Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / İmanı anlamak
imanilmihali.com
tevhid

İmanı anlamak

İmanı anlamak, iman etmenin ilk adımı ve vazgeçilmezidir.

İmanı anlamak

İmanı sadece İslam’ın şartı olarak kabul etmek yapılacak hataların en büyüğü ve dini anlamamış olmanın adıdır. Çünkü iman bu dar tarife sığamayacak kadar geniş bir deryadır ve her şeyin başı, yaşamın gayesidir.

İmanı veren Allah, imanı bilen yine sadece Allah’tır. Bu iman bahsinde öğrenilmesi gereken ilk husustur ve elzemdir. Takva bu nedenle dünyada değil Allah katında bir üstünlük derecesidir.

İman, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret ve kadere, bizatihi Yüce Allah’a inandım demekle geçiştirilemeyecek kadar kati bir yemin, içsel bir teslimiyet ve önemli bir ahiddir. Cennete iman etmeden girilemeyeceği hatırlanırsa bu önem daha iyi anlaşılır.

İmanın yüzeysel ve şekli olması yapılabilecek en büyük hatadır ki bu tür imanın sahibine de etrafına da faydadan çok zararı vardır. Çünkü bu yanılgı hem akibeti karartır, hem düzelme umutlarını yok eder hem de insanı beyhude bir güvene iter. Dil ile ikrar etmekten ibaret bu tür iman tahkiki ve tafsili olamayacak kadar yüzeysel ve geçicidir, muhafaza ve idamesi zordur, kalıcı değildir. Bu iman türü amel ve ibadetleri beslemekten, ahlakı rotaya oturtmaktan da mahrumdur.

Tahkiki ve tafsili iman ise kalp ile desteklenen, dil ile cesurca ifade edilen, söylenenin gereğini amellerle desteklemeyi gerekli kılan, akli idrake ve araştırmaya, tam kanaate dayanan imandır ki arzu edilen iman türü budur. Yani okuyup anlayarak, öğrenerek, neden ve nasılını anlamaya çalışarak, detaylı ve en derin noktalarına kadar anlayıp sonra tüm kalple yapılan iman türü olan bu yaklaşım beraberinde doğru ve güzeli de getirecektir. Kalıcı olan ve istenen iman şekli de budur.

İcmali ve taklidi iman ise detaya girmeden, inandım diyerek geçiştirilecek, araştırmak yerine görerek ve duyarak, anlatanlardan esinlenerek sahip olunan zavallı imandır ki yokluğundan iyi olsa da yeterli değildir.

İman, tahkiki ve tafsili olduğunda kulun nefsini zorlar, sıkıştırır, terbiyeye zorlar. Gözleri dünyadan ahirete çevirir ve fıtratın anlaşılmasını sağlar. Maneviyata dayalı, aklı kullanan ama ruha ve kalbe hitap eden bu iman türü, insanı kul yapmaya yakın olandır, günahkar ve aciz olduğumuzu kabule zorlayandır.

İslam, gönülden, tam idrakle, iman edileceklerin tamamına tüm kalple imanı ve teslim olmayı gerektirir. Söz gelimi rahmet Peygamberini baş üstünde tutup diğer peygamberlere saygıda kusur etmek, diğer peygamberlerin dinini eski ve demode diye tanımlamak hakiki imana sahip olunmadığını gösterir. Çünkü Allah’ın dini tevhiddir, tektir. Tüm Peygamberler O’nun sevgili kulları ve elçileridir ve bozuk ve pis ve demode olan insanların o dini getirdikleri haldir, getirdikleri dinin kendisi değildir.

Keza kutsal kitapların tamamı tahrif edilmemeiş orijinal halleriyle ilahi kattandır, mübarek ve doğrudur. Kötü ve pis olan insanların o kitaplara yaptıkları müdahalelerdir.

İşte iman sahiplerinin peygamberler ve kitaplara arası ayrım yapmalarındaki kusurda buradadır. İmanlı kalp, tüm kitap ve peygamberleri kutsal sayan, Allah’ı dinin tek sahibi görendir. Peygamberler dinin sahibi değil, elçileridir. Bu nedenle peygamberler farklı da olsa din aynıdır, bütündür, kutsaldır. Dinde değişen sadece helal ve haramların miktarıdır ki bu daha ziyade toplumların azgınlık derecesiyle alakalıdır. Yoksa dinin özü, emir ve yasakları, şart ve kaideleri asla değişmez. Dinin yıkmaya çalıştığı tabular da değişmez.

Gerçek iman odur ki dini ait olduğu yere yükseltir, ayetlerin tanınmasına ve egemen kılınmasına yardımcı olur, bedeni ve nefsi dünyevi arzuların cılızlığından kurtarır, rahmet ve hikmet kapılarını sonuna kadar açar.

İmanlı kalp; nimete şükredip yücelen, dua ile aczini itiraf eden, tevbe ile nasiplenen, huşulu secde ile miraca yükselendir. İmanlı gönül, karıncayı incitmekten korkan yufka yürek, başkalarının dertleri için göz yaşı döken Hz. İbrahim ruhudur.

İman, melekleri mü’min dostu, kafir düşmanı görmek, onları anlamak, sevmek, aralarında ayrım yapmadan kabullenmek, onlara cinsiyet, soy, sop yakıştırmamaktır.

İman, kaderi ilahi yazgı kabul etmek, ibram’ı (son ve kesin kader belirlme yetkisini) sadece Allah’a teslim etmek, sadece Allah’a sığınıp güvenmek, elden geleni yaparak sonucu Allah’a havale etmek ama kulun cüzi iradesini ve sorumluluğunu yok saymamaktır.

İman, ahiretin, hesap ve mizanın, helalleşmenin, cennet ve cehennemin hak olduğunu idrak ve tartının zerrece hak ve adaletten sapmadan yapılacağına, hesap sorucu olarak nefsin yeteceğine itimattır.

İman, Yüce Allah’ın tek ve muktedir oluşuna yemin etmek, şeytanın en büyük düşman olduğunu itiraf ve iblisin ahdinin dünya sınavına esas olduğuna dair inançtır.

İman; şeytana karşı, şeytanın soyuna ve nesline karşı, askerlerine ve evliyalarına karşı tek koruyucu kalkandır.

İman, Allah ile yatıp Allah ile kalkmak, Allah rızasını tek gaye edinmek, Allah dostlarına dost olmak, doğru yoldan ayrılmamak, Kur’ani İslam’ı yaşamaktır.

Mü’min; Allah’a teslim olan değil sadece Allah’a teslim olandır.

İman; tevhide asker, şirke düşman olmaktır.

İslam, huzur, barış, esenlik ve sadece Allah’a teslimiyettir.

İmanın tadı kalpte, ispatı gönülde, imzası Allah katındadır. İmanı anlamak has ve doğru olanın karıdır. İhsan ve kamil kullar için iman insanlığın en büyük erdemi ve faziletidir. Çünkü insanın yaratılış gayesi zengin olmak, mevkilere sahip olmak değil kul olabilmektir.

Kur’an ve tüm diğer ilahi kitapların bu yüzden ilk ve temel mesajı imandır. Tüm ibadetler, ahlak ve salih ameller imana bağlı ve iman olmadan makbul olmayan işlerdir.

İmanı veren Allah, dilediğini yapan ve herşeyi bilen Allah’tır. Şükür, dua, tevbe gibi nimetlerin gayesi kulun nefsini temizlemesi için Yüce Allah’a yakarabilmesi için bahşedilmiştir ki Allah affı bol olan Rahman ve Rahim’dir. O tevvab’dır. tevbeleri çokça kabul edendir.

Kimse udül (günahsız) değildir. Marifet günah işlediğinin farkında olmak, af dilemek ve affa mazhar olabilmektedir. Huşu yani samimi olarak Allah’a yönelmenin gereği de buradadır ki has olmayan, muhabbetsiz uzanan eller Rabbimizin teveccühüne mazhar olamaz.

İman, kalbi bir mesele olduğundan başkalarının onu görmesi, şahitlik etmesi de mümkün değildir. Omuz başlarımızdaki meleklerin bile bilebildikleri sadece söylediklerimiz, yaptıklarımızdır ki niyetler bu mübarek meleklere bile saklıdır. Niyetleri bilen sadece Allah’tır, imanı bilen sadece Allah’tır ve amel defteri ne derse desin hüküm yalnız Allah’ındır.

Şefaate de inşallah vesile olacak iman sayesinde kul günahlarından affa uğrayacak, hata ve noksanları yüzünden kötü akibetlere mahkum olmayacaktır. Lakin iman sahih ve tam değilse, berzah ötesine itimatta sıkıntı var ise kulun akibette karşılaşacağı muamele de sınırlı ve iç karartıcı olacaktır.

İmanın şakası yoktur. İman yaşamın gayesi ve dinin ilk ve en önemli emridir.

Sadece inanmak elbette yetmeyecek amel ve ispat gerekecektir. Lakin amelsiz iman veya imansız amel tercihinde seçilmesi gereken imandır. Çünkü insanı yokluğa mahrum eden noksan rekatları değil, sahip olamadığı imanıdır.

Takva Allah katında üstünlük derecesidir. Bu değeri dünyaya maletmek, şekli İslam’la takva ispatına soyunmak riya ve gösteriştir ki bu bile başlı başına şirktir.

Kibir ve hırsla şeytani emellere alet edilen takva gösterilerinin de sahibine belki bu dünyada faydası olur ama onların ahiretten nasibi yoktur, olmayacaktır. Çünkü kulun Allah katında göreceği saygı ve değer bu dünyada Allah’a, Kur’an’a ve Peygambere gösterdiği saygı ve sevgi nispetindedir.

İman, kalp işi olduğundan tesettürle, şafşatalı iftar sofralarıyla garantilenemeyecek bir meziyettir. Başlı başına bir lütuftur. Cehennem için yaratılan insan ve cinler ibaresiyle kast edilen insanların çoğunun cehenneme mazhar olacağıdır ki başı ve sonu bilen Allah, zaman ötesine ilim ve kudretiyle hakimdir. Kulun gayesi bu çoğunluktan kurtulmak, fark yaratmak ve halis kul kalabilmek olmalıdır. Çünkü ayetin buyurduğu gibi insanların çoğu iman etmez ve insanların çoğuna uyan sapar.

Bu da bize gösterir ki dünya insanlığının çoğunun doğru kabul ettiği şeyler, yapmakta oldukları ameller, gerçek diye akıllara yer ettirilenler, oluşturulan algılar beşeridir, faydasız ve gerçek dışıdır. Gerçek ve güzel olan ise hak ve adil olandır. Bunların adresi, listesi, tamamı ise Kur’an’dadır.

Kur’an bu yüzden dinin tek kaynağı, nurudur.

İmanı anlamak işte bu yüzden önemli ve gereklidir. Beşeri dinden Kur’an İslam’ına, batıldan hak olana, çirkinden güzele, maddiyattan maneviyata, dünya hayatından berzah ötesine geçebilmek, kainatta ve bedende seyahat edebilmek ancak tahkiki ve tafsili imanla mümkündür.

Rabbim kullarına iman ve ıslah nasip etsin.

Rabbim nefislerimizi temizlesin, gönül gözlerimizi açsın.

Rabbim bizi imansızlar, sahte imanlılar sürüsünden ayrı eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir