Anasayfa / İMAN ESASLARI / İmanın ispatı
imanilmihali.com
iman

İmanın ispatı

İmanın ispatı salih amel, ibadet ve ahlakladır. İmanın gereğini yapmak insanın görevi, bahşettiği imanın karşılığını beklemek Yüce Allah’ın hakkıdır.

İmanın ispatı

İman, sadece Allah’a inanmak, güvenmek, teslim olmak, ibadet ve kulluk bilinciyle rızkı, medeti, nimeti sadece Allah’tan beklemek ve kalp ile hissedilen bu muazzam sevgi ve sadakati dil ile ilan ve ispat etmektir. Ahiret günü, kader, kitap ve peygamberler, melekler hep Allah’a iman etmekle başlayan huşu içindeki saadet yolculuğunun ara duraklarıdır ve Allah’a iman ile ahirete iman, iman edilecek hususların başlıcalarıdır ki Allah ve ahiret inancı tüm dinlerin de temelidir.

İmanın kimde ne kadar olduğunu bilen, bizlere o imanı veren Allah’tır ve melekler, peygamberler dahil hiç kimse imanımızın derecesini bilemez. Bizlerde imanımızı kimselere ispat etmek zorunda değiliz ve iman muhasebesini tutacak olan sadece Allah’tır ve O, siz aksini de söyleseniz, imanınızın ispatı için bir ömür camiden dışarı çıkmasanız da gerçek imanınızı bilen ve size buna göre muamele edecek olandır.

Artık inanın ve korkun ki iman olmadan, iman kalbe dolmadan, iman sizi kötülüklerden alıkoymadan, iman sizi Allah dostlarına dost, Allah düşmanlarına düşman etmeden mü’min olamaz ve cennetlere giremezsiniz.

Sizleri iman olmadan da şefaat veya aracılar ile cennetlerde devre mülk sahibi yapmaya çalışanların hepsi birer soytarıdır ve bunlar dini çıkarları uğruna kullananlardır. İmanın zerresi bile sizde olursa o halde de ebedi cehennem azabı size haramdır ve inşallah bir süre sonra cennetlere geçersiniz.

Arınmadan, dünyada yapıp ettiklerinizi devam ettirerek, cennet ahlakına sahip olmadan da cennetlere geçişiniz bir hayli zordur. Yüce Allah bir dilemesiyle sizi ve tüm insanlığı dünyevi pisliklerden temizleyecek kudrettedir lakin dünya sınavının şartları ve adaleti gereği kimseler de sonsuz ve sınırsız bir mağfiret beklemesin. O halde iman kulun ilk gayesi olmalı, has ve kâmil olmalı, iman olmadan yapılan hiçbir dini vecibenin jimnastikten öte gitmeyeceği çok iyi anlaşılmalıdır.

İman, kalpte yeşeren inanç filizleri olduğu için ve bunu bahşeden Yüce Allah olduğu için takva derecenizi de en iyi bilen O’dur. Ve O, sizi bu bahşedilen imanın hakkını vererek imanın gereğini yapmanızı ister. Bu yüzden sadece dille söylenen iman ettim cümlesi sizi Müslüman yaparken, bu inancı kalple destekleyemiyorsanız asla mü’min olamazsınız ve cennetler sizin için hayal olarak kalır.

İmanı geliştirmek, muhafaza etmek, kalıcı ve detaylı hale getirmek ise ibadet ve zikir ile, ahlak ve salih amel ile mümkündür ki tahkiki ve icmali iman dediğimiz budur yani hem detaylı hem tamamına koşulsuz, sırf ayetlerle bildirildiği için iman etmek, aklı, ruhu ve kalbi bu maksada hizmet için asker kılarak iman etmek olması gerekendir ki o vaziyette namazlar huşu ile, zikirler gözyaşları ile ve zekatlar düşünmeden ve fazlasıyla eda edilecektir.

Ancak iman kalpte hissedildikten sonradır ki kul kötülükten fersah fersah kaçacak, aksine kötülerle mücadele için kendisinde güç bulacaktır. Ve iman sahibi kesim dost ve düşmanı ayırt edebilecek, beşeri-toplumsal-medeni savsatalara kanmadan, Siyonist oyunlara gelmeden, masonların tuzağına düşmeden imanının peşinden gidecektir.

İman tüm kitap ve peygamberlere inanmak ve Allah elçileri olduklarını kabuldür. İman, ahirette yaşanacak hesap ve mizana koşulsuz itaattir. İman, meleklerin nurdan yapılmış, mahiyeti, cinsleri, kanat sayıları bizlerce bilinmeyen mutlak itaati benimsemiş ve ilahi sistemin devamında rol alan görevli saygıdeğer varlıklar olduklarını kabuldür. Kadere iman, özgür insan iradesi dediğimiz cüzi iradeyi esas alan ve kula sorumluluk yükleyen ama bunun dışındaki asıl iradenin Allah rıza ve emri olduğunu bilmek, ezel ve ebediyeti bilen Yüce Allah’ın sonsuz kudret sahibi olduğunu idrak edebilmektir. Ve Allah’a iman, tüm ilahi sistemin tek sahibi ve yaratanı olan Allah’a eş, ortak, yardımcı yakıştırmadan, O’nun tek ve muktedir olduğunu benimsemek ve bizlere bahşettiği her nimet için sonsuz şükür borçlu olduğumuzu unutmamaktır.

Tüm bu yazılanların bir tekinin, bir tek bölümünde bile yaşanacak tereddüt imanı sekteye uğratır ve şüpheli iman bir süre sonra bizi iman zafiyetine sonra da imansızlığa götürür.

İkilem, iman ile diğer ameli hususları yani ibadet, ahlak, salih amel gibi ikincil eylemleri iman bahsi ile karıştırmaktadır. Şu açıkça bilinmelidir ki amel imandan bir parça değildir. İmanın sonrasında amel gelecek ve kalp salih amel, ibadet ve güzel ahlakın yol açtığı güzelliklerle ferahlayacaktır ama iman ilk ve en önemli adım olarak başlamak demektir. Öyle bir başlamaktır ki bu bu olmadan diğerlerinin hiçbiri makbul değildir. Bu olursa ise kul zaten ilahi emirler dışına çıkmaya heves ve güç bulamaz kendisinde.

Bir kul, iman ettiğini söyleyip sonra ilahi emirlerin aksini yapıyorsa, Allah kelamı ayetlerin aksine davranıyorsa, değişik kılıf ve bahanelere sığınıp ayetlerin hükmünü yasalarla filan sıfırlıyorsa, eziyet ve haksızlıkta sınır tanımıyor, haram ve helal ayırt etmeden kusasıya yiyorsa…

Bir kul, Allah düşmanlarıyla bir oluyorsa, kafirlerle aynı çanaktan yiyorsa, İslam’ı beşerileştirme-sulandırma gayelerine destek olmasa da en azından sessiz kalıyorsa….

Bir kul, zina gibi en büyük günahları, muta nikahı gibi gizli fuhuşları, yetim malı yemek gibi adilikleri, çocuklara taciz ve tecavüz gibi ahlaksızlıkları fütursuzca işleyebiliyorsa… iman konusunda bir sıkıntı vardır.

Vardır çünkü günah işlemek ile iman etmemek farkı çok iyi anlaşılmalıdır.

Bir yanda hem de kendilerince tüm imansızlıklar sergilenirken, öte yanda iman sahibi ama mesela alkol zafiyeti olan birisini dinsiz ilan etmek ve onu afaroza kalkışmak iman zafiyetinin de göstergesidir. Dinde zorlama yoktur, dinsizlikte de. Yüce Allah bile Peygamberine insanları iman konusunda zorlamaması için ikaz etmiştir. Tebliğ ve davet dinin özüdür ve din samimiyet ve muhabbet işidir. Bunca ayet ve delilden sonra inanan inanır, inanmak istemeyen kendisi bilir. Ama hesap günü herkes herkesi görecek ve ya haline şükredecek ya da şeytanlara uyduğu için pişman olacaktır. Ama inanmasa bile birisini din dışına itmek ve kafir ilan etmek kendisini ilah yerine koymaktır ki bu zaten şirk demek olup affı yoktur. Bunun yerine yapılması gereken tebliğ ve davet ile nasihat vermektir. Satırlarımızda ki ana gayede işte tam bu davetten ibarettir.

İhaleye fesat karıştırıp pardon diyemezsiniz. Bu tevbe ile de geçiştirilecek bir suç değildir. Pardon denecek küçük günahlar, imanlı kulların istemeden ve fark etmeden, yanılgı, ihmal ve kasıt dışı olarak işlediği ufak şeyler içindir.

Çocuğa tacizde, banka soymakta, kamu malı talanında haddi aşmış, vebalden korkmayan, ahlak sınırlarının kendisine göre kaleme alan birilerinin toplum ile alay etmesi ise pardon kabul etmeyen amellerdir.

İşte mü’minler örneklerini sayısız kez çoğaltabileceğimiz bu bahsi iyi idrak temelidir ki kalpler ve eller yanlış saflarda yer tutmasın.

Hata ve kusur, küçük günah ve ihmal, tembellik ve üşenme kulu günahkâr yapar ancak tevbe ile temizlenmek inşallah mümkündür. Sonuçta kul, günahın vebalinden ve günah işlemiş olmanın utancından çekinir.

Kusur ve günahları korkusuzca işleyen, alışkanlık ve azgınlıkla kendisini adeta din üstü görenlerin ise yaptıkları küçük günah değil hatta büyük günah bile değil isyan ve meydan okumadır.

İman ayracı işte bu korku veya korkusuzluk halidir ki mü’min bir karıncayı istemeden ezdiğinde günlerce kalp ağrısı yaşarken, münafık ve kafirler ise rüşvet ve gasp ile elde ettikleri haram paraları yine haram mekanlarda çekinmeden ve keyifle yer içerler.

Mü’min Allah ayetlerinin mana ve istikametine göre yaşamak gayretindeyken, müşrikler ayetlerle alay eder ve manasını değiştirmeye çalışır.

İmanlı kul, Kur’an ile hakikate ulaşmaya çalışırken, imansız kul, beşeri kuralları Kur’an ayetlerine tatbike çalışır.

Ve bu aşırı uçlar arasındaki diğer insanlar yani toplumun geniş kesimi ise taraf olmak zorundadır. Doğal olarak kötüleri bilerek veya bilmeyerek destekleyenler kötülerden, iyileri kardeş sayanlar ise iyilerden yanadır.

Ceza ve mükafat ferdidir ve herkes kendi tartısından sorumludur ancak işlenen günah orada kalıyorsa bu doğrudur. Aksine işlenen o günah tüm ülkeye, insanlığa uzanıyor, gelecek nesillere kadar menfi etki ediyor, kalıcı ve toplumda yer edici etki yapıyorsa kurtuluş pek o kadar da kolay değildir. Hele ki haklar yeniyor, eylem zulüm dediğimiz adaletsizlik sınırlarına varıyorsa yenen hakların sayı ve niteliğine bağlı olarak kurtuluş neredeyse imkânsız hale gelir.
Bir kısım insanlar, dini hepten yok sayarak, reddederek, dini sosyal hobi gibi görerek bu gerçeği göz ardı etmeye kendilerini kandırsalar da iman hakikatleri değişmez, çamurla kaplanamaz ve değişmez. Dinler, kitaplar ve peygamberler değişir ama İman değişmez. Çünkü Allah bir, ahiret var ve hesap kaçınılmazdır. Tüm peygamberlerin ilk mesajı bu yüzden iman’dır.

Demek ki dinde bilmemek, habersiz olmak, kandırılmış olmak makbul mazeretler değildir.

Öğrenmek, inancını yüceltmek, hatasından dönmek isteyen herkes en yakın Kur’an’a pekâlâ ulaşabilir ve ilahi hakikate daha ilk ayetten başlayarak hemen temas edebilir.

Bunu reddedenler ise iman lezzetinden, inanmaktan, teslim olmaktan nasipsiz olarak ot gelip saman gitmek üzere, cehennemlik olarak yaratılanlardandır.

İblis, ayetten anlaşıldığı üzere, insanlar hakkındaki sanısında haklı çıktı denmekle, insanların ahir zamanda ve genel toplamda-nihayetinde hakikatten ve imandan uzaklaşacağı bildirilmektedir. İblisin ahdinin, insanları iman yolundan uzaklaştırmak ve batıla mahkûm etmek olduğu hatırlanacak olursa ve koruyucu kalkan olarak Rabbimizin iman zırhını bahşetmiş olması akılda tutulursa ahir zamanı yaşadığımız şu günlerde çok daha dikkatli ve seçici olmak mecburiyeti ortadadır.

Kimse, şeytanlara inanmıyorum, şeytanlara aldanmıyorum, nefsimi kontrol ederim gibi saçmalıklarla kimseyi meşgul etmesin. Yüce Allah, rahmet Peygamberini (sav) bile şeytandan Allah’a sığınması konusunda ikaz ediyorsa, diğer insanların bu aldanmacaya karşı ne kadar hassas olduğu unutulmamalıdır. Şeytan, askerleri, soyu, köpekleri ile, insan ve cinlerden orduları ile sokaklarda, ekranlarda kol gezmektedir. Ve o kadar fazla insanı esir almış haldedir ki dünya kan ve gözyaşından görünmez haldedir.

İlahi sistemin bekası ve hasılası iyiliğin egemen olması üzerinedir ve öyle olacaktır. Çünkü Allah nurunu tamamlayacak ve kıyametle veya kıyametten hemen önce kötülük yerden elbet silinecektir. Yaşanacak muhtemel büyük ve son bir savaş en büyük iman-imansız ayracı olacak, nihayetinde Allah’ın orduları devreye girecek ve batıl yok olacaktır. Lakin o ana kadar pek çok canlar yanacak, pek çok kul şeytana köpek olacaktır.

Önemli olan daha ne kadar süre var bilmediğimiz kıyamet gelmeden, herkesin kendi kıyameti demek olan ecel bizi yakalamadan hakikati görmek ve derhal doğru olan tarafta yer almaktır.

Mucizeler göründükten, alametler ayan beyan seçildikten, ölüm melekleri geldikten sonraki iman bir işe yaramayacağı gibi o andan itibaren kurtulmak ta, sevap işlemek te, salih amel eda etmek te mümkün olmayacağından bizi bekleyen karanlık akibetten kaçmak mümkün olmayacaktır.

Trajikomik olan ise şudur ki, gerek sitemizde ve gerek diğer sosyal ağ sayfalarımızdaki sayısız ikaz ve davete, ikna çalışmalarına ve anlatma gayretlerimize rağmen ve bize benzer sayısız pek çok gönüllü varken insanların batıla doğru altına hücum eder gibi kafilelerle koşuştuğunu görmek içimizi acıtıyor.

Yaşanan bu yüzyıl felaketleri, İslam’a giydirilmeye çalışılan suni kılıflar, kafirlerin dostluk gösterileri, sözde İslam korkusu ve İslam’a karşı cihad ittifakları, İslam’ı terör ile bir manada kullanma gayretleri, müşriklerin baş tacı edilmesi, insanların paraya tamah ediyor olması, birilerinin inatla ve kahkahalarla Allah ile aldatmaya devam etmesi, dini kurum ve kişilerin hakikati dillendirmeye cesaret edememesi, haram ve helallerin birbirine karıştırılması, ahlaksızlığın alkışlanması, dinden habersiz veya dini suistimal edenlerin liyakat ve ehliyetten mahrum oldukları halde yönetimlere talip olması, halkın korkak ve bilgisiz bir halde inançlarını muhafaza ve müdafaaya tereddüt etmesi bu altına hücum benzetmesinin örnekleridir.

Bir tarafta orasını burasını açanlar, bir tarafta evlilik programları, bir yanda insanın timsahtan ürediğini ispata çalışan Kabala Siyonistleri, öte yandan deniz aşırı ülkeleri masonist cumhuriyetler haline sokanlar, bir yanda yedi yaşındaki çocuklara tecavüz eden sapıklar, öte yandan bu tecavüzcüyü mazur gören din adamları, bir yanda kamu malı ve yetim malını savunmaktan aciz adli personel, öte yanda paraya tutsak olmuş bir nesil, katledilen tabiat, içine kapanık ve dağınık haldeki 2 milyar Müslüman…

Cihadı terör, terörü cihad sanan Kur’an’dan habersiz gafiller sürüsü… Çocuk çoluğun rızkını kumarda, at yarışında tüketen aile reisleri, Asr-ı Saadet’ten habersiz İslam gönüllüleri (!), tarafsızlığını kaybetmiş, makamının haysiyetine sadakat göstermeyen görevliler, eşcinseller, lezbiyenler, ateistler, feministler, Budistler, illimunaticiler, CFR’ciler, daha pek çok sapık ve yanlış akıma gönül veren milyonlara insan…

İslam’ın kıyamete dek tek ve son din olduğunu kabule yanaşmayan, diğer batıl ve semavi dinleri de hala mutebermiş gibi savunan, bu sayede Allah’ın emrine karşı geldiği gibi, üstelik bu dinleri İslam’ın üzerine çıkarmaya çalışan bilinçli bir müşrik ordusu…

İmanın geldiği nokta ne yazık ki bu.

Teslim olmak, vazgeçmek, ertelemek, üşenmek yok. Ahir zamanda elde tutulacak en kıymetli hazine imandır ve şeytan ile orduları bu imanı yok etmeye gayret etmektedir.

Kazanan iman sahipleri olacak ve müjdeler inşallah onların olacaktır ama zaman hızlanmış, vakit daralmış ve kıyamet yaklaşmıştır. Kaybedecek vakit yoktur. Zaman tevbe, şükür, secde, ahlak, tevekkül, zikir, mağfiret, daha çok infak ve yardım zamanıdır. İyilik can çekişirken iman sahipleri için bir köşede oturup beklemek diye bir seçenek yoktur.

İmanın varlığı, miktarı Yüce Allah tarafından malum olsa da, imanın gereğini yapmak insanın görevi, bahşettiği imanın karşılığını beklemek Yüce Allah’ın hakkıdır.

İmanlı dostlar, mü’minler kötülüğe dur demek, dille, kalple, elle zulme düşman olduğunu ifade etmek zorundadır. İmanın ispatı inanmakla, inancın gereğini yapmakla mümkündür.

Dilde kalan iman, kendisini ve mazlumları savunamayan iman zayıf imandır ve sahibini bile kurtaramaz. Kuvvetli iman ise tahkiki ve icmali imandır ki sahibini de toplumu da nuruyla kurtarır.

Sayısız örneklerle resmedilen imansızlık hallerini sergileyenlerle araya mesafe koymak iman müdafaasının ilk adımıdır. Bu da Kur’an ile mümkündür. Hakikat ve gerçek din O’ndadır. Hurafe ve rivayetlerden uzak, saf gerçeğin sesi ayetler, nurlu simaları ile hayatı esenliğe ulaştırabilecek tek çaredir.

Diğer her şey bu ilahi kudret ve adalet ekseninde olmak ve kullar Allah’ın dinine yardım etmekle mükelleftir. İslam’ın sosyali, ılımlısı, yumuşatılmışı, perakendesi, toptanı, artısı, eksisi, azı, çoğu, sağı, solu, partisi, takımı yoktur. Din, Allah’ındır ve bakidir.

İman, ruhları kirden kurtaran, hayatı fıtrata tabi ilk haline çeviren, şeytan işi pislikleri zihinlerden ve kalplerden söküp atan, şeytanın zehirli oklarına karşı vücudu müdafaa eden en kuvvetli ilaç ve kalkandır.

İmanlı kulun yapacakları ve yapmayacakları, yapmaya korkacakları ve yapmaktan nefret edeceği haller alenen belliyken riya, gösteriş ve ahlaksızlıklarla münafıklık peşinde koşanlar şunu bilmelidir ki cehennemde münafıkların yeri kâfirlerden de aşağıdadır.

İmanın ispatı

Bu yazıyı okudunuz mu?

İmanın alfabesi

İmanın alfabesi

İmanın alfabesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir