Anasayfa / İMAN ESASLARI / İmanın mezhebi olmaz
imanilmihali.com
imanın mezhebi olmaz

İmanın mezhebi olmaz

İmanın mezhebi olmaz
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün. Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/102-105)
İman; Yüce Allah’ın Bir’liğini ve tek Yaratan olduğunu, kitaplarını, peygamber ve meleklerini, ahiret ve kaderi kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır. Başka bir deyişle iman şeri manasında Hz. Muhammed (sav)’ın din adına getirdiği şeyleri kabul ve tasdik etmektir.
Tanımından anlaşılacağı üzere iman başta Allah (cc), Kur’an ve Hz. Muhammed (sav) olmak inanmak, tasdik etmek, yaşama yansıtmaya gayret etmek ve ahiret yurdunda sıkıntıya düşmeyecek şekilde fani dünya hayatını layıkıyla geçirmeye çalışmaktır.
Yüce Allah iman edenlerin bölünmemesini emretmiştir. Kurtuluşa erecekler imanlı ve iyiliği emredenler olacaktır. İman kardeşliğinin tesis edilmesi için Allah’ın kalpleri yumuşatmasını ve kin güden hatta kanlı olan, düşman olanların iman sayesinde nasıl kardeş haline geldiğini ayet çok güzel bildirmektedir. Kalpleri yumuşatan Allah’tır. Çünkü o iman etmiş İslam gönüllülerinin kardeş olmasını aynı safta olmasını dilemektedir.
İslam ise; şartlarından belli olduğu üzere bu imanın gerektirdiği, son, tam ve mükemmel dinin adıdır ve imanın yanı sıra ibadet ve ahlakı da kapsar.
“…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim….” (Maide 5/3)
Allah’ın dini de, iman da tektir, doğrudur, tamdır, tek parçadır.
İman yani inanmak meselesi başta Allah’a, Peygambere ve Kur’an’a sonra ahirete, meleklere ve kadere olduğu için inkârı mümkün değildir ve hangi Müslümana sorsanız imanı bu şekilde tarif ve itikat eder.
Din yani ibadet bahsi ise biraz karışıktır.
Yüce Allah’ın dini Peygamberimizin vefatından sonra değişik mezhep, tarikat ve cemaatler elinde parçalara ayrılmış vaziyettedir. Her biri bedeni ve mali ibadetlerden dinin yaşama yansıtılmasına kadar fıkhi meselelerde değişik görüşlere sahiptir. Bu ayrımlar çoğu zaman dişin kovuğunu doldurmasa da bazı konularda farklar bir hayli büyüktür.
Sorun şudur ki başta mezhep imamları olmak üzere tüm mezhep cemaati aynı Allah, aynı Kur’an ve aynı dine tabi iken bu ayrımlar nereden kaynaklanmaktadır?
İslamiyet sadece Hz. Muhammed (sav) Peygamberimizle icat olmuş bir din değildir. Fıtratın dini, tevhidin dini, insanlık tarihinin dini İslam’dır. Ve İslam’ın başlıca üç kaynağı Allah (cc), Kur’an ve Hz. Muhammed’dir.
Mezhepler arası farklar, bu üç kutsal değer arasındaki farklardan doğamayacağına göre nereden doğmuş ve dinin özüne ne kadar hitap edebilmiştir? Peygamberimiz zamanında mezheplerin vuku bulması mümkün müdür?
Mezhepsel ayrılıklar Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkmış ve maalesef İslam camiasını gruplara bölmüştür.
“Yahudiler yetmiş bir (71) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Hristiyanlar yetmiş iki (72) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Bu ümmet de yetmiş üç (73) fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehenneme girer.”(Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace,Fiten, 17; İbn Hanbel, 2/332).
Bu cehenneme gitmeyecek olan fırkanın hangisi olduğu aslında çok açıktır. Bu fırka hiçbir mezhep, tarikat, cemaat değil bizatihi tevhid dininin yılmaz takipçileri, iman gönüllüleri, Allah-Kur’an –Hz. Muhammed sadakatinde ileri gidenlerdir.
Asr_ı Saadet dönemi İslamiyet’i yaşamaya çalışan dürüst, tevazu sahibi, fedakar, sadece Allah’tan uman, kulluk ve hayırlarda yarışmaya gayret eden, vera, zühd sahibi, Allah’ın sınırlarına riayet etmeye gayret eden mü’minler güruhudur.
Bu fırka İslam’ı binlerce yollara ayırmaya özendirenlere hayır diyen, özüyle sözüyle sadece Allah’ın farzları ve Peygamberin sünnetlerini izleyen, kişi ve eserlerin Kur’an üzerine çıkmasına müsaade etmeyenlerdir.
Bu fırka dinci veya dindar etiketini elbisesine değil kalbine yerleştiren, riya ve gösterişten uzak, ibadeti yalnızca Allah için yapan guruptur.
“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat 49/10)
Mezhep, tarikat ve cemaat ayrılıkları dinin en doğrusunu yaşamak adına saygın alim ve hocalar tarafından teşkil edildiyse de dinin de imanın da mükafatını verecek olan Allah’tır. Kul kalbi ile ihsanı ve aklı ile doğruyu seçecek ve dağ başında bile olsa Allah’ı zikrederek bulacak kapasitede yaratılmıştır. Kaldı ki Peygamberi gibi yüce bir şahsiyet ve Kur’an gibi sapasağlam bir kaynak kendisine Allah yolunda rehberlik etmekte, ışık tutmaktadır.
Ramazan ayında diş dolgusu yaptırmak orucu bozar mı tartışması imanı zedelemez, kulların Allah sevgi ve korkusunu etkilemez. Dahası o mezhebin o işi helal veya haram kılması hakikati değiştirmez. Aslolan niyettir. Ameller niyete göre olduğundan kulun masumiyet karinesi ile işleyeceği amellerden hasıl olacak günaha da umulur ki Rabbimiz bağışlama getirecektir.
Ve en önemlisi dinde tarikat, cemaat ve mezhep farkları olsa da imanın böyle bir istisnası yoktur ve olamaz. Bu; imanın tam, sağlam, sürdürülebilir olması demektir. Müslümanım diyen herkes imanı kalbinde yaşatmak ve diliyle ifade etmek zorundadır ki imanlı kimsenin kötü niyet ve aldatmacalara meyletmesi zaten mümkün değildir. İmanlı kalplerin yapacağı ufak hata ve kusurları da zaten İnşallah Rabbim affedecektir.
Bu nedenledir ki ibadetlerin farz olanlarının bile kazası ve kefareti mümkündür ama imanın ne kazası vardır ne kefareti.
Böyle olunca tüm İslam âlemi mezhebi, tarikat ve cemaati ne olursa olsun iman etmek ve kardeş olmak zorundadır. Çünkü mü’minler ancak kardeştirler. Bu kardeşliği bozmaya çalışan ise büyük günah işler. Yani diğer mezhepleri Müslüman olmamakla suçlamak iman etmedikleri anlamına da gelir ki küfre girer. Küfürdür çünkü imanın kimde olduğunu sadece Allah bilir ve takva yeryüzünde insanlar arası değil Allah katında bir üstünlük derecesidir. Ne Müslümanlık ne Takva konusunda hiçbir beşerin ahkâm kesme hakkı yoktur. Peygamberimizin bu hususta ne kadar hassas davrandığını göz önünde bulundurursak bir Müslümanı kâfir veya gayri müslim diye nitelemenin bizzat küfür olduğunu da anlarız.
Bu durumdayken İslam’ı asıl bölenlerin araya ayrımlar sokmaya çalışanlar olduğunu da anlarız. Dini bölmeye çalışan bu insanlara verilecek cevabımız olmalıdır ve Allah bozguncuları hiç sevmez.
Ama insan nankör, zalim ve cahildir. Peygamberi ve Kur’an sapasağlam duruyorken bir kişinin dediğine daha çok itibar eder ve bir yazılı eseri Kur’an üstü ilan ediverir. Hatta biri çıkar bana Peygamberin vefatından yıllar sonra vahiy geldi ben şu yenilikleri getirdim der de insancıklar inanıverirler. Bilmezler veya bildikleri halde aldanırlar ki Hz. Peygamber son peygamberdir. Ve vahiy sadece Peygamberlere gelir. O kişiye bir şeyler gelmişse bu ya rüya ya hayaldir ki her ikisinin de vahiyle alakası yoktur ve ilahi olmayan bu şeylerin dini değiştirmesi mümkün değildir.
İnsan aklını, kalbini yoklamak ve hakikati bulup imanını muhafaza etmek, dinini bir arada tutmak, ahlaklı olmak zorundadır. Şefaat ve rahmet Allah’ın ellerindedir. O’nun izni olmadan kim şefaat edebilir. Siz bilmeyerek hata yapıyorsanız sizi ceza veya affa götürecek yine Allah’tır.
Son söz; hiç olmamasını arzuladığımız dindeki ayrılıklar İslam’ı zayıflatan ayrılıklardır. Bu hassas ayırım birilerinin bu ayrılıkları kaşıyarak İslam’ı bölme gayretidir ve mü’minler bu kışkırtmalar ile eski cahiliye dönemlerindeki gibi Müslüman kardeşine düşman olurlar. Kışkırtan, aldatan kimdir? Herkes iman ediyorken dini bu hale kim getiriyorsa suç onundur.
Bu arada kandıran kadar aklını kullanmayıp kananın da suçlu olduğu açıktır.
Çünkü dinde zorlama yoktur.
Tebliğ etmek Peygamberimize hesap sormak Yüce Allah’a düşer.
Karşınızdakinin yanlış yolda olduğu alenen belli bile olsa onu zorlamak İslam’a yakışmaz. Çünkü Allah dileseydi herkes iman ederdi. Herkes ibadette ahlakta örnek olurdu. Ama Allah böyle dilemiştir. Aydınlık yanında karanlık mü’min yanında kâfir de olacaktır ki dünya bir sınav olabilsin.
Mühim olan kanmadan, tevhidden ayrılmadan, imanı yaralamadan bu fani hayatı geçirmek ve sağ salim ahiret yurduna göçmektir.
İmanın ne mezhebi olur ne tarikatı. İman tam, doğru ve sağlamdır.
Allah herkese sağlam iman ve tevhid nasip etsin. Allah herkese din kardeşini, mü’min kardeşini kardeş görebilmeyi nasip etsin. Allah düşman arayanlara gerçek düşmanların kimler olduğunu görmeyi nasip etsin.
Amin.

 

İmanın mezhebi olmaz

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır Başlık bu olunca akıllara hemen Müslüman devletlerdeki milyarlarca insan gelir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir