Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / İmanın dört düşmanı
imanilmihali.com
İmanın dört düşmanı

İmanın dört düşmanı

İmanın dört düşmanı kötü arkadaş, terbiye edilmemiş nefis, şeytan ve aşırı dünya sevgisi olarak tasvir edilmiş dört büyük kandırıcı ve caydırıcıdır. Bu düşmanlar imana ve mü’mine tevhidi unutturup şirk aşılamak gayesindeki küfür sevdalılarıdır ve imanı zayıf kullar üzerinde de egemendirler.

İmanın dört düşmanı

İmanın düşmanları elbette Yüce Allah ve Kur’an, Hz. Peygamber, İslam, iman ve tevhid, aleyhine, hilafına, zıddına olan ve çoğu zaman nefis ve şeytandan kaynaklanan batıl, haksız ve yanlış olan her şeydir. Burada yapılan tasnif başlıca düşmanları tasvir etmek ve dikkatleri toplamak için yapılmaktadır.

Fıkıhta bu dört düşman; “Sağda kötü akran/arkadaş, solda terbiye edilmemiş nefsin istekleri, önde dünyaya düşkün olmak ve arkada/ensede ise şeytan” olarak tasvir edilmiştir.

İmanın olduğu kadar mü’minin de düşmanı bu dört bela imanla elenmedikçe, Kur’an ile yoğrulmadıkça, huşu ile savunulmadıkça yenilmesi ve terbiye edilmesi zor düşmanlardır.

Kötü arkadaş ile tanımlanan kimseler bizlere maddi zarar verenlerden ziyade manevi ziyana davet edenler ve din dışılıklarıyla bizlerin de mahvını isteyenlerdir. Öyle ki bir çürük domates bir kasayı nasıl çürütürse fark edilmeyen kötü yakın arkadaş o gruptakilerin tamamını dahi yoldan çıkarmaya muktedirdir.

Yasak ve günahlara davet eden, emir ve sınırları hafife almayı telkin eden, haram ve helali aynı manada kullanmaya gayret eden bu kimseler en imanlı kimseleri dahi kandırmakta ve aldatmada ustadır.

Tedbir alınmadığı sürece bu kimselerin zararlı okları fark edilemeden kalbe girer ve açtıkları şeytani yollar kulu karanlıklara mahkum eder. Bu nedenle arkadaş ve dost seçim, çok önemlidir ki burada en hassas noktalardan birisi kafir ve müşriklerle dost olmamak hatta aynı ortamda bile bulunmamak ve ortak iş yapmamaktır.

Münafıklarda aynı düşman kesim içindedir ki mü’minler ancak kardeştir lafıyla anlatılmak istenen gibi mü’minlerin dostu yine mü’minlerdir.

Terbiye edilmemiş nefis kötülüğü ve düşmanlığı emreder, harama özendirir, haksız olsa da istenen şeyi ne pahasına olursa olsun elde etmeyi fısıldar, haram ve helale uymaksızın servet ve makamlar peşinde koşmayı telkin eder. İlme ve akla düşman, imana zıt nefis fısıltıları, kulu namahreme, gizli şehvet ve hırslara, kibir ve büyüklenmelere sürükler ve mahveder.

Put haline getirilen büyüklenme ve şımarıklık ise nefis putu adıyla şifasız dertler gibidir ve kul farkında bile olmadan kendi dinini yaratır, doğru bildiğinde ısrar eder ve aklıyla yaptığı yorumları dinleştirir. Allah’tan korkmayı önemsizleştiren, beşeri hayata düşkünlüğü özendiren, şeytana hassas hale getiren terbiye edilmemiş nefis yakın arkadaştan da daha beter bir düşmandır.

Kur’an’ın kötülediği dünya değil, zalim insanlarca kirletilen dünya hayatıdır. Sınav için en uygun şartlarda ve mükemmel olarak yaratılan dünya şahaser bir ilahi mucizedir ve güzeldir. Kötü olan daha doğrusu sınav için süslü gösterilenler ise mülkler, para ve servetler, makam ve mevkiler gibi fani aldatmacalardır. Dünyayı sevmek, yasal ve dini sınırlarda şehvet ve hırs duymak dahi mübahtır.

Hatta bu hissiyat özendirilir lakin kötü ve çirkin olan bu sevgiyi abartmak, dünya süslerine fani olduklarını unutarak baki kılıfı geçirmek ve bu süsler için ahireti unutarak cahilce nefes alıp vermektir. Aşırı mal ve servet düşkünlüğü ve doğal olarak mevki ve makam tutkusu kula cazip gelen zaaflardır.

Bunlara aşırı meyil kula, ölümü en büyük tehlike, servet ve lüksleri gaye olarak tanıtır ki hesap ve mizan unutulur, kul dünya için yaşar hale gelir. Bu noktadan sonra da kurtuluş yok gibidir.

Şeytan ise İblisin ahdi yazımızda da uzunca bahsedildiği gibi en büyük düşman ve en kötü yol göstericidir, vaadeden, kandıran ama sonra vaadinden cayandır. Zorlamayan ama süslü gösteren şeytan ve soyu nefsi, kibri, mal ve servetleri, şehvet ve hırsları kullanmada pek maharetlidir.

İnsanları iman yolundan çevirmeye yeminli şeytan ve askerleri dünya sınavının bir parçası olduklarının farkında bile olmayarak kötülük üretmekte, kötülüğü yeryüzüne egemen kılmakta maharetlidirler.

İmanı zayıf olan kullar ise diğer üç düşmanı yenebilseler de şeytan engelini aşmakta zorlanırlar. Çünkü sayısız askere ve silaha sahip şeytanlar kula dört yönden yaklaşır ve tatlı göstererek aldatırlar. Bir zaman sonra kul tevhidden uzaklaşır ve şirk dini mensubu oluverir ki şirk üzere ölmek affedilmeyecek tek suçtur.

Allah ile aldatmada da hünerli şeytan soyu dine ve peygambere yalan söyletmekte de gayet hünerlidir.

Yönler tesadüf değildir

Kötü arkadaş ve çevrenin sağda, nefsin solda, dünyaya düşkünlüğün önde ve şeytanın arka planda sayılması da tesadüf değildir.

Kötü arkadaşa verilen sağ tabiri dost görünen (münafık misali) kimselerin aslında düşman olduklarına, nefsin sürekli kötülüğü emretmesi nedeniyle ahirette defteri verilen nursuzların tarafı olan sol tabiriyle anılmaya layık olduğuna, ileriye ve geleceğe dönük tasvir edilen dünya düşkünlüğünün ön ile tanımlanması insanların hep yarına yönelik yaşadığına ve nihayet şeytanın ensede/arkada tarif edilmesi sinsi ve hain olduğuna işarettir.

Kula, imana ve mü’mine düşman olarak tasvir edilen bu dört büyük etken/varlık/yanılgı imanı zayıflatan afetlerdir ve bunlarla mücadele kulun öncelikli vazifesidir.

Rabbim imanımızı muhafaza eylesin . Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah ile aldatmak

İnsanlığın bir kısmını daima, tamamını bir süre aldatabilirsiniz ama tamamını daima aldatamazsınız. Bu kaide en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir