Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İmanın alameti nedir
imanilmihali.com
İmanın alameti nedir

İmanın alameti nedir

İmanın alameti nedir sorusu cevaplanması zor bir sorudur. Bunun nedeni imanı veren ve bilen sadece Allah olduğu içindir. Kul kendisi dahi imanından emin olamazken diğerlerinin o kişinin imanına hüküm vermesi risklidir. Amel ve sözler, niyet bilinemeyeceği için sadece dine delildir, imana delil olamaz.

İmanın alameti nedir

İman, Allah’a sığınmak ve güvenmek, Amentü’de bildirilen altı esasa kalben inanmak ve tasdik etmek, dil ile de bunu ifade etmektir.

“İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.” (Buhari, Müslim, Nesai)

İmanın çeşitleri ve esaslarına dair sayfalardaki yazılarımıza göz atılabilir lakin hakiki iman kamil imandır ve kuvvetli iman alametler ile kendisini gösterir.

(İmanı en kuvvetli mümin, güzel ahlaklı olandır. Yanına herkes kolayca yaklaşır, geleni gideni çok olur. Herkesle iyi geçinir. Çevresi ile iyi geçinemeyen de hayır yoktur.) [Taberani]

(Nerede olursa olsun, Allahü teâlâyı unutmayanın imanı kuvvetlidir.) [Beyheki]

(Allah ve Resulünü her şeyden çok seven, sevdiğini yalnız Allah rızası için seven ve ateşe düşmekten çok, küfre düşmekten korkan imanın tadını bulur.) [Buhari]

(Birbirinizi sevmedikçe, iman etmiş olmazsınız.) [Taberani]

(Hayâ imandandır.) [Buhari]

(Temizlik imanın yarısıdır.) [Müslim]

(Ahde vefa [sözünde durmak] imandandır.) [Hâkim]

(Kendi aleyhine de olsa âdil davranmak imandandır.) [Bezzar]

(Musibete sabretmek imandandır.) [Bezzar]

(İman çıplaktır. Elbisesi takva, süsü hayâdır, sermayesi fıkıh, meyvesi ise ameldir.) [Deylemi]

(İman yetmiş küsur şubedir. En üstünü “La ilahe illallah”, en aşağısı da, yolda sıkıntı veren bir şeyi kaldırmaktır. Haya da imandan bir şubedir.) [Tirmizi]

(İman, namaz demektir. Namazı itina ile, vaktine, sünnetine [ve diğer şartlarına] riayet ederek kılan mümindir.) [İ. Neccar]

(İmandan olan üç şey: Darlıkta infak etmek [Hayra harcamak], rastladığı Müslümana selam vermek ve kendi aleyhine de olsa adaletli davranmak.) [Nesai]

(Şu kimsenin imanı kuvvetlidir: Allah için yaptığı işlerde tanınmaktan hiç korkmaz, gösterişten uzak amel işler, iki işten biri ahirete, diğeri de dünyaya faydalı olsa, ahirete faydalı olanı tercih eder.) [Deylemi]

(Kötüleyen, lanet eden, fuhuş konuşan ve hayâsız olan mümin-i kâmil değildir.) [Buhari]

(Beni evladından, ana-babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmeyen, iman etmiş olmaz.) [Buhari]

(Kendi istediğini insanlar için de istemeyen, imana kavuşamaz.) [Ebu Ya’la]

Bu hadislerden de anlaşılır ki iman yetmiş şubeden müteşekkil bir irfan ve erdem hasletidir. İmanı veren Allah, nefsi temizleyen Allah, imanı bilen yine sadece Allah’tır ancak kulun söz ve davranışları, niyet ve suskunlukları kalbindeki imana dair diğerlerine bir fikir verir ki zandan öteye gidemeyen bu tahminlere göre dahi imansızlık hükmü kimseye verilemez ve iman insanlar arası asla üstünlük ölçüsü yapılamaz. Bu nedenle takva sadece Allah katında bir üstünlük derecesidir ve kulların kıymeti sadece Yüce Allah’ın bildiği iman kıymeti ile ölçülür. Burada yaılanlar her kulun kendisine çeki düzen verebilmesi, imanını imtihan edebilmesi içindir.

Amel ve sözler yanıltıcı olabilir

Kişilerin temizlik, ahlak, haya, adalet, israftan kaçınma, namus gibi halleri imanın göstergesi olsa da dikkat edilmesi gereken husus en azılı kafirlerin bile bu vasıflara sahip olabileceğidir. Tam tersi aksi, pis birisi pekala mümin de olabilir. (Onun zaruret veya mahrumiyetini çoğu zaman bilemeyiz ve her şey her zaman göründüğü gibi değildir.) Bu nedenle amel ve niyetlerin ardında iman yok ise her şey bir spor ve hobiden ibarettir.

Durum, günah için de aynıdır. Kulun günah işleme hakkı ve iradesi, özgürlüğü vardır. Bu sınavın şartıdır. Bu nedenle en günahkarlar dahi imanlı ve günahtan kaçınanlar dahi imanı zayıf olabilir. O halde ayrım iyi yapılmalı amelden ziyade niyete ve akaide bakılarak karar verilmeli, zan oluşturulmalıdır.

Yalan ve iftira gibi başkalarına zarar veren, hakikati değiştiren, hakkın layık olduğu yere ulaşmasına mani olan hareketler ise (kamil) müminin uzak duracağı haller olduğundan bizlere bir fikir verir. Yalan münafığın alametlerinden olduğu halde yalan söyleyen münafık da olmayabilir ki o yalanı sarf etmekteki niyet ve maksadını bilen sadece Allah’tır. Kısaca yalan söyleyen münafık değildir ancak münafıklar yalan söyleyenlerdir.

Haksızlık, cimrilik, haset gibi haller de cezasını çekmesini müteakip kulu aklayacak günahlardır ve imansızlık suçunu teşkil etmez. Demek ki günah ile imansızlığı karıştırmamak, hal ve hareketleri yani ameli iman gibi soyt ve derin bir lezzet ile kıyaslamamak lazım gelir.

İmanın alameti, müşrik, münafık, mürai ve kâfirleri düşman bilip, şeytanı en büyük düşman ve aldatan bilip, onlara mahsus olan ve şirk ve küfür alameti taşıyan şeyleri yapmamaktır.

Müminin üç alameti hatırlanacak olursa bunlar; hayırlarda yarışmak, kötülükten kaçınmak ve Allah dostlarına dost – Allah düşmanlarına düşman olmaktır. İmanın alameti de bu nedenle buna benzerdir ve İslam ile küfür, tevhid ile şirk, iman ve imanı tanımamak birbirinin zıddıdır.

Söz gelimi Allah düşmanlarını sevmek ve onlarla kaynaşmak, insanı Allah’a düşman olmaya sürükler. Bir kişi, kendini Müslüman zanneder. Kelime-i şehadeti söyler, inanıyorum der. Namaz kılar ve ibadet yapar. Hacca gider, oruç tutar. Lakin bilmez ki, Allah’ın dostlarını sevmemek veya Allah’ın düşmanlarını sevmek onun imanını yok eder.

(Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. [Mücadele 58/22]

(Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin!) [Mümtehine 60/1]

Peygamberimizin hadislerine bakacak olursak da;

(Üç şey imanın lezzetini artırır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, kendisini sevmeyen müslümanı Allah rızası için sevmek ve Allah’ın düşmanlarını sevmemek.) [Taberani]

(İmanın en sağlam temeli ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-i fillahtır.) [Ebu Davud] (Buğz, sevmemek, düşmanlık demektir. Buğd-i fillah, Allah için sevmemek, Allah için düşmanlık etmek demektir. Zıddı olan Hubb-i fillah, Allah için sevmek, Allah için dost olmak demektir.)

(Allah’ın düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz.) [İ. Ahmed]

(Allah’ın dostunu seven, düşmanını düşman bilenin imanı kâmil olur.) [Ebu Davud]

O halde bir kimsenin imanlı olduğunu bilmek mümkün müdür?

İman söze, harekete, yüze bakmakla anlaşılmaz. Niyet önemlidir. Kulun neden ve kime iman ettiği, imana ne kadar kıymet verdiği, Allah’ın sınırlarına riayet etmede hassas davranıp davranmadığı, Allah dostlarını kardeş gibi sevip sevmediği, zulme ve haksızlığa karşı ayak direyip diremediği mühimdir.

Keza ibadet ve amellerinde iman niyeti var mıdır ona bakmak lazım gelir. Niyet Allah rızası mıdır yoksa birilerine yaranmak, menfaat elde etmek veya makam elde etmek için mi yapılmaktadır ona bakmak lazım gelir. Kul Allah’tan korkup, bir günahı bırakmışsa, bu iman alametidir. Yada günah işleyince üzülmüşse, vicdanı sızlıyorsa bu da imanlı olduğunu gösterir.

Aynı şekilde vicdan ve merhameti varsa, hak yemekten, harama uzanmaktan korkuyorsa, kalp kırmaktan kaçınıyorsa bunlar pekala imanın göstergesi olabilir. Lakin kulun söz ve davranışlarının tamamına bakmak, riya ve gösteriş, büyüklenme ve yalan var mıdır iyi teşhis etmek gerekir.

(İyilik edince sevinen, günah işleyince üzülen gerçek mümindir.) [Tirmizî]

Müslümanları seviyor, din düşmanlarını ve bid’at ehlini sevmiyorsa, bu da iman alametidir. Allahü teâlâya sevgisi varsa, bu da iman alametidir.

(Kalpte iman demek, Allah’ı sevmek demektir.) [Deylemî]

İmanlı olmak da yetmez, doğru iman sahibi olmalıdır. (İmanın üç mertebesi İslam, iman ve ihsandır) Kime ve neden iman edileceği bu nedenle mühimdir ki Allah’ın ayetleri Kur’an’da, kainatta ve bedendedir. Bu ayetler ise sadece Allah’ı işaret eder ve haykırır ki bütün hamdler sadece O’nadır.

Allah’ı sevmek demek, Onun dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmektir. İmanın alâmetlerinden birisi, hubb-i fillah, buğd-i fillahtır yani sevdiklerini sırf Allah rızası için sevmek, düşmanlık ettiklerine de sırf Allah rızası için ve Allah düşmanları oldukları için düşmanlık etmektir. İmanlı olup olmamak buradan belli olur. Mesela bir kimse, salih Müslümanları seviyor, kâfirleri, bid’at ehlini sevmiyorsa, o kişinin iman sahibi olduğu anlaşılır. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına da uyuyorsa, artık onun Müslüman olduğunda şüphe kalmaz.

Mümin müslümandır ama her müslüman mümin değildir

Lakin müslüman ve mümin ayrımını da yapmak lazım gelir ki her müslüman mümin değil ama her mümin müslümandır. Mesele müslümanların mümin olabilmesinde yani imana sahip olabilmesindedir. Çünkü İslama girmek ve iman etmek ayrı şeylerdir.

Namaz imanın kuvvetli alametlerinden olsa da riya ve gösterişe, maun suresi münafıklığına, mevki ve makam beklentisine, münafıklığa uzanan namaz aksine kulu cehennemin en derinlerine atar. Huşu ile sadece Allah rızası için, tevazu içinde kılınan namaz ise sahibini imanın doruklarına taşır ve erdemlerin lezzetini tattırır. O halde riya en büyük iman ayraçlarındandır.

Namaz bahsinde geçtiği gibi namaz kılan birisine müslümandır demek boynumuzun borcudur ve onu kendisi aksini söylemedikçe din dışı ilan etmek kimsenin haddi değildir. Ancak iman bahsi biraz daha karışıktır ve her namaz kılan imanlıdır denemez. İçerisinde münafıklık bulunabileceğinden ve bunu insanların ayırt etmesi mümkün olamayacağından imana veya imansızlığa hükmetmek risklidir zaten bu nedenle takva sadece Allah katındadır ve iman bahsi fani dünyada teşhis ve tespiti zor olandır. Bu da bizi iman hakkında hüküm vermemeye sevk eder. Gerçek cevap herkesin kendi kalbindedir.

İmanı bilen sadece Allah’tır

Özetle müminin üç alameti hayra uğraşmak, şerden kaçınmak ve Allah dostlarını dost, Allah düşmanlarını düşman bellemektir. İmanın alameti de aynı paraleldedir ve en doğru cevap Allah katında ve kulun kalbindedir. Amel ve sözler, kıyafet ve ibadetler ancak dinin göstergesi olabilir ki iman kalpte yaşayan bir cevherdir ve amel ile iman bu nedenle birbirinden ayrıdır.

Kişinin imansızlığına hükmetmek zordur lakin imana şahit olmak daha kolaydır. Kul diliyle iman ettiğini söylüyor, mümine yakışır davranıyor, merhamet ve şefkat dağıtıyor, Yüce Allah’ı seviyor ve korkuyor, günah işleyince üzülüyor, büyüklenmiyor, yardımı ve paylaşmayı teşvik ediyor, Allah düşmanlarına ayak diriyor, Allah dostlarını kardeş biliyorsa imanına şahit olunabilir.

Lakin yine de son söz sadece Yüce Allah’ındır ki maalesef şirki tanımayan İslam alemi iman ettiğini hatta dindar olduğunu zannederken şirk dinine tabi olmuş ve şirk bataklıklarında boğuluvermiştir ve bunun farkında bile değildir.

O nedenle tevhid erleri önce şirk düşmanını tanımak ve kendisini imani hesaba çekmek zorundadır. Dışarıdan birileri sizin imanınıza not veremez veya düzeltemez. İman kulun kendi içindedir ve bilen sadece Allah’tır.

Unutmamak lazım gelir ki iman etmeden kimse cennete giremeyecektir. Ve bunun şakası yoktur!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir