Anasayfa / ALLAH (cc) / İmanı veren ve bilen sadece Allah’tır
imanilmihali.com
İmanı veren ve bilen sadece Allah’tır

İmanı veren ve bilen sadece Allah’tır

İmanı veren ve bilen sadece Allah’tır

İman, kendisini müslüman sanan çoğu kimsenin bilmediği bir lezzettir ki özü Allah, sözü Kur’an’dır.

Müslüman olmakla yetinen, mü’min olmaya çalışmayan kimseler için iman çok şey ifade etmez lakin iman etmeden kimseler cennete giremez. O halde imanlı olmak, imanla yaşayıp ölmek gerekir.

Hz. Peygamber, vahiyle gelen dine, dinden çıkan imana sadık ve bağlı bir kul olarak imanın da örnek şahsiyetidir ki yaşamı ve ölümü Allah için olan Hz. Peygamberin ahlakı, ibadeti, amel ve imanı mü’minlere örnektir.

Lakin o dahi kimseleri iman etmeye zorlayamaz ve iman etmek kalp işidir. Ama yanı iman dünya sınavının yeterlilik sorusudur ve iman yoksa sınav kocaman bir sıfıra mahkumdur.

Yüce Allah insanların çoğunun iman etmeyeceğini, kalanların çoğunun da imanlarına şirk karıştıracağını elbet bilendir. Buna rağmen o insan güvenmiş ve sevmiştir ki burada övülenler iman ve İslam’ı ihsanla birleştirenlerdir, hürmet ve saygı onlaradır. Kurtuluş ve huzura erecek olanlar da sadece onlardır.

Diğerleri, imansızlıklarıyla kavrulacak, günahlarıyla telef olacak, şirkleriyle ebedi cehennem ateşin emahrum kalacaklardır.

Çünkü iman herşeyden önce kalbidir ama akılla bulunan bir kıymettir. Bedendeki, kainattaki, Kur’an’daki ayetleri görme hissinden yoksun olanların imana ermesi de mümkün değildir ve imanı görüp bildiği halde iman etmeyenin, iman ettiği halde gereğini yapmayanın da vebali büyüktür, azap akılını kullanamayan zalimleredir.

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın? Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir. ” (Yunus 10/99,100)

Tüm Peygamberlerin ilk mesajı olan iman zorla tesis edilemez ki dinin hiçbir adımında zorlama ve baskı yoktur. Olursa o zaten makbul değildir. Din, samimiyetle yaklaşmak, içten sevmek ve irade ile teslim olmaktır. Bu tarife uymayan her şey zorla tesettüre girmek gibi veya başkaca beklentilerle namaz kılmak gibi riyadan ibarettir ve sevap getirmediği gibi lanetlik bir meseledir. Çünkü Allah’ı ve halkı kandırma teşebbüs ve niyeti vardır.

İnsanlar içinde iman eden de etmeyen de olacaktır ve bu zıtlıklar üzerine kurulu yaşamın vazgeçilmezidir. Tıpkı aydınlık ve karanlık gibi iman edenlerle etmeyenler aynı yerde yaşayacak, bu terslik sayısız çatışmaya sebep olacak ama ahirette gülenler iman sahipleri olacaktır.

Yüce Allah dilese herkes anında ve tümüyle iman eder. Lakin o sınavın adaleti gereği ve hsabın çetin oluşu nedneiyle zorlamaz, insanı hür bırakır, irade kullanabilir halde yaratmıştır ve insana hüküm yetkisi dahi verir. Ruh ve akılla donattığı insana cenneti öğütleyen ama cehennemi de serbest bırakan Yüce Allah, iman için peygamberlerin hiçbirine bu yüzden zorlama ve baskı görev ve yetkisi vermemiştir.

“Nûh dedi ki: “Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şâyet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?” (Hud 11/28)

Özetle, iman kalbi ve isteğe bağlı bir tercihtir. baskı ve zorlama yoktur, riya ve gösteriş o kapıdan içeri dahi giremez. İman, dilde kalamayacak kadar büyük bir değer, amele dönüşmek zorunda olan bir inanç, şeytanla mücadeleyi iyilik etmeden de önce emreden bir fazilettir.

Ve Allah, kullarına imanı tavsiye eden, takvayı öğütleyen ama zorlamayandır.

Peygamberin, peygamberlerin davet ve tebliği de sadece vahyi aktarmak ve örnek yaşayarak göstermekten ibarettir ve bu görev zorlamayı içermez.

Peygamberlerin zorlamadığı bir durumda başka kişilerin de doğal olarak zorlama yetkisi yoktur.

İmanı bilen de Allah’tır ki, Allah’ın sınırlarına riayet etme gayreti demek olan takva bu nedenle sadece Allah katında bir üstünlük derecesidir, dünya için mana taşımaz. Çünkü kalpleri açıp içine bakmak mümkün değildir ve imanla İslam çok farklı iki şeydir. Lakin iman, İslam’dan daima öncedir ve iman neden ve kime kulluk edileceğinin cevabıdır, huşudur, manadır.

İmanı veren ve bilen sadece Allah’tır ve bu kimseyi dindar veya dinsiz diye itham etmemek gerektiğinin de delilidir. Çünkü riya ve gösterişin kime yamandığı asla bilinemez ve damarlarda kimin tevhide kimin şeytana yer verdiği de. Gönül tahtalarında yazılı olan sadece Allah ise imandan bahsetmek mümkündür ama bu tahtada sayısız putun adı yazılıysa imandan söz edilemez ve bunu bilen sadece Allah’tır.

Çünkü O niyetleri de tek başına bilendir.

Sözde kalan iman erdirici olamayacağı gibi ikna edici ve kurtarıcı da olamaz ki kalbe yerleşmek zorunda olan iman, sahibini amel, ahlak ve ibadete zorlar. Örnek yaşamaya sevk eder.

Kur’an, imanı ve hayatı tanıtan, tevhidi ve takvayı emredendir. Dinin tamamı Kur’an’dadır ve aynı Kur’an başka ilah tanımanın zararını, şeytanlara dost olmanın vebalini, küfürle yaşayıp haram servetler elde etmenin can yakıcılığını anlatandır.

Azap ve müjdeler Kur’an’dadır. Azap zalimlere, müşriklere, sahte dindarlara mahsus, müjdeler bir avuç iman sahibine nasiptir.

Böyledir çünkü şeytan zalim insan hakkındaki zannında isabet edecek, insanların çoğu iman etmeyecek, edenler de şirke bulaşmadan saf imana eremeyecektir. Cehennemler de ayet ile bildirildiği şekilde ağzına dek dolacak olduğuna göre cennetlerin tenha olacağı muhakkaktır.

İşte iman, bu tenha cennetlere giriş biletidir.

Ve imanı veren ve bilen sadece Allah’tır.

O’nun iman vermesi keyfi değildir, dileyenedir. Yani kul dilediği müddetçe Yüce Allah imanı nasip eder. O imanı muhafazaya da yardım eder ama öte yandan azgınlık ve dünya malı isteyene de onu verir. Yani irade kullanıp istekde bulunan insandır, veren ve bilen ise Allah.

Keza cehennemin ağzına dek dolacağını ifade eden Allah bunun böyle olacağını bilen ve bildirendir. Yoksa o cehennemlerin dolması Allah istedi diye değildir.

Dolayısıyla imansızlık ferdi bir suçtur, organize ve kapsamlı olabilirse de hesap bireyseldir ve ceza müstakildir. Azap ise tüm imansızlara aynen tatbik edilecektir.

Aldanmak ve aldatmak bu yüzden iman sahiplerinin değil şeytanların işidir ve ecel halinde iman kimseye kurtuluş sağlamaz.

Tüm Peygamberlerin ilk mesajı olan imana kulak vermek ve kalplerde yer açmak, akıl sahiplerinin görevidir ve imana dair ne varsa Kur’an’dadır.

Çünkü Kur’an Allah kelamıdır ve Kur’an’ı anlayarak okumak ve hayata yansıtmak her müslümana farzdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir 9 Eylül 1922, Kurtuluş savaşının Batı cephesinde 26 Ağustos ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir