Anasayfa / İMAN ESASLARI / İman damlaları / İmanın beş kalesi
imanilmihali.com
İmanın beş kalesi

İmanın beş kalesi

İmanın beş kalesi şeklinde tasvir edilen hasletler hakikati idrak, aldanmamak, farzlara ve sünnete riayet, edep ve terbiye olarak özetlenebilir. Bu beş haslet elde tutulamadığı takdirde imanın korunması güçtür. Burada dikkat edilecek en mühim nokta Kur’an’a uygunluk ve Kur’an önceliğine uymaktır.

İmanın beş kalesi

İman; kalpte yeşeren Allah inancı, akla ve nefse yön veren teslimiyet, muhafazası ve kuvvetlendirilmesi şart olan yaratılış kıymetidir.

İman, tüm amel ve niyetlerin başı, esenlik ve kurtuluşun teminatı, şerre kilit ve hayırlarda en başta olabilmenin adı, huşu ve ihsanın temeli, ahlak ve salih amelin gayesi, ibadetin vazgeçilmezidir.

Fıkıhta denilir ki imanın beş kalesi vardır ve bunlardan biri dahi düşse muharebe kaybedilir ve düşman (şer ve batıl) surlardan içeri hücum eder. Bu beş kaleyi korumak imanı korumaktır.

Bu beş kale;

1. Yakîn (kesin, sağlam, doğru bilgi, bir şeyi kesin, sağlam ve doğru bir biçimde bilme),

2. İhlas (arıtma, saflaştırma, ayırma, katışığını giderme),

3. Eda-yı farz (farzları yerine getirmek),

4. İtmam-ı sünnet (sünnetleri uygulamak),

5. Hıfz-ı edep (edebi muhafaza)dir.

Yakin, yani gerçek bilgi ve bu bilgiye eriş Kur’an ile mümkündür ve fani – baki hayatın çizgisini ayırt eden, güzel ve çirkini fark etmeye yarayan bu kesin ve ilahi bilgidir. Sadece aklın bilemeyeceği vahyi unsurları da içeren hakikatler manzumesi demek olan arı hakikat Yüce Allah’ın İslam ile emrettiği ve vadettiği sonsuz yaşama dair olandır. İmanlı kalp bu bilgiye sahip olmalı ve elde tutarak güçlendirmelidir. Çünkü bu hakikat akıl ve kalbe yerleşemez ise aldanmaya ve kandırılmaya müsait zemin oluşur ve aldatmada usta şeytanlar imanı çalıverir.

İhlas, doğru bilgiye (yakin) sahip olunduktan sonra sabit durma, kanmama, söz ve davranışları Kur’an ve akıl süzgecinden geçirme kabiliyetidir ki kul bu sayede aldanmaktan ve sapmaktan, haddi aşmaktan ve hata etmekten muhafaza olur. Dine giren manevi mikroplarla yaban otlarının temizlenmesi de bu sayede mümkün olur. Hurafelere, örflere, uydurma hadislere, beşeri yorumlara mahkum şekilci İslam Allah’ın dini değildir, başka bir şeydir. Hakiki din İslam ise Kur’an’dadır ve doğru bilgiye sahip, ihlaslı kullar şirk ve tevhid ayrımını yapabilenlerdir.

Farzları yerine getirmek, her müslümanın ilk ve en önemli borcu ve görevidir. Kur’an ile vahyedilen Yüce Allah’ın emir ve yasaklarının tamamı emir mahiyetindedir ve itaati, itimadı gerektirir. Kul bu yasaklardan sakınarak ve tavsiye edilenlere gayret ederek dini yaşar ve akibetini belirler. Farz kelime anlamı olarak da “zorunlu dini amel” manası taşıdığı için terki veya inkarı kabul edilir şey değildir. Bu farzların öncelikle edası her müslümana görevdir ve diğer vacip ve sünnetlerden farklı olarak terki veya inkarı halinde kulu dinin dışına bile çıkararak küfre sevk eder.

Sünnetlere riayet, ayetlerle aydınlanmamış veya hiç bahsedilmemiş özellikle ibadete has konularda (tahrif edilmemiş ve Kur’an’a uygun olmak, en azından Kur’an hilafına olmamak kaydıyla) Peygamberimizin davranış ve ikazlarına uymak demektir ve sözler yani hadisler sonradan bu tanıma dahil edilseler de onlarda aynı kıymete sahiptir. Ancak genel kural ve kaide sünnetin saptırılmamış, tahrif edilmemiş, uydurulmamış olmasıdır ki haşa Peygamberimiz böyle bir şey yapacak asla değildir.

Lakin zalim insan dine ve peygambere yalan söyletmekte pek hünerlidir ve hatta bu hüner sünneti farzların üzerine çıkartmakta bile maharetlidir. Doğrusu farzlara öncelik vermek ve sünnetleri doğruluğuna emin olarak ve imkan ölçüsünde tatbik etmektir. Nitekim sünnetin terki kulu sevap kazanmaktan alıkoyarken dinden çıkarmaz veya günaha sevk etmez. lakin farzın terki veya inkarı dinden çıkmaya sebeptir.

Edebi muhafaza, din içindeki adap ve usullere uymak manasınadır ve ortam, topluluk ve zamana göre değişiklik gösterir. Ayetlerde kısaca izahı bulunan konuya ait boş ve gürültülü konuşmamak, Kur’an okunurken dinlemek, Peygambere can sıkıcı sorular sormamak, Peygamber eşleriyle perde arkasından konuşmak birer örnektir. Cami adabından vaaz ve hutbe edasına kadar geniş bir yelpazede hayat bulan edep ilme ve alimlere değeri de içerir.

Özetle;

Sadece Allah’a teslimiyeti baz alan tevhide taraf olmak, şer ve şeytanlara cephe almak, kanmamak, aldanmamak, Allah ile aldatılmamak, Kur’an istikametinde farzları mutlaka, vacip ve sünnetleri imkan nispetinde yaparak dini ahlak, edep ve terbiyeye sahip olmak imanın gereğidir. Kale ile tasvir edilen bu beş meziyete sahip olunmadıkça iman kamil olamaz ve tam olmaz.

Zayıf tutulan, amelle desteklenmeyen, zulme karşı sessiz kalan iman azalmaya ve zamanla yok olmaya mahkumdur. Surları yıkılan iman ise şer ve şirrete yenilmeye mahkum bir kale gibidir.

Rabbim imanımızı artırsın, imanımıza kuvvet versin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İmandan küfre dönmek

İmanınızı gözden geçirin

İmanınızı gözden geçirin Aşağıdaki 20 soruya samimiyetle cevap verin ve değerlendirmeyi okuyup imanınızın sağlamlığına kendiniz karar ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir