehalet ve gafletle ama bazen de delaletle ilahlaştırmayı seçer, farkında olmadan din adına hüküm koyar mevkiye getirir. Oysa din sadece Allah’ındır. Peygambere düşen sadece tebliğ ve davettir, hesap sadece Allah’a aittir.

Korku ile vesveselere kapılmak, beşeri hayatın yokluk ve sıkıntılarından kurtulmak, parasız kalmamak, işi kaybetmemek, muhtaç duruma düşmemek, mevcut durum ve şartları korumak adına korkulara teslim olmak, korkutana biat etmek ve onun dilediği yaşamı yaşamayı seçmektir. Bu o korkulanın kaidelerini dinleştirmek anlamındadır.

Ahireti unutup fani dünyaya dalmak, dünya telaşı ile fani hayata dalmak ve ahireti unutmak şeklinde cereyan eden bu gaflet, korku ve sevgilerin yerlerini tamamen değiştirir, ilahi olanları beşeri veya batıl olanlarla saptırır.

Dini araç değil amaç edinmek, dincilerin yapageldiğidir ve dini menfaat aracı olarak kullanmak, makam ve mevkiler için dine yalan söyletmek, hatta din icat etmek şeklinde tezahür eder. Burada hem aldatan hem de aldanan olmak üzere iki grup vardır ve her ikisi de dini ve imanı tanımayarak, aklı işletmeyerek, münafıklık ederek cehenneme razı olurlar.

Nefse tabi olarak dünya süslerine meyletmek, her kötülüğün başıdır ve hesapsızlığı, ahiret sorgusunun inkarını beraberinde getiren bu gaflet, nefsi ilahlaştırmak, egoya göre yaşamak, kibirlenerek büyüklenmek ve neticede ezmek ve zulmetmekle şirke bulaşır.

Hesap ve mizanı unutup, hak ve adaletten sapmak, nefse ve dünya mallarına tamah etmek, maddiyata teslim olmak, maneviyatı terk etmektir ki bunun en doğal sonucu hak ve adaletten uzaklaşmak, ehliyetsiz de olunsa işlere talip ve sahip olmaktır.

Tevekkülsüzlükle gelen aracı ve şefaatçi arayışları, Allah’tan başkalarına güvenmenin veya Allah’tan umut kesmenin veya aceleciliğin bir uzantısı olarak kulu ahirette kendisini himaye edecek, Allah’a yakınlaştıracak kimseler veya varlıklar aramaya iter. Oysa şefaat tümden ve sadece Allah’a aittir ve Allah her kula şah damarından da yakın olandır. Din ferdidir, aracı yoktur, vebal ve akibet mustakildir.

Zulme karşı sessiz kalarak veya zulme razı olarak korkmak, pısmak, zulme direnmenin imandan olduğunu unutarak korkmakla gelen şirktir ki İsrailoğullarının canlarına kast eden firavuna biat etmesi buna örnektir. Çünkü bu susuş sadece takiyye değil aynı zamanda zulmün güçlenmesine destek olmaktır ki zulüm Kur’an’ın tek düşmanıdır.

Kur’an okumama, okunsa da anlamadan okuma sebebiyle hurafeleri, örfleri dinleştirme, dini Kur’an’dan değil hocadan öğrenenlerin, hayata ve dine akıl yoluyla ulaşmaya çalışanların genel yanılgısıdır ve bu imana şirk bulaştırmaktan da öte, doğrudan şirktir. Çünkü Kur’an’ı hayat dışına iten bir idrak din ve imandan nasipsizliktir.

Kur’an ve Peygamber üstü tartışmasız kitap ve kişiler edinmek, şirkin katmerlisi ama en yaygınıdır. Bu sayede tarikat mantığında olduğu gibi birilerince kaleme alınmış eserler (mişnalar) dine kaynak edilir, o kişinin sözleri ilahileştirilir, o kimsenin hayata bakış açısı dinleştirilir.

Dini Kur’an ve sünnet diye ayırarak kutuplaştırmak en sinsi oyun ve en büyük gaflettir ki Kur’an veya sünnet diye bir şey olamaz. tek bir sünnet vardır ve o da Allah’ın sünneti yani Sünnetullah’tır ve bu Allah’ın değişmeyen kaide ve kuralları demektir, denge, nizam, ölçü manasınadır. Peygamberin sünneti diye kast edilenler, peygamberin kendisine vahyedileni izahı ve yaşayarak örnek seviyede göstermesidir ve Kur’ani olmak zorundadır. Değilse, peygamber yanlış yapmayacağına göre, birilerince o uydurulmuştur. O halde sünnet Kur’an’ın izahıdır, ayrı bir şey değildir. kur’an ve sünnet diye tutturanların gayesi dinde iki başlılık yaratmak, Peygamberi dine hüküm koyucu noktasına taşıyarak ilahlaştırma gayretidir.

Dini tarikatlara, cemaatlere bölmek, mürşitte kaybolmak bir önceki paragraftaki gayeye hizmet eden parçalama ve sonra küçük parçaları yutma oyunudur ki Allah’ın ipi Kur’an’dır, din tamdır, tek parçadır. Bölünmek aldanmak ve kanmaktır ki her bir bölünüş dine düşman olmak, o tarikattan olmayanları din dışı saymaktır ki bunlar da şirkin pis kokulu ayak sesleridir.

Aklı işletmemek veya yanlış işletmek, aklı başkalarına teslim etmek (ortak akıl), şirke kanmak adına yapılan gafletlerin tamamında kalp ve akıl işbirliğinin önünü kese budalalık halidir, kanma durumudur ama mazeretsizliğe mahkumiyettir. Çünkü akıl insana Allah’ı, dini ve imanı bulabilsin diye bahşedilmiştir, cinlik yapsın, kötülük üretsin diye değil. vahyin de, Kur’an’ın’da, Peygamberin de anlaşılması, kainattaki ayetlerin görünmesi de ancak akıl iledir ve akıl batını yani içsel peygamberdir. Aklı inkar veya başkalarına teslim etmek şirktir.

Fıtri misakı unutmak, ahiretten vazgeçenlerin vefasızlığı, Allah’a verdikleri söze sadakatsizliği, doğru ve imanlı yaşama dair ettikleri ahde saygısızlıktır ki vebali büyüktür. Çünkü insan sadece Allah’a iman edeceğine, göndereceği kitap ve Peygamberlere itaat edeceğine söz vermiştir. Buna aykırı davranmak, yemini bozmaktır ve bedeli ağırdır.

Yanlış veliler edinmek suretiyle tagutlaşmak, müşrikleşmek, cehaletten veya menfaat arayışından kaynaklanan bir gaflet olarak daima ön plandadır ve aracı ve şefaatçi arayışıyla birlikte filizlenen bu gaflet, velileri hatta ölüleri ilahlaştırmakla, onlardan medet ummakla, onları ilahlaştırmakla son bulur. Bu gaflet sadece kandırmakla kalmaz, kanmalar kandırıcı olma sonucunu doğurur ve kalpleri kapkara olanlar artık sadece kanan değil aynı zamanda kandıran şeytanlar oluverir. Bunların literatürdeki adı insan şeytanlarıdır.

Servetle şımarmak, kibirle büyüklenmek, nimeti ve rızkı veren Allah’ın kimine az kimine çok verişinin, infak ve sabrı bekleyişinin tersine işletilmesi, yoklukta isyan, varlıkta kibir yoluyla ilahi nizama ve sınava karşı gelinmesidir. Zenginleşmek değil rızkı paylaşmak temelli dini, zenginleşmek yasak değildir diye değiştirenler, hediyeleşmek adına rüşveti, yatırım diye tefeciliği, helal diye haram kazançları mübahlaştırarak dine farklı istikamet verenlerdir. Servet biriktirme yarışındakiler bir zaman sonra endişe ve açlıklarıyla kibirle büyüklenir ve ezmeye, diğer insanlarla arasına set çekmeye başlar ki şirk o dakikalarda devreye girer.

Riya ve gösterişe saparak, gizli şehvetleri beslemek, münafıklık etmek dini yaşamakta karşılaşılan zorlukları yenmek veya dini menfaate alet etmek gayesiyle iki yüzlü davranmak, inanmadığı halde inanır görünmek, kalpten teslim olmadığı halde mü’min edasıyla dolaşmak şeklinde cereyan eder ve bunlar gizli şirktir yani kişinin açık beyanı olmadığı için ispat edilemeyen ama Allah’ın şahit olduğu şirklerdir.

Dinin özünü yok sayarak şekilciliğe bürünmek ve bu sayede diğer yaşam tarzlarını din dışı saymak da şirkle kardeş olmaktır.

Görüldüğü üzere, şirk her bakımdan beladır, lanettir, illettir. Buna tabi ve razı olanlar dünyalıklarla sevinir ama ahirette üzülürler. Bazen cehaletle ama çoğu zaman açlık ve hırslarla beliren şirk, sadece kulu değil toplumu da saran bir yaygın ve salgın hastalıktır ki ahir zaman bu müşriklerin çoğaldığı zaman dilimi olacaktır.

Müşriklerin çoğalmasının doğal sonucu olarak imanı elde tutmak ahir zamanda kor ateşi elde tutmak gibi olacaktır ama kazananlar daima iyiler ve Allah dostları olacaktır.

Çünkü insanların çoğuna uyulursa aldanılacağını açıkça bildiren Yüce Allah, yüz yedi milyar insan içindeki belki sadece yüz bin mü’minin cennetlere girebileceğini, diğerlerinin cehennemi ağzına dek dolduracağını buyurmakla dünya sınavının neticesini de bildirmektedir.

İman üzere kalanların azlığı dünya sınavının başarısızlığı asla değildir aksine bir tek kişi dahi imanla kalabiliyorsa bu sınavın ve insanlığın başarısıdır ama doğru ve hak olan tüm insanlığın hak ve hakikat olan imanda birleşmesidir.

Çünkü tüm insanlık Allah’a imana dair daha doğmadan söz vermiştir. Her bebek fıtrat üzere doğmuş, tüm canlar sahibinin emri ve ilmi ile ölmüştür.

İman etmemenin, şirke bulaşmanın vebali bu yüzden büyüktür ve muhtemelen derin acılarla gelen sonsuz cehennem hayatı şeklinde gerçekleşecektir.

İman edenler ise inşallah cennetlere mazhar olacaktır. Çünkü iman etmeden kimse cennetlere giremeyecektir ve ahirette edilen iman makbul değildir. Çünkü orada herkes istemese de gerçeği gözleriyle görecektir. Mesele imana bu dünyada erebilmek, Allah’a bu yaşamda teslim olmaktır.

Şirk koşmak veya imana şirk bulaştırmak yapılacak en kötü gaflet ve en büyük hatadır.

Çözüm ve çare Kur’an’da, asli fetva kalplerde, hakikat kainatı kaplayan sonsuz ayetlerdedir.

Çünkü iman, gerçeği görebilmek, gerçeğe teslim ve tabi olmaktır. Şirk ise batıldır, sanaldır, yalandır, fanidir.

Allah tek güvenilecek olandır, Allah’tan başka dost ve veli yoktur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an’ın savaşı zulümledir

Kur’an’ın savaşı zulümledir

Kur’an’ın savaşı zulümledir Zulüm sadce adam kesmek, adaleti engellemek değildir. Aksine zulüm çok geniş manada; ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir