Anasayfa / İMAN ESASLARI / İmanın acı gerçekleri
imanilmihali.com
imanın acı gerçekleri

İmanın acı gerçekleri

İmanın acı gerçekleri

İMAN YOKLUĞU HER FELAKETİN BAŞIDIR

İnsan denen varlık uçsuz bucaksız kâinatta beden olarak bir zerre kadar ufak fakat ruh, akıl ve şuuruyla bir dev galaksi kadar hikmetli ve şanslıdır. Çünkü kendisine bahşedilen bu nimetler sayesinde kâinatın en değerli projesidir ve inşallah sonsuz yaşamda cennetin varisidir. Kendisine bahşedilmiş bu olağanüstü değerlere ödeyeceği tek bedel ise iman etmektir.

Yüce Allah kâinatı, yeri, göğü ve arasındakileri ve yerin altındakileri ve denizin koyu karanlıklarındakini ve çiçeğin, arının kanadındakileri, suyu, bulutu, yağmuru insana uygun bir ortam ve yaşamın devamına bir olanak sağlamak için yaratmıştır. Mükemmel ötesi bu güzellik ve nimetler için insanın ödemesi gereken tek bedel iman etmektir.

Allah insana kulak, göz, kalp, akıl, ruh, şuur, vicdan ihsan etmiş, öğrenmesini, tanımasını, takdir ve şükretmesini, anlamasını, sonuç çıkartmasını nasip etmiş, sevmesini, gülmesini, ağlamasını, özlemesini istemiştir. Bunun için de insanın tek ödemesi gereken bedel iman etmektir.

Kısaca hayatın maddi ve manevi tüm oluşumuna, güzelliklerine ve insana verilen değere teşekkür ve minnet olarak insanın ödemesi gereken tek bedel iman etmektir. Her şeyin başı olan iman olmadan ibadet te, ahlak ta, insanca yaşamak ta olmaz, cennete vasıl olmak ta. İman olmadan Yaratan’ı bilmek, şükretmek, dilemek olmaz. İman olmadan hayatın gayesini anlamak, rüzgârda, güneşte, yağmurun ve toprağın kokusunda Yüce Allah’ı görmek te olmaz. İman olmadan hiçbir şey olmaz.

Yaşadığımız toplum elhamdülillah ağırlıklı olarak Müslüman bir toplum. Herkes Kelime-i şahadet getirmiş, farzları öğrenmiş, nadir de olsa namaz kılmış, oruç tutmuş ve zekât vermiş vaziyette. Görünüşe göre imanlar sağlam, ibadetler yerinde, ahlaki duruşlar zirvede. Herkes namuslu, herkes vergisini zamanında veriyor, katiller başkaları, zulmedenler gayri müslim, yere tükürüp çöp atanlar bizden değil. Sokaktaki hayvanlara kötü davrananlar, gereksiz ağaç kesenler, zina edenler, harama el uzatanlar, yaşlılar ve engellilerle alay edenler, devlet malını talan edenler, kul hakkı yiyenler hep başkaları.

Sokaklar keşke bu denli temiz, emin ve dürüst olsaydı. Ama değil!

Müslüman mahallesinde yaşıyor, iman ettik diyor ama gereğini yapmıyoruz. Cami avlusunda bile aklımızda hep başka şeyler var, cemaatle namazda iken bile cep telefonumuz açık. Kişisel durumumuz topluma da yansıyor ve vatandaşlarımız, daha derinlerde tüm Müslüman camiası içler acısı vaziyette. Hutbelerde ideoloji korkusuyla olsa gerek İslama en büyük katkıyı yapmış eşsiz önder Mustafa Kemal Atatürk’e, Mustafa Kemal deyip “Atatürk” diyemiyoruz!

Dünya kâfirin cenneti, müminin zindanıdır diyerek dünya hayatından vaz mı geçiyoruz? Yoksa gerekeni yapmıyor ya da ne yapmamız gerektiğini bilmiyor muyuz? Yahut iman ediyor görünüp etmiyor muyuz? Münafık mıyız? Münafıklara boyun mu eğiyoruz?

Acı fakat bugün son dine mensup ve temizlik, adalet ve imana herkesten çok değer veren bizden gerilerde olması gereken diğer batılı ülkeler ve eskimiş dinler bilimde, sanatta, toplumsal yaşamda, ahlak ve hukuk parametrelerinde, ekonomi, adalet ve refah göstergelerinde bizden çok önde.

Talan edilen, karışıklıklarla boğuşan, kardeş kardeşe düşürülen, kandırılan, bilime hak ettiği değeri vermeyen, kaynakları sömürülen, ağaçları kesilen, nükleer artıklara ev sahipliği yaptırılan, fakir, cahil, sokakları pis, toprakları kan gölü olan ülkeler hep Müslüman ülkeler. İnsanın içi acıyor.

Bir şeyler noksan! Bu noksan iman noksanı.

İbadete gömülmüş veya ibadetsiz sadece ahlaklı yaşamayı mazeret edinmiş insanların ne yazık ki imanları arzu edilen seviyede değil. Hepimiz için geçerli olan bu kural hakkında söylenecek çok şey var. Ama özünde Hak’ka inanıyor, hakkını vermiyoruz.

Arapça’ya sarılıp Türkçe’yi reddediyor, Kur’an’ı anlayarak okumak farz olduğu halde okumuyor, tarikatlere girmeyi, birilerine üye olmayı, birilerine oy vermeyi cennetin anahtarı sayıyor, aldanıyoruz. İmtihan edildiğimizi unutup, dünyevi arzulara teslim oluyoruz.

“Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran 3/142)

Kendimiz yapmadığımız gibi ailemize veya bize yakın olanlara da bu doğrultuda nüfus etmiyoruz. Bilmiyor, öğretmiyor, anlatmıyor ve aramıyoruz. Onlara bizimkinden çok daha karanlık bir gelecek bırakırken çocuklarımızı tehlikeli ellere teslim ediyor, yanlış şeyler öğrenmelerine ses çıkarmıyoruz.

Okumuyor, dinliyoruz. Ne yapacağımızı Allah’ın kitabı önümüzde dururken hep başkaları bize söylüyor. Spor ve siyasetten boğulacak halde modern yaşamı ve dini çok geri sıralara atıyoruz. Modern zaman masallarına, pembe dizilere, evlenme programlarına gömülüp imanın gereklerini bilinçaltına atıyor, ibadet ve ahlaklı olmayı emeklilik yıllarına erteliyor, daha da tehlikelisi İslam’da emredilmeyen ruhban sınıfının değişik kisveler altında teşkiline hep beraber çanak tutuyoruz. Mükemmel dinimizi inançsızlığımızla, okumamakla, yanlış rehberler edinmekle kirletiyor en azından hakkını vermiyoruz.

Kendimizi kurtaramadığımız için de etrafımıza ışık olamıyor, koyu bir karanlık gibi yokluklarda kayboluyoruz. Yaşam bu haliyle gün saymaktan öte gidemiyor ve boşa geçen her dakika ziyanda olduğumuzu idrak edemiyoruz. Gösteriş ve aldatmaca dolu gövde gösterilerimizle, nereden kazanıldığı belli olmayan paralarla yapılan şaşalı iftar yemekleriyle ibadetli görünmeye çalışırken temeldeki taşların yani iman temelinin eğriliğine dikkat etmiyoruz.

İman giderse olacakların farkında değiliz! Uçurumun kıyısında olduğumuz halde hala gülebiliyoruz.

İman olmadan ne ibadet ne ahlak olur. Yüce Allah kendisine imana davet ettikten sonradır ki ibadeti emreder. Müminlerin en güzelini Peygamberimiz en ahlaklı diye tarif eder. İbadetimizin ve ahlakımızın ilk adımı iman etmekken… Allah’ın buyruklarına uymak demek olan imanı reddedip, gereğini yapmayıp, gösterişle secdelere varmak, Maun suresi Müslümanlığıdır. Her türlü ahlaksızlığı yapıyorken cami avlusuna adım atabilmek sahtekârlıktır.

Herkesi aldatmak mümkündür ama Allah herşeyi bilen, işiten ve görendir!

Bireyin de, toplumun bugün geldiği noktanın da sorumlusu iman etmeyenlerdir.

Müslüman mahallesinde salyangoz satanlar, mümin gibi sokulup yürekte patlayan münafıklar nedeniyle altına girilen toplumsal vebal yapana, destekleyene ve göz yumana, yani hepsine birdendir. Bu fani dünyada güzel ve hayırlı iş yaparsanız, salih amelleriniz sizi ahirette de takip eder ve sevap defteriniz hep açık kalır. Aksine iman etmeyerek ya da gereğini yapmayarak topluma kazandırdığınız bir kötülüğün o anda, sonrasında, o yanlış değişmediği sürece vebali ilelebet sizedir. Ölseniz de kurtulamazsınız. Bu anlamda yöneticilere çok daha fazla iş düşer.

Birlik, refah, huzur ve kardeşliği temin ile görevli olan yöneticiler adil ve ahlaklı olursa sevabı, aksine davrandıkları takdirde vebali bu gücü bizzat kullananlara ve onları yöneticiliğe seçenleredir.

Bunu yapmadığımız içindir ki dünyada yaşayan iki milyar Müslüman yokluk ve acı ile boğuşmaktadır. Gerek birey ve gerek toplum olarak Müslüman olmanın, iman etmenin, kul olmanın hakkını vermeli, iman ederek, sınandığımızı bilerek, dünyanın imtihan olduğunu bilerek, adaletle hükmetmenin Allah emri olduğunu bilerek davranmalı ve çevremizde böyle davrananlarla dost olmalıyız. Çünkü Yüce Allah kâfirlerle dost olmamızı değil müminlerle kardeş olmamızı emreder. Allah iyiliği emreder, hayasızlığı yasaklar. hayasızlara, ahlaksızlara meyleden, hoş gören de onlar gibidir.

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

Görülecektir ki ahlak ve adalet kazanırsa huzur ve refah olacak, Allah ve iman yolunda atılan minik adımlar tazecik barış filizleri doğuracak, sevgi ve hoşgörü toplumda egemen olacak, bir süre sonra İslami yaşam dünyaya egemen olacaktır.

İşte bugünlerde noksanımız bu yüzden imandır. Her koyun kendi bacağından asılır. Ahirette anne karnındaki bebeğini düşünmeyecektir. Bu yüzden Allah’ın bahşettiği kalp, kulak, göz ve akıl ile iman etmek, ahlaklı ve ibadetli yaşamak mümine yakışandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır Başlık bu olunca akıllara hemen Müslüman devletlerdeki milyarlarca insan gelir ...

2 Yorum

  1. Avatar

    Kıymetli kardeşim, öncelikle sitemizin amacını unutmuş olduğunuzu sanıyorum ki asıl konumuz ibadet değil imandır. Dahası imanı veren ve bilen sadece Allah’tır. Kur’an bu imanı tanıtmak, kalplere yerleştirmek görevini Yüce Allah’ın emriyle, muazzez elçi Hz. Muhammed (sav)’e vermiştir. O dönem ve devir tamamen Arap örf ve lisanının egemen olduğu dar bir çerçevedir ve evrensel İslam Arapçaya sığmayacak kadar yücedir. Dünyanın dört bir yanında okunup anlaşılmadığı içindir ki Kur’an dünya hayatına egemen olamamakta, kan ve göz yaşı durmamaktadır.

    Kur’an’ın anlaşılarak okunması her müslümana farzdır, ilk sıradaki farzdır. Bu nedenle itirazınızı anlayamıyorum. Allah’ın sınırlarını, emir ve yasaklarını, iman, tevhid ve takva nurlarını, cennet ve cehenneme götüren yolları Kur’an’a müracat etmeden anlamak mümkün müdür? Okumak ve anlamak varken, dinlemekle yetinmek tama ulaştırabilir mi?

    Milli mücadele, yokolmaya yüz tutmuş Türklüğü kurtarmak yanısıra, ezan seslerinin susmaması, müslümanların özgür ve rahat ibadet edebilmesi, kadınların namuslarının korunması velhasıl dinin selameti için de verilmiştir. Dahası İslam’ın içtihat ve tecditi (yeniden yapılanması) ile meşgul olan din adamlarıdır, siyasiler değildir. Merhum Elmalılı ve Akif Ersoy başta olmak üzere pek çok din adamı anlaşılır İslam’ı temine çalışanlardır ki bugün hala onların eserleri bir numaralı müracat kaynağıdır.

    Dileyen istediği dilde okumakta serbesttir, ibadetinde istediği lisanı kullanmak herkesin hakkıdır. Lakin asıl olan ilahi mesajın anlaşılmasıdır ve bu yüzden kutsal olan Arapça değil vahiydir.

    Halifeliğin ilk otuz yıldan sonra zulme dönüşeceğini bildiren de bizzat Peygamberimizdir. Emevilerce siyasete, ekonomiye, her alana alet ve silah edilen İslam maalesef onlar döneminde hurafelere boğulmuş, özden uzaklaşmıştır. Bu acı hala devam etmektedir.

    Anadolu İslam’ının sevgiye ve hoşgörüye dayalı idraki ile Ortadoğu İslam’ının örfe bulaşmış, korkuya dayalı, zorlamalarla yüklü İslam’ı farklı olduğu içindir ki bizler bugün medeni ve refah bir ortamda yaşarken onlar acılarla kıvranmaktadır.

    Türk’ün Türk’ten ve Türk hissedenden başka dostu olmadığı aşikardır. İngilizlerin, Arap halkları ile sırtından vurduğu Osmanlı ise ihanete uğramıştır. Bu ihanet halen devam ettiği içindir ki Ortadoğu Osmanlıya yaptığı ihanetin bedelini halen ödemektedir.

    Cumhuriyetin beşeri – kamusal alanlarıyla, dini kurumlarını ayırt etmek hataları en baştan engellemektir ki Diyanet İşleri Başkanlığını kurup, mezhep, tarikat ve şeriati o başkanlık emrine verenler de sizin itiraz ettiğiniz siyasilerdir. Yani din adına bir yanlış varsa bunun sorumlusu evvela din ve diyanetten sorumlu din adamlarıdır.

    Vicdanları hür bırakan, dinin özgürce yaşanmasına imkan sağlayan, Kur’an emri istikametinde dine samimiyetle yaklaşımı esas alan laiklik ise din düşmanlığı asla değildir bilakis o bahsettiğiniz İngiliz oyunlarını, arap ihanetlerini fark etmek için aklı vahiyle buluşturmaktır.

    İstiklal mahkemelerinde idam edilen din adamları ise dine göre değil kanuna göre yani dinsizlikten değil vatana ihanetten yargılanmıştır. İkisi arasında çok fark vardır ki idama mahkum edilen din adamı sayısı yaklaşık 3500 iken, bizzat ulu önder emri ve sayesinde bunların 2900’ü “ihanetlerinin cehaletten kaynaklandığı gerekçesiyle” idamdan kurtarılmıştır. Bu idamdan kurtarılanların ikisi de merhum Elmalılı ve Rıfat Börekçidir. Size, sayfalarımızda da olan Ridde olaylarını okumanızı, dinden çıkma ve vatana ihanet suç ayrımını ve Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir’in cezalandırmalarındaki şiddetini görmenizi öneririm.

    Meşhur İskilipli hocanın idamı kast ediliyorsa onun idamı ikinci mahkeme iledir yani şapkaya isyanı ile değil vatana ihaneti sebebiyledir. Bu yargılamayı yapanlar da bahsettiğiniz siyasiler değil bizzat komutan ve hukuk adamları hatta kadılardır.

    Fikirleriniz aksini söylese de bugün çocukalrımızın adı Hasan, Mehmet, Hatice olabiliyorsa, tecavüz ve tacize uğramadan kadınlarımız hür yaşayabiliyorsa, ibadet ve salih amelde dileyen dilediği ibadeti özgürce yapabiliyorsa bunlar bağımsızlık mücadelesinin silah ve kalem tutan mücahitleri eliyledir ki cihat; Allah adına her türden verilen kutsal mücadelenin adıdır.

    Son söz olarak unutmamak lazım ki Cumhuriyet dönemi ile şeflik dönemi, sonrası dönemler ve yakın siyasi tarih dönemleri birbirinden farklı şeylerdir. 1938 ile 1970 arası dönemin yanlışlarını, Cumhuriyet dönemine yaslamak da doğru değildir.

    Ahde vefa imandandır ve söze, hakikate, atalara sadakat borcumuzdur. İçki, namazsızlık, hatta küfür ASLA İMANA DELİL OLAMAZ. İmanı bilen sadece Allah’tır, dinin abdesti imandır, takva sadece Allah katında muteber bir üstünlük derecesidir. Birilerini din adına yargılamak bizim çoğu zaman haddimize değildir.

    Din adına birileri yargılanacaksa, o mücahitlere varana kadar; petrol kralı şeyhler, halkına kimyasal bomba atabilen liderler, Kudüste çarpışan Müslüman kardeşlerimizi yalnız bırakanlar, kafir ve müşriklerle ortaklıklar kurup dini terörle bütünleştirenler, Ortadoğuyu günlük 100 dolar karşılığı tahrim meydanında ayaklanan ve bölgenin kan gölüne çevrilmesine sebep olanlar evvela yargılanmalıdır.

    Selam ile, secde ile, Kur’an ile, dua ile kalın.

  2. Avatar
    HASAN ŞAHİNKAYA

    M.Kemali’in İslam’a verdiği zararı başka hangi siyasi lider vermişltir?
    1924 te halifeliği(İSLAM BİRLİĞİNİ) kaldırarak İngilizlerin asırlarca yapamadığını bir günde yaparak mı?
    ARAPÇAYI BAHANE EDEREK 1000 YILDIR TÜRKÇEMİZİ YAZDIĞIMIZ VE OKUDUĞUMUZ ARAP ALFABESİNİ KURAN OKUNMASIN DİYE YASAKLANMASIYLAMI?
    TÜM İSLAMİ MEDRESE(FAKÜLTE)LERİ KAPATIP HALK EVİLERİ ADI ALTINDA DİN DÜŞMANLARI VEYA BATICI GENÇLER YETİŞİTİREEKMİ HİZMET ETTİ ?
    DAHA ÇOK VAR DA .HEEEEE ŞUNU UNTTUM;TÜRKÇE KURAN MEALİ SAFSATASIYALA ALGI YAPTILAR …ZATEN ARAPÇA DEĞİL ARAP ALFABESİYLE 1000 YILDIR VAROLAN TÜRKÇE MEAALERİ LATİN (BATININ KULLANDIĞI) HARFLERE ÇEVİREREKMİ? MÜSLÜMAN ALİMLERİ ASARAK KESEREKMİ? BİR GECEDE MİLLETİ LATİN HARFİNE GEÇEREK CAHİL BIRAKIP ATALARIYLA BAĞINI KOPARARAKMI..GEÇ
    GEÇ BUNLARI GEN..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

82 − = 72