Anasayfa / İMAN ESASLARI / İman damlaları / İmanın paragraf araları
imanilmihali.com
İmanın paragraf araları

İmanın paragraf araları

İmanın paragraf araları Kur’an ayetleriyle bildirilen iman nimet ve lezzetinin mahiyet ve hükmüne dair mü’minlere bir hatırlatmadır. Çünkü iman hafife alınmayacak, dille savuşturulamayacak kadar mühim ve elzemdir.

İmanın paragraf araları

İman; Yüce Rabbimiz Allah’ın tek ve muktedir oluşuna, ahiret gününe, kutsal kitaplara, peygamberlere, kader ve kazaya, meleklere inanmak, bu inancı kalp ile tasdik, dil ile ikrar (yani ifade etmek) etmektir.

İslam’ın şartları dediklerimiz ise aslen ibadetin şartları olup ilki iman etmektir. İslam olmak için gereken şey iman etmek, bunu hayata geçirmek için gerekli olansa kelime-i şehadeti sadece dille ifade etmektir.

Daha derin manada ise inancı dil ile söylemek Müslüman olmak için yeterken, kalpten hissetmemek ve hayata yansıtmamak iman edilmediğini yani mü’min olunmadığını gösterir.

İmanı yürekte yaşamadan İslam’ı yaşamaya çalışmak, zamanımızın en büyük illeti olduğundandır ki İslam bugün kan ve gözyaşları içindedir.

Sokaktaki insanın İslam ile yetinmesi, mü’min olmak için imanın paragraf aralarını bilmek ve uymak zorunda olduğunun söylenmesi alimlerin görevi iken alimlerin yani din ve din dışı bilimle uğraşanların vebalidir. Çünkü cennete sadece iman edenler girecektir.

İmanı sadece İslam’ın kitap, peygamberinden ibaret sanarak, Allah’ı sadece Müslümanlara dost sanarak, melekelere iman ne demek bilmeden, iman etmiş sayılmayacağı içinse cennet kapıları sonuna kadar açık ve bizi bekliyor olmayacaktır.

İman Hak ve haktır

Açıklamak gerekirse; imanın satır araları tüm peygamberlerin ve kitapların hak olduğunu, Allah tarafından gönderildiğini ama İslam’a gelenleri hariç tahrif olduğu, sözleri yanlış aksettirildiği için artık hak ve muteber olmadığını kabuldür. Hiçbir peygamberin Allah’ın oğlu olmadığı özellikle vurgulanacak bahistir.

Yine kader ve ahirete iman ancak Kur’an’da yazılı haliyle mümkündür. Ahiret, hesap ve mizanın sadece ruhlar alemi olmadığına itimat etmek, dirilişin hak olduğunu kabul etmek ahirete imandır. Kadere ve kazaya iman ise cüzi irademiz ile işlediğimiz şeylere külli irade sahibi Yüce Allah müsaade etse bile sorumluluğun bizde olduğunun bilinmesi, kaderin yani akıbetimizin Rabbimizce biliniyor olması, ancak dua ve ibadetler ile akıbetimizin değişmesi için Rabbimize yalvarmamız gerektiği, kaderimizde yazılı şeylerin hayata geçmesinin ise kaza olduğunun bilinmesi ve kazalara karşı iman sahibi insanların sabır ve şükür göstermesi gerektiğinin bilinmesi kabulüdür.

Meleklere iman ise onların Allah’ın kızları, kanatlı uçan dişiler, güçsüz-insandan aşağı varlıklar kabullerini reddetmekledir. Onların içinde o denli yüce ve şerefli olanları vardır ki insanlardan yüce olması da muhtemeldir. Onların nurdan yaratılmış olmaları ve görevlerine sadık ve hatasız olmaları bizim için itikad konusudur.

Allah’a iman bahsi ise “sadece Allah’a kulluk ve ibadet” kelimesi ile bütünleşmiştir. Yani O’nun yerine veya O’nun yanına birilerini koyduğunuz anda Allah’a iman zedelenmiş demektir.

Bu altı bahisten bazılarına iman edilmesi diye bir şey asla yoktur. İman; bunların tamamına, tüm kalple inanmak, tasdik etmek, hayata yansıtmak ve dil ile de ifade etmektir ki mü’min bu altı iman bahsini kabullenen ve ona göre yaşayandır.

Tereddüt, kulaktan doğma bilgiler, kalpteki itimadın eksik olması gibi şeyler imanı zayıflatan şeylerdir.

İman edilecek şeylerin tamamına kusursuz olarak iman etmek elbet zordur ve temin edecek olan sadece Yüce Allah’tır. Ancak ödüllendirilecek olan da inşallah bizlerin âcizane gayretidir.

İslam’a girmek için sadece kelime ile söylenebilecek bu iman kişiyi Müslüman yaparken, bunların tamamına ve yürekten inanmadıkça kimse mü’min olamaz.

Bunlara inandığını, tasdik ettiğini, mü’min olduğunu söyleyenler ise asla bunlara aykırı söz ve davranışta bulunamaz. İmanın paragraf aralarını hazmetmiş, benimsemiş ve hayatına yansıtabilmiş mutlu kullar için inşallah şefaat ve Allah rızası da gerçekleşecektir. Eğer bu ifade ve inançlar gerçek değilse de zaten onu ilk bilecek olan, bize şahdamarımızdan daha yakın olan Rabbimiz Allah’tır.

Günümüz mü’mini, kendisini iman etmiş sayarken Kur’an’ın hükümleri dışında bir hayat sürmekte, mü’minler yerine gayri müslim ve münafıkları dost edinmekte, haksızlık ve zulümlere sessiz kalmakta, haramlardan yeterince kaçınmadığı gibi, günahların sonuçlarından da yeterince çekinmemektedir.

Riya ve gösterişin egemen olduğu İslam âleminde para ve güç tutkusunun satın aldığı bedenler insanların korkusu ile imandan vazgeçtiğini söyleyemediği için de münafıklık sokaklarda diz boyu kol gezmektedir. Yani kâfirler, kafir olduklarını söyleterek menfaat kaybı yaşamaktansa münafıklık ederek dünyalıklarını kurtarma gayretindedir. Oysa münafıkların yeri cehennemde kâfirlerden de aşağıdır.

Müşrikler ise çoğusu farkında olmayarak, azı bilerek ve isteyerek şeytana hizmet ederken, dişi cinlere, kişilere, dünyevi varlıklara tapmakta, aracı ve şefaatçiler edinmekte, sihir-büyü gibi illetlere dalmakta, birilerinin helal ve haramlarına aynen uyarak onları ilahlaştırmaktadır. Yine yazık ki bu kimseler Kur’an’ı yaşam dışına iten, muteberliğine leke süren, inançsızlıklarıyla ve özellikle de bilimi kullanarak tevhid dinini yok etmeye çalışanlardır.

Yahudilerin dünyanın inançsızlaşmasına dair vebali tüm toplumlardan büyüktür. Siyonizm bahsi hatırlanacak olursa kara büyü kitabı kabala tutsağı Yahudi Siyonistler tüm dünyayı şeytana tapar, paraya kul ve sürülecek davarlar haline getirmeyi istemekle, ilahi iradeyi külliyen bertaraf edeceklerini sanmaktalar. Bir yere kadar da başarılı oldular da.

Lakin Hristiyan dünyasını hemen hemen ele geçirmiş olsalar da karşılarında hala Müslüman camia vardır ve Kur’an terk edilmedikçe de Müslümanlık ayakta kalacaktır. Zaten bu yüzden değil midir ki Yahudilerin ilk hedefi Kur’an’ın anlaşılmadan okunmasını sağlamaktır.

Onların (Siyonistlerin) muazzam sinsi gücü ve istikrarı, hakikati kalplerine danışmadan sadece aklederek bulmaya çalışanları elbet cezbedecektir ve etmektedir de. Kur’an hidayetinden mahrum insanlar bunlara kapılacak ve onlara hizmet eder hale elbet gelecektir.

Sonuçta insan en büyük, en güzel, en doğru, en son ilahi kitap Kur’an ve İslam ile müjdelenmiş olarak batıla yenik düşmemek mecburiyetindedir. Allah yolundan sapmasına hiçbir mazeret olamaz ve olmayacaktır. Allah ne eli sıkıdır, ne zalim. Ama insan, zalim, cahil, aceleci ve nankördür. İnsan hep ister, hemen ister, karşılıksız ve yorulmadan ister. Bu isteklerini birileri karşılayınca da ona ibadet eder hale gelir ve yoldan çıkar.

Oysa Allah rızkı ve nimeti tek veren, dilediğine dilediği ölçüde nasip edendir. O’nun acelesi yoktur. Kulun duasına hemen cevap verme mecburiyeti de yoktur.

Ama insan ümit keser, umutsuzluk ve korkuyla hemen dönüverir. Kaderin kazası halinde canı tehlikedeyse Allah’a dua ederken, tehlike geçince sözünü unutur. Bolluk içindeyse başarıyı kendisinden bilir, bolluk kaybolunca ise Rabbini cimrilikle suçlar.

Allah bizi bizden iyi tanıyandır. O, hesap günü zerre kadar haksızlık yapmayacak, amel ve günahları minicik olsa da zayi etmeyecek olandır.

İmanın paragraf aralarının tamamı Allah ve sistemine aittir. Bu yüzden araya başkalarını, başka şeyleri, başka yorumları sokmak haddi aşmak, azmaktır.

İmanın bu satır araları işte mü’minin istikametleri, kilometre taşlarıdır.

Sadece İslam olmayı yeterli görenlerin alacakları mükâfat ta sadece amel ve inançları kadar olacaktır.

İman, kalp ile hissedilmediği, sadece sözde kaldığı içindir ki bugün din adına kötü şeyler yaşanmaktadır. Bu hata ve kusurları mü’minlerin işlemesi küçük ihtimaldir. Ama Müslüman kesimin dini ve imanı tanıyamamasından da kaynaklanan cehaletle imana zarar verir hale gelmesi, şeytana arkadaş olması her zaman mümkündür ve şeytanın ilk hedefinde de hep bu yarı imanlılar vardır.

Gerçektir ki şeytan dinden tamamen uzak kalanlara bulaşmaz. Onun hedefi dini yarım yamalak yaşayan gafillerdir.

Dinsiz yaşadığını sanıp hakikati külliyen reddedenler zaten kendisi gibi cehennemlik olacaktır. Bu yüzden ateist geçinenler ile işi yoktur şeytanın. Ama şeytanın işi cehennemde yalnız kalmamak ve insanı Rabbi gözünde mahcup etmek isteği ile tek arzusu yarı imanlıları kendisine tapar hale getirmektir.

Şeytanın en son hedefi iman sahipleri olsa da, onlar Allah korumasında olduklarından şeytan mü’minlere dokunamaz. Zaten dünya nüfusunda çok az sayıya sahip bu kulları kandıramasa da ahiret günü Rabbimize insanların çoğunu kandırdığı iddiası ile böbürlenecek kadar yanına insan toplamış olacaktır.

Kul, ahiret günü hangi saflarda olacağına bu dünyada karar verecektir. Alnı ak, defteri sağdan verilenlerden mi?

Yüzü kara, boynu eğik, defteri solundan verilenlerden mi?

İman, tüm tehlikeleri bertaraf eden, hak yoldaki adımları sağlamlaştıran en temel ilke ve en ilahi yasadır.

Bunun azı, benzeri, özeli, meselası olmaz. İman, Allah ve sistemine ait sarsılmaz inanç ve tutkudur. Akıl ve sevgi ile bütünleşmiş bu iman her türlü derdin çaresi, her güzelliğin anahtarıdır.

Mü’min imanda kalabilmek adına, Müslüman mü’min olabilmek adına Kur’an’a dört elle sarılmalı, Rabbimiz Allah’tan iman ve ihlas dilemelidir.

Satır araları, paragraf içleri es geçilerek mü’min olunamayacağı için kul imanı tanımak ve tabi olmakla mükelleftir.

Rabbim herkese saf iman nasip etsin.
Amin!

İmanın paragraf araları

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman, mü’minin her şeyidir.

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR İnandığımızı iddia ederken yerine getirmediğimiz mükellefiyetler veya hepten inanmadığımızı beyan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir