Anasayfa / İMAN ESASLARI / İmani pencereden israiliyat
imanilmihali.com
İmani pencereden israiliyat

İmani pencereden israiliyat

İmani pencereden israiliyat

Kul, gerek ferdi gerekse sosyal bir varlık olarak kendisinden, ailesinden başlayarak vatanına ve tüm dünyaya karşı hakk’ı ve hak’kı savunmakla mükelleftir. Bu ölçü tüm beşeri işler için geçerlidir. Vebal ise kısaca şöyle ifade edilebilir ki; bir müslüman ülkede istişarenin, sağduyunun, adaletin, hak ölçüsünün, merhametin, anlayış ve hoşgörünün egemen olması, şiddet ve zulmün, küfür ve günahların engellenmesi, kötülüğü iyiliğe, şerri tevhide egemen kılmak isteyenlerle de cihad Kur’an’a biat etmiş bir topluluk için farzdır.

Meselenin imani yönü bir önceki uzun yazımıza kıyasla çok daha kısa ve özdür.

İman edilecek hususlar (Allah’a ve Bir’liğine, ahirete, kadere, meleklere, kitaplara ve peygamberlere) iman ettiğini en azından diliyle söyleyerek müslüman olmuş bir kimse (henüz iman etmemiş sadece İslam’a girmiş olsa da) bunun açık parantezi olan herşeyi kabullenmiş ve diliyle bunu onaylamıştır. Mü’minler ise yani iman edenler ise tüm yukarıda yazılı alt başlıklara da kalben ve tahkiki olarak iman edip teslim olmuş olanlardır.

İman meselesinin açık parantezinin içinde ise kısaca Allah’ın ilahi kudret ve gücü, sistemi, gaybı, hesabı, rahmet ve azabı vardır. Yani aslında maddeleştirilmiş bu iman edilecek başlıkların tamamı tek kelime ile söylenecek olursa “ Allah ve ilahi sistemine iman” denilebilir.

Bu şu demektir ki; insanın, kainatın, varlık ve maddelerin yaratılışı bir eğlence diye olmadığına göre ve sınav hak olduğuna göre dünya içindeki tercihler başlıca iki sınıftır ve tercihler hak ve batıl olarak ikiye ayrılır.

Müslüman olsun, mü’min olsun kendisini Allah dostu diye tanımlayan herkes bu içtimai ve toplumsal meselede; hak’tan yana olmak, bilmek, aldanmamak, bilerek yanlış yapmamak, af umarak kalıcı hasar vermemek, sadece kendisini ve bugünü değil yarınları ve gelecek nesilleri de düşünerek doğru amel üretmek mecburiyetindedir. Bilmemek mazeret değil, aldanmak affedilecek bir şey değildir. Hele ki tercihin maddi kazanım ve beklentilerle değişmesi ve bu istikamette bir şeyler elde edilmesi hür iradeye ve hakka saygısızlık nedeniyle hak yemektir ve haramdır.

İman, samimiyet, mubahabbet, sevgi, hoşgörü ister. İman, fıtrata ve tevhide yani doğru ve dürüst olan güzel işlere kalben bağlanmayı ister. İman, kalbin sesini dinlemeyi ama aklı devreden çıkarmamayı ister. İman, aklı kullanarak tahayyülü, elden geleni yapmayı sonra işleri Allah rızasına bırakmak demek olan tevekkülü ister. İman, istişare ile eşitlik, hürriyet, kardeşlik, birleşme, kaynaşma emreder.

İman kardeşliği ise imanı diliyle ifade etmişlerle, kalben bağlanmışların tamamını kardeş ilan eden ve İslam alemindeki asıl ümmet kavramını teşkil eden bahistir ki Kur’an insanları “iman edenler ve etmeyenler” şeklinde ikiye ayırır ve hedefi dünya üzerinde iman kardeşliğini tesis etmektir. Yine Kur’an dinleri de “şirk ve tevhid dini” şeklinde ikiye ayırır. Bunun arası, istisnası, tereddütü yoktur. İman kardeşliğindeki cephelerde buna bağlı olarak hak’kı veya şerri dost tutmaktır ve doğru olan Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılan imanlı kulların yanında yer almaktır.

Dinde ne parti, ne cins, ne ırk, ne millet vardır. Ahirette huzura çıkanlar milleti, cinsi, ırkı ile değil imanı ile muhakeme edilecektir. Bu nedenle doğru insanlarla ve fikirlerle aynı patikada yürümek bizi imana ulaştıran en kıymetli yoldur. Çünkü sonunda inşallah Allah rızası vardır.

İman, kulu hem şerre hem şeytana karşı koruyan en değerli kalkandır ve Allah’ın ahdi imana sahip olanlar üzerinde işeytanların sultası olmayacağı şeklindedir. O halde kötülüğe yem olan ve kötülük üretenlerin imanı zayıf hatta yok demektir ki bunlarla aynı tarafta olmak ta ateşlere davetiye çıkarmaktır.

Öte yanda ise mazlumu, hakkı, adaleti, egemenliği, barışı, salih olan şeyleri savunan Allah dostları vardır ve bunlar şerre karşı Allah’a sığınanlardır.

Kur’an; günah ve sevapları alt alta yazılacak olursa yaklaşık dört yüz kadar günahtan bir o kadar da sevaptan bahseder ki tamamı hududullah yani Allah’ın sınırlarıdır. Bu sınırlara riayet ise imanın, tevhidin, fıtratın, Fatiha’nın ve İslam’ın gereğidir. Günahsız kul yoktur ama kimi günahlar büyük, kimisi küçük, kimi günahkarlar kafir kimi günahkarlar tevbekardır. Affedilmeyecek tek suç olan şirk ise şeytan oyunu bir beşeri din olup tuzakları para, aldatma, kibir, kadın, haksız makam, haram şeyler vs. dir ve bunlar ahirette mahkeme bile edilmeden ilelebet cehennem ateşine mahkum edilecek olanlardır.

Şirk ile küfrün ayrımı ise ilkinde ilahi kudreti paylaşmak ve ikincisinde bu kudreti inkar vardır. Şeytan kafir değildir inkar etmez. Ama o müşriktir ve insanlar, Allah’ın egemenliğini kendisiyle, parayla, kişilerle paylaşsınlar ister. Yüce Allah’ın yanına berisine eş ve ortaklar koymak ve rızkı, medeti, şefaati Allah’tan başkalarından beklemek demek olan şirk insanları afsızlığa götürürken, beşeri hayatı para ve hırs ile kirletir, huzuru ve saadeti hedef alır, ruhları imansızlıkla kirletir ve İslam’ı yahudi dinine tabi olmaya zorlar.

Tahrif edilmemiş haliyle Allah dini olan yahudiliğin, tahrif olmuş haliyle artık din olamayacağı kesindir. lakin büyü kitabı kabaladan türetilmiş siyonist yahudiliğin İslam’ı hedef alan hamlesi demek olan şirkin gayesi imansızlığı yeryüzüne yaymak ve insanlara ahireti unutturarak dünya mesele ve korkularını ön plana çıkarmaktır.

Oysa asıl korkulacak, asıl sevilecek, asıl rızası gözlenecek Yüce Varlık sadece ve sadece Allah’tır.

Bu şirk meselesi İslam’ın ve imanın gidişatı manasına önem arz eder. Çünkü sadece ülkemizin değil tüm insanlığın gidişatı belli bir süre önce planlanarak finanse edilmiş hain tuzaklarla şekillenmekte, siyasi ve dini toplantılar ile gizli masonik yahudiler marifetiyle ülkelerin yönetimleri belli istikamete sevk edilmekte, savaşlar çıkarılmakta, inançlarla oynanmakta, devasa medya ve sinema desteğiyle oluşturulan algılarla doğrular (!) yanlışlarla yer değiştirilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye, millet, ümmet, İslam ve mü’min olarak her kulun vazifesi bu manada dine sahip çıkmak, Kur’an istikametinde tutunmaya gayret etmektir.

Beşeri olguların, siyasi, hukuki, maddi meselelerin tamamının bu müdahalelerle yönlendirildiğini düşünürsek din üzerindeki oyunların şirke nasıl hizmet ettiği ve yanlışlar çok daha net anlaşılacaktır. Açıklayacak olursak; bu sapık zihniyetin gayesi yeryüzünde Kur’an’a rağmen, bir yahudi krallığı kurmak, yahudilerin efendi diğerlerinin köle olduğu bir krallık yaratmak ve Allah’ın kudretini şeytana teslim etmektir. Bu hain tuzağın bu denli açık izahını tebaya tabiki yapamayacaklarından da eşitlik, kardeşlik ve barış gibi süslü kavramlarla süsleyerek pazarlarlar ve adını da “yeni dünya düzeni” koyarlar. Küreselleşme, küresel dünya, küresel felaketler gibi terimler de bu yeni dünya düzenine yönelik yaratılmak istenen şeytani algılardır. Gizlilik ve sinsilikleri bu yüzdendir.

Her halukarda bu bizi de etkilemekte ve hedefe oturtmaktadır ki zaten asıl hedefleri İslam’ı ve Türklüğü yok etmektir. Çünkü kabala denen kitaplarında da müslümanlar ve Türk’ler hayvan, barbar, kalleş diye bu yüzden gösterilmektedir. Aslında şeytana biat etmiş bir grubun hedefinde olmak elbette gurur verici birşeydir ama bu aynı zamanda hedefte olmanın gereklerini de hatırlatır bizlere.

Bu, şeytana karşı imanın koruyuculuğu hatırlanacak olursa siyonist yılanlara teslim olmamak için herkes imana sarılmak zorundadır demektir.

Dolaylı etki şudur; İsrail çok yakında Kudüs’ü başkent yapacak, Filistin halkının kanını dökecek, şii ve sünni mezheplerden oluşan, Avrupa ve Amerikalılarca geriden desteklenen ve sadece müslüman kanının akacağı bir savaş çıkaracak, akabinde kendileri duvarlar arkasına saklanarak dünya savaşı çıkarıp sınırları değiştirecek ve nihayet dünyayı 13 krallığa pay edip kendileri (yani yahudi krallığı) diğer üç (!) krallığı da kendisine bağlayıp 10 krallık ile dünyayı yönetecektir. BU BAŞTAN SONA ONLARIN HAYALİ VE HEDEFİDİR. HAK VE DOĞRU DEĞİLDİR AMA KANLAR BU YÜZDEN DÖKÜLMEKTEDİR.

Meselenin teması ve gayesi bu olunca da hedeften geriye gelip ülkemizin mesela beş yıl sonrasına durumuna bakmak lazım gelir ki siyonistlerin Süleyman tapınağını yapması, krallık kurması ve sözde mesihin gelmesiyle şahlanması kısa vadede olacaktır. Bu nedenle çok yakında savaşlar çıkacak, kanlar dökülecektir.

Yüce Allah yahudi,lerin kaybedeceğini ayetlerinde buyurmuştur ama yine Yüce Allah ayetinde iman cephesinin bu büyük ve belki de son savaşta kendisi için (iman için) şehit olmayı arzulamasını, Allah yolunda çarpışmasını, şerre akrşı ölmeyi göze almasını istemiştir ki bunun adı aslen cihaddır. (Yoksa cihad öyle müslüman kardeşinin kanını dökmek veya terör ile insan katletmek filan değildir. Cihad küfre ve şirke karşı Allah’ı savunmayı esas alan, mazlumu koruyan, hakkı savunan herşeydir) Nitekim Cundullah yani Allah’ın orduları (rüzgar, kuşlar, melekler vb.) o zaman devreye girecek ve Fil vakasında olduğu gibi hak kazanacaktır. Ama bu belki mü’minlerin yarısı şehadet şerbetinden içtikten sonra olacaktır ki sınav da buradadır.

En büyük cihad ise nefse karşı savaştır ki günü geldiğinde Allah yolunda şehit olmayı arzulayabilmek için kadın, erkek, yaşlı genç, sivil asker herkes bugünden imanı muhafazaya mecburdur. İşte o savaşın hazırlıklarını yıllardır sürdüren bu masonik zihniyet alışkanlıkları, kabulleri, haram ve helalleri televizyon ve filmler ile, kitap ve moda ile, bilim ve teknoloji ile daha şimdiden değiştirmeye çalışarak o gün düşman olacakları insanları inançsızlaştırmaya gayret etmektedir.

Dünyayı dize getiren bu kirli mantığın Türk’leri ve İslam’ı (özellikle Anadolu İslam’ını) en sona bırakması da bu yüzdendir. Çünkü bu iki kavram asla şeytana teslim olmayacak iki gurubu temsil eder ve Ortadoğu’nun çoktan şeytanların eline geçtiği düşünülürse geriye tek kale olarak bu vatan ve bu vatandaki az sayıdaki müslüman kalmıştır.

Laik ve demokratik olarak hür ve doğru şekilde yaşanabilen ülke İslam’ının temeli “Allah sevgisi” Ortadoğu İslam’ının temeli ise Allah korkusudur” ki arasında dağlar kadar fark vardır.

Bu coğrafya, bu güzellik ve zenginlikler Allah’ın ordusu olan Türklere boşuna bahşedilmemiştir. Ortadoğu’ya yakın, tüm dünyanın merkezinde ve siyonistlerin tepesinde balyoz gibi bir yere konuşlu Türk İslam’ı bu son savaşta da lider rolünü üstlenecektir.

Siyonistlerin ezici teknoloji ve silahından korkarak, parasal güçlerinden çekinerek savaşmak yerine, teslim olup onlarla aynı safta bulunmaya çalışmak, yeni düzen kurulduğunda o pastadan dilim kapmaya çalışmak en basit manasıyla Allah’a ihanet ve iftiradır, Kur’an hükümlerini boşa çıkarmaktır.

Yüce Allah “Andolsun ben ve peygamberim galip gelecektir” diye buyurarak savaşın sonucunu şimdiden ilan etmiştir. O halde bu inançsızlık ve korkaklık nedendir? Kur’an’a iman eden için bu şerre taraf olmak tutkusu imanla bağdaşır mı?

Bunun ülke için kısa vadede etkisi şudur ki; hak ve adil olana karşı olan herşey yahudi sistematiğinin ürünü ve hasılasıdır. Zaten tahrif edilmiş halleriyle Tevrat, kabala ve talmudun, Kur’an’ın tam aksi istikametinde bir düntya tasavvurunu hedef alması da bu yüzdendir. Yani onların fikriyatına göre kötülük ve şer yere egemen olacak ve hak yok olacaktır.

Yüce Allah’ın iblisin yaptığı ahdine kaşılık (Ara’f 7/11-25 ayetler arası) ileri ki ayetlerde “andolsun iblis çoğu insanlar hakkındaki zannında haklı çıktı” buyurması da bizler için tehlike çanlarıdır. Demek ki çoğu insan şeytanlara teslim olacak ve onlarla aynı sürüyü gütmeye heves edecektir. Oysa hak başkadır ve bu hayal asla gerçekleşmeyecektir. Çünkü Allah’ın ayeti hak’tır.

Daha detaylandıracak olursak ta; örflere, İslami alışkanlıklara, hak ve adalete karşı olan herşey bu mantığın etkisiyledir ve süre kalmamıştır. Çok yakında yaşanacak küresel savaşlara yakınlaşılan bu ahir zamanlarda, istekleri bu güzel ülkenin de kendileri ile aynı çizgiye gelmesi ve o günkü savaşta direnmemesidir.

Karar her bir kulun kendi iradesidir ve herkes taraf olmak zorundadır. Arası yoktur. İki tercih ve taraf; Siyonist – masonik güçlere teslim olmak veya Allah dostları ile doğru ve dürüst olandan ayrılmamaktır.

İşte israiliyat bu sapık zihniyeti İslam’a sokmaya çalışan güruhun işidir ve mü’min dik durup kanmamak mecburiyetindedir.

İsrailiyat demek şirk demektir ve batıla uzanan her kirli el elbet Allah ve dostlarınca kırılacaktır. 

Rabbim imanlı kalpleri şirk ve şer zihniyetlerden, şiddet ve zulümlerden, aldanma ve aldatmacalardan muhafaza eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

siyonizm

Kur’an ayetlerini tersten okumak – Siyonizm

Kur’an ayetlerini tersten okumak – Siyonizm Bir önceki yazımızda “Kur’an hükümlerini tersten okumak” başlığı ile ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir