Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / İmanın gereğini yapmamak iman etmemektir
imanilmihali.com
İmanın gereğini yapmamak iman etmemektir

İmanın gereğini yapmamak iman etmemektir

İmanın gereğini yapmamak iman etmemektir

İman etmek, sadece Allah’a tabi olmak, sadece O’na güvenip dayanmak ve teslim olmaktır. Bu teslimiyet, itikadı, itimadı, samimiyeti ve acizliğin arzını içerir. Yani Yüce Allah’a sözde değil özde inanmak ve güvenmenin adı iman’dır. Bu iman dilde kalırsa İslam’a girmek için elbette kafidir ama mü’min olmanın şartı bu imanı dilden kalbe indirebilmektir.

İslam alemi yazık ki müslüman olmakla yetinen bedevilerle doludur ve bu yüzden de Ortadoğu coğrafyasında kan ve gözyaşı seli asla bitmez.

Çünkü iman edenler, iman ettiğini sananlar, iman ediyormuş gibi yapanlar imanın hakkını vermemekte, gereğini yapmamaktadır ve bunun adı zayıf iman değil imansızlıktır. Yani yüzde doksan dokuz iman iman değildir. Bir hecesi de, bir zayıf nispeti de Allah katında makbuldür ve belki cehennemde ebedi azaba engeldir ama iman denen lezzet sadece cehennemden kurtulma veya sözde kalma veya İslam’a giriş anahtarı olarak tarif edilemeyecek muazzam bir değer ve vasıftır.

İmanı veren ve bilen sadece Allah’tır ve fakat kul ibadeti, ameli ve ahlakıyla, Kur’an’a yönelişi ve Hz. Peygamberi sünneti ve ahlakıyla örnek alışıyla, Allah’ın ayetlerini heryerde görebilme arzusuyla, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini kainatta arayıp bulmakla bu imanı güçlendirir ve amelle besleyerek de canlı ve kuvvetli tutar.

İman, niyetler gibi diğer insanlara malum olmayan bir kıymettir ve takva bu nedenle sadece Allah katında üstünlük derecesidir. Çünkü kalpleri yarıp içine bakmak mümkün değildir ve kula düşen iman ettim diyene inanmaktır.

Ama hesap çetindir ve Yüce Allah dilde kalan imana razı olmayandır.

O halde imanı kalbe indirebilmek ve Allah’tan yardım dilemek lazım gelendir. Nefislerin terbiyesine çalışan insan bilir ki nefsileri temizleyen sadece Allah’tır. İşte dualar, tevbeler, secdeler ile nasip olacak bu temiz nefis ve saf iman bir kez kalbe girerse zaten kulun dünyaya bakışı da değişecek ve imanı yavru kuş gibi o kalpte besleyip büyütmeye çalışacaktır.

İmanın alameti ise elbette kalbin dışa açılan pencereleridir ki bunlar evvela ibadet, ahlak ve salih amel gayreti, sonra iyiliğe hizmet, kötülüğe bulaşmama ve nihayet en erdemlisi olmak üzere şeytanı en büyük düşman bilip, Allah rızası için şerle mücadele etmektir.

Tevhid ve fıtratın da, İslam ve takvanın da temeli ve esası budur.

O halde iman etmekle kalmayıp bunu ispat etmek, hayata yansıtmak gereklidir ki iman nuru sadece biza değil tüm cihana ve özellikle iman kardeşlerine aydınlık versin.

Bu sayılan altı maddenin pek çok alt maddesi olduğu muhakaktır ve lakin insanın herşeye yetmesi de olası değildir. Bu nedenle Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez ve kabiliyet nispetinde elle, dille hiç olmazsa kalple bu inanca yürümeyi çoğu zaman yeterli bulur. Bazen de canlar pahasına cihadı emreder ki kaçanların tüm amelleri boştur ve biat edenlerin geçmiş günahları affolunur.

İmanın gereğini yapmamak iman etmemektir, imanın gereğini yapmaya çalışmak imanın emridir.

İbadet İslam’ın alt başlığı olsa da imanın meyvesidir ve ahlak, iman ve ibadetle olgunlaşan has meyvedir. Salih ameller ise gönül bahçesinin süslü ve mis kokulu çiçekleridir. Bunlar olmaz ise iman kalplerde veya hanelerde sıkışır kalır ve sahibinden başkasına fayda etmez. Oysa Kur’an kişisel mükellefiyet emrederken, toptan kurtuluş dilemektedir.

Keza iyilik etmek, yakın çemberden başlamak üzere dalgalar halinde dışa doğru yayılan saadet çemberleridir ve ana babadan başlayan bu iyilikler, en ücra köşelerdeki iman kardeşlerine dek imkan nispetinde uzanmalıdır.

Kötülükten sakınmak da mü’minin şiarıdır ve pis, günah ve harama el atmamak, fena zanda bulunmamak, kötü söz etmemek, açık aramamak, yalan ve iftiraya bulaşmamak, gıybet etmemek gibi tedbirler mü’mini iman çizgisinde tutmaya devam eder.

Nihayet en mühim hadise ise kötülükle mücadeledir ki bunun dindeki adı cihattır. Cihadı içsel ve dışsal olarak ayırırsak içsel cihat nefis denen düşmana, dışsal cihat dış düşmanlara karşı yapılır.

Nefisle cihad (Cihad-ı Ekber) daha zordur ve şeytanlar ve dünya süslerine rağmen muvaffak olmak gayet zordur. Ama bu iman için şarttır, dış düşmanlara karşı başarılı olmak için elzemdir. Dışa karşı cihad ise kalemle, fikirle, sözle, keşifle, bilimle veya kılıçla yapılır ki Allah yolunda verilen her türlü mücadele cihattır.

İman, aralıksız ve yorulmadan işte bu cihadı emreder ki Allah’ın kanunlarının (sünnetullah) ve sınırlarının (Hududullah) yeryüzüne egemen olması ancak bu şekilde sağlanacaktır.

Yüce Allah kötülüğü yeryüzünden silmeye tek başına elbette muktedirdir ama o ister ki kulları kendi rızası için, Allah adına canlarını ve mallarını orataya koyarak şerre ve şeytana karşı koysunlar.

Allah’ın yardımı da işte bu canı ortaya koymadan hemen sonradır ve Allah’ın orduları (Cundullah) kuşlar, depremler, fırtına veya yağmurlar, melekler vs. şeklinde mutlaka devreye girecek ama muhtemeldir ki o ana kadar mü’minlerin bir kısmı şehit olacaktır. Çünkü Allah kendisine yardım edenlere yardım eder !

İşte bu şehitlik mertebesinin övülmesindeki maksat da budur. Allah yolunda canını ortaya koyanların, o en değerli canı Allah için feda etmesinden daha yüce bir ideal olabilir mi? Elbette olmaz ve yoktur da.

İmanın en yüce mertebesi bu nedenle şehitlik makamıdır ve belki Peygamberlere komşuluk kadar değerli mertebesi vardır. (Doğrusunu Allah bilir.)

Demek ki iman, namaz kılmaktan başlayan şehit olmaya dek uzanan bir seri boyunca ispat ve delil arayışındadır ve Allah amellere de niyetlere de daima şahittir.

Mazeret üretenler, hastalık bahane edenler, korkanlar, cihattan kaçanlar, para verip kurtulmayı dileyenler için imanın varlığına değil yokluğuna şahit olunabilir ki ayetlerin ifadesi de budur.

Daha alt seviyelerde cihada girmeyi dahi göze alamayan, yani haram yiyen patrona işini kaybetmemek adına tabi olan işçinin, tefecilik yapanlara sessiz kalanların, zulüm üretenlere tabi olanların, ehliyetsiz iken işlere tabi olanlara destek verenlerin, eşine ve çocuğuna sokak ortasında dayak atanlarla bir olanların, bebek anneleri görmezden gelenlerin, ayağı kesilen köpek yavrularından dolayı vicdanları titremeyenlerin imanları tamamen risk altındadır.

Doğrusunu elbette Allah bilir ama burada yazılanlar hatırlatma ve öğüttür.

Ahirette çok geç olacak ve iman etme, salih amel üretme fırsatı olmayacaktır.

İman etme, ahlaklı olma, kul olabilme, ibadet etme, salih değer ve fayda üretme bu dünyadadır. Çünkü burası ahiretin tarlasıdır.

Reklamlara, münafıklara, namert şehvetlere, menfaatlere, şeytanlara, makamlara, nüfuslara kanmadan dik durabilmek ve sadece Allah’a güvenip yaslanmak özellikle ahir zamanın sevap dolu pınarıdır. Çünkü ahir zamanda imanı elde tutmak güçtür.

Paraya tapmakta olan insanlık, hesaptan değil ecelden korkmakla çoktan şeytanlara teslim olmuştur. Kur’an ise Allah’a ve imana çağırır.

Ama herkes kendi bacağından asılacaktır.

Rızkı ve medeti Allah’tan değil de başkalarından bekleyenler, şifayı doktordan bilenler için yapılacak pek fazla bir şey yoktur ama hala tevhid aşkıyla yananlar için zaman tevbe ve iman vaktidir.

İmanın gereğini yapmamak iman etmemektir ile kast edilen budur ve imanı veren ve bilen daima ve sadece Allah’tır ama öğüt vermek mü’minlere borçtur.

Bu yüzden iman ediyormuş gibi yapmayın .. iman edin!  Çünkü her şeyi bilen ve gören Bir Allah var.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995 BOSNA’DA TOPLU MEZARLARI ORTAYA ÇIKARAN MAVİ KELEBEKLERİN HİKAYESİ ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir