Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İmanın anlamı nedir
imanilmihali.com
İmanın anlamı nedir

İmanın anlamı nedir

İmanın anlamı nedir denildiğinde ilk akla gelen Yüce Allah’a kalpten inanmak ve güvenmektir. Bu iman varlığında cennetlerin anahtarı, yokluğunda nasipsizliğin sebebidir.

İmanın anlamı nedir

Sözlük manası, “Doğrulamak, kabul etmek, kabullenmek, onaylamak, tasdik etmek, itimat etmek, gönülden benimsemek, güvenmek, güvenilmek” demek olan iman dini manada varlık ve yönetimde sadece Allah’a ve ilahi sistemine inanmak, sığınmak, ibadet ve kulluk etmek ve güvenmektir.

İnanmak ve iman etmek aynı şey değildir. Hatta iman başkaca varlıklara dahi edilebilir. Ancak kast edilen ve olması gereken Allah’a imandır ki doğrusu da budur.

İslami anlayışta iman; “Yüce Allah’ın, nebisi Hz. Muhammed (sav) vasıtasıyla (Kur’an ile) göndermiş olduğu bilinen haber, esas ve hükümlerin (emir ve yasakların) hepsini, iman ve ibadete dair Peygamberin ilettiklerini kat’i olarak kalp ile tasdik etmek, dille ikrar etmektir.

Tanım içerisinde (Arapça kökünde de) yer alan güvenme kelimesi ise, sadece Yüce Allah’a güvenme ve sığınma, şeytanlara ve hurafelere inanmama, getirilen haber ve hükümlere itibar ederek doğruluklarına güvenme, kalbten inanma, haberi getireni tasdik etme; bu esaslara tereddüde düşmeksizin inanma; Allah’a, O’ndan başka îlâh olmadığına, Hz. Muhammed (s.a.v)’ın Allah’ın kulu ve nebisi olduğuna, Allah’ın meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah tarafından yaratıldığına velhasıl gayba, kadere, görünmeyene, berzah ötesine ve sonsuz yaşama doğruluğuna ve gerçekleşeceğine güvenerek inanmaktır.

Mü’min kelimesi de iman kökünden türemiş isimdir ve manası iman eden demektir. Müslümanın kelime manası ise Allah’a teslim olan, İslam’a giren demektir. O halde müslüman ile mü’min aynı değildir ve her mü’min müslüman ama her müslüman mü’min değildir.

Keza İslam ve iman da aynı şey değildir. Çünkü İslam’a girmekle, iman etmek farklı şeylerdir.

İmanın amelle ilişkisi de sadece zulme karşı direnme bahsindedir. Diğer hallerde ameller günah veya sevap olmakla ancak ibadet ve salih amel boyutuna aittir. Amelsiz iman olabilir ama imansız amel olmaz.

Bunun gibi dini manada içerisinde iman olmayan hiçbir ibadet, ahlak veya salih amel din adına değer taşımaz çünkü kime, neden, nasıl iman edileceğini, ibadetin kime ve neden yapılacağını buyuran imandır. İman yoksa bu sayılanlar hobi veya spordan öte gidemez.

İmanın bir diğer anlamı da emin olma halidir. Yani hem emniyette hissetmek için güvenmek hem de emin hissetmek demektir. Buradan çıkacak sonuçta şudur ki emin olma hali ancak iman edenler içindir. Bunun doğal sonucu ise şudur ki ‘iman etmeden kimseler cennetlere gidemez’

İmanın gerçeği ve kamili mutlak manada tasdikle mümkündür. Şaibe ve tereddütten uzak iman olması gerekendir. Mutlak itaat ise Yüce Allah’a, kesin olarak ve gönülden gelerek inanmak, onu doğrulamak, sözünü doğru kabul etmektir.

Neye, niçin ve nasıl inanılacağı (iman edileceği) bilinmeden, bir şeye iman ve onu tasdik mümkün olmaz. Bu nedenle imanın akıl, fikir, düşünce, irade ve nazar ile ilgisi aşîkârdır. İrade ve ihtiyar unsuru ise, bilinen ve iman konusu olan hususa, baskı ve korkudan uzak, samimi bir gönülle içten benimseme, tam bir teslimiyet ile kabul ve itiraf manasına gelir.

İmanda; bilgiye dayanan iradeli bir tasdik (onay), kesb (azim ve gayret) ve ihtiyar (seçmek, tercih etmek) lâzımdır. Her şeyi çok iyi bilen şeytanın kâfir sayılması, bu ikinci unsurun bulunmamasındandır. O halde, yalnız “marifet” ile iman olmaz. Çünkü kesb ve ihtiyar olmadan kalbde hasıl olan şey, tasdik değil, marifettir. Zira bir bilginin. imanda aslolan “tasdik” derecesinde sayılabilmesi için onda, irade ve ihtiyara dayanan kalp rızası ve teslimiyet şarttır.

Tahkiki, taklidi, icmali ve tafsili şeklinde çeşitleri bulunan imanın kuvvetlisi ise akli ve naklî delillere dayanarak elde edilen “tahkîki iman”dır.

İman, küfrün zıddıdır. Alemlerin Rabbı olan Allah’ı tanımak, sevmek, korkmak, güvenmek ve O’na yönelmektir. İman: Allah’ın gönderdiği peygamberleri tasdik etmek, getirdikleri vahyi benimsemektir. Allah’ın buyruklarını yerine getirerek, O’nun güven çemberine girmektir. Ayetleri kabul edip, bağlanmak ve yaşamaktır.

İman’ın başkalarına güven vermek, güven içinde olmak şeklinde iki manası vardır ki birisi yukarıda bahsedilen Allah’a güven duymak bahsi ve ikincisi kendisinden emin olunma halidir. İman sahibi kişi, yani mü’min, hem inandığı gücün sağladığı güvenin içinde emin olan; hem de kendisi başkalarına güven veren demektir.

İslâm kültürünün en önemli kavramlarından biri ‘iman’ kavramıdır. Türkçe’de inanma, emin olma ve inanç diye karşılayabileceğimiz bu kelime; insanın tek Yaratıcı Allah karşısındaki teslimiyetini ve O’nu Rabb olarak tanımasını ifade eder. İnsanın niyet ve amelleri, iman veya küfür noktaları arasında meydana gelir.

Kişi, ya âlemlerin Rabbi Allah’a ve O’nun bildirdiklerine göre hayatını sürdürür, ya da âlemlerin Rabbi Allah’ı ve O’ndan gelenleri tanımaz, kabul etmez ve hayatını başka ilâhların istediği gibi yaşar. Bunun bir istisnası da muhakkak şirktir ve şirk küfrü gerektirmeyen yani imanı reddi tembihlemeden Yüce Allah’a varlık ve yönetimde eş, ortak ve evlatlar atamaktır. Şirk ve küfür bu haliyle şeytanın fısıldamaları ile kalpleri karartır ve kulu ayartır.

İman, insan olmanın, yaratılış ve oluşu tanımanın, varlık aleminde meydana gelen olayları, fıtratı, misakı, gaybı, yaratılışı anlamanın, evrendeki sırları bilmenin, kainat ve bedendeki ayetleri okuyabilmenin ve sonunda bütün dengeleri ve doğruları bulmanın yoludur.

İnsan önce kendi içerisindeki dengeyi iman düşüncesiyle sağlar ki bunun adı huzurdur. Çünkü ‘iman’, insana kendi gerçeğini ve yeryüzündeki konumunu, neden yaratıldığını, acizliğini, günahkarlığını öğretir. İman daha sonra, tabiatla, diğer yaratıklarla, diğer insanlarla ve Yaratıcı ile olan ilişkilerinin dengesini sağlar. Yani denge için iman şarttır.

Amel zulme karşı direnmek hariç imandan olmasa da salih ameller imanın delillerindendir. Çünkü ‘iman’, salih amel (en güzel fiileri) yapmayı, imanı ispatlamayı gerekli kılar. İbadet ve ahlak adına olan herşey bu nedenle imanın alametlerindendir lakin amel olmasa da imanın yokluğundan söz edilemez çünkü imanı veren ve bilen sadece Allah’tır.

İmam eden kimselere ‘mü’min’ denir. Yani, Allah’tan gelen haberleri doğrulayan, onlara inanan, onlar hakkında güven içinde olan, kendisi de güvenli bir insan olan demektir.

İmamın gerçeği; mutlak tasdik’tir (doğrulamadır). İmamın iki boyutu vardır: Bunlardan birisi de bilgi (marifet), Diğeri de istek-arzudur (irade’dir). İnsan, önce neye inanacağını bilir, onun hakkında bilgi sahibi olur. Duyularıyla anlar, aklıyla kavrar, özünü öğrenir ve sonra da hiç bir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradesiyle onun doğruluğunu kabul eder. Bilinmeyen bir şeye imanın bir anlamı yoktur.

İmanı şöyle de tanımlamak mümkündür: ‘İman’; kalp ile tasdik (doğrulama), dil ile ikrar (doğru olduğunu söyleme)dir. Neye iman edileceği iyice bilindikten sonra kalp ile onun doğruluğu kabul edilecek, yani gönülden ‘âmentü’ denilecek, sonra dil ile bu iman ilân edilecek ve sonra da iman neyi gerektiriyorsa, inanılan ilkeler ne emrediyorsa güç yettiği kadar onlara uyulacaktır.

İmanın en bariz ve kuşatıcı özelliği ‘Allah’a şüphesiz inanma’dır. Böyle bir imanı olan kimse, kopmaz, çürümez ve insanı saptırmaz bir bağla bağlanmış ve emniyet içinde olmuş olur. Sadece Allah diyebilmek, ben Allah’tan korkarım diyebilmek de bu yolun başlangıcıdır.

İman edilmesi gereken esaslara (zaruratı diniyye’ye) inanan kimse iman etmenin şartlarına uymuştur ama, imanın bir diğer amacı da insanı olgunlaştırmaktır. İmanın gereklerini yapanlar yani salih amel işleyenler hem imanlarını olgunlaştırırlar, hem de iman ile hedeflenen amaçlara ulaşırlar. Yani iman kula bir şey kazandırmıyorsa, başkaları bize bakıp imana ve İslam’a özenmiyorsa imanımızda bir noksan var demektir.

İman, şüphe ve tereddüt götürmez. Kalpten gelen Kelime-i Şehadet’le ‘âmentü’ diyen bir kişi, imanın şartlarını kabul ettiği gibi, zarurat-ı diniyye denilen, inanılması gereken bütün maddelere de, bu maddelerin alt başlık ve bilgilerine de iman eder ve şüphe etmez. Bu kısaca şudur; mü’min, Kur’an’ın bütününe iman eder, bir kelimesinden, harfinden dahi şüphe etmez, Peygamberimizden geldiği kesin/sağlamca bilinen bütün haberleri, hükümleri, ilkeleri de inanıp kabul eder. Sonra da bunları hayatında yaşamaya çalışır.

Kur’an’da pek çok âyette iman etmenin gereğinden, iman edenlerin kavuşacakları nimet ve mükâfatlardan, iman etmenin şeklinden ve gereklerinden bahseder, imam edenleri müjdeler, insanları gerçek imana davet eder.

İmanı somut deliller ve beşeri olaylarla tarif etmek mümkün değildir. Çünkü iman içsel bir kıymettir ve diğerlerinin iman hakkında hüküm vermesi bu nedenle mümkün ve doğru değildir. Dahası kul kendisi bile çoğu zaman doğru ve gerçek imana sahip olup olmadığını bilemez. Bu konuda tek söz sahibi muhakkak Allah’tır. O, imanı veren ve bilendir. Takva bu nedenle insanlar arası dünyevi bir kıyas değil Allah katında bir üstünlük derecesidir.

Bu değerlendirmeden çıkan sonuçlar da şunlardır; iman insanın Yüce Allah’a, iç dünyasında kuşkuya yer kalmayacak kesinlikte ve tam bir teslimiyet duyarak inanması demektir. İman Allah’dan başka hiç bir kimse tarafından bilinemez. Bu nedenle iman, ait olduğu vicdanın dışında hiç bir kimse tarafından sorgulanamaz, mahkûm edilemez, herhangi bir hükme bağlanamaz.

İmanın en büyük düşmanı ise imanı yok etmeye çalışan iblisin gayretleridir ki küfür, münafıklık ve şirk şeklinde hayat bulur. Küfür kısaca imanı inkar, münafıklık riya ile inanıyor görünmek ve şirk inkar etmeden başkaca ilahlar yaratarak ilahi iradeyi paylaştırmaktır.

Şirk, bu inançla ölünmesi halinde afsızlığa sebeptir. Küfür dinden çıkmaya sebep, iman cennetlere girmeye nedendir.

Şeytan, yaratılışın en büyük nimeti olan imanı yok etmeye, kulları kandırmaya çalışan, buna yemin etmiş ve kıyamete dek süre almış yalancı cahilin adıdır. Müşrik şeytanın bu fısıltılarına kulak veren, mü’min şeytanlardan imana sarılarak kurtulandır.

Özetle;

İman kelime anlamı olarak sadece Allah’a inanmak, güvenmek ve sığınmak demek olup sadece Allah’a ibadet ve kulluğu, sadece O’ndan beklemeyi ve umut etmeyi gerektiren tam teslimiyet halidir. Yaşamın şartı, varoluşun gerçeği ve fıtrat yeminine sadık olma hali demek olan iman Allah’a, kitaplarına, peygamberlerine, meleklerine, ahiretine ve kadere kalp ile tasdik ederek inanmak ve bunu dille ifade etmek demektir.

İslam ile iman, inanmak ile iman etmek farklıdır. Amel imandan değildir. Bunun tek istisnası İmam-ı Azam örneğinde olduğu gibi zulme karşı direnmektir.

İnkar ve ortaklar tanıyarak inanmak iman etmek değildir.

İman Allah’a güvenmek ve kendisine güvenilen kul olmak demektir.

İman, kalpte yaşatılmadıkça kula cennetleri haram edecek olan en büyük hidayet ve hikmettir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir