Anasayfa / BAŞ YAZILAR / İmanın gerekleri
imanilmihali.com
İmanın delilleri

İmanın gerekleri

İmanın gerekleri bizlere imanı yüzeysel değil fakat anlayarak ve yaşayarak ispatı öğretir. Her bir alt konuya ve o konunun alt bahislerine ikna olarak, anlayarak, severek ve kalpten iman etmek lazım gelendir.

İmanın gerekleri

İman, sadece Allah’a kul olma, teslimiyet, güvenme hali, görmeden inanma ve kalpten bağlanma niyet ve duygusudur. İmanın esasları ise malum olduğu üzere altı tanedir ve Allah’a, kitap ve peygamberlere, meleklere, ahirete ve kadere iman şeklinde tasnif edilir.

Bunların tamamına, araştırıp ikna olarak, dinleyerek değil okuyarak, anlayarak ve tam tasdik ederek iman etmek lazım gelir ki bir tanesine veya bir esasın bir kısmına inanmamak imanı tam olmaktan çıkarır ve imanı zedeler, belki yok eder.

Mesela peygamberlere iman bahsinde bazı peygamberleri inkar etmek veya küçümsemek, bazı peygamberlerin getirdiği dini hafife almak, insan eliyle yapılan tahrifleri o peygamber veya kutsal kitaba mal etmek, peygamberlerden bazısının Allah katından olmadığını iddia etmek peygamberlere iman esasının bütünlüğünü zedeler ve imanı sakatlar.

O halde iman edilecek esasların tamamına ve tam olarak iman etmek lazım gelir. Peki her bir esasta nelere ve nasıl iman etmek, neleri bilmek ve tasdik etmek gerekir ki imanın gerekleri tamam olsun? Sırasıyla görelim;

Allah’a iman

Allah’a iman’ın ilk şartı elbette Yüce Allah’ın varlığını, Tek’liğini ve ilim ve kudrete sahip tek ilah olduğunu kabulle başlar. Bunun için de Kur’an’ı anlayarak okumak, ayetleri hazmetmek, manayı anlamaya çalışmak, temiz nefis ve iman için Allah’a yalvarmak, idrak vermesi için Rabbimize dua etmek gerekir.

Yüce Allah’ın en güzel isimlerini bilmek ve tecellisini o isimlerde, sıfatlarda aramak, kainat, beden ve Kur’an ayetlerinde Allah’ı arayıp bulmak Allah’a iman bahsinin vazgeçilmezidir.

Eğlence ve oyun olsun diye değil fakat sınav için var edilen dünya yaşamının gayesini, fıtratı ve misakı akılda tutmak ve bunun için de bunları öğrenmek şarttır. Fatiha suresi ile sürekli tekrar ettiğimiz ahdimize sadık kalmak ise bu imanın gereğidir.

Kutsal kitaplara iman

Başta Kur’an olmak üzere tüm kutsal kitapların, bilinen ve bilinmeyenlerinin Allah katından olduğuna imandır ki bunun da ilk gereği bu kitap ve sahifeleri bilmek ve tanımaktır. Bunların –Kur’an hariç – tahrif edilmiş olması onların Allah katından olduğu gerçeğini asla değiştirmez. Şu an için onların muteberliklerinin Kur’an’a uygunluk şartına bağlı olduğu unutulmadan ve insanlar eliyle tahrif edildikleri bilinerek onlara mesafeli durmak lakin saygıda kusur etmemek lazım gelir.

Kutsal kitapların getirdiklerinin ayrı bir din değil lakin şeriat olduğunu anlamak mü’mine fayda sağlayacaktır ki din tektir ve Allah’ındır ve tevhid dinidir yani İslam’dır. Peygamberlerin şeriatinin farklı olması ise gönderildikleri toplumların azgınlık derecelerine göre değişen helal ve haram oranlarıyla alakalıdır ki bunun hikmeti Cenab-ı Hak’ka aittir.

O halde diğer semavi kitapların getirdiği dini yanılgıya düşüp sanki başka bir din gibi düşünmek hata olur ki söz gelimi Hz. İsa (as) ve Hz. Musa (as)’nın müslüman olmadığını iddia etmek imanı anlamaya engel olur. Diğer tüm peygamberler gibi bunlar da Müslümandır, Allah’a teslim olmuş imanlı kullardır.

Kur’an bu kitaplar arasında son vahyedilen, evrensel ve zaman üstü olan, coğrafyaya bağlı kalmayan, tüm insanlığa ait olan, korunan, tahrif edilmeyen ve kıyamete dek baki kalacak olan sıfatlarıyla son ve doğru olan, muteber ve baki olandır. Yani tüm insanlığın kıyamete kadar ki tek tahrif edilmemiş ve geçerli kutsal kitabı Kur’an’dır.

Bu nimetten istifade de ancak Kur’an’ı anlayarak okumaktan ve hayata yansıtmaktan geçer ki anlamadan okuyanlar veya hiç okumayanlar bu nimetten zerrece istifade edemez.

Peygamberlere iman

Yukarıda kısmen bahsedildiği gibi kutsal kitaplar ve peygamberler farklı birer din getirmemiş aksine tevhidin o coğrafyaya, topluma ve zamana ait dilimine sözcülük etmiştir. Dolayısıyla peygamberlerin tamamına saygı göstermek, adlarını rahmet ve minnetle anmak, onların o zaman dilimindeki gayret ve davetlerine itibar etmek, onların tebliğ ettikleri hakikatlere kulak vermek gerekir.

Çünkü o an için doğru ve şart olanı takdir eden Allah, o peygamberleri gönderme ihtiyacını duyan, rahmetini bu sayede gösteren ve sonraki peygamber ve kitaplara da ortam hazırlayandır.

O peygamberlerin şeriatinin farklı olması farklı din getirdikleri manasına değil fakat toplumun durumlarının farklı olduğuna işarettir.

Yüce Allah elbet zamanı ve ötesini bilen, insanlığın o kitapları tahrif edeceğini çok önceden bilendir ki insanın yaratılış ve kıyamet arası sürecinin tamamını bilen sadece O’dur. O, bu şekilde dilediyse muhakkak bir hikmeti vardır ve bizler için bu hikmetin bilinmemesi o hikmetin var olmadığına delil teşkil etmez.

Yani peygamberleri seçen ve vahiy gönderen Yüce Allah, o peygamberler diliyle kavim, topluluk veya tüm insanlığa aynı mesajı vermiştir ve bu mesajın adı tevhid ve takvadır. O halde tamamı saygıya layıktır ve anlaşılması, sevilmesi gerekir.

Şeriatlerdeki farklılıklar nedeniyle doğal olarak birinin tercih edilmesi gerekir ki bu Hz. Muhammed (sav) şeriatidir yani Kur’an ile vahyedilen İslam’ın tekamül etmiş halidir. Kur’an’a tam teslimiyet ve diğer peygamberlerin sünnet ve kitaplarına ancak Kur’an’a uygunluk şartıyla itibar etmek gerekir. Çünkü o peygamberlerin söz ve davranışları, getirdiği ayetler yazık ki zalim insanlar eliyle tahrif edilmiş, değiştirilmiş ve çoğusu dinciliğe malzeme edilmiştir.

Hz. Muhammed (sav)’in sünnetinin, özellikle hadislerinin bugünkü durumu da buna delildir ve milyonlarca uydurma ve rivayet hadis ve sünnet adı altında müslüman camiaya pazarlanmakta, din alet edilmekte ve insanlar sömürülmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da karşısına hadis veya sünnet diye sunulanları Kur’an ile sorgulamayan, aklı kenara koyan tüm İslam alemi acı ve gözyaşları ile kahrolmakta, ezilmektedir.

Ahirete iman

Ahirete iman bahsinin olmazsa olmazı, sınavı, berzah ötesini, hesap ve mizanı tasdik etmektir ki gayba inanmak, yeniden dirilmeye inanmak, bu dünyanın ahiretin tarlası olduğunu bilmek, cennet ve cehennemdeki sonsuz hayatı tasavvur etmek bu imanın gerekleridir.

Ahirete iman iman bahsinde Allah’a imandan hemen sonra gelir inancındayız ki Yüce Allah’ın var ettiği sistem ve yaratışların boşuna olmadığı, gayeli ve hesap sorulacak olduğu ancak bu sayede anlaşılır. Peygamber ve kitaplar aslında bu iman konusunu vurgulamak ve hatırlatmak içindir.

Ahirete iman edebilmek için tabiatın ve varlıkların ölüp ölüp dirilişlerini, yeni doğmuş yavrulardaki ana özlemini ve annelerin yavrularına şefkatini, çiçeklerdeki kokuyu, görülen ve bilinen her şeyin faniliğini, servet, mal ve evlatların sınav gereği verildiğini, ölmenin yok olmak demek olmadığını, yeniden dirilişin hak olduğunu, yenen hakların muhakkak sahiplerine iade edileceğini, akıl, ruh ve şuurun insana armağan edildiğini, insanın bu hayata iman, ibadet ve kulluk (ahlak ve salih amel dahil) için gönderildiğini anlamak lazım gelir.

Hak ve hukuka riayet, adil olma, tevazu, hoşgörü gibi meziyetlerin öğütlendiği, kibir, yalan ve fesat gibi pisliklerin men edildiği dein içerisinde yapılan, niyet edilen, yarım kalan herşeyin bir karşılığı olacağını bilmek, yenen hakların elbet iade edileceğini görmek lazım gelir.

Bu dünyada fütursuzca yaşayanlar ile imanlı yaşayanlar arasında bir fark olacağına inanmak, iman ve küfür arasındaki farkın bu dünyada da ahiret yurdunda da ortaya çıkacağına inanmak ahirete imanın gereğidir.

Ölümden en çok korkanların niyet ve amelde noksan olanlar olduğu düşünülerek, boşa geçen zaman nedeniyle insanın ziyanda olduğunu görebilmek lazım gelir. Çünkü boş geçen her saniye yitirilen iyilik yapma fırsatıdır.

Bu dünyanın faniliğine, sonsuz hayatın yeniden diriliş sonrası yaşanacağına, cennet ve cehennemin ödül veya ceza olarak sunulacağına, şefaat ve rahmetin sadece Allah’a ait olduğunu bilmek ahirete imanın diğer gerekleridir.

Meleklere iman

Meleklere iman bahsinin olmazsa olmazları meleklerin varlığını, Kur’an ayetlerinde tasvir edildiği kadarıyla; mü’minlere dost olduklarını, nurdan yaratıldıklarını, verilen görevleri sorunsuz ve noksansız yaptıklarını, değişik vazifeler icra ettiklerini, kanatlı, cinsiyetsiz vs. olduklarını kabuldür.

Melekler bildiğimiz kadarıyla; omuz başlarımızda her söz ve davranışlarımızı kaydeden, görmediğimiz halde etrafımızda binlercesi dolaşan, ilahi düzenin devamında etkin rol alan, Arş katında melekler arası hiyerarşik yapı (baş melekler kontrolünde) içerisinde faaliyet gösteren, kabirde, cennet ve cehennem kapılarında vazifeli, şeytanları taşlayan, şeytanlardan koruyan dost varlıklardır.

Melekler müminlere dost iken aynı zamanda kafir, münafık e müşriklere de düşmandırlar. Bunun en güzel örneği de Allah’ın emri ve lutfuyla cihadlarda mü’minlerin iman ordusuna yardım etmeleridir.

Melekler vahye aracı olmakla da, tabiat olaylarını düzenlemekle de, can almakla da, kıyamet ile alakalı görevler almakla da vazifelidir ve bunlar da bize gösterir ki ilahi sistemin muntazam işlemesi Allah’ın yaratması ve ilmi-kudretiyle ve meleklerin verilen vazifeleri muntazam yapmasıyladır.

Kadere ve kazaya iman

Ferdi ve toplumsal kader, varlık ve canlıların kaderi gibi sayısız renkte olan kader anlaşılması zor bir kavramdır. Nitekim peygamberimiz de kader bahsinde çok konuşmamayı tercih etmiş, mahiyete de bunu telkin etmiştir. Ruh ve gayb gibi bir muammayı andıran kader bahsinde önemli birkaç husus vardır ki bunlar bilinmelidir.

Öncelikle kader bir denge mefumudur ki olan, olmuş ve olacak her şey önceden belirlenmiş ve akibeti planlanmıştır. Bu takdir ve hikmet ise Yüce Allah’ındır.

Ezeliyet, Yüce Allah’ın önceyi ve sonrayı bilme kudretidir ki O’nun bilmesi sınavı adil olmaktan çıkarmaz çünkü o maluma tabi olanlarca o şey hala bilinmezdir.

Yüce Allah ilahi yani külli iradesi ile çoğu şeye hükmeder ve tasarlarken diler ki kulları cüzi (kendi) iradeleriyle tercihler yapsın ve bunlardan sorumlu olsunlar. Yani kul alın yazısı denilen kritik ve değişmez kader çizgilerine mahkum iken beşeriyete ait pek çok daha az önemli konuda tercihleri ile vardır. Yani kul bir şeyi ister ve diler, güç kullanır ve cüzi iradesini ortaya koyar. O şeyin gerçekleşmesi ise külli irade sahibi Allah’ın o şeye müsaade etmesi ve gerekli gücü vermesi iledir.

Yüce Allah, kula ne isterse verir ki azgınlık isteyene azgınlık, hidayet isteyene hidayet nasip eder.

Kader değişmez değildir. Yüce Allah’ın sonu bilmesi ona razı olmasını gerekli kılmaz. O, rahmet ve merhametiyle kitaplar ve peygamberler göndererek insanların akibetlerini olumlu yönde değiştirmesini diler, insanlara ayetler, alametler göndererek şeytana değil kendisine kulluk etmelerini ister. Dua ve gayretler elbette ödüllendirilecek olanlardır ve niyetler hesaba dahil edilecek olanlardır. Cehennem için yaratılanlar tabiri bazı insanların cehennem için yaratıldığına değil ancak insanların çoğunun cehenneme gideceklerini Yüce Allah’ın bildiğine işarettir.

Ferdi kader, etrafımızdaki insanların kaderleriyle, toplumun kaderiyle alakalıdır. Bu nedenle iyilik önce Allah’a, sonra etrafımıza ve nihayet kendimize yaptığımızdır ki hep birlikte kurtuluş gerçekleşemez ise ferdi kurtuluşlar çok bir mana teşkil etmez. Allah diler ki kullar ve toplumlar yeryüzünde huzur ve barışı yani İslam’ı egemen kılsın.

Akıl, ruh, şuur ve iman kader bahsinin yan etkenleridir ki eşitlik, özgürlük ve hür irade ile bu nimetler tercihlere ve akibetlere etki eder.

Nihayet kader bahsi Yüce Allah’ın yönetme ve hükmetme gücüdür ki O’nu yaratıp kenara çekilen değil, aynı zamanda yöneten ve sürekli bir iş ve oluşta olan olarak düşünmek lazım gelir. Yüce Allah sürekli bir iş ve oluşta ise de başa gelen her şeyin mimarı ve sahibi O demektir.

Sonuç; Allah’ın izni ve bilgisi olmadan ne bir yaprak yere düşebilir, ne bir kuzu doğurabilir ve bir çiçek açabilir. O halde her şeyi işiten ve bilen Allah’tır ve hiç birşey O’ndan saklı kalamaz.

Özetle;

İman edilecek konular insanlar eliyle altı başlığa ayrılmış olsa da tamamı birbiriyle içiçedir ve birine iman aslında tamamına imandır.

İman edilecek konuların tamamına ve tüm muhteviyatıyla iman şarttır.

Herşeyin başı Allah’a imandır.

İmanı veren, imanı bilen, temiz nefsi, Kur’an’ı ve tüm nimetleri bahşeden O’dur, ilim, mülk ve kudret sadece O’nundur. Dualar, tevbeler, şükürler, huşu ile akıtılan gözyaşları imanın güzelleridir.

Yüce Allah sonsuz rahmet ve merhamet sahibidir.

Rabbim bizleri imandan ayırmasın. Amin!

 

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir