Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İmanı küfre değişmek
imanilmihali.com
İmanı küfre değişmek

İmanı küfre değişmek

İmanı küfre değişmek

“Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir. Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.” (Al-i İmran 3/90,91)

İman edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.” (Nisa 4/137)

Kalpte doğan iman, kulu Allah yoluna kılavuzlarken, küfür inkarla gelen cehalet, isyan ve kibirdir. İnkar ise acıların en muazzam olanına mazhar olma halidir ve bu hal üzere ölmek kulun isteyeceği en son şey olmalıdır.

“Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.” (Nahl 16/106)

Burada ‘takiyye’ başlığı altında anılan zorlanan kimse hariç mefumu (imanı reddetme izni) can tehdidi altında, kalbe dokunmadan sadece dille ve geçici süre, ardından hemen tevbe ederek imanı reddetmektir.

İmanı terk veya küfre müracatın risalet boyunca sayısız örnekleri vardır ve bunlar daha ziyade cihat ve zekat konusunda ortaya çıkmıştır. Lakin asıl imandan geriye dönüş, Peygamberimizin vefatıyla yaşanmış ve maalesef on binler daha önceden ayetlerle uyarıldıkları halde dinden çıkmıştır.

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Al-i İmran 3/144)

Küfrün iman karşısındaki çirkinliği tartışılmazdır ve hak olan Allah yolu dışındaki herşey batıldır. Hak ve hakikati inkar ise hem Allah hakkına, hem yaratılışa (fıtrata) hem Kur’an ve Peygambere haksızlıktır. Bu cihetle küfre sapmak doğru yoldan (Sırat-ı Mustakim) ayrılmak demektir ve doğru yoldan çıkanın yolu ise doğal olarak yanlış yoldur ve aydınlığa çıkartamaz. İlerki ayetlerde anıldığı gibi bu çirkşn yolun kılavuzu da tagutlardır ve karanlığa götürür.

“ .. Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur.” (Bakara 2/108)

İmanı terk ve küfre dönüş yakız ki insanlara hafif gelen bir suçtur ve insan en ufak bir olayda dahi küfre sapar. Hayırlarda sevinen, şerlerde feryad edenlerin hali budur. Bu durumdakilerin dünya ve ahireti birlikte kaybettiğinin vurgulanması ise konunun vehametini haykırır ve ayetin başında böylelerinin kıyıdan kenardan (azıcık, sözde) kulluk etmesi ifadesi de anlatır ki gerçek iman sahiplerinin bu hataya düşmesi imkansız olmasa da zordur.

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.” (Hac 22/11)

Küfür tek başına yaşayamayan, üreyip çoğalmak isteyen bir mikroptur ki ehli kitabın başı çektiği bu küfür cephesi tek millet olarak hayata zehir saçmaya devamla imanlı kalpleri saptırmaya çalışır. Kati ve esaslı iman sahipleri için çokça tehlike yokken, örümceğin ağlarına düşenler daha ziyade zayıf imanlı, kenardan kıyıdan kulluk edenlerdir. Ehli kitap ile Hristiyan ve Yahudilerin kast edildiği ise açıktır.

“Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.” (Bakara 2/109)

Aşağıdaki ayet ise din ayrımı yapmadan sadece kafirler şeklinde izahla sadece ehli kitabı değil ama inanmayaynlar dahil, münafıklar ve müşrikler dahil tüm küfür cephesini işaret eder. Bunlara uymaksa hüsran sebebidir. Ecele dek ömrü ahiret korkusu ve Allah’a verilecek hesabın vehameti ile geçiren kullar için bu hüsran kelimesi çok ama çok acıdır.

“Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisingeriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.” (Al-i İmran 3/149)

Sadece küfre sapmak değil küfre yardım etmek de azabı gerektiren hallerdendir. Bozgunculuk adına, kötülük maksadıyla üretilen amel ve niyetler bu cümledendir ve ayet buyurur ki küfre yardım etmek yalancılıkla birlikte azaba giden çıkmaz yollardır.

“Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.” (Tevbe 9/107)

Küfür cephesinin ebedi yurdu cehennemdir. Zalimler küfür cephesinin baş mimarları olarak en önde gidenlerdir ve nimeti kğfre değilmekle anılan Kur’an ve iman nimetidir. Kur’an’ı ve genelde tüm Allah emir ve yasaklarını, Allah’ın sınırlarını terk edip kendilerini ve kavimlerini helake sürükleyenlerin akibetlerinin cehennem olduğu, o akibetin sadece kendilerine has değil aynı zamanda onlara uyanlara da olduğu vurgulanır. Küfrün zulümle eş anlamda kullanılması ise gösterir ki zalimler aynı zamanda kafir ve kafirler aynı zamanda zalimdir.

“Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır , zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar. Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helâk yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır!” (İbrahim 14/27-29)

İmandan küfre dönüşün gayedaşı elbette şeytan ve askerleridir. Fısıldayan ama zorlamayan şeytanlar kandırmakta ustadır lakin sorumluluk ve vebal akıl ve kalp sahibi kuldadır. Kılıcı tahtadan olan şeytan asla zorlamaz. Fareli köyün kavalcısı gibi önde şeytanlar ve ardında kafir zalimler olmak üzere tüm sürü şeytanın kılavuzluğunda umutsuzluğa, kurtuluşsuzluğa ve karanlığa mahkumdur.

“Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş, ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.” (Muhammed 47/25)

İmanın hidayet yolu olarak tasvir edilmesi ise gerçeği ve gerekeni izah için kullanılmıştır. İmanı veren ve bilen Allah, İslam’ı emretmekte, ibadet, salih amel ve ahlak da iman şartını zorunlu kılmaktadır.

Din, Kur’an ve sünnettir ve şeytanlar her ikisine de yalan ve riya bulaştırmak suretiyle dini tanınmaz hale getirirler. Kendileri inkar ettikleri gibi herkes inkar etsin isterler. Bunun sebebi ise iblisin ahdidir ve iblis orada tüm insanları Allah aleyhine kışkırtacağına yemin etmiştir.

Malesef insanlık Kur’an ve İslam’a mesafeli durmakta ısrarla bu hakikati de görememekte, sokaklarda dolaşan sahte ve batıl İslam’ı “Kur’an İslamı” sanmaktadır. Dolayısyla aydınlanma ve kurtuluş da bir türlü mümkün olamamakta, nice iyi niyetli müslümanlar dahi şeytanlara yem ve asker olarak ölüp gitmektedir.

İman, doğuştan gelen, fıtratta var olan, söz ile sağlamlaştırılan, Fatiha ile her rekatta tekrar edilen kurtuluş ve hidayet rehberidir. Kur’an ile resmedilen, yüreklerde filizlenen, Hz. Peygamberin şahsızda örnekleşen iman, küfre ve şirke karşı tek koruyucu kalkandır.

Lakin iman, beşeriyetten ziyade ahiret hayatının müjdelerine aittir ve dünyevi mükafatları kendi bileğinin hakkı olarak gören cahil insanlar, ahirete ait kısmetlerden de şimdilik (görmedikleri için) habersiz olduklarından, menfaat ve makam kaybına razı olmamakta, ahirette de aynı servetlere sahip olacakları zannıyla, iyi iş yaptıkları kanaatiyle şeytanlara alet olmaktadırlar.

Yani dinden çıkaran küfür, bu dünyanın cenneti, iman ahiretin cenneti durumuna düşmektedir. Baki olan hayat orası olduğuna göre doğru tektir lakin şeytan bu gerçeği şefaat masalıyla örtbas ederek nefisleri bu dünya süslerine aşırı düşkünlüğe çevirir ki bu tüm kötülüklerin de başıdır.

Zulüm, inkar ve küfürle gelen büyüklenmenin, servetle şımarmanın kaçınılmaz bir sonucudur.

Bu illet nedeniyle insanlar sadece inkar etmekle kalmaz aynı zamanda eziyet eder ve daha büyük günahlara imza atar. Dahası kendileri gibi olmayanlara (iman sahiplerine) zulmederek onların da küfre yanaşmasını dilerler.

Riya ve dine yalan söyletmek yoluyla ya uydurdukları sahte dine uymayı yahut aforoz edilmeyi kaçınılmaz iki seçenek olarak ortaya koyan bu dinci yobazlar, Peygambere yalan söyletmekte (hadis uydurmada) da gayet hünerlidir. Kur’an’ı tefsir ve mealler, yorumlar yoluyla, hadisleri uydurma rivayetlerle yerle bir eden bu tayfa küfrün telvelisine imza atarken, şirkin ufuklarına da bu sayede yelken açar.

Küfür ve şirk yapışık kardeşler gibidir ve arada sadece ince bir çizgi vardır. Çünkü küfrün inkarıyla ortaya çıkan manevi boşluk bir şeylerle doldurulmak mecburiyetindedir ve şeytanlar bu boşluğu yalancı baharlarla, şirkin yozlaşmış kabulleriyle, küfrün katmerlileriyle doldururlar. Bu yalancı dolduruş ise bazı şey ve varlıkları, kişi ve kabiliyetleri ilahlaştırmayı gerektirir ki bunun adı doğrudan şirktir.

İman etmemek, dine girmemek nispeten kabul edilebilirken, imandan sonra küfre geri dönmek çok daha vahimdir.

Anne ve babaya itaati mecbur kılan Kur’an’ın tek istisnası onların şirk ve küfre dalmalarıdır ve bu durumda Kur’an onlara dahi itaati yasaklar.

“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır. Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” (Lokman 31/14,15)

Cehalet ve kibirden doğan küfrün affı tevbe ile mümkün iken, kasıtlı ve organize küfür demek olan şirkin affı yoktur. Bunu hırsız ve hırsızlık çetesi olarak örneklemek mümkündür.

İman, gerçek, saf ve temiz ise, tüm küfür cephesine kafa tutmaya yeterlidir.

İman yoksa, küfür ve şirk kişiyi esir alır ve yok eder.

Allah, insanın iman ile korunmasını, şeytan imansızları aldatmayı diler.

Küfür zulüm ve zulüm küfürdür. Kur’an’ın tek düşmanı ise zulümdür.

İmanı, fıtri misakı para için değişenlerin ise yatacak yeri yoktur!

“Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/77)

“Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.” (Tevbe 9/66)

Rabbim kullarını imanlarına sahip çıkan ve aldanmayanlardan eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir