Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İmanı bozan haller
imanilmihali.com
İmanı bozan haller

İmanı bozan haller

İmanı bozan haller

İman, İslam’ın da, ahlak ve amelinde, hayır ve hasenatın da abdestidir ve din adına ne varsa ilk adımdır. Tüm niyet ve ameller bir tepsi baklava ise iman onun ballı şerbetidir.

Ahir zamanın şeyhleri, müftüleri, ekranlarda baş gösteren alim kıyafetlileri, sürekli abdesti nelerin bozacağını, namazın nasıl kaza edileceğini, orucun nasıl başlayıp biteceğini anlatır dururlar.

Oysa sanılmasın ki din budur. Abdest, namaz, oruç dinin tamamı ve tamı nasıl olabilir? Ruhsuz beden hayat bulur mu? Abdestsiz namaz olur mu? Güneş doğmadan gün başlayabilir mi?

Bu efendiler işi öyle bir hale getirdiler ki sanki bu din, abdestin nasıl alınacağından, nasıl örtüleneceğinden, oruç ve namazı neyin bozacağından başka bir şey değildir.

Oysa oruç, abdest, namaz dediğin iman varsa vardır, yoksa yoktur.

Orucu bozan şeylerin ezberi zor değildir, namaz, hac, oruç bilmesi, yapması, öğrenmesi kolay olandır. Asıl imanı bozan haller nelerdir onu bilmek lazım gelir. Şimdi imanı bozan şeylerden bahsedelim de abdestimiz tutsun hele.

İmanı bozan haller dedik ya;

kul hakkı yemek
emeği hiçe saymak
işi ehline vermemek
hırsa kapılmak
adam kayırmak
işine ve tartıya hile karıştırmak
zayıf bulunca zulmetmek
büyük görünce dalkavukluk etmek
topluluğa fitne sokmak
bölüştürmek değil bölücülük yapmak
dostunu dahi kıskanmak
bugz beslemek
kötü zan beslemek
yalan söylemek
kin beslemek günahlarını, haramlarını işleyenler, işletenler kimlerdir?

Bunca günahı işleyip ortalarda salınanlar kimlerdir? Ortada salınanlara kananlar, aldananlar kimlerdir? Kimdir bu vebalden korkmayanlar? Allah rızasını kaybetmekten daha büyük bela yokken kimdir bu ahmakça ortalıkta gezinenler? Bu günahlara dem vurmadan dine ibadet kıyafetini giydirip ortalığa salanlar kimlerdir? İman lezzetini demeden, şeytanı, şirki anlatmadan kimdir halkı tevhid masallarıyla, cennet hayalleriyle kandıranlar?

Bu modern zaman şeyhleri için ne demiş merhum Ahmet Yesevi;

ağlaması göz boyar
her gün ayağı kayar
kendini adam sanar
ahir zaman şeyhleri

başına sarık sarar
kendine mürid arar
ilmi yok neye yarar
ahir zaman şeyhleri

dünyaya kucak açar
zoru görünce kaçar
her yana küfür saçar
ahir zaman şeyhleri

Dünya telaşına dalıp, faniliğe aldanıp, şeytanlara uyup binbir türlü günaha dalarız da umrumuz olmaz. Aman ha! Abdesti bozan haller mühim.

Namaz kaza olunca da ilacı belli, oruç kaçınca da. Asıl imanı bozan haller nedir? İşlenen nice günahın ilacı, reçetesi nedir, nerdedir?

Diyelim o halde günah hastalığının ilacını.

Merhamet dağından toplanmış tevbe kökünü
istiğfar yaprağı ile karıştırıp
gönül havanına koyduktan sonra
tevhid tokmağı ile döveceksin
ihsan eleğinden eledikten sonra
göz yaşı ile hamur edip
aşk ateşinde pişireceksin
muhabbet balından da birazcık karıştırıp
sabah akşam kanaat kaşıgıyla
azar azar yiyeceksin.

İşte günah ve haramın ilacı, devası, şifası budur. Bunlar yok ise ne namaz namaz olur, ne abdestler tutar.

Cenab-ı Hak tevbe edenlere rahmetiyle yüce mertebeler vaadetmektedir. Bunlardan biri de günahların sevaba dönüşmesidir. Bu nasıl olur diye tereddüte düşmeye de gerek yoktur, bu bir ilahi müjdedir. Bunu tartışmak dahi aptal işidir. İlahi rahmet bu kadar geniştir.

Bize inanıp teslim olmak, ona güvenip rahmete koşmak gerek. Yüce Allah kuluna gönlündeki iman ve niyetine göre muamele eder. Allah diyen mahrum olmaz.

Allah tevbe edenleri sever ayetiyle, şüphesiz Allah günahla imtihan olup tevbe eden mü’min kulunu sever hadisiyle günaha bulanmış kulun kalbini çelmeye yeter de artar bile.

O halde akıllar ve gönüller öylesi bir imanla dolmalı ve taşmalıdır ki; dudaklardan aşklar, sevgiler, güzellikler dökülsün, kulaklar sadece iyi sözler duysun, kuşları, rüzgarları dinlesin, gözler yıldızlarla raks edip, çimenlerle, böceklerle oynaşsın, saçlar, kaşlar rahmet rüzgarlarıyla uçuşsun, eller aşka, ateşe, Rabbe ulaşsın, ayaklar hayra, hasenata koşsun koşar adım, yürekler Allah diye çalkalansın, akıllar Allah ile dengelensin.

Yağan yağmurun, havadaki kuşların, salınan yaprakların tesbihleri kulakları sağır etsin, titreyen taşların korkusu, doğuran gebelerin şefkati, rızık arayan karıncaların ayak sesleri dolsun kalplere, yarılan çekirdeğin, tomurcuklanan filizin, kabaran toprağın, mis gibi kokan gülün tadı yayılsın semaya, rüzgar sürüsün rahmet bulutlarını, rahmet düşsün aç toprağa da canlansın tabiatın bağrındakiler.

Denizlerin dalgaları sıra sıra aksın sahillere de köpürdükçe köpürsün, yıldızlar, güneş, kamer tatlı dille anlatsın arşta yaşananları birer birer, melekler dolsun semaya da rahmet kaplasın cihanı, şehitlerin mis kokusu yayılsın yeryüzüne baştan başa.

İman dolsun taşsın yüreklerden de, gönüller aşka düşsün. Aşka düşsün de gönüller sıyrılsın yalandan, batıldan. Tekrar aşık olsun kalpler Yaratan’a, bir kez daha, bu kez daha kuvvetli. Minnetler dua olsun, şükürlerle karışsın da yükselsin arşa kadar.

İmanla huşu kolkola girsin de muhabbet selleri boşalsın tepelerden.

Samimiyetle, tevazu yan yana gelsin de yerini bulsun abdestler.

İman, namaza, abdeste, oruca imam olsun da makbul olsun ibadetler.

Ezanlar daha bir dokunsun kalplere, selalar daha acı hatırlatsın eceli anlayana.

İmanı bozan haller anlaşılır olsun kullara da imanın kalpteki yavru kuş olduğu yeniden düşsün akıllara. Düşsün de beslemeyi, sevmeyi, alaka göstermeyi unutmasın bedenler. Karanlık yarasalara, kargalara kaptırmasınlar kalp yuvasını da muhabbet kuşları ötsün orada sadece cıvıl cıvıl.

Kullar nidalarla şükreder olsun, tevbe eder, istiğfar eder, dua eder olsun da tevhid meşaleleri yükselsin göklere. Takva edaları dolsun da yeryüzüne şeytanlar dost bulamasın kendisine. İman rehber olsun da kalplere din hakiki yerini, kıymetini bulsun, egemen olsun hayata.

İşte iman bu denli büyük nimet ve imanı bozan haller o kadar fenadır.

Aklı olan, kalbi olan, imanı olan için mühimi Allah aşkı ile coşmak, Allah yollarına düşmek, Kur’an nuruna, Muhammed sevdasıyla Allah’ın rızasına ermeye çalışmaktır.

İbadetle dini eşitleyip kalplere sadece bunları koyanların asıl imanı anlatması lazım gelir ki iman dinin özü, hikmeti ve hidayetidir.

Öyle ya! Şerbetsiz baklavayı kim yemek ister?

(Aşkın Yolculuğu – Yunus Emre dizisindeki Tabduk Emre söyleşilerinden derlenmiştir. )

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yüce Allah’ın fıtrat hatırlatışları

Yüce Allah; Rahmân (Rahmetiyle muamele eden, esirgeyen), Rahim (Merhamet eden, bağışlayan), Selâm (Kullarını selâmete çıkaran), ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 + 6 =